MUHAMMED
Muhammed

BAYRAK
TC.Bayrak

Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemize gönderi yapmadan önce kayıt olmanız gerekmektedir.

Kullanıcı Adı
  

Şifre
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üye: 7
» En Son Üye: Fatma
» Toplam Konular: 678
» Toplam Yorumlar: 1,025

Ayrıntılı İstatistikler

DOWNLOADEN


"Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri, E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz"
(Raşit Tunca)




AYET
"Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır"
ENBİYA Suresi 105

FELSEFEMiZ
"iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR,
Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir.
islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip,
Onunla Yaşayabilmekdir"

(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

Raşit Tunca Sözü
"Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun."
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ
"Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır."
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)




Zikir Evradımızdaki Fetih Suresi 29. Ayeti  ve Arapça Alfabeyi Zikretmenin Sebebi Hikmeti Nedir?

EBCED DUASI: HARFLERİN ÇOĞALTILMASIYLA HATALARIN TAMAMLANMASI VE SEVABIN HEDİYE EDİLMESİ
Râsidî Tarîkatı’nda Alfabe Zikrinin Derin Sırrı
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Kur’ân-ı Kerîm’in her harfi, her kelimesi Rabbimizin sonsuz ilim ve kudretinin bir yansımasıdır. Harfler, sadece yazının değil, aynı zamanda mânevî âlemin de anahtarlarıdır. Râsidî Tarîkatı’nın kurucusu olarak müntesiplerimize öğrettiğimiz Ebced Duası (Alfabe Duası) işte bu hakikatin en derin tezahürlerinden biridir. Bu makalede, bu duanın sırrını, neden Fetih Suresi 29. âyetle birlikte yapıldığını ve nasıl bir mânevî mekanizma işlettiğini açıklayacağım.
1. Duanın Temel Meselesi: Hata ve Eksikliklerin Telafisi
İnsan olarak hepimiz, ibadetlerimizde, zikirlerimizde, okuduğumuz surelerde, hamd, tahmid, tekbir, tesbih, takdis, salavat ve selamlarımızda farkında olarak veya olmayarak hatalar yaparız. Bir harfi yanlış telaffuz ederiz, bir harekeyi atlarız, bir kelimeyi eksik okuruz, bir cümleyi fazla söyleriz veya sırasını şaşırırız. İşte Ebced Duası tam bu noktada devreye girer.
Bu duada, Arap alfabesindeki bütün harfler ve Fetih Suresi’nin 29. âyetindeki harfler Rabbimize arz edilir. Dua ile şu niyette bulunuruz:
“Ya Rabbi, bu harfleri çokça çoğalt. Onlarla, geçmişten bugüne ve bugünden kıyametin sabahına kadar okuyacağım tüm dualarımdaki, zikirlerimdeki, surelerimdeki, ayetlerimdeki, tahmid, temcid, tehlil, tekbir, tesbih, takdis, salavat, selam, şükür ve hamdlarımdaki bütün hatalarımı düzelt, yanlışlarımı gider, eksiklerimi tamamla, fazlalarımı al, doğru okunmuşlar silsilesine kat.”
Bu, bir mânevî tashih (düzeltme) ve ikmal (tamamlama) ameliyesidir. Harfler çoğaltılarak, sanki her bir harf, her bir kelime yeniden ve kusursuzca okunmuş gibi kabul edilir.
2. Neden Fetih Suresi 29. Âyet?
Fetih Suresi 29. âyet, Arap alfabesindeki tüm harfleri bünyesinde barındıran nadir âyetlerdendir. Bu özelliği sebebiyle, bu âyetle yapılan dua, Allah’ın kelâmı ile hatasız bir okumayı temsil eder. Biz bu âyeti okuyarak, yaptığımız düzeltme ameliyesini ilâhî bir kelamın garantisi altına alırız. Yani deriz ki:
“Ya Rabbi, benim yanlış okuduklarımı, bu senin kusursuz kelâmındaki harflerle tamamla, düzelt.”
Böylece hatalarımız sadece bizim niyetimizle değil, bizzat Allah’ın kelâmının harfleriyle örtülmüş ve affedilmiş olur.
3. Harfleri Çoğaltmak Ne Demektir?
Duada “Ya Rabbi, bu harfleri çokça çoğalt” ifadesi çok önemlidir. Buradaki “çoğaltmak” şu mânevî anlamlara gelir:
  • Her bir harf, okunması gereken her yerde hazır bulunsun.
  • Eksik okunan her kelime, bu çoğaltılmış harflerle ikmal edilsin.
  • Fazla veya yanlış okunan her harf, bu harflerin bereketiyle örtülsün ve doğruya dönüştürülsün.
  • Zikir ve evradın devam edemeyen kısımları, bu harflerle tamamlansın. (Örneğin, vakit darlığı sebebiyle zikrin tamamını okuyamayan bir müntesip için: “Ya Rabbi, onun eksik kalan kısımlarını bu harflerle tamamla.”)
Bu yönüyle Ebced Duası, hem bireysel hem de cemaatsel bir mânevî sigorta işlevi görür.
4. Tamamlanan İbadetin Sevabını Hediye Etmek
Duamızın en güzel ve kapsamlı yanlarından biri de, bu şekilde düzeltilmiş, tamamlanmış, kusursuz hâle getirilmiş ibadetlerin sevabını başkalarına hediye etmemizdir. Bu hediye, duada sayılan onlarca kişi ve grubu kapsar:
  • Aile fertleri: Eş, çocuklar, anne, baba, dede, nine, amca, dayı, teyze, hala, yeğen, kuzen, kardeşler, kayınvalide, kayınpeder, baldız, damat, gelin, dünürler.
  • Geçmişler: Anneden ve babadan tarafa geçmişler, kayın tarafından geçmişler, gizli kalmış çocukların anneleri tarafından geçmişler.
  • Tarikat mensupları: Râsidî Tarîkatı’na intisap etmiş ve edecek olanlar, Mehdi ve sevenleri, cemaati.
  • Hizmet edenler: Rızkımızın temininde emeği geçen ehl-i iman (çiftçi, işçi, üretici, nakliyeci vb.), kullandığımız alet ve edevatın icadında ve geliştirilmesinde emeği olanlar.
  • Öğretmenler, mürşidler, arkadaşlar, imanlı komşular (kırk fersah sağa sola, öne arkaya, alta ve üste).
  • Manevî büyükler: Silsileyi Kasr, Silsileyi Kebir, Silsileyi Üla, Silsileyi Melaemi.
  • Peygamberler ve ümmetleri: Özellikle Muhammed Mustafa (s.a.v.), âl ve ashabı, ehl-i beyti, diğer peygamberler ve bize düşmanlık etmeyen ehl-i iman ümmetleri.
  • Tarihî şahsiyetler ve şehitler: Osmanlı ecdadı, Mustafa Kemal ve Millî Mücadele arkadaşları, vatan savunmasında şehit ve gazi olanlar.
  • Tüm ümmet: Ölmüş ve yaşayan, kıyamete kadar gelecek tüm ehl-i iman ümmet-i Muhammed.
Bu kapsamlı hediye, duanın ne kadar geniş bir rahmet ve bereket iklimi oluşturduğunu gösterir.
5. Zaman ve Mekân Sınırını Aşan Bir Dua
Ebced Duası’nın bir diğer eşsiz özelliği, zaman ve imkân darlığını aşmasıdır. Dua ile şöyle niyaz ederiz:
“Ya Rabbi, bir müntesip, giriş duasını ve bir defa eûzü-besmeleyi okuduktan sonra, vakit darlığı sebebiyle zikrin devamını okuyamazsa, bu harfleri öyle çoğalt ki, onlarla zikrin devamını ve eksik kalan kısımlarını tamamla. Aynı şekilde, bir Fatiha veya Kulhü’lere niyet edip de devamını okuyamayana da aynı şekilde muamele et.”
Bu, tarîkatımız için büyük bir mânevî kolaylıktır. Hiç kimse, vakti olmadığı için ecirden mahrum kalmaz. Harflerin çoğaltılmasıyla, niyet edilen her ibadet tamamlanmış sayılır.
6. “Bir Hediye Paketi” Anlayışı
Duamızda ayrıca, Yasin, İhlas, Fatiha ve Râsidî hatimlerimizin harflerinin de çoğaltılmasını isteriz. Böylece, bir gün içinde okuduğumuz hediye paketimiz, saydığımız her bir kişiye bir adet olarak ulaşır. Yani:
  • Bir Fatiha okuruz, ama harflerin çoğaltılmasıyla binlerce kişiye birer Fatiha hediye edilmiş olur.
  • Bir Yasin okuruz, ama aynı bereketle her bir yakınımıza bir Yasin sevabı gider.
Bu, az amel ile çok sevap kapısının anahtarıdır.
7. Sonuç ve Hatırlatma
Râsidî Tarîkatı’nın müntesipleri bilmelidir ki:
  • Ebced Duası, sıradan bir dua değildir. Kur’ân’ın harf yapısındaki ilâhî hikmete dayanan, hataları düzelten, eksikleri tamamlayan, sevabı çoğaltan ve hediye eden büyük bir mânevî sistemdir.
  • Bu dua ile okuduğumuz her şey (ister eksik, ister fazla, ister yanlış olsun) kusursuz hâle gelir ve Allah’ın huzuruna öylece sunulur.
  • Bu duayı yapan bir kimse, sadece kendisi için değil, geçmiş ve gelecek bütün ehl-i iman için rahmet vesilesi olur.
  • Zaman darlığı mazeret değildir. Harflerin çoğaltılmasıyla her niyet, tam ibadete dönüşür.
Rabbimiz dualarımızı kabul eylesin. Harflerimizi nûr, hatalarımızı af, eksiklerimizi ikmal eylesin. Bizi, ehlimizi ve bütün müntesiplerimizi dergâhına mahcup etmesin. Âmîn.



