MUHAMMED
BAYRAK
| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
|
Sitemize gönderi yapmadan önce kayıt olmanız gerekmektedir. |
| Forum İstatistikleri |
|
» Toplam Üye: 7 » En Son Üye: Fatma » Toplam Konular: 696 » Toplam Yorumlar: 1,043 Ayrıntılı İstatistikler |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
Çekip Gidişlerim Dönmemi dört gözle Bekleyenler olduğundandır
Çekip Gidişlerim Dönmemi dört gözle Bekleyenler olduğundandır.
Hiç Geri dönmemi bekleyen ve isteyenlerim olmasa çekip gidermiydim.
Onun için giderken kapıyı çarpmayın ki aralık kalsın
ardından bakanlar olsun
gelirmi geri diye bekliyenler olsun
Güneş bir daha doğmuyacaksa niye batsın
Allahın bir ismi baki dir
Batmayan güneş. Dünya güneşden koptu amma ayrılıp gitmedi ona bağlı kaldı .
Ay ise dünyaya aşık dünya ay denen uyduyu da sevgisi ile güneşe taabi edendir.
Ardımızdan bakanlar var ise, dünya gibi olun
siz sevdiniz ise sevdiklerinizede sevdirmeye calışın, güneşin mahbubu dünyaya, yeni yeni aylar bulun
Dünya güneşi sever güneşde dünyayı sevip bırakmaz terketmez
Aylar ise dünya seviyor diye güneşi sevenlerdir.
Evliyalar muhammedi sever ona tabi olurlar.
Evliyaları sevenler, muhammedi sevmesini ögrenirler.
Güneş ise Hz. Muhammed, o Hakkın Habibidir yani Allah'ın sevdiğidir. Bizim güneşimiz Muhammed ise Baaki olan Batmayan Güneşe ElBaki olan Allaha taabi olandır.
Karoglan Raşit Tunca
Schrems, 16.01.2013
Ben Müheymin Olamadım Amma, Siz Olabilirsiniz
Sen hiç ölmek üzere kurumak üzere olan bir çiçeğe bir güle su verip, onun hayata yeniden tutunmasını canlanmasını sagladınmı? bundan seneler önce uzak bir memlekette calişmaya gidiyorum, ve orada bir oda kiraladım orda kalıyorum, ve birgün işden geldim ve, ibadetimle, yemekle falan ugraşıyorum, cam yarım acık, bir kuş sesi geliyor : "cakcik cuk,cakcik", ben duyuyorum, amma ne oluyor diye camdan (Pencereden) bakmak, bir türlü aklıma gelmedi. Az sonra, farkında olmadım, ses susmuştu, az sonrada ben, biraz hava alayım ve, cayır cimene bakayımda, gönlüm ferahlasın diye, camı (pencereyi) acdım, ve camdan aşagı bakdım ki, bir serce yada bir bülbül yagmursuyu bidonuna düşmüş, ve su iceyim derken, icine düşmüş ve, cıkamamış ve bogulmuş, meger ses, o ses o imiş, imdat diyormuş amma, ben angutluk edip, o an bunu anlamadım, ben kuş dili bilmem be Ey Yar, Ey Salik, Ey Sofi, Ey Sofiyem, o yüzden, bilseydim, belki onun "imdat! yardım et! boguluyorum dediklerini duyar, bahceye cıkar, onu hayata döndürürdüm. Bazen ecel geldimiydi, Allame olsan, veya Peygamber olsan, veya,mehdi olsan, yardım edemezsin. Cünkü senin makamin henüz o kivama ermemişdir cünkü. Ey Sofi, o yüzden adımlarına dikkat et, ve bir damla su için canından olma, su icilecek ve, icilmyecek yeri ayırt et artık, yine Ben bir damla aşk şarabından iceyim derken, bazılarının canına sebeb olmakdan korkarım. Bak bazıları benim erişemeyecegim kadar uzak bir yerdeler, halbuki penceremden bakınca, görecek kadar da yakınlar amma, bak bazen mehdi olsan evliya olsan,.. yetişemezsin, o kuşa oldugu gibi. Ey bülbül hayata küsme, ve aynı ışık kelebeklerinin, yanma pahasına, lambaya yahut da muma dogru saldirmalari gibi sevdigine saldırma, nede küsme, bak diyorum ya ben bile yetişemedim, o (Bülbül) ne diyor, ben bilemedim, o na HIZIR bile olamadım, yani el-Müheymin işde bende tecelli edecekti o an amma biz henüz o zaman daha ermemişdik o an, Elmüheymin nedir işde HIZIR olma hikmeti, amma ben o an o isimin esmanın manasını henüz bilmiyordum, bak Sofi/Sofiye! sen sen ol suya düşmüş bir sinek, bir kelebek, bir karinca görürsen o aşkin, sevdicegin için ve MEHDi AŞKINA , sen o nlara yetiş ve, o nu Kurtaran, meded eden HIZIRI ol, bu daha yolun başlangici, ve onu bogulmakdan kurtar, kurumaya yüz tutmuş bir cicek mi gördün, biraz su ver, agzı kurumuş bir hayvanmı gördün, biraz su ver, aclıkdan eti kemigine deymiş, yapışmış bir hayvanmı gördün, bir dilim ekmegin varsa, yarısınıda böl o na ver. sen müheymin ve HIZIR cübbesini giy ve, şefaat etme yetkisini al, cebbar ol biraz, Ey sofi! o an Ben bak olamadım, bazen, bazen, bazen işde,........belki biraz daha cırpınsa idi o kuş, biraz daha sabredip dayanabilse idi, ben pencereyi acacakdim, ve görecektim o nun halini, ve belki HIZIR olup kurtaracaktim O nu. Amma kader işde, bazen ne hiziriliga, ne vezirlige, ne de mehdilige taakat bırakmıyor, insanız ve Ey Sofi/Sofiye! insan etten kemikden kandan, insanin Rabbi olmasa, insan aciz varlık, Rabbimiz Cenabı Allah ise yüce varlık, ve yaratan, her an herkesten haberdar olan, biz ise, ancak onun haber ettiklerini, bildirdiklerini bilebiliyoruz, yoksa, o haber etmezse, işde yapacak birşey de, bir bilgide yok.
