Kendini Değiştirmeyen Ahiret Yurduna Varamaz
(Kar©glan’ın 29 Şubat 2020 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
يَٰعِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ ٱلْيَوْمَ وَلَآ أَنتُمْ تَحْزَنُونَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَكَانُوا۟ مُسْلِمِينَ ٱدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ أَنتُمْ وَأَزْوَٰجُكُمْ تُحْبَرُونَ يُطَافُ عَلَيْهِم بِصِحَافٍ مِّن ذَهَبٍ وَأَكْوَابٍ ۖ وَفِيهَا مَا تَشْتَهِيهِ ٱلْأَنفُسُ وَتَلَذُّ ٱلْأَعْيُنُ ۖ وَأَنتُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ وَتِلْكَ ٱلْجَنَّةُ ٱلَّتِىٓ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.
Yâ ibâdi lâ havfun aleykumul yevme ve lâ entum tahzenûn. Ellezîne âmenû bi âyâtinâ ve kânû muslimîn. Udhulûl cennete entum ve ezvâcukum tuhberûn. Yutâfu aleyhim bi sıhâfin min zehebin ve ekvâb(ekvâbin), ve fîhâ mâ teştehîhil enfusu ve telezzul a’yun(a’yunu), ve entum fîhâ hâlidûn. Ve tilkel cennetulletî ûristumûhâ bi mâ kuntum ta’melûn.
(Sadakallahül Azîm, Zuhruf Suresi, 68-72. Ayetler)
---oOo---
Peygamber Efendimiz’den (s.a.v) Bir Hadis:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
لاَ يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّابًا وَلَهُمْ رِزْقَهُمْ فِيهِمَا بُكْرَةً وَعِشِيًّا
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.
Lâ yesmeûne fîhâ lağven ve lâ kizzâbâ(kizzâben), ve lehum rızkuhum fîhâ bukreten ve aşiyyâ.
Meali: Onlar (cennet halkı) orada ne boş bir söz ne de bir yalan işitirler. Onlara orada sabah akşam rızıkları vardır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu ayeti okuduktan sonra şöyle buyurdu:
“Cennette gece yoktur. O ancak bir ışık ve nurdur. Sabah akşamlar, birbirinin üzerine gelir. Onlara hediyelerin en kıymetlileri, dünyadaki namaz vakitlerinde Allah tarafından ulaştırılır. Melekler onlara selam verirler.”
(Hadis-i Şerif)
Alimler bu konuda şöyle demişlerdir: “Cennette gece ve gündüz yoktur. Cennet ehli ebedi bir nur içindedirler. Gecenin gündüzden ayırımı ancak perdelerin sarkması ve kapıların kapanmasıyla anlaşılır.”
(Kurtubî, Ahkâm’ul-Kur’an, c. 11, sh. 127 vd.)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd."
---oOo---
Yolculuğumuza başlıyoruz:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.
“Bilerek inkâr edenden daha zalim kim olabilir ki?”
(Sadakallahül Azîm, Kur’an-ı Kerim’den bir ayet)
---oOo---
I. MESELE: Nüfus ve Denge Meselesi
Bazı çevrelerde, insan nüfusunun fazla olduğu ve bu yüzden doğanın bozulduğu gerekçesiyle nüfusun 500 milyona düşürülmesi gerektiği gibi yanlış bir görüş vardır. Oysa Allah, yarattığı her şeyde olduğu gibi nüfus konusunda da bir denge (mîzan) yaratmıştır.
Tıpkı elimizdeki bakteriler gibi düşünelim: Elimizi yıkamadan önce milyarlarca bakteri varken, sabunla yıkadığımızda iyi bakteriler kötü bakterileri yok eder ve el temizlenir. Ancak bir süre sonra dışarıdan yeni mikroplar alırız ve süreç yeniden başlar. İşte bu, Allah’ın koyduğu doğal dengenin bir örneğidir.
Hz. Adem (a.s) zamanında insan ömrü çok uzundu ve insanlar iri yapılıydı çünkü nüfus azdı. Günümüzde nüfus arttıkça ömürler kısaldı. Allah, otomatik bir düzen içinde nüfus dengesini korumaktadır. Doğum ve ölüm, bu dengenin iki temel direğidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Cennette cennet ehlinin çocukları olmaz.”
(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Cennet 23, 2566)
“Cennette mümin, çocuk arzu ettiğinde, hamli, doğumu ve yaş alması bir anda oluverir.”
(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Cennet, 23; İbn Mâce, Zühd, 39)
Demek ki cennet hayatında neslin devamı gibi bir durum söz konusu değildir. Allah, dünyadaki nüfus dengesini kendi koyduğu kanunlarla korumaktadır. İnsanın bu dengeye müdahale etmeye hakkı yoktur. Unutmayalım ki, iyiler çoğaldıkça kötüler azalır, kötüler çoğaldıkça iyiler azalır. Tıpkı gece ile gündüz, yaz ile kış gibi. Ne zaman ki insanlar Allah’ın koyduğu bu dengeye müdahale etmeye başladı (iklimle oynama, gen teknolojileri gibi), işte o zaman doğal denge bozuldu.