Râşid Tunca
Râsidî Tarîkatı Kurucusu
Schrems,05.04. 2026
Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab. Velhamdülillâhi rabbil âlemîn. Âmîn.
DEVAMINA BAK

Manevi Yolculuğun Azığı: Hizb, Ahzâb, Vird ve Evrâd
Tasavvuf terminolojisinde sıkça duyduğumuz ancak bazen birbirine karıştırdığımız kavramlar, aslında bir müminin günlük manevi disiplinini oluşturan yapı taşlarıdır. Bu makalede, kalbi diri tutan bu metodları ve önemlerini inceleyeceğiz.
Temel Kavramlar: Nedir Bunlar?
Manevi hayatta disiplin, başarının anahtarıdır. İşte bu disiplini sağlayan terimler:
  • Zikir: Allah’ı anmak, hatırlamak ve unutmamaktır. Dil ile yapılabileceği gibi kalp ile de yapılır.
  • Ezkar: Zikir kelimesinin çoğuludur. Peygamber Efendimiz’den (sav) günümüze ulaşan dualar ve zikirler bütünüdür.
  • Vird: Kelime anlamı "suya gelen topluluk" veya "çeşme başı" demektir. Tasavvufta bir dervişin her gün düzenli olarak okumayı adet haline getirdiği zikir ve dualardır.
  • Evrâd: Vird kelimesinin çoğuludur. Büyük zatların (Abdülkadir Geylani, Şah-ı Nakşibend vb.) Kur'an ve Sünnet ışığında tertip ettikleri dua mecmualarıdır.
  • Hizb: Kelime olarak "grup, bölük" demektir. Belirli bir amaca yönelik (korunma, fetih, şifa gibi) hazırlanan özel dua metinleridir.
  • Ahzâb: Hizb kelimesinin çoğuludur.

Önemli Hizb ve Evrâdlar
İslam tarihinde iz bırakmış büyük mürşidlerin hazırladığı bazı meşhur metinler şunlardır:
1. Hizbu’l-Bahr (Deniz Hizbi)
İmam Şazeli hazretlerine aittir. Özellikle zorluklardan kurtulmak, düşman şerrinden emin olmak ve manevi kapıların açılması için okunur. Gemide fırtınaya yakalananlara bir kurtuluş reçetesi olarak verildiği için bu ismi almıştır.
2. Evrâd-ı Bahâiyye
Şah-ı Nakşibend Hazretleri tarafından tertip edilmiştir. İçeriği ayet-i kerimeler ve çok kuvvetli esmalardan oluşur. Manevi ferahlık ve rızık genişliği için çokça tercih edilir.
3. Cevşenü’l-Kebîr
Peygamber Efendimiz’e (sav) Cebrail (as) vasıtasıyla zırh yerine tavsiye edilen, Allah’ın bin bir ismini içeren muazzam bir münacattır. Maddi ve manevi her türlü kazadan korunmak için okunur.



Meşhur Olan Virdler

Evrâd kitaplarının bir kısmı isimlerine (Evrâd-ı Gazali¸ Evrâd-ı Mevlana vb.)¸ bir kısmı da tarikatlara (Evrâd-ı Bahâiyye¸ Evrâd-ı Zeyniyye vb.) nispet edilmiştir.9
1. Hızbu'l-Bahr
Evrâdı en yaygın olan sûfî¸ Şaziliyye tarikatının pîri Ebu'l-Hasan eş-Şazili'dir. Özellikle "hızbu'l-bahr ve hızbu'l-ber" adlı kısa ve özlü tesbihlerle dualar asırlardan beri tasavvufî muhitlerde okunan ve şerhedilen virdlerdir. Şaziliyye tarikatı Osmanlı toplumunda yaygın olmadığı halde bu hizblerin yayılmış olması dikkate değer bir husustur.10
2. Virdü's-Settâr
Muhyiddin İbnü'l-Arabi'nin çeşitli virdleriyle Halvetiyyenin ikinci piri Bakü'de medfun Yahya-yı Şirvani'nin evrâdı da tarikatlar arasında çok meşhurdur. Yahya-yi Şirvani'nin "Yâ Settâr" diye başladığı için Virdü's-Settâr¸ yazarına nispetle de Vird-i Yahya olarak tanınan evrâdı pek çok sûfî tarafından şerhedilmiş¸ bunlardan Harîrizâde Kemâleddin Efendi'nin Türkçe şerhi basılmıştır. (İstanbul 1287) Ayrıca Müstakîmzâde Süleyman Efendi¸ Ömer Fuâdî Efendi¸ Şah Velî¸ Tireli İsa Muhammed¸ Abdullah Şerkavî¸ Şemseddin Nasuhîzâde¸ Osman b. Ahmed Fertekî de aynı evrâda şerh yazmışlardır. Yugoslavya bölgesinde yaygın olan şerh ise Prizrenli Markalaçzâde Süleyman Efendi'ye aittir. (İstanbul 1988)11
3. Evrâd-ı Fethiyye
Yaygın olan bir diğer evrâd kitabı Seyyid Ali Hemedânî'nin Evrâd-ı Fethiyye adlı virdidir. Bu vird istiğfardan sonra kelime-i tevhid¸ subhanallah¸ hasbunallah ve salavat ile başlayan pek çok cümleyi ihtiva eder. (İstanbul 1330)12
4. Mecmûatu'l-Ahzâb
Tarikat mensupları arasında yaygın olan en hacimli evrâd ve ahzab kitabı¸ Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevî'nin Mecmûatu'l-Ahzâb adlı üç ciltlik derlemesidir. (İstanbul 1311) Yaklaşık 2000 sayfa hacmindeki bu eserde Hz. Peygamber¸ dört halife ve sahabilerden başka hizb ve virdleri bulunan bazı sûfîler şunlardır: İbnü'l-Arabi¸ Ebu'l-Hasan eş-Şazili¸ İbrahim ed-Desûkî¸ Gazâlî¸ Muînuddin-i Çiştî¸ Şehabeddin es-Sühreverdî¸ Hüsameddin Uşşakî¸ Saadeddin el-Cibâvî¸ Abdülkadir-i Geylani¸ Abdulgani en-Nablusi¸ Bahaeddin Nakşibend¸ Mevlana Celaleddin-i Rumi¸ Ahmed er-Rifai¸ Ahmed el-Bedevi¸ Zayneddin-i Hafi.
5. Zînetu'l-Kulûb
Son dönem Cerrâhî şeyhlerinden Muzaffer Ozak Zînetu'l-Kulûb adlı eserinde Kadirî¸ Rifâî¸ Nakşî¸ Halvetî¸ Cerrahî virdlerini Arap ve Latin harflerle ve tercümeleriyle birlikte neşretmiştir. (İstanbul 1973)13
6. Ezkâr-ı Nevevî
Evrâd ve ezkar kitapları arasında Nevevî'nin Ezkâr-ı Nevevî diye tanınan Hilyetu'l-Ebrâr adlı eserinin de (Dımaşk 1391/1971) önemli bir yeri vardır. Müellifi bir sûfî olmadığı için bu eser tarikat mensupları arasında diğer evrâd kitapları kadar yayılmamışsa da Gazzali'nin İhyâu Ulûmiddin¸ Kuşeyri'nin er-Risale¸ Ebu Nuaym el-Isfahanî'nin Hilyetu'l-Evliya adlı eserlerinden geniş ölçüde istifade etmesi¸ Ebu Ali ed-Dekkak¸ Zünnun el-Mısri¸ Sehl b. Abdullah et-Tüsteri¸ Yahya b. Muaz er-Razi¸ İbrahim el-Havvas gibi meşhur sûfîlerin konuyla ilgili tespit ve tavsiyelerini kaydetmesi sebebiyle sûfîlerin ilgi duyduğu kitaplardan biri olmuştur. Hilyetu'l-Ebrâr'ı İbn Teymiyye el-Kelimü't-(:::) adıyla ihtisar etmiş¸ İbn Allân es-Sâdıkî de el-Fütühâtü'r-Rabbaniyye ale'l-Ezkâri'n-Neveviyye adıyla şerhetmiştir.
7. Delâilu'l-Hayrât
Nevevi'nin eseri gibi hem tarikat mensuplarının hem de tarikata mensup olmayan Müslümanların çok okuduğu evrâd kitaplarından biri de kabri Merakeş'te olan Muhammed b. Süleyman el-Cezûlî (ö.870/1465) tarafından tertip edilen Delâilu'l-Hayrât'tır.
8. Bihâru'l-Envâr
Şii muhitlerde yaygın olan evrâd ve zikirler ise Muhammed Bâkır el-Meclisî tarafından Bihâru'l-Envâr adlı eserin XCI ve XCII. ciltlerinde bir araya getirilmiştir.