işde Raşidi Tarikatinda HIZIRLIGA cıkma makamı burasıdır, bak bende bir oldu, iki oldu, sende kac defa olacak, o gecitten köprüden gecerken başarirsan, Tarikatin pirini aramak için, gözlerini yum, 13 estagfirullah de, ve olan biteni, icindeki kalp dilinden, ona hem hal et, anlat ki, ve birde isim ve yer ve konumda bildirki, kimler o makama bu sene cikmiş, yada cikamamiş bilelelim.
Başağaçlı Raşit Tunca
~2009 Senleri Hatırası
Schrems, 24 Şubat 2018 Pazartesi
Original Kar©glan
Mevsim Geçişi: Sonbahara Giriş ve Ziya ile Alfa Hareketinin Terk Edilmesi
(Kar©glan’ın 21 Eylül 2016 Vaazı)
Giriş: Nur ve Ziya Kavramları
İman, hakikati görmemizi sağlayan bir nurdur. Akıl, kalp ve ruh bu nur ile aydınlanır. Ziya (ışık) ise, güneşten gelen ve gözümüzün fiziksel olarak görmesini sağlayan ışıktır. Bu iki kavramı bir deneyle açıklayalım:
Karanlık bir odada bir lamba yaktığımızı ve önümüze bir bardak su koyduğumuzu düşünelim. Lambanın ışığı sayesinde bardağı görür, varlığından emin oluruz. Lambayı söndürdüğümüzde ise bardak ortadan kalkmaz; sadece onu görmemizi sağlayan ışık kaybolur. İşte iman, bardağın orada olduğuna dair kesin bilgiye ve gönül huzuruna sahip olmaktır. İnkâr ise, lamba söndüğünde bardağın yok olduğunu sanmaktır. Bu benzetme, inkârın genellikle ya gözün (aynel yakin) ya da aklın (hakkal yakin) hakikati tam olarak kavrayamamasından kaynaklandığını gösterir.
Ziya ve Mevsimlerin Dengesi
Güneşin ışığına Arapça'da "Ziya" denir. Güneşten gelen bu ışıma, sadece bir enerji değil, aynı zamanda kâinattaki dengenin de bir parçasıdır. Bu denge, her şeyin yerli yerinde olmasıyla sağlanır. Tıpkı 12 ay ve 12 burcun eşit şekilde dağılması gerektiği gibi, her bir burcun ve onların temsil ettiği niteliklerin de dengede olması gerekir. Bu denge, hayatın ve mevsimlerin döngüsünü mümkün kılar.
Güneş sistemimizdeki her özellik, o sistemin işleyişi için gereklidir. Daha önce belirttiğimiz gibi, her mizaç bir peygamber grubunu temsil eder. Örneğin, Oğlak burcu Şuayb ve Yakup kıssalarıyla ilişkilendirilir. Bu dengedeki bir eksiklik veya fazlalık, sadece insanları değil, bitkileri, hayvanları ve hatta hava olaylarını bile etkiler. Tıpkı bir inşaat malzemesinin azlığının veya çokluğunun yapıyı etkilemesi gibi.
Alfa Hareketi ve Ziyanın Yönetimi
Peygamberimizin sünnetinde, eşyayı tutuş ve oturuş şekilleri gibi birçok davranışta "Alfa" hareketi olarak adlandırabileceğimiz bir yansıma vardır. Bu hareketler, güneşin ziyasını (ışımasını) artıran birer davranış biçimi olarak düşünülebilir. Bu sene, bu hareketlerin yaygınlaşmasıyla birlikte ziyası kuvvetli ve sıcak bir yaz geçirdik.
Ancak şimdi sonbahara giriyoruz. Yaprakların sararması, havaların serinlemesi ve doğanın kışa hazırlanması için ziyanın azalması gerekmektedir. Bu sebeple, yaz boyunca devam ettirdiğimiz bu hareketleri artık yavaş yavaş terk etme vakti gelmiştir. Bu, tasavvufta "terki terk" olarak bilinen bir makamdır.