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
ٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ بِحُسْبَانٍ وَٱلنَّجْمُ وَٱلشَّجَرُ يَسْجُدَانِ أَلَّا تَطْغَوْا۟ فِى ٱلْمِيزَانِ
Eş şemsu vel kameru bi husbân. Ven necmu veş şeceru yescudân. Ves semâe refeahâ ve vedaal mîzân. Ellâ tatgav fîl mîzân.
Meali: “Güneş ve ay bir hesap iledir. Yıldızlar ve ağaçlar secde ederler. Göğü yükseltti ve mizanı (dengeyi) koydu. Sakın dengeyi bozmayın.”
(Sadakallahül Azîm, Rahman Suresi, 5-8. Ayetler)
Allah, her şeyi bir kader ve ölçü ile yaratmıştır. O’nun koyduğu dengeyi bozmaya kimsenin gücü yetmez. Ancak insan, kendi eliyle bu dengeyi bozacak fiiller işleyebilir. İşte bundan sakınmalıyız.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ شَرِيكٌ فِى ٱلْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَىْءٍ فَقَدَّرَهُۥ تَقْدِيرًا
Ellezî lehu mulkus semâvâti vel ardı ve lem yettehız veleden ve lem yekûn lehu şerîkun fîl mulki ve halaka kulle şey’in fe kadderahu takdîrâ.
Meali: “O, göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olandır. Çocuk edinmemiştir. Mülkünde hiçbir ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış ve ona bir kader takdir etmiştir.”
(Sadakallahül Azîm, Furkan Suresi, 2. Ayet)
---oOo---
II. MESELE: Hayvanların Akıl ve Hafızası
Bazı insanlar, “Kendine düzenle alet yapabilme yetisi sadece insanda vardır, hayvanlar bunu çok az yapabilir” derler. Oysa bu düşünce tam doğru değildir. Hayvanlar, bizim gibi ellere ve ayaklara sahip olmadıkları için bazı şeyleri yapamıyorlar. Ama onlar da düşünebilir, iyi ile kötüyü, tehlikeli ile tehlikesiz olanı ayırt edebilirler.
Kur’an-ı Kerim’de Hz. Süleyman ile Hüdhüd kuşu kıssası bunun en güzel örneğidir. Hüdhüd kuşu, Hz. Süleyman’a Sebe kraliçesi Belkıs ve onun kavmi hakkında detaylı haber getirmiştir. Bu, hayvanların da bir idrake sahip olduğunu gösterir.
Ayrıca hayvanların ömürleri bazı türlerde insanlardan çok daha uzun olabilir. Örneğin kargaların yüzlerce yıl yaşadığı rivayet edilir. Demek ki onların küçücük beyinlerinde, yüzyılları kaydedebilecek bir hafıza kapasitesi vardır. İnşallah ahir zamanda hayvanların dili çözülecek ve onlardan çok şey öğreneceğiz.
---oOo---
III. MESELE: Fıtrat ve İnsanlık Yolculuğu
Kutsal kitaplarda şöyle bir müjde vardır: “Kurtla kuzu birlikte otlayacak, aslan sığır gibi saman yiyecek, yılanın yiyeceği toprak olacak. Kimseye zarar vermeyecek, kimseyi yok etmeyecek.” (Yeşaya, 65:25)
Hadislerde de Hz. Mehdi zamanında (altın çağda) kurt ile kuzunun birlikte gezeceği, çocukların aslan ve kaplanla oynayabileceği bildirilmiştir. Bunlar olmakta ve olmaya da devam etmektedir. Ancak şu unutulmamalıdır: Allah her şeyi çift (dualite) halinde yaratmıştır. İyi de vardır, kötü de. Bu yüzden kötü tamamen yok olmaz, en az üçte bir oranında varlığını sürdürür. Aynı şekilde iyiler de tamamen yok olmaz.
Ancak bu, kötülüğe göz yummak anlamına gelmez. Tilkilerin fıtratında çalmak vardır. Siz tilkilere güvenip tavuklarınızı korumasız bırakırsanız, tilki yine tilkiliğini yapacaktır. Aynı şekilde, fıtratı bozuk olan bir insan, hangi makama gelirse gelsin, fırsat bulduğunda yine fıtratının gereğini yapacaktır.
İşte bu noktada tasavvuf, tarikat ve mürşid-i kamilin görevi devreye girer. Bunlar, insanı hayvani sıfatlardan kurtarıp, gerçek insan olma, şeref kazanma, olgunlaşma (kemalat) yolculuğunda terakki ettirmek için vardır. Yoksa ateşte yürümek, uçmak kaçmak gibi olağanüstü haller fasa fiso işlerdir. Asıl marifet, nefsini terbiye edip insan-ı kâmil olabilmektir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Fatma kızım! Allah’tan nefsini satın al. Yoksa o gün ben bile sana fayda veremem.”
Yani nefsini satın almak, insanlığını satın almak, kemalat yolculuğunu tamamlamaktır.
---oOo---
IV. MESELE: Kâinatın Oluş ve Yok Oluş Hali
Kâinat, adeta bir film şeridi gibi “oluş ve yok oluş” hâlindedir. Allah bir yandan yaratır, bir yandan da yarattıklarını bir hikmete göre yok eder (ifsad eder). Tıpkı bir çiftçinin tarlasına buğday ekmesi, onun büyümesini beklemesi ve sonra hasat ederek buğdayı un, ekmek veya bulgur haline dönüştürmesi gibi. Buğday bir anlamda ölür, ama yeni bir forma dönüşerek varlığını sürdürür.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Siz şu an rüyadasınız, öldüğünüz zaman uyanacaksınız.”