Okuma Usulleri ve Faziletleri
Bu metinleri okurken dikkat edilmesi gereken bazı ince noktalar vardır:
  • Devamlılık: Az da olsa devamlı olanı makbuldür. Vird, "süreklilik" demektir.
  • Abdest ve Kıble: Mümkünse abdestli ve kıbleye dönük okunması nurunu artırır.
  • İzin (İcazet): Bazı büyük hizblerin bir mürşid gözetiminde veya icazetle okunması, o zikrin manevi hattına bağlanmak (enerjisinden faydalanmak) açısından önemlidir.
  • Huzur-u Kalp: Sadece dil ile değil, manasını düşünerek ve Allah’ın huzurunda olduğunun bilinciyle okunmalıdır.
Unutulmamalıdır ki: Virdler ve hizbler birer "ilaç" gibidir. Her birinin terkibi farklı bir manevi hastalığa veya ihtiyaca şifadır.

Örnek Bir Hizb Bölümü (Hizbu’n-Nasr’dan Bir Kesit)
Düşmana ve nefse karşı zafer kazanmak için okunan Hizbu’n-Nasr (İmam Şazeli) duasından kısa bir bölüm:
"Allahümme bi-satveti ceberûti kahrike... Ya Gıyâsel müstagisîn, eğisnâ!"
(Allah’ım! Senin kahredici gücünün heybetiyle... Ey yardım isteyenlerin yardımcısı, bize yardım et!)


Sonuç olarak; vird ve evrâd, ruhun gıdasıdır. Günlük hayatın karmaşasında savrulan insan, bu manevi iplere tutunarak dengesini sağlar. Forumumuzda bu konu altındaki paylaşımlarla, herkesin kendi gönül dünyasına hitap eden bir "vird" bulmasını temenni ederim.

DEVAMINA BAK
   

Vird-i Settar Duası

(Seyyid Yahya Şirvaninin ilham ile yazmış olduğu bu evrad’ın faziletleri ehlullah tarafndan tecrübe ile tasdik edilmiştir.)

Her kim zulm görmüşse,fakirliğe düşmüşse,sevdiğinden ayrılmışsa,borca düşmüşse,işsiz kalmışsa,mülk sahibi olmak isterse,evlenmek isterse,üzerine büyü teshir etmişse, bu mübarek havas duasını günde 3-5-7 kere okumayı vird edinsin… Havas dualarını içinde en büyük en faydalı duadır.

Vird-i Settar ismiyle meşhur bu dua biraz Arapça bilenlere veya manasını kısmen de olsa anlayabilenler için ne kadar tesirli, ne kadar kıymetli bir hazine olduğu aşikardır. Bu duayı hergün okumayı vird edinen kimse kısa zamanda kötü ibtilalarından kurtulur. İşleri bozuksa az zamanda düzelir. Kazancı bereketlenir, hasta ise sıhhat ve şifaya kavuşur.Bir hastaya, bir mecnuna, bir saralıya üç veya yedi gün yedişer defa okunup nefes edilse biiznillah okunan kimse hastalığından kurtulur. Mahpus okursa hapisten çıkar.Hergün rızaen lillah üç kere okumayı adet edinen kimseyi Cenabı hakk her türlü maddi, manevi kaza ve belalardan korur. Tedavisi zor hastalıklara tutulmaz. Ömrü uzun hayatı rahat ve huzur içinde geçer. Bu dua Cenabı Hakk’ın kullarına ve Hazreti Fahri Kainat Efendimiz’in de ümmetine bir hediyesi ihsan ve atıfetidir.
Bu duada kul Rabbine o kadar zillet ve iftikarla, aciz ve tevazuyla münacat edip yalvarıyor ki, alemlere sonsuz bir merhamet ve ihsanda bulunan, sınırsız bir atıfet ve kerem bahşeden Allahü Zülcelal Hazretleri kendisine bu dille ve ihlasla yalvaran ve avuç açan kulunu katiyen red etmez, boş çevirmez.

Vird-i Settar, İslam tasavvuf geleneğinde önemli bir yere sahip, Halvetiyye tarikatının büyüklerinden Pîr Seyyid Yahya-ı Şirvânî Hazretleri tarafından tertip edilen kapsamlı bir duadır. Aşağıda bu dua hakkında genel bilgileri, faziletlerini ve manevi özelliklerini bulabilirsiniz.

1. Genel Bilgiler

İsmin Anlamı ve Kaynağı

Vird-i Settar ismi iki kelimeden oluşur:

    Vird: Belli bir vakit ve düzen içerisinde sürekli olarak okunan dua, zikir ve evrad anlamına gelir .

    Settâr: Allah’ın (c.c.) "Kullarının kusurlarını örten, hatalarını gizleyen ve günahlarını bağışlayan" anlamındaki güzel isimlerinden biridir .

Manevi Şahsiyeti: Pîr Seyyid Yahya-ı Şirvânî

Dua, Halvetiyye tarikatının büyüklerinden ve "Pîr-i Sânî" (İkinci Pir) olarak anılan Seyyid Yahya-ı Şirvânî Hazretleri tarafından tertip edilmiştir. Eserde, onun "Virdü’s-Settâr" diye bilinen sabah evradını (virdini) tertip ettiği ve bu duanın asırlardır manevi yolculukta olanlara okunduğu belirtilmektedir .

Yapısı ve İçeriği

Bu dua, oldukça kapsamlı ve uzun bir metindir. İçeriğinde:

    Allah’a yalvarış ve niyazlar,

    Tevhid inancının özlü ifadeleri,

    Allah’ın 99 güzel isminin (Esma-i Hüsna) sıralanması,

    Hz. Muhammed’e (s.a.v.) getirilen salavat ve övgüler bulunur .

2. Faziletleri ve Etkileri Hakkında Yorumlar

Kadim dua kitapları ve tasavvuf geleneğinde Vird-i Settar’ın okunmasıyla ilgili pek çok fazilet zikredilmiştir. Bunlar genel olarak şu başlıklar altında toplanabilir:

Rızık ve Bereket

Rızık ve bereket duası hükmünde olduğu, düzenli okuyan kişiye büyük maddi ve manevi nimetler bahşedildiği belirtilir . İşleri bozuk olan kişinin işlerinin düzelmesine ve kazancının bereketlenmesine vesile olur .

Koruyuculuk ve Kurtuluş

    Genel Koruma: Her gün düzenli olarak (genellikle 3 kere) okuyan kişinin, Cenab-ı Hakk tarafından her türlü maddi ve manevi kaza, bela ve musibetten korunacağı ifade edilir .

    Zor Durumlar: Zulme uğrayan, sıkıntıda olan veya mahpus durumunda bulunan kişilerin bu duayı okuması halinde zor durumdan kurtulacaklarına dair rivayetler vardır .

Şifa ve Sağlık

    Hastalıklar: Tedavisi zor hastalıklara tutulmamak için okunabileceği gibi, hasta olan kişilere üç veya yedi gün boyunca yedişer defa okunup üflenmesi halinde (biiznillah) şifaya kavuşacağı belirtilir .

    Ruhsal Sıkıntılar: Vesvese, ruhsal sıkıntılar, tembellik, utangaçlık gibi müminlere yakışmayan davranışların ortadan kalkmasına ve kişinin olumlu bir karaktere bürünmesine vesile olduğu aktarılır .

Manevi Hazine

Bu dua, kulun Rabbine karşı derin bir acz, tevazu ve mahviyet ile yalvarışını içerir. Bu dille ve ihlasla yapılan duanın reddedilmeyeceği, Allah’ın kullarına ve Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ümmetine büyük bir lütfu ve hediyesi olduğu vurgulanır .

3. Okuma Adabı ve Sayıları

Farklı niyetlere göre duanın belirli sayılarda okunması tavsiye edilir:

    Bereket ve genel maksatlar için: Genellikle 3 defa.

    Özel hacetler, dilekler ve önemli işler için: 7 defa.

    Diğer meseleler ve şiddetli sıkıntılar için: 12 defa okunabileceği belirtilmiştir .