Tasavvufta "Terki Terk"
"Terki terk", önce bir şeyi (mesela abdestsiz dolaşmayı) terk edip, sonra o terk edişin kendisini de terk ederek tekrar abdestsiz dolaşabilmektir. Bu bir gerileme değil, mevsimlerin ve zamanın gerektirdiği bir uyumdur. Nasıl ki ilkbaharda yeşil, yazın kırmızı ve sarı, sonbaharda ise toprak ve kahverengi tonları hâkim oluyorsa, insanın hali ve amelleri de bu döngüye ayak uydurmalıdır. Kışın gelmesi için gece ve karanlığın galip gelmesi, bir anlamda "kötülüğün" de işlevini görmesi, dünyanın dengesi için gereklidir. İyiliklerin yanında, bu dengenin bir parçası olan zorluklar ve sıkıntılar da vardır. Yunus peygamberin kıssasında olduğu gibi, bazen sitem etmek ve farklı bir hâle bürünmek, döngünün bir gereği olabilir.
Bu bağlamda, yaz boyunca yaptığımız alfa hareketlerini ve oturuşunu şimdilik terk ederek, sonbaharın ve kışın gelişine izin vermeliyiz. Bu, sünneti terk etmek değil, mevsimin ve zamanın hakkını vermek, yani "terki terk" etmektir.
Gündüz ve Gecenin Uzaması Üzerine
Ayetlerde, gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kılmamız emredilir. Bu vakitler, aynı zamanda gündüz ve gecenin birbirine geçtiği sınır noktalarıdır. Mevsimlerin değişimi ve gecelerin uzayıp gündüzlerin kısalması da bir yönüyle bu sınırlarla ilişkilidir. Allah’ın, geceyi gündüze, gündüzü geceye kattığını bildiren ayetler, bu döngünün ilahi kudretle olduğunu gösterir. Hz. İsa’nın ölüleri diriltmesi gibi mucizeler Allah’ın izniyle gerçekleştiği gibi, bu döngülerde de insana düşen, bu ilahi sistemi anlamak ve ona uygun hareket etmektir.
Raşidi Tarikatı ve Varoluş Gayesi
Başağaçlı Raşit Tunca (Karoglan) tarafından kurulan Raşidi Tarikatı, insanın yeryüzünde bir halife olduğu bilincini hakikat derecesinde öğretmeyi amaçlar. Tarikatın temel prensibi, bir nehir gibi akıp gelen büyük misyonlarla tek başına yarışılamayacağı, ancak bir grup ve düzenli bir yol ile bu akışa katkıda bulunulabileceği fikrine dayanır. Bu yönüyle Raşidi Tarikatı, günlerin, ayların, mevsimlerin ve hatta ziya ile nurun devamını sağlamaya yönelik bir usul ve yoldur.
Zikir ve İnsan Üzerindeki Etkileri
Zikir, sadece dil ile yapılan bir tekrar değil; kalp, beden ve amellerle bütünleşen bir eylemdir. Kuran-ı Kerim’in Arapça oluşu ve her kelimenin derin anlam katmanları barındırması, onun aynı zamanda bir ses ve frekans düzeni olduğu gerçeğini de beraberinde getirir. Her harf ve kelime, ebced hesabıyla belirli bir sayısal değere, yani bir frekansa karşılık gelir. Bu frekansların zikir yoluyla tekrarlanması, insan beyninde ve çevresinde enerjisel bir etki oluşturabilir. Bu ilim, günümüzde maddeye indirgenmiş olsa da, özü itibarıyla evrenin yazılımına dokunmanın bir yolu olarak görülebilir. Raşidi Tarikatı’nın zikir evradı da bu prensipler çerçevesinde düzenlenmiştir.
Mevsim Tesbihi ve Sınıflar
Raşidi Tarikatı’nda, sofinin manevi seviyesine göre farklı zikir ve tesbih modelleri bulunur. Mevsim tesbihi, mevsimin rengine ve enerjisine uygun olarak yapılan, 3. sınıf ve üstü sofiler için özel bir uygulamadır. Tarikatta, 5. sınıftan itibaren "Hizbül Kebir" ve "Hizbül Kasr" gibi düzenli virdler okunur. İlerleyen sınıflarda ise zamanın hakimiyeti, deprem, Hızır makamı gibi daha derin konular talim ettirilir. Nihai nokta ise mevsimleri ayarlama görevinin bir veliaht halifeye emanet edilmesidir.
Sonuç
Mevlana’nın "ölüme düğüne gider gibi gitmesi" kıssasından yola çıkarak, her şeyin bir vakti ve zemini olduğunu unutmamalıyız. Dua ederken ve bir şeyler talep ederken, istediğimiz şeyin hakikatini ve sonuçlarını iyi düşünmeliyiz. Mevsimlerin değişimi, gecenin ve gündüzün birbirine dönüşümü, hayatın ta kendisidir.
Rabbim, bu yolda yürüyenlere hayırlı ve mübarek kılsın, gayemizi hakikat eylesin.
Amin.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 21 Eylül Çarşamba
Original Kar © glan
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
MEVLANA'DAN