Öyleyse bu dünya bir rüya âlemidir. Kıyamet alametleri (Mehdi’nin gelmesi, Deccal’ın ortaya çıkması vb.) bu rüyanın bir parçasıdır. Tıpkı buğdayın defalarca ölüp dirilmesi gibi, belki bu kâinat da defalarca dürülüp yeniden açılmıştır.
Bu yüzden düzeni bozanlar bile, belki de Allah’ın dilediği bir görevi ifa ediyor olabilirler. Çünkü Allah’tan başka güç ve kuvvet yoktur:
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.
Mikroplar bile yok oluş evresine girdiklerinde türlerini devam ettirmek için evrimleşir, kendilerini değiştirir, yeni bir hâl ve can kazanırlar. Demek ki yok oluş bile bazen bir nimete dönüşebilir.
---oOo---
V. MESELE: İnsan ve Evrim
Bazıları “sanal zekadan korkuyoruz” derler. Oysa robotların fişi çekilebilir. Asıl korkulması gereken insandır. İnsanoğluna can veren “ruh” denen enerjiyi henüz tam olarak keşfedemedik. Radyonun pili veya elektriği olduğunda çalışması gibi, insan da ruhu olduğu için yaşar. Beden ölse de ruh ölmez. Azabı veya mükafatı tadacak olan da ruhtur.
Kendini geliştirmeyen, evrimleştirmeyen, aynı halde sabit kalan kimseler geleceğe gidemez. Virüsler bile evrimleşerek geleceğe yolcu eder kendini. İnsanın ilk hali de basit yapılı canlılara benziyordu. O halde insan da soyunu devam ettirmek, ahiret yurduna (cennete) varmak ve ölümsüzlüğe ulaşmak için virüs ve bakterilerin yolunu takip edip, onlardan ders almalıdır.
Günümüzde radyasyon yıldızı (Shiva yıldızı) gibi tehlikeler var. Kendimize radyasyon kalkanı icat etmeliyiz. Bu kalkan, üzerimize giyeceğimiz bir palto gibi değil, vücudumuzun bünyesinde geliştireceğimiz bir özellik olmalıdır.
---oOo---
VI. MESELE: Allah’ın Basir Sıfatı ve Batın Alemi
Allah’ın “Basir” ismi, görünmeyenleri (batını) görmek demektir. Allah, mikropları da yaratmıştır. Bizler mikropların varlığını, Akşemsettin’in ilk mercekle suda hareket eden canlılar görmesiyle fark ettik. Allah, her şeyin zahiri (görünen) yüzü olduğu gibi batını (görünmeyen) yüzünü de bilir. Bizler ise genellikle sadece zahiri görebiliriz.
Allah, zamanı gelince bize batın âlemini de inceleme fırsatı vermiştir. Virüsler, işte bu batın âleminin canlılarıdır. Onların da iyileri vardır, kötüleri de vardır. Ama hepsi Allah’ın hizmetindedir. Tıpkı yaz ve kış mevsiminin, mümin ve kâfirin hepsinin Allah’ın bir tecellisini yeryüzünde aşikâr etmek için çalışması gibi.
Allah, virüslere karşı hangi silahın işe yarayacağını dilediği kullarına öğretir. O halde biz Allah ile beraber olduğumuz sürece korkacak bir şey yoktur. Dağlar, taşlar, yıldızlar üzerimize gelse, Allah bizimle beraberse, hiçbir şey bize zarar veremez. Eğer Allah ile beraber değilsek, bütün dünya bizimle olsa bile bir gücümüz yoktur.
Allah’ın muradı, insanoğlunun iyi bir hâlde yaşamasıdır. Bazen bizi severek, bazen döverek terbiye eder. Unutmayalım ki, hiç kimsenin Allah dışında bir gücü yoktur.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
أَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَٰكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَىٰ وَجَعَلْنَٰكُمْ شُعُوبًا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُوٓا۟ ۚ إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ ٱللَّهِ أَتْقَىٰكُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
Yâ eyyuhen nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârefû, inne ekremekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîr.
Meali: “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.”
(Sadakallahül Azîm, Hucurât Suresi, 13. Ayet)
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Allah, cahiliye övünmelerini sizden kaldırdı. Hepiniz Âdem’in (a.s) çocuklarısınız. Âdem ise topraktan yaratıldı.”
(Hadis-i Şerif, Tirmizî)
“Rabbiniz bir olduğu gibi, babanız, dininiz ve peygamberiniz de birdir. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba, kırmızının siyaha, siyahın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvâ iledir.”
(Hadis-i Şerif, İbni Neccar)
Allah, peygamberler arasında da ayrım yapmamızı yasaklamıştır. Musa, İsa ve Muhammed (a.s) arasında üstünlük yoktur. Hepsini sevmeliyiz.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۚ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِۦ
Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih(rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih.
Meali: “Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve ‘Onun peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz’ dediler.”
(Sadakallahül Azîm, Bakara Suresi, 285. Ayet)
Öyleyse hepimiz bir senaryonun oyuncularıyız. Asıl gaye (aksalgaye), insanoğlunun dünyayı mamur ederek, cennet hayatını yeryüzünde kurmasıdır. İşte altın çağ (Mehdi vakti) budur. Artık sofraya oturup bu bilgilerin meyvelerini yeme, keyfini ve sefasını sürme vaktidir. Dövüşle, savaşla bir yere varılmaz.