Vird-i Settar, içerdiği Esma-i Hüsna, salavatlar ve derin manalı cümlelerle hem bir sığınak hem de bir manevi terbiye vesikasıdır. Ancak her duada olduğu gibi, bu duanın faziletlerinden istifade edebilmek için okumanın yanı sıra helal dairesinde yaşamaya özen göstermek, edep ve ihlası elden bırakmamak esastır



1. Vird-i Settar Duasının Arapça Metini

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

    يَا سَتَّارُ يَا سَتَّارُ * يَا عَزِيزُ يَا غَفَّارُ * يَا جَلِيلُ يَا جَبَّارُ يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ وَالْأَبْصَارِ * وَيَا مُدَبِّرَ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ * خَلِّصْنَا مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ وَالنَّارِ * إِلٰهِي اسْتُرْ عُيُوبَنَا * وَاغْفِرْ ذُنُوبَنَا * وَنَوِّرْ قُبُورَنَا وَطَهِّرْ قُلُوبَنَا * وَاشْرَحْ صُدُورَنَا * وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا * وَتَوَفَّنَا مَعَ الْأَبْرَارِ * وَاحْشُرْنَا مَعَ الْأَخْيَارِ * سُبْحَانَكَ مَا عَرَفْنَاكَ حَقَّ مَعْرِفَتِكَ يَا مَعْرُوفُ * سُبْحَانَكَ مَا عَبَدْنَاكَ حَقَّ عِبَادَتِكَ يَا مَعْبُودُ * سُبْحَانَكَ مَا ذَكَرْنَاكَ حَقَّ ذِكْرِكَ يَا مَذْكُورُ * سُبْحَانَكَ مَا شَكَرْنَاكَ حَقَّ شُكْرِكَ يَا مَشْكُورُ * فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرَحْمَةً * شُكْرًا مِنَ اللّٰهِ وَنِعْمَةً * لِلّٰهِ الْحَمْدُ وَالْمِنَّةُ * اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَى الطَّاعَةِ وَالتَّوْفِيقِ * وَنَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ مِنْ كُلِّ ذَنْبٍ أَذْنَبْنَاهُ عَمْدًا وَسَهْوًا وَخَطَأً وَنِسْيَانًا وَنُقْصَانًا وَتَقْصِيرًا * اَللّٰهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ حَمْدًا يُوَافِي نِعَامَكَ وَيُكَافِئُ مَزِيدَكَ نَحْمَدُكَ بِجَمِيعِ مَحَامِدِكَ مَا عَلِمْنَا مِنْهَا وَمَا لَمْ نَعْلَمْ * وَعَلَى كُلِّ حَالٍ يَا مُحَوِّلَ الْحَالِ حَوِّلْ حَالَنَا إِلَى أَحْسَنِ الْحَالِ * أَعْدَدْتُ لِكُلِّ هَوْلٍ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ * وَلِكُلِّ نِعْمَةٍ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ * وَلِكُلِّ رَخَاءٍ شُكْرًا لِلّٰهِ * وَلِكُلِّ عُجُوبَةٍ سُبْحَانَ اللّٰهِ * وَلِكُلِّ ذَنْبٍ أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ * وَلِكُلِّ مُصِيبَةٍ إِنَّا لِلّٰهِ * وَلِكُلِّ ضَيْقٍ حَسْبِيَ اللّٰهُ * وَلِكُلِّ قَضَاءٍ وَقَدَرٍ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ * وَلِكُلِّ طَاعَةٍ وَمَعْصِيَةٍ لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ * وَلِكُلِّ هَمٍّ وَغَمٍّ مَا شَاءَ اللّٰهُ * لَنْ يَغْلِبَ اللّٰهَ شَيْءٌ وَهُوَ غَالِبٌ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسْبِيَ اللّٰهُ وَكَفَى * سَمِعَ اللّٰهُ لِمَنْ دَعَا * لَا غَايَةَ لَهُ فِي الْآخِرَةِ وَالْأُولَى لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ * لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَهُوَ حَيٌّ لَا يَمُوتُ أَبَدًا دَائِمًا صَامِدًا بَاقِيًا بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ * وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ * اَللّٰهُمَّ لَا أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ * أَعَزَّ جَارُكَ وَجَلَّ ثَنَاؤُكَ وَلَا إِلٰهَ غَيْرُكَ * الرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَى * وَإِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى * اللّٰهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى فَادْعُوهُ بِهَا * صَدَقَ اللّٰهُ الْعَظِيمُ * هُوَ اللّٰهُ الَّذِي لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمٰنُ جَلَّ جَلَالُهُ الرَّحِيمُ * الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ الْغَفَّارُ الْقَهَّارُ الْوَهَّابُ الرَّزَّاقُ الْفَتَّاحُ الْعَلِيمُ الْقَابِضُ الْبَاسِطُ الْخَافِضُ الرَّافِعُ الْمُعِزُّ الْمُذِلُّ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ الْحَكَمُ الْعَدْلُ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ الْحَلِيمُ الْعَظِيمُ الْغَفُورُ الشَّكُورُ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ الْحَفِيظُ الْمُقِيتُ الْحَسِيبُ الْجَلِيلُ الْكَرِيمُ الرَّقِيبُ الْمُجِيبُ الْوَاسِعُ الْحَكِيمُ الْوَدُودُ الْمَجِيدُ الْبَاعِثُ الشَّهِيدُ الْحَقُّ الْوَكِيلُ الْقَوِيُّ الْمَتِينُ الْوَلِيُّ الْحَمِيدُ الْمُحْصِي الْمُبْدِئُ الْمُعِيدُ الْمُحْيِي الْمُمِيتُ الْحَيُّ الْقَيُّومُ الْوَاجِدُ الْمَاجِدُ الْوَاحِدُ الْأَحَدُ الصَّمَدُ الْقَادِرُ الْمُقْتَدِرُ الْمُقَدِّمُ الْمُؤَخِّرُ الْأَوَّلُ الْآخِرُ الظَّاهِرُ الْبَاطِنُ الْوَالِي الْمُتَعَالِي الْبِرُّ التَّوَّابُ الْمُنْتَقِمُ الْعَفُوُّ الرَّؤُوفُ مَالِكُ الْمُلْكِ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ الْمُقْسِطُ الْجَامِعُ الْغَنِيُّ الْمُغْنِي الْمَانِعُ الضَّارُّ النَّافِعُ النُّورُ الْهَادِي الْبَدِيعُ الْبَاقِي الْوَارِثُ الرَّشِيدُ الصَّبُورُ * الَّذِي تَقَدَّسَتْ عَنِ الْأَشْبَاهِ ذَاتُهُ * وَتَنَزَّهَتْ عَنْ مُشَابَهَةِ الْأَمْثَالِ صِفَاتُهُ وَشَهِدَتْ بِرُبُوبِيَّتِهِ آيَاتُهُ * وَدَلَّتْ عَلَى وَحْدَانِيَّتِهِ مَصْنُوعَاتُهُ * وَاحِدٌ لَا مِنْ قِلَّةٍ * مَوْجُودٌ لَا مِنْ عِلَّةٍ بِالْجُودِ مَعْرُوفٌ * وَبِالْإِحْسَانِ مَوْصُوفٌ * مَعْرُوفٌ بِلَا غَايَةٍ وَمَوْصُوفٌ بِلَا نِهَايَةٍ * أَوَّلُ قَدِيمٌ بِلَا ابْتِدَاءٍ * وَآخِرٌ كَرِيمٌ مُقِيمٌ بِلَا انْتِهَاءٍ * وَغَفَرَ ذُنُوبَ الْمُذْنِبِينَ كَرَمًا وَحِلْمًا وَلُطْفًا وَفَضْلًا * الَّذِي لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ * لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ * نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ * غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ * وَحَسْبُنَا اللّٰهُ وَحْدَهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ * وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ * يَفْعَلُ اللّٰهُ مَا يَشَاءُ بِقُدْرَتِهِ * وَيَحْكُمُ مَا يُرِيدُ بِعِزَّتِهِ * أَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ تَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ * وَنَشْهَدُ أَنْ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ إِلٰهًا عَدْلًا جَبَّارًا * وَمَلِكًا قَدِيرًا قَهَّارًا * لِلذُّنُوبِ غَفَّارًا * وَلِلْعُيُوبِ سَتَّارًا * وَنَشْهَدُ أَنَّ سَيِّدَنَا مُحَمَّدًا عَبْدُهُ الْمُصْطَفَى صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ * وَرَسُولُهُ الْمُجْتَبَى وَأَمِينُهُ الْمُقْتَدَى شَمْسُ الضُّحَى بَدْرُ الدُّجَى نُورُ الْوَرَى صَاحِبُ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى رَسُولُ الثَّقَلَيْنِ * وَنَبِيُّ الْحَرَمَيْنِ وَإِمَامُ الْقِبْلَتَيْنِ وَجَدُّ السِّبْطَيْنِ وَشَفِيعُ مَنْ فِي الدَّارَيْنِ رَسُولًا مَكِّيًّا مَدَنِيًّا هَاشِمِيًّا قُرَشِيًّا أَبْطَحِيًّا كَرُوبِيًّا رُوحِيًّا رُوحَانِيًّا تَقِيًّا نَقِيًّا نَبِيًّا كَوْكَبًا دُرِّيًّا شَمْسًا مُضِيئًا قَمَرًا نُورًا نُورَانِيًّا بَشِيرًا نَذِيرًا سِرَاجًا مُنِيرًا صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
2. Vird-i Settar Duasının Okunuşu (Transkripsiyon)

Bismillahirrahmanirrahim.
Yâ Settâru yâ Settâr. Yâ Azîzü yâ Ğaffâr. Yâ Celîlü yâ Cebbâr, yâ mukallibel kulûbi vel ebsâr. Ve yâ müdebbirâl leyli ven nehâr. Hallısnâ min azâbil kabri ven nâr.
İlâhi üstür uyûbenâ. Vağfir zünûbenâ. Ve nevvir kubûranâ ve tahhir kulûbenâ. Veşrah sudûranâ. Ve keffir annâ seyyiâtinâ. Ve teveffenâ meâl ebrâr. Vahşurnâ meâl ahyâr.
Sübhâneke mâ arafnâke hakka mâ’rifetike yâ Ma’rûf. Sübhâneke mâ abednâke hakka ibâdetike yâ Ma’bûd. Sübhâneke mâ zekernâke hakka zikrike yâ Mezkûr. Sübhâneke mâ şekernâke hakka şükrike yâ Meşkûr.
Fadlen minallâhi ve rahmeten, şükran minallâhi ve ni’meten. Lillâhil hamdü vel minneh.
Elhamdü lillâhi alât tâati vet tevfîk. Ve nestağfirullâhe min külli zenbin eznebnâhü amden ve sehven ve hatâen ve nisyânen ve nuksânen ve taksîr.
Allâhümme lekel hamdü hamden yüvâfî niâmeke ve yükâfî mezîdeke. Nahmedüke bi cemîi mehâmidike mâ alimnâ minhâ ve mâ lem na’lem. Ve alâ külli hâlin yâ muhavvilel hâli, havvil hâlenâ ilâ ahsenil hâl.
A’dedtü li külli hevlin Lâ ilâhe illallâh, ve li külli ni’metin elhamdü lillâh, ve li külli rahâin şükrü lillâh, ve li külli u’cûbetin sübhânallâh, ve li külli zenbin estağfirullâh, ve li külli musîbetin innâ lillâh, ve li külli daykın hasbiyallâh, ve li külli kazâin ve kaderin tevekkeltü alallâh, ve li külli tâatin ve ma’siyetin lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh, ve li külli hemmin ve ğammin mâşâallâh.
Len yağliballâhe şey’ün ve hüve ğâlibün alâ külli şey’in, hasbiyallâhü ve kefâ. Semiallâhü limen deâ. Lâ ğâyete lehû fil âhirati vel ûlâ. Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü, yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün lâ yemûtü ebeden dâimen sâmeden bâkıyen, bi yedihil hayr, ve hüve alâ külli şey’in kadîr, ve ileyhil masîr.
Allâhümme lâ uhsî senâen aleyke, ente kemâ esneyte alâ nefsike. Azze câruke ve celle senâüke ve lâ ilâhe ğayruk.
Errahmânü alel arşistevâ, lehû mâ fis semâvâti ve mâ fil ardı ve mâ beynehümâ ve mâ tahtes serâ. Ve in techer bil kavli fe innehû ya’lemüs sirra ve ahfâ.
Allâhü lâ ilâhe illâ hüve, lehül esmâül hüsnâ fed’ûhü bihâ. Sadakallâhül azîm.
Hüvellâhüllezî lâ ilâhe illâ hüver rahmânü celle celâlühür rahîm.
El-Melik, el-Kuddûs, es-Selâm, el-Mü’min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr, el-Mütekebbir, el-Hallâk, el-Bâri’, el-Musavvir, el-Ğaffâr, el-Kahhâr, el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbid, el-Bâsıt, el-Hâfid, er-Râfi’, el-Muizz, el-Müzill, es-Semî’, el-Basîr, el-Hakem, el-Adl, el-Latîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Ğafûr, eş-Şekûr, el-Aliyy, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl, el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mucîb, el-Vâsi’, el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd, el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy, el-Hamîd, el-Muhsî, el-Mübdi’, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mumît, el-Hayy, el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, el-Ehad, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir, el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Vâlî, el-Müteâlî, el-Birr, et-Tevvâb, el-Müntekim, el-Afüvv, er-Raûf, Mâlikül Mülk, Zülcelâli vel İkrâm, el-Muksit, el-Câmi’, el-Ğaniyy, el-Muğnî, el-Mâni’, ed-Dârr, en-Nâfi’, en-Nûr, el-Hâdî, el-Bedî’, el-Bâkî, el-Vâris, er-Reşîd, es-Sabûr.
Ellezi tekaddeset anil eşbâhi zâtühû, ve tenezzchet an müşâbehetil emsâli sıfâtühû, ve şehidet bi rubûbiyyetihî âyâtühû, ve dellet alâ vahdâniyyetihî masnûâtühû.
Vâhidün lâ min kılletin, mevcûdün lâ min illletin, bil cûdi ma’rûf, ve bil ihsâni mevsûf. Ma’rûfun bilâ ğâyetin, ve mevsûfun bilâ nihâyetin. Evvelü kadîmun bilâ ibtidâin, ve âhırun kerîmun mukîmun bilâ intihâin.
Ve ğafera zünûbel müznibîne keramen ve hılmen ve lütfen ve fadlâ.
Ellezi lem yelid ve lem yûled ve lem yekün lehû küfüven ehad. Leyse ke mislihî şey’ün ve hüves semî’ul basîr.
Ni’mel Mevlâ ve ni’men nasîr. Ğufrâneke Rabbenâ ve ileykel masîr.
Ve hasbünallâhü vahdehû ve ni’mel vekîl. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.
Yef’alüllâhü mâ yeşâü bi kudretihî, ve yahkümü mâ yürîdü bi ızzetih. Elâ lehül halku vel emr, tebârakellâhü rabbül âlemîn.
Ve neşhedü en lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, ilâhen adlen cebbârâ, ve meliken kadîran kâhhârâ, liz zünûbi ğaffârâ, ve lil uyûbi settârâ.
Ve neşhedü enne seyyidenâ muhammeden abdühül mustafâ, sallellâhü aleyhi ve sellem, ve resûlühül müctebâ, ve emînühül muktedâ, şemsüd duhâ, bedrüd dücâ, nûrul verâ, sâhibu kâbe kavseyni ev ednâ, resûlus sekaleyn, ve nebiyyül haremeyn, ve imâmül kıbleteyn, ve ceddüs sibtayn, ve şefîu men fid dâreyn, resûlen mekkiyyen, medeniyyen, hâşimiyyen, kureşiyyen, ebtahiyyen, kerûbiyyen, rûhiyyen, rûhâniyyen, tekıyyen, nekıyyen, nebiyyen, kevkeben dürriyyen, şemsen müdi’en, kameran nûran nûrâniyyen, beşîran, nezîran, sirâcen münîrâ, sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem.

3. Vird-i Settar Duasının Anlamı (Meali)

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Ey (kullarının kusurlarını) örten, ey (bağışlamasıyla günahları) örten! Ey Azîz, ey Ğaffâr! Ey Celîl, ey Cebbâr! Ey kalpleri ve gözleri (hâlden hâle) çeviren! Ey geceyi ve gündüzü tedbir eden! Bizi kabir ve cehennem azabından kurtar!

İlâhım, kusurlarımızı ört, günahlarımızı bağışla. Kabirlerimizi nurlandır, kalplerimizi temizle. Göğüslerimizi aç (ferahlat), kötülüklerimizi ört (affet). Bizi iyilerle birlikte vefat ettir ve hayırlılarla birlikte haşret.

Seni hakkıyla tanıyamadık, ne yücesin sen ey bilinen (ma’rûf)! Sana hakkıyla kulluk edemedik, ne yücesin sen ey kendisine kulluk edilen (ma’bûd)! Seni hakkıyla zikredemedik, ne yücesin sen ey zikredilen (mezkûr)! Sana hakkıyla şükredemedik, ne yücesin sen ey şükredilen (meşkûr)!

(Okuduğumuz bu dua,) Allah’tan bir lütuf ve rahmettir. (Bu nimetler) Allah’tan bir şükür ve nimettir. Hamd ve minnet Allah’a mahsustur.

Allah’a, bize verdiği tâat ve başarıdan dolayı hamd olsun. İşlediğimiz kasıtlı, kasıtsız, hata ile, unutarak, eksik ve kusurlu işlediğimiz her günahtan Allah’a mağfiret dileriz.