---oOo---
VII. MESELE: İnsanın Acele Yaratılışı
Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
خُلِقَ ٱلْإِنسَٰنُ مِنْ عَجَلٍ ۚ سَأُو۟رِيكُمْ ءَايَٰتِى فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ
Hulikal insânu min acelin, seurîkum âyâtî fe lâ testa’cilûn.
Meali: “İnsan aceleci bir tabiatta yaratılmıştır. Size yakında âyetlerimi göstereceğim. Şimdi acele etmeyin.”
(Sadakallahül Azîm, Enbiyâ Suresi, 37. Ayet)
Bu ayeti bazıları “insan acelecidir” diye yorumlar. Oysa bu yorum eksiktir. Allah, insanı prototip olarak yaratmış, daha test süreci tamamlanmadan (acele olarak) sürüme sokmuştur. Tıpkı bir telefonun test edilmeden piyasaya sürülmesi gibi. İnsanın evrimi (gelişimi) hâlâ devam etmektedir. Bugün cebimizde bilgisayar taşıyoruz, arabalarımız 50 beygir gücünde. Demek ki insan, daha tamamlanmamış bir varlıktır ve gelişmeye devam etmektedir.
Bu ayetteki “acele” kelimesini sadece “aceleci olmak” olarak anlamak yanlıştır. Çünkü dünyada aceleci insanlar olduğu gibi, çok sabırlı insanlar da vardır. Önemli olan, işin erbabı olup (ülü’l-elbâb) farukiyet sahibi olarak, acele etmenin ve sabretmenin yerini bilmektir. Bazen acele etmek gerekir (trene yetişmek gibi), bazen de sabretmek gerekir. Önemli olan, duruma göre doğru kararı verebilmektir.
---oOo---
VIII. MESELE: İki Günü Eşit Olan Zarardadır
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“İki günü birbirine eşit olan zarardadır.”
(Hadis-i Şerif)
Bu hadis şu anlama gelir: Dünkü bilgi ile bugünkü bilgi aynı olmamalıdır. Tıpkı güneşin doğuş saatinin her gün değişmesi gibi, bilgilerimiz de güncellenmelidir. Dün güneş 6:45’te doğuyorsa, bugün 6:40’ta doğabilir. Dünkü bilgiyle bugün namaz kılarsak, namazımızı kaçırabiliriz.
Bu hadisin bir yorumu da Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’nin şu sözüdür: “Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek gerek.”
“Kendini değiştirmeyen, geleceğe gidemez, ahiret yurduna varamaz.”
(Başağaçlı Raşit Tunca - 29 Şubat 2020)
Bu sözü defalarca tekrarlayalım: Sabit fikirli olan, dünkü bilgide takılıp kalan kimse, yarının dünyasına ayak uyduramaz. Dünkü bilgi dün için lazımdı, bugün başka bilgiler lazım. Artık Osmanlıcılık, Almancılık, Amerikancılık devri geçti. Hep birlikte yarına koşmalıyız.
---oOo---
IX. MESELE: Kün Fe Yekün ve Zaman Meselesi
Fizikte iş formülü: W = F . s (İş = Kuvvet x Yol)
Einstein’ın meşhur formülü: E = m.c² (Enerji = Kütle x Işık Hızının Karesi)
Benim (Kar©glan’ın) bu formüle ilavem şudur: E = m.c.t² (Zamanın karesi de enerji hesabına katılmalıdır.)
Düşünelim: Dün Afyon’dan Ankara’ya yürüyerek 90 saatte gidiyorduk. Otobüs keşfedildi, 4 saate indi. Uçak keşfedildi, yarım saate indi. Demek ki zaman görecelidir. Allah katında zaman diye bir şey yoktur. Allah bir şeyin olmasını murad ettiğinde “Ol!” der ve o şey hemen oluverir (Kün fe yekün). Bizim zaman algımız, olayların oluş sürecini algılayışımızdan ibarettir. Allah ise zamandan ve mekândan münezzehtir.
Bu yüzden Hz. Hızır (a.s) geçmişe ve geleceğe gidip müdahale edebilmektedir. Çünkü Allah katında bütün senaryo tamamlanmış, olmuş bitmiştir. Biz sadece bu senaryoyu zaman şeridi içinde algılıyoruz.
Unutmayalım: İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehû kün fe yekûn. (Bir şeyi dilediği zaman O’nun emri, sadece “Ol!” demektir; o da hemen oluverir.)
---oOo---
Rabbim, hepimize farukiyet (işin iç yüzünü anında kavrama yeteneği) versin. Dünkü bilginin yanlış olabileceğini bilelim ve yarına yeni bilgilerle hazırlanalım. Dün ben de bazı sözlere inanıyordum, bugün aklım daha iyi çalıştı, bugün onları kabul etmiyorum. Yarın belki bunu da kabul etmeyeceğim. Çünkü:
“Kendini değiştirmeyen, ahiret yurduna varamaz, geleceğe gidemez.”
---oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
“Allahım! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle. Batılı batıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip eyle.”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.