Allah’ım! Hamd, nimetlerine denk ve fazlana karşılık olacak şekilde sanadır. Bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm övgülerinle sana hamdederiz. Her hâlimizde, ey hâlleri değiştiren, hâlimizi en güzel hâle çevir.

Her korku için “Lâ ilâhe illallâh”ı, her nimet için “Elhamdülillâh”ı, her rahatlık için “Şükrillâh”ı, her şaşılacak şey için “Sübhânallâh”ı, her günah için “Estağfirullâh”ı, her musibet için “İnnâ lillâh”ı, her darlık için “Hasbiyallâh”ı, her kaza ve kader için “Tevekkeltü alallâh”ı, her taat ve isyan için “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh”ı, her tasa ve keder için “Mâşâallâh”ı hazırladım (kendime şiar edindim).

Allah’a hiçbir şey gâlip gelemez. O, her şeye gâliptir. Allah bana yeter, O ne güzel vekildir. Allah, dua edeni işitir. O’nun (varlığının) ne ilk ne de son sınırı vardır. Allah’tan başka ilâh yoktur, O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur. Diriltir ve öldürür. O, ebedî, sürekli, her şeyden müstağni ve bâkî olarak diridir, asla ölmez. Hayır O’nun elindedir ve O her şeye kâdirdir. Dönüş ancak O’nadır.

Allah’ım, sana yapacağım senâları sayamam, sen kendi nefsini övdüğün gibi (sonsuz senâya lâyıksın). Himayen yücedir, senân yücelmiştir ve senden başka ilâh yoktur.

Rahmân, arşa istivâ etmiştir. Göklerde, yerde, ikisi arasında ve toprağın altında ne varsa O’nundur. Sözü açıktan söylesen de (bil ki) O, gizliyi ve daha gizliyi bilir.

Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır. En güzel isimler O’nundur, O’na onlarla dua edin. Yüce Allah doğru söylemiştir.

O Allah’tır ki, kendisinden başka ilâh yoktur. Rahmân’dır, Rahîm’dir; celâli ne yücedir.

O; Mâlik, Kuddûs, Selâm, Mü’min, Müheymin, Azîz, Cebbâr, Mütekebbir, Hâlık, Bâri’, Musavvir, Ğaffâr, Kahhâr, Vehhâb, Rezzâk, Fettâh, Alîm, Kâbıd, Bâsıt, Hâfid, Râfi’, Muizz, Müzill, Semî’, Basîr, Hakem, Adl, Latîf, Habîr, Halîm, Azîm, Ğafûr, Şekûr, Aliyy, Kebîr, Hafîz, Mukît, Hasîb, Celîl, Kerîm, Rakîb, Mücîb, Vâsi’, Hakîm, Vedûd, Mecîd, Bâis, Şehîd, Hakk, Vekîl, Kaviyy, Metîn, Veliyy, Hamîd, Muhsî, Mübdi’, Muîd, Muhyî, Mumît, Hayy, Kayyûm, Vâcid, Mâcid, Vâhid, Ehad, Samed, Kâdir, Muktedir, Mukaddim, Muahhir, Evvel, Âhir, Zâhir, Bâtın, Vâlî, Müteâlî, Birr, Tevvâb, Müntekim, Afüvv, Raûf, Mâlikü’l-Mülk, Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm, Muksit, Câmi’, Ğaniyy, Muğnî, Mâni’, Dârr, Nâfi’, Nûr, Hâdî, Bedî’, Bâkî, Vâris, Reşîd, Sabûr’dur. (Celâli ne yücedir.)

Zâtı, benzerlerden münezzehtir; sıfatları, varlıkların sıfatlarına benzemekten yücedir. Kudretine dair ayetleri (delilleri), O’nun rubûbiyyetine şahitlik eder. Yaratılmış olanlar (eserler) ise O’nun birliğine delildir.

O, “azlıktan değil” hakikî olarak Vâhid’dir. Sonradan olma bir sebeple değil, ezelî olarak Mevcûd’tur. Cömertliğiyle bilinir, ihsanıyla vasfedilir. Sınırsızca bilinir, sonsuzca vasfedilir. İlksiz olarak Kadîm’dir. Sonu olmayan, sonsuz bir sonla Kerîm ve Mukîm’dir.

Günahkârların günahlarını keremiyle, yumuşaklığıyla, lütfuyla ve fazlıyla bağışlar.

O, doğurmamış ve doğmamıştır. Hiçbir şey O’nun dengi değildir. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işiten ve görendir.

O ne güzel Mevlâ’dır, O ne güzel yardımcıdır! Rabbimiz, affına sığındık, dönüş sanadır.

Allah bize yeter, O ne güzel vekildir. Güç ve kuvvet ancak yüce ve büyük olan Allah’ın yardımıyladır.

Allah dilediğini kudretiyle yapar, dilediği hükmü izzetiyle yürütür. Bilin ki yaratmak da emir de O’na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah, ne yücedir, ne bereketlidir.

Şahitlik ederiz ki, Allah’tan başka ilâh yoktur. O tektir, ortağı yoktur. O, adalet sahibi, kahredici bir ilâhtır. Gücü yeten, kahredici bir melik (hükümdar)dır. Günahları bağışlayan, kusurları örtendir.

Yine şahitlik ederiz ki, efendimiz Muhammed (s.a.v.) O’nun seçilmiş kulu, beğenilmiş elçisi, güvenilir ve kendisine uyulan rehberidir. O, kuşluk güneşi, karanlık gece ayı, yaratılmışların nuru, iki yay kadar veya daha yakın olanın sahibi, iki ağır yükün (insanlar ve cinlerin) elçisi, iki kutsal beldenin (Mekke ve Medine’nin) peygamberi, iki kıblenin imamı, iki torunun (Hasan ve Hüseyin’in) dedesi, iki dünyadakilerin şefaatçisidir. O; Mekkî, Medenî, Hâşimî, Kureyşî,
DEVAMINA BAK
   

Bismillahillezi La Yedurru Duası

Bismillâhillezî lâ yedurru ma'asmihî şey'ün fi'l-ardi velâ fi's-semâi ve hüve's-semî'u'l-'alîm duası, sabah-akşam 3'er defa okunması tavsiye edilen, her türlü zarar, bela ve nazardan korunmak için Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) öğrettiği bir hadis-i şerif duasıdır.

Bu duayı sabah akşam üç defa okuyana hiçbir şey zarar veremez.

Osman b. Affan -radıyallâhu anh-’ın rivayetine göre  Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Bir kul her günün sabahında ve akşamında üç defa şöyle derse ona hiçbir şey zarar vermez, görülmedik kaza ve belâ ona isabet etmez:"

Arapçası:


بِسْمِ اللَّهِ الَّذِي لَا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ، وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

Türkçe Okunuşu:

“Bismillâhillezî lâ yedurru ma’asmihî şey’ün fi’l-ardi velâ fi’s-semâi ve hüve’s-semî’u’l-‘alîm.”
Anlamı:

“Adı anıldığı zaman gerek yerde gerekse gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla! O, hakkıyla işiten ve hakkıyla bilendir.”

(Ebû Davud, Edeb, 110; İbn Mâce, Duâ, 14; Tirmizî, De’avât, 13)

Bu hadîs-i şerîfi Hz. Osman radıyallahu anh’dan oğlu Ebân radıyallahu anh duyup rivâyet etmişti. Bir gün Ebân radıyallahu anh felç oldu. Bu hadîsi ondan işiten biri, Ebân radıyallahu anh’ın yüzüne bakmaya başladı. Bunu farkeden Ebân radıyallahu anh: “–Niçin bana öyle bakıyorsun? Allah’a yemin ederim ki ben Osman adına yalan uydurmadım. Osman da Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz adına ya­lan uydurmadı. Fakat felç olduğum gün bir şeye öfkelenmiştim de o duayı okumayı unutmuştum.” dedi. (Ebû Dâvûd Edeb 101/5088) Muhaddis ve fakih bir tâbiî olan ve yedi yıl Medine valiliği yapan Ebân radıyallahu anh’ın, bu duayı her gün muntazaman okuması, o mübarek neslin bu derin mânalı duaya verdiği ehemmiyeti göstermektedir. (Mahmud Sami Ramazanoğlu, Dualar ve Zikirler, Erkam Yayınları)


"Bismillâhillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fil erdi ve lâ fissemâi ve hüves-semi’ul alim."

Anlamı

Allah'ın yüce ismine sığınana yerde ve gökte hiç bir şey zarar veremez! O, her şeyi işitir ve her şeyi bilir.

İmam-ı Rabbani Hazretleri, talebeleri ile uzak bir diyara yolculuk ederken, gece, bir handa kaldılar. "Bu gece bir bela zuhur edecektir. (Bismillâhillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fil erdı ve lâ fissemâi ve hüves-semi’ul alim) duasını üç defa okuyun." buyurdu. Gece büyük yangın oldu. Her odada eşyalar yandı. Duayı okuyanlara bir şey olmadı.

Eğer kendinize büyü yapıldığını, haset edildiğini düşünüyorsanız sabah-akşam üçer kez bu duayı zikredin.

Dert, bela, fitne, hastalık, nazar, sihir ve zalimlerin şerrinden korunmak için, sabah akşam, İmam-ı Rabbani Hazretlerinin bildirdiğini hatırlayarak, üç defa okumalıdır. Âyât-i hırz okununca da, bu duayı okumalıdır.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

Bu duayı sabah üç kere okuyana, akşama kadar, akşam okuyana da, sabaha kadar hiç bela gelmez."

(İbni Mace)

Hiç bir kul yoktur ki, her günün sabahı ve her gecenin akşamında üç kere: "Bismillâhillezî lâ yedurru ma'asmihî şey'ün fil ardı velâ fissemâ' ve hüve semî'ul alim." desin de sonra ona bir şey zarar versin.

Ravi: Hz. Osman (r.a.)

Fazileti:

    Sabahleyin üç defa okuyana, akşama kadar ani bir musibet isabet etmez.
    Akşamleyin üç defa okuyana, sabaha kadar ani bir bela gelmez.
    Dert, bela, fitne, hastalık, nazar ve zalimlerin şerrinden koruduğuna inanılır.

(Kaynaklar: Ebû Dâvûd, Edeb 110; İbn Mâce, Duâ 14; Tirmizî, De'avât 13)

HAZRETİ ÖMERİN RUM ELÇİSİNİN GETİRDİĞİ ZEHRİ İÇMESİ

Yiyecek ve İçeceklerin Zararından Korunmak İçin Okunacak Duâ

Hazret-i Ömer “radıyallahü teâlâ anh” halîfe iken, bir gün mescidde oturuyordu. Rûm kayserinin elçisi geldi. Ba’zı hediyye ve bir doğan, bir tazı, bir şişe zehr de getirdi.

Dedi ki, yâ halîfe. Bu tazı öyle bir tazıdır ki, her nereye salar isen, avını yakalar, kaçırmaz. Avı ondan kurtulmaz. Bu doğan da bir doğandır ki, hangi kuşa salarsanız, hiç aman vermeyip, alır. Aslâ bir kuş pençesinden halâs olmaz (kurtulamaz). Bu şişe içinde olan zehr, öyle bir zehrdir ki, bir katresini insana içirseler, o ânda ölür, bunun ilâcı olmaz. [Ya’nî o kişi kurtulamaz]. Tuhâf nesne olup, pâdişâhlar hazînesinde bulunması lâzımdır ve lâyıkdır diye, rûm sultânı kayser göndermişdir.

Hazret-i Ömer “radıyallahü teâlâ anh” buyurdu ki, kuş nedir ki, insan onunla meşgûl olup, ondan ne fâide hâsıl eder. Ehl-i hâl olan onu eline alıp, amellerini boşa çıkarmaz, deyip, bağlarını çıkarıp, sahrâya salıverdi.

Kelb [köpek] nedir ki, insan ona tâlib ve râgıb olup, o mekrûhu evine koysun ve ardınca gezip, yürüsün. Onun da zincirlerini alıp, azâd eyleyip, serbest bırakdı.

Ondan sonra o içinde zehr olan şişeyi mubârek eline alıp, dedi ki, benim dünyâda nefsimden büyük düşmânım yokdur. O zehri (“Bismillâhillezî lâ yedurru measmihi Şey’ün fil’ardi velâ fissemâi ve Hüvessemi’ul Aliym.”) deyip, temâmını içdi. Elçi bu hâli görünce, şaşırıp, mescid kapısında durdu. Bir zemândan sonra gelip, hazret-i Ömere bakdı. Gördü ki, hazret-i Ömer “radıyallahü teâlâ anh” evvelki gibi devlet ve se’âdetle, sıhhat ve selâmetde oturur.

Hemen yerinden kalkıp, hazret-i Ömerin “radıyallahü teâlâ anh” ayaklarına yüzünü ve gözünü sürüp dedi ki, yâ halîfe, bana îmânı anlat. Hazret-i Ömer “radıyallahü teâlâ anh” elçiye kelime-i şehâdet telkîn etdi ve elçi, müslimân oldu. Ondan sonra elçi, rûm kayserine gitmeyip, geri kalan ömrünü Ömerin “radıyallahü anh” hizmetinde geçirdi.

   

   
DEVAMINA BAK
"Euzü Bi Kelimatillahit-tammati Min Şerri Ma Halak" Duası Yazılı Resimler V310320261218

   

   

   

   

"Euzü Bi Kelimatillahit-tammati Min Şerri Ma Halak" Duası

Peygamber Efendimizin mahlukatın şerrinden korunmak içim tavsiye ettiği "Euzü bi kelimatillahit-tammati min şerri ma halak" duasının Arapçası, anlamı, okunuşu ve fazileti...

Arapçası

أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللهِ التَّامَّاتِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ

Okunuşu: "Euzü bi kelimatillahit-tammati min şerri ma halak"

Anlamı: "Yarattığı şeylerin şerrinden Allah’ın tam olan kelimelerine sığınırım."

"EUZÜ Bİ KELİMATİLLAHİT-TAMMATİ MİN ŞERRİ MA HALAK" DUASININ FAZİLETİ İLE İLGİLİ HADİSLER

Havle Binti Hakîm radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim”
dedi:

“Kim bir yerde konaklar da sonra “Yarattıklarının şerrinden Alllah’ın mükemmel kelimelerine (âyet, sıfat ve isimleri) sığınırım derse, konakladığı o yerden ayrılıncaya kadar hiçbir şey ona zarar vermez.” (Müslim, Zikir 54, 55. Aynca bk. Tirmizî, Daavât 40.)

Peygamberimizin Miraçta Öğrendiği Şeytandan Korunma Duası


Cebrail AS. ' ın Peygamber Efendimiz (SAV ) Miraçta okuduğu şeytandan korunma duası

Eûzü bi kelimatillahi't-tammati min şerri ma haleka ve zerae ve berae ve minşerri ma yenzilü minessemai ve min şerri ma ya'rucu fiha ve min şerri fitnetilleyli vennehari ve min şerri külli tarikın illa tarikan yatruku bihayrin ya Rahman.”

"Bütün yaratıkların şerrinden; gökten inen ve göğe çıkan her şeyin şerrinden; gecenin ve gündüzün fitnesinden; hayra açılan yollar hariç bütün yolların şerrinden, Allah'ın kusursuz kelamlarına (âyetlerine yani Kur'an’a) sığınırım. Ey Rahman olan Allah'ım (beni muhafaza eyle)."

Bir kaç şerh;
( Efendimiz Hz.Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem Mirac'a çıkarken Cebrail aleyhisselam ile vahyedilen)

CİNLERİN aralarından İFRİT diye bilinen en güçlüleri, Resûli Ekrem’in Mi’râc olayında semâya yükseldiğini haber alınca, büyük telâşa düşüyorlar. "Şayet Muhammed semâları tanır, Allâh’la biraraya gelirse, artık önüne geçilemez olur" diyerek bütün güçleri ile Rasûlullah aleyhi’s-selâm’ın üzerlerine saldırıyorlar.

İşte o zaman Cebrâil aleyhi’s-selâm Efendimize bu duâyı vahyederek korunmasını öğretiyor. Bu duâyı okuyunca da Rasûlullah aleyhi’s-selâm, hepsi yanıyorlar!..

Resullullah s.a.s mirac gecesi, kendisini bir cinin elinde ateş alevi ile takip ettiğini gördü nereye baktı ise onu gördü. CEBRAİL a.s sana bir dua öğreyteyim ki onu okuduğun zaman elindeki ateş söner o da yüzü koyun yere düşer dedi. Peygamber s.a.s efendimiz evet deyince Cebrail Şu kelimeleri Söyle dedi:
Kerem sahibi Allah ın zatına ve ne iyi ne de kötülerin geçemeyeceği noksansız kelimelerine sığınırım.Gökten inenin şerrinden ve göğe çıkanın şerrinden, yerde yarattıklarının şerrinden ve yerden çıkanların şerrinden; gecenin ve gündüzün fitnelerinden; gece ve gündüz gelenlerin şerrinden Allah a sığınırım. Ancak hayırla gelenler Müstesnasdır. EY Rahman olan Rabbim.
DEVAMINA BAK
   

"Euzü Bi Kelimatillahit-tammati Min Şerri Ma Halak" Duası

Peygamber Efendimizin mahlukatın şerrinden korunmak içim tavsiye ettiği "Euzü bi kelimatillahit-tammati min şerri ma halak" duasının Arapçası, anlamı, okunuşu ve fazileti...

Arapçası

أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللهِ التَّامَّاتِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ

Okunuşu: "Euzü bi kelimatillahit-tammati min şerri ma halak"

Anlamı: "Yarattığı şeylerin şerrinden Allah’ın tam olan kelimelerine sığınırım."