Âmin. El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfiruke ve etûbu ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 29 Şubat 2020 Cumartesi
(Kar©glan’ın 29 Şubat 2020 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
يَٰعِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ ٱلْيَوْمَ وَلَآ أَنتُمْ تَحْزَنُونَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَكَانُوا۟ مُسْلِمِينَ ٱدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ أَنتُمْ وَأَزْوَٰجُكُمْ تُحْبَرُونَ يُطَافُ عَلَيْهِم بِصِحَافٍ مِّن ذَهَبٍ وَأَكْوَابٍ ۖ وَفِيهَا مَا تَشْتَهِيهِ ٱلْأَنفُسُ وَتَلَذُّ ٱلْأَعْيُنُ ۖ وَأَنتُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ وَتِلْكَ ٱلْجَنَّةُ ٱلَّتِىٓ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.
Yâ ibâdi lâ havfun aleykumul yevme ve lâ entum tahzenûn. Ellezîne âmenû bi âyâtinâ ve kânû muslimîn. Udhulûl cennete entum ve ezvâcukum tuhberûn. Yutâfu aleyhim bi sıhâfin min zehebin ve ekvâb(ekvâbin), ve fîhâ mâ teştehîhil enfusu ve telezzul a’yun(a’yunu), ve entum fîhâ hâlidûn. Ve tilkel cennetulletî ûristumûhâ bi mâ kuntum ta’melûn.
(Sadakallahül Azîm, Zuhruf Suresi, 68-72. Ayetler)
---oOo---
Peygamber Efendimiz’den (s.a.v) Bir Hadis:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
لاَ يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّابًا وَلَهُمْ رِزْقَهُمْ فِيهِمَا بُكْرَةً وَعِشِيًّا
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.
Lâ yesmeûne fîhâ lağven ve lâ kizzâbâ(kizzâben), ve lehum rızkuhum fîhâ bukreten ve aşiyyâ.
Meali: Onlar (cennet halkı) orada ne boş bir söz ne de bir yalan işitirler. Onlara orada sabah akşam rızıkları vardır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu ayeti okuduktan sonra şöyle buyurdu:
“Cennette gece yoktur. O ancak bir ışık ve nurdur. Sabah akşamlar, birbirinin üzerine gelir. Onlara hediyelerin en kıymetlileri, dünyadaki namaz vakitlerinde Allah tarafından ulaştırılır. Melekler onlara selam verirler.”
(Hadis-i Şerif)
Alimler bu konuda şöyle demişlerdir: “Cennette gece ve gündüz yoktur. Cennet ehli ebedi bir nur içindedirler. Gecenin gündüzden ayırımı ancak perdelerin sarkması ve kapıların kapanmasıyla anlaşılır.”
(Kurtubî, Ahkâm’ul-Kur’an, c. 11, sh. 127 vd.)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd."
---oOo---
Yolculuğumuza başlıyoruz:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.
“Bilerek inkâr edenden daha zalim kim olabilir ki?”
(Sadakallahül Azîm, Kur’an-ı Kerim’den bir ayet)
---oOo---
I. MESELE: Nüfus ve Denge Meselesi
Bazı çevrelerde, insan nüfusunun fazla olduğu ve bu yüzden doğanın bozulduğu gerekçesiyle nüfusun 500 milyona düşürülmesi gerektiği gibi yanlış bir görüş vardır. Oysa Allah, yarattığı her şeyde olduğu gibi nüfus konusunda da bir denge (mîzan) yaratmıştır.
Tıpkı elimizdeki bakteriler gibi düşünelim: Elimizi yıkamadan önce milyarlarca bakteri varken, sabunla yıkadığımızda iyi bakteriler kötü bakterileri yok eder ve el temizlenir. Ancak bir süre sonra dışarıdan yeni mikroplar alırız ve süreç yeniden başlar. İşte bu, Allah’ın koyduğu doğal dengenin bir örneğidir.
Hz. Adem (a.s) zamanında insan ömrü çok uzundu ve insanlar iri yapılıydı çünkü nüfus azdı. Günümüzde nüfus arttıkça ömürler kısaldı. Allah, otomatik bir düzen içinde nüfus dengesini korumaktadır. Doğum ve ölüm, bu dengenin iki temel direğidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Cennette cennet ehlinin çocukları olmaz.”
(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Cennet 23, 2566)
“Cennette mümin, çocuk arzu ettiğinde, hamli, doğumu ve yaş alması bir anda oluverir.”
(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Cennet, 23; İbn Mâce, Zühd, 39)
Demek ki cennet hayatında neslin devamı gibi bir durum söz konusu değildir. Allah, dünyadaki nüfus dengesini kendi koyduğu kanunlarla korumaktadır. İnsanın bu dengeye müdahale etmeye hakkı yoktur. Unutmayalım ki, iyiler çoğaldıkça kötüler azalır, kötüler çoğaldıkça iyiler azalır. Tıpkı gece ile gündüz, yaz ile kış gibi. Ne zaman ki insanlar Allah’ın koyduğu bu dengeye müdahale etmeye başladı (iklimle oynama, gen teknolojileri gibi), işte o zaman doğal denge bozuldu.
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
ٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ بِحُسْبَانٍ وَٱلنَّجْمُ وَٱلشَّجَرُ يَسْجُدَانِ أَلَّا تَطْغَوْا۟ فِى ٱلْمِيزَانِ
Eş şemsu vel kameru bi husbân. Ven necmu veş şeceru yescudân. Ves semâe refeahâ ve vedaal mîzân. Ellâ tatgav fîl mîzân.
Meali: “Güneş ve ay bir hesap iledir. Yıldızlar ve ağaçlar secde ederler. Göğü yükseltti ve mizanı (dengeyi) koydu. Sakın dengeyi bozmayın.”
(Sadakallahül Azîm, Rahman Suresi, 5-8. Ayetler)
Allah, her şeyi bir kader ve ölçü ile yaratmıştır. O’nun koyduğu dengeyi bozmaya kimsenin gücü yetmez. Ancak insan, kendi eliyle bu dengeyi bozacak fiiller işleyebilir. İşte bundan sakınmalıyız.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ شَرِيكٌ فِى ٱلْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَىْءٍ فَقَدَّرَهُۥ تَقْدِيرًا
Ellezî lehu mulkus semâvâti vel ardı ve lem yettehız veleden ve lem yekûn lehu şerîkun fîl mulki ve halaka kulle şey’in fe kadderahu takdîrâ.
Meali: “O, göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olandır. Çocuk edinmemiştir. Mülkünde hiçbir ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış ve ona bir kader takdir etmiştir.”
(Sadakallahül Azîm, Furkan Suresi, 2. Ayet)
---oOo---
II. MESELE: Hayvanların Akıl ve Hafızası
Bazı insanlar, “Kendine düzenle alet yapabilme yetisi sadece insanda vardır, hayvanlar bunu çok az yapabilir” derler. Oysa bu düşünce tam doğru değildir. Hayvanlar, bizim gibi ellere ve ayaklara sahip olmadıkları için bazı şeyleri yapamıyorlar. Ama onlar da düşünebilir, iyi ile kötüyü, tehlikeli ile tehlikesiz olanı ayırt edebilirler.
Kur’an-ı Kerim’de Hz. Süleyman ile Hüdhüd kuşu kıssası bunun en güzel örneğidir. Hüdhüd kuşu, Hz. Süleyman’a Sebe kraliçesi Belkıs ve onun kavmi hakkında detaylı haber getirmiştir. Bu, hayvanların da bir idrake sahip olduğunu gösterir.
Ayrıca hayvanların ömürleri bazı türlerde insanlardan çok daha uzun olabilir. Örneğin kargaların yüzlerce yıl yaşadığı rivayet edilir. Demek ki onların küçücük beyinlerinde, yüzyılları kaydedebilecek bir hafıza kapasitesi vardır. İnşallah ahir zamanda hayvanların dili çözülecek ve onlardan çok şey öğreneceğiz.
---oOo---
III. MESELE: Fıtrat ve İnsanlık Yolculuğu
Kutsal kitaplarda şöyle bir müjde vardır: “Kurtla kuzu birlikte otlayacak, aslan sığır gibi saman yiyecek, yılanın yiyeceği toprak olacak. Kimseye zarar vermeyecek, kimseyi yok etmeyecek.” (Yeşaya, 65:25)
Hadislerde de Hz. Mehdi zamanında (altın çağda) kurt ile kuzunun birlikte gezeceği, çocukların aslan ve kaplanla oynayabileceği bildirilmiştir. Bunlar olmakta ve olmaya da devam etmektedir. Ancak şu unutulmamalıdır: Allah her şeyi çift (dualite) halinde yaratmıştır. İyi de vardır, kötü de. Bu yüzden kötü tamamen yok olmaz, en az üçte bir oranında varlığını sürdürür. Aynı şekilde iyiler de tamamen yok olmaz.
Ancak bu, kötülüğe göz yummak anlamına gelmez. Tilkilerin fıtratında çalmak vardır. Siz tilkilere güvenip tavuklarınızı korumasız bırakırsanız, tilki yine tilkiliğini yapacaktır. Aynı şekilde, fıtratı bozuk olan bir insan, hangi makama gelirse gelsin, fırsat bulduğunda yine fıtratının gereğini yapacaktır.
İşte bu noktada tasavvuf, tarikat ve mürşid-i kamilin görevi devreye girer. Bunlar, insanı hayvani sıfatlardan kurtarıp, gerçek insan olma, şeref kazanma, olgunlaşma (kemalat) yolculuğunda terakki ettirmek için vardır. Yoksa ateşte yürümek, uçmak kaçmak gibi olağanüstü haller fasa fiso işlerdir. Asıl marifet, nefsini terbiye edip insan-ı kâmil olabilmektir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Fatma kızım! Allah’tan nefsini satın al. Yoksa o gün ben bile sana fayda veremem.”
Yani nefsini satın almak, insanlığını satın almak, kemalat yolculuğunu tamamlamaktır.
---oOo---
IV. MESELE: Kâinatın Oluş ve Yok Oluş Hali
Kâinat, adeta bir film şeridi gibi “oluş ve yok oluş” hâlindedir. Allah bir yandan yaratır, bir yandan da yarattıklarını bir hikmete göre yok eder (ifsad eder). Tıpkı bir çiftçinin tarlasına buğday ekmesi, onun büyümesini beklemesi ve sonra hasat ederek buğdayı un, ekmek veya bulgur haline dönüştürmesi gibi. Buğday bir anlamda ölür, ama yeni bir forma dönüşerek varlığını sürdürür.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Siz şu an rüyadasınız, öldüğünüz zaman uyanacaksınız.”
Öyleyse bu dünya bir rüya âlemidir. Kıyamet alametleri (Mehdi’nin gelmesi, Deccal’ın ortaya çıkması vb.) bu rüyanın bir parçasıdır. Tıpkı buğdayın defalarca ölüp dirilmesi gibi, belki bu kâinat da defalarca dürülüp yeniden açılmıştır.
Bu yüzden düzeni bozanlar bile, belki de Allah’ın dilediği bir görevi ifa ediyor olabilirler. Çünkü Allah’tan başka güç ve kuvvet yoktur:
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.
Mikroplar bile yok oluş evresine girdiklerinde türlerini devam ettirmek için evrimleşir, kendilerini değiştirir, yeni bir hâl ve can kazanırlar. Demek ki yok oluş bile bazen bir nimete dönüşebilir.
---oOo---
V. MESELE: İnsan ve Evrim
Bazıları “sanal zekadan korkuyoruz” derler. Oysa robotların fişi çekilebilir. Asıl korkulması gereken insandır. İnsanoğluna can veren “ruh” denen enerjiyi henüz tam olarak keşfedemedik. Radyonun pili veya elektriği olduğunda çalışması gibi, insan da ruhu olduğu için yaşar. Beden ölse de ruh ölmez. Azabı veya mükafatı tadacak olan da ruhtur.
Kendini geliştirmeyen, evrimleştirmeyen, aynı halde sabit kalan kimseler geleceğe gidemez. Virüsler bile evrimleşerek geleceğe yolcu eder kendini. İnsanın ilk hali de basit yapılı canlılara benziyordu. O halde insan da soyunu devam ettirmek, ahiret yurduna (cennete) varmak ve ölümsüzlüğe ulaşmak için virüs ve bakterilerin yolunu takip edip, onlardan ders almalıdır.
Günümüzde radyasyon yıldızı (Shiva yıldızı) gibi tehlikeler var. Kendimize radyasyon kalkanı icat etmeliyiz. Bu kalkan, üzerimize giyeceğimiz bir palto gibi değil, vücudumuzun bünyesinde geliştireceğimiz bir özellik olmalıdır.
---oOo---
VI. MESELE: Allah’ın Basir Sıfatı ve Batın Alemi
Allah’ın “Basir” ismi, görünmeyenleri (batını) görmek demektir. Allah, mikropları da yaratmıştır. Bizler mikropların varlığını, Akşemsettin’in ilk mercekle suda hareket eden canlılar görmesiyle fark ettik. Allah, her şeyin zahiri (görünen) yüzü olduğu gibi batını (görünmeyen) yüzünü de bilir. Bizler ise genellikle sadece zahiri görebiliriz.
Allah, zamanı gelince bize batın âlemini de inceleme fırsatı vermiştir. Virüsler, işte bu batın âleminin canlılarıdır. Onların da iyileri vardır, kötüleri de vardır. Ama hepsi Allah’ın hizmetindedir. Tıpkı yaz ve kış mevsiminin, mümin ve kâfirin hepsinin Allah’ın bir tecellisini yeryüzünde aşikâr etmek için çalışması gibi.
Allah, virüslere karşı hangi silahın işe yarayacağını dilediği kullarına öğretir. O halde biz Allah ile beraber olduğumuz sürece korkacak bir şey yoktur. Dağlar, taşlar, yıldızlar üzerimize gelse, Allah bizimle beraberse, hiçbir şey bize zarar veremez. Eğer Allah ile beraber değilsek, bütün dünya bizimle olsa bile bir gücümüz yoktur.
Allah’ın muradı, insanoğlunun iyi bir hâlde yaşamasıdır. Bazen bizi severek, bazen döverek terbiye eder. Unutmayalım ki, hiç kimsenin Allah dışında bir gücü yoktur.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
أَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَٰكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَىٰ وَجَعَلْنَٰكُمْ شُعُوبًا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُوٓا۟ ۚ إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ ٱللَّهِ أَتْقَىٰكُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
Yâ eyyuhen nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârefû, inne ekremekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîr.
Meali: “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.”
(Sadakallahül Azîm, Hucurât Suresi, 13. Ayet)
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Allah, cahiliye övünmelerini sizden kaldırdı. Hepiniz Âdem’in (a.s) çocuklarısınız. Âdem ise topraktan yaratıldı.”
(Hadis-i Şerif, Tirmizî)
“Rabbiniz bir olduğu gibi, babanız, dininiz ve peygamberiniz de birdir. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba, kırmızının siyaha, siyahın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvâ iledir.”
(Hadis-i Şerif, İbni Neccar)
Allah, peygamberler arasında da ayrım yapmamızı yasaklamıştır. Musa, İsa ve Muhammed (a.s) arasında üstünlük yoktur. Hepsini sevmeliyiz.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۚ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِۦ
Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih(rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih.
Meali: “Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve ‘Onun peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz’ dediler.”
(Sadakallahül Azîm, Bakara Suresi, 285. Ayet)
Öyleyse hepimiz bir senaryonun oyuncularıyız. Asıl gaye (aksalgaye), insanoğlunun dünyayı mamur ederek, cennet hayatını yeryüzünde kurmasıdır. İşte altın çağ (Mehdi vakti) budur. Artık sofraya oturup bu bilgilerin meyvelerini yeme, keyfini ve sefasını sürme vaktidir. Dövüşle, savaşla bir yere varılmaz.
---oOo---
VII. MESELE: İnsanın Acele Yaratılışı
Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
خُلِقَ ٱلْإِنسَٰنُ مِنْ عَجَلٍ ۚ سَأُو۟رِيكُمْ ءَايَٰتِى فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ
Hulikal insânu min acelin, seurîkum âyâtî fe lâ testa’cilûn.
Meali: “İnsan aceleci bir tabiatta yaratılmıştır. Size yakında âyetlerimi göstereceğim. Şimdi acele etmeyin.”
(Sadakallahül Azîm, Enbiyâ Suresi, 37. Ayet)
Bu ayeti bazıları “insan acelecidir” diye yorumlar. Oysa bu yorum eksiktir. Allah, insanı prototip olarak yaratmış, daha test süreci tamamlanmadan (acele olarak) sürüme sokmuştur. Tıpkı bir telefonun test edilmeden piyasaya sürülmesi gibi. İnsanın evrimi (gelişimi) hâlâ devam etmektedir. Bugün cebimizde bilgisayar taşıyoruz, arabalarımız 50 beygir gücünde. Demek ki insan, daha tamamlanmamış bir varlıktır ve gelişmeye devam etmektedir.
Bu ayetteki “acele” kelimesini sadece “aceleci olmak” olarak anlamak yanlıştır. Çünkü dünyada aceleci insanlar olduğu gibi, çok sabırlı insanlar da vardır. Önemli olan, işin erbabı olup (ülü’l-elbâb) farukiyet sahibi olarak, acele etmenin ve sabretmenin yerini bilmektir. Bazen acele etmek gerekir (trene yetişmek gibi), bazen de sabretmek gerekir. Önemli olan, duruma göre doğru kararı verebilmektir.
---oOo---
VIII. MESELE: İki Günü Eşit Olan Zarardadır
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“İki günü birbirine eşit olan zarardadır.”
(Hadis-i Şerif)
Bu hadis şu anlama gelir: Dünkü bilgi ile bugünkü bilgi aynı olmamalıdır. Tıpkı güneşin doğuş saatinin her gün değişmesi gibi, bilgilerimiz de güncellenmelidir. Dün güneş 6:45’te doğuyorsa, bugün 6:40’ta doğabilir. Dünkü bilgiyle bugün namaz kılarsak, namazımızı kaçırabiliriz.
Bu hadisin bir yorumu da Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’nin şu sözüdür: “Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek gerek.”
“Kendini değiştirmeyen, geleceğe gidemez, ahiret yurduna varamaz.”
(Başağaçlı Raşit Tunca - 29 Şubat 2020)
Bu sözü defalarca tekrarlayalım: Sabit fikirli olan, dünkü bilgide takılıp kalan kimse, yarının dünyasına ayak uyduramaz. Dünkü bilgi dün için lazımdı, bugün başka bilgiler lazım. Artık Osmanlıcılık, Almancılık, Amerikancılık devri geçti. Hep birlikte yarına koşmalıyız.
---oOo---
IX. MESELE: Kün Fe Yekün ve Zaman Meselesi
Fizikte iş formülü: W = F . s (İş = Kuvvet x Yol)
Einstein’ın meşhur formülü: E = m.c² (Enerji = Kütle x Işık Hızının Karesi)
Benim (Kar©glan’ın) bu formüle ilavem şudur: E = m.c.t² (Zamanın karesi de enerji hesabına katılmalıdır.)
Düşünelim: Dün Afyon’dan Ankara’ya yürüyerek 90 saatte gidiyorduk. Otobüs keşfedildi, 4 saate indi. Uçak keşfedildi, yarım saate indi. Demek ki zaman görecelidir. Allah katında zaman diye bir şey yoktur. Allah bir şeyin olmasını murad ettiğinde “Ol!” der ve o şey hemen oluverir (Kün fe yekün). Bizim zaman algımız, olayların oluş sürecini algılayışımızdan ibarettir. Allah ise zamandan ve mekândan münezzehtir.
Bu yüzden Hz. Hızır (a.s) geçmişe ve geleceğe gidip müdahale edebilmektedir. Çünkü Allah katında bütün senaryo tamamlanmış, olmuş bitmiştir. Biz sadece bu senaryoyu zaman şeridi içinde algılıyoruz.
Unutmayalım: İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehû kün fe yekûn. (Bir şeyi dilediği zaman O’nun emri, sadece “Ol!” demektir; o da hemen oluverir.)
---oOo---
Rabbim, hepimize farukiyet (işin iç yüzünü anında kavrama yeteneği) versin. Dünkü bilginin yanlış olabileceğini bilelim ve yarına yeni bilgilerle hazırlanalım. Dün ben de bazı sözlere inanıyordum, bugün aklım daha iyi çalıştı, bugün onları kabul etmiyorum. Yarın belki bunu da kabul etmeyeceğim. Çünkü:
“Kendini değiştirmeyen, ahiret yurduna varamaz, geleceğe gidemez.”
---oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
“Allahım! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle. Batılı batıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip eyle.”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.
Âmin. El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfiruke ve etûbu ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 29 Şubat 2020 Cumartesi
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