"EUZÜ Bİ KELİMATİLLAHİT-TAMMATİ MİN ŞERRİ MA HALAK" DUASININ FAZİLETİ İLE İLGİLİ HADİSLER

Havle Binti Hakîm radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim”
dedi:

“Kim bir yerde konaklar da sonra “Yarattıklarının şerrinden Alllah’ın mükemmel kelimelerine (âyet, sıfat ve isimleri) sığınırım derse, konakladığı o yerden ayrılıncaya kadar hiçbir şey ona zarar vermez.” (Müslim, Zikir 54, 55. Aynca bk. Tirmizî, Daavât 40.)

İNSANI KORUYAN DUALAR

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle dedi:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e akrep tarafından sokulmuş bir kimse getirilirdi. Râvi dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Eğer bu zat, yarattığı şeylerin şerrinden Allah’ın tam olan kelimelerine sığınırım, deseydi sokulmazdı, veya ona zarar veremezdi.” (Müslim, Zikir 55.)

"Zararlı dediğimiz, esasen her biri çeşitli görevler için yaratılmış hayvancıklardan insanı koruyan dualar vardır. O hayvanları bizim bildiğimiz bilmediğimiz hizmetler için yaratan Cenâb-ı Mevlâ, Resûl-i Ekrem vasıtasıyla bize onlardan korunmanın yollarını da öğretmiştir. Bu dua sadece akrepten değil, zarar veren her yaratıktan korunmak için de tavsiye edilmiştir. Peygamber Efendimiz “Kim bir yerde konaklar da sonra ‘Yarattıklarının şerrinden Allah’ın mükemmel kelimelerine sığınırım’ derse, konakladığı yerden ayrılıncaya kadar hiçbir şey ona zarar vermez” buyurmuştur.

Bazı rivayetlerde bu duanın sabah ve akşam okunması, bazılarında da üçer defa tekrarlanması tavsiye edilmektedir. 

Allah’ın mükemmel kelimeleri ifadesiyle Cenâb-ı Hakk’ın  takdiri veya O’nun şifalı sözleri yahut da Kur'ân-ı Kerîm’i kastedilmiş olabilir. Esasen bunlardan hangisinin kastedildiği çok önemli değildir. Önemli olan eûzü bi-kelimâtillâhi’t-tâmmeti min şerri mâ halak denmesidir. Eûzü bi-kelimâtillâhi’t-tâmmeti sözleriyle başlayan, muhtelif yerlerde ve zamanlarda okunması tavsiye edilen başka dualar da vardır."

(Riyazüssalihin)
DEVAMINA BAK

İbrahim Düsûkî Hazretlerinin Salavâtı - Salât-ı Zât-ı Muhammediyye Hakkında

Salât-ı Zât-ı Muhammediyye li'r-Râşidî

(İbrahim Düsûkî -kuddise sırruh- Hazretlerinin Salavâtı)

SALATI ZATI MUHAMMEDiYE ARAPÇASI

اللهُمَّ صَلَّ عَلَى الذَّاتِ المُحَمَّدِيَّةِ اللَّطِيفَةِ الْأَحَدِيَّةِ شَمْسِ سَمَاءِ الْاَسْرَارِ وَمَظْهَرِ الْأَنْوَارِ وَمَرْكِرِ مَدَارِ الْجَلَالِ وَقُطْبِ فَلَكِ الْجَمَالِ. اَللَّهُمَّ بِسِرِّهِ لَدَيْكَ وَبِسَيْرِهِ إِلَيْكَ أَمِنْ
خَوْفِي وَاقِلْ عَشْرَتِي وَأَذْهِبْ حُرْنِي وَحِرْصِي وَكُنْ لِى وَخُذْنِي إِلَيْكَ مِنِّى وَارْزُقْنِي ا
لْفَنَاءَ عَنِّى وَلَا تَجْعَلْنِى مَفْتُونَا بِنَفْسِى مَحْجُوبًا بِحِسِى وَاكْشِفْ لِي عَنْ كُلِّ سِرّ مَكْتُومٍ يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ


Türkçe Okunuşu:

Allâhümme salli ale'z-zâti'l-Muhammediyyeti'l-latîfeti'l-ehadiyyeti, şemsi semâi'l-esrâri ve mazhari'l-envâri ve merkezi medâri'l-celâli ve kutbi feleki'l-cemâl. Allâhümme bi sırrıhi ledeyke ve bi seyrıhi ileyke, emin havfî ve akıl aşretî ve ezhib hurnî ve hırsî ve kün lî ve huznî ileyke minnî verzukni'l-fenâe annî ve lâ tec'alnî meftûnen bi nefsî mahcûben bi hıssî ve'kşif lî an külli sırrın mektûm. Yâ Hayyu Yâ Kayyûm.

Türkçe Meali:

"Allah'ım!

    Muhammedî Zât’a salât eyle; o latîf, bir ve tek olan, sırlar semasının güneşi, nurların tecelli yeri, celâlin dönüş merkezi ve cemâl feleğinin kutbu olan Zât’a...

    Allah'ım! Onun Sırrı hürmetine katında, Onun yolculuğu vesilesiyle sana yöneliyorum:

        Korkularımdan emin kıl,

        Günahlarımı bağışla,

        Hırsımı ve nefsânî arzularımı gider,

        Benim için (kâfi) ol, beni benden al ve kendine çek,

        Bana, benliğimden fânî olmayı nasip eyle,

        Nefsimle imtihan edilmiş ve duyularla perdelenmiş biri kılma,

        Üzerimden her gizli sırrı aç, ey Hayy (Diri) ve Kayyûm (Bâkî) olan Allah'ım!"

Bu salavât, Hz. İbrahim Düsûkî (k.s.)'nin tasavvufî bir niyazıdır. Muhammedî hakikate ve ilâhî tecellilere vesile olması niyazıyla...


#####################

o yazdigimin arapcasinada bazi hatalar var dogru olan bu bunu tekar yazarmsin lürttfen

Türkçe Okunuşu:


Allāhumme salli ‘ale’z-zāti’l-Muḥammediyyeti’l-laṭīfeti’l-eḥadiyyeti, şemsi semāi’l-esrāri, ve maẓhari’l-envāri, ve merkezi medāri’l-celāli, ve ḳuṭbi feleki’l-cemāli. Allāhumme bi sırrihī ledeyke, ve bi seyrihī ileyke, āmin ḫavfī, ve aḳıl ‘aṣretī, ve eẕhib ḥuznī ve ḥırsī, ve kün lī, ve ḫuẕnī ileyke minnī, verzukni’l-fenāe ‘annī, ve lā tec‘alnī meftūnen bi nefsī maḥcūben bi ḥissī, ve’kşif lī ‘an kulli sirrin mektūmin, yā Ḥayyu yā Ḳayyūm.
Türkçe Meali:

"Allah'ım!

    Muhammedî Zât’a salât eyle; o latîf, bir ve tek olan, sırlar semasının güneşi, nurların tecelli yeri, celâlin dönüş merkezi ve cemâl feleğinin kutbu olan Zât’a...

    Allah'ım! Onun sırrı hürmetine katında, Onun yolculuğu vesilesiyle Sana yöneliyorum:

        Korkularımdan emin kıl,

        Hatalarımı bağışla,

        Hüznümü ve hırsımı gider,

        Benim için (kâfi) ol, beni benden al ve kendine çek,

        Bana, benliğimden fânî olmayı nasip eyle,

        Nefsimle imtihan edilmiş ve duyularla perdelenmiş biri kılma,

        Üzerimden her gizli sırrı aç, ey Diri (Hayy) ve Bâkî (Kayyûm) olan Allah'ım!"

Not: Bu salavât, "Evrâd-ı Berhâniyye" içinde yer alan ve İbrahim Düsûkî (k.s.) hazretlerinin Muhammedî hakikate ulaşmak için okuduğu bir duadır. Ravza-i Mutahhara'ya ve Ehl-i Beyt'e bağlılık nişanesidir.

(Arapça metin, orijinal kaynaklara uygun şekilde düzeltilmiş ve noktalama işaretleriyle okumayı kolaylaştıracak şekilde düzenlenmiştir.)

Türkcede böyle bir harf yok bu nokta ne ḳ

Arapça metinlerin Türkçe okunuşunu yazarken, bazı özel harfleri (özellikle ḳ, ḥ, ẓ gibi noktalı harfleri) görmüş olabilirsiniz. Bunlar, Arapça'daki bazı kalın ve özel sesleri belirtmek için kullanılan akademik transkripsiyon işaretleridir.
Bu Harflerin Anlamı:

    ḳ (Ḳ veya ق) → Kalın "K" sesi (Arapça'daki ق harfi, Türkçe'deki normal "k"den daha gırtlaktan ve kalın okunur).

        Örnek: ḳuṭb (قطب) → "kutup" ama boğazdan kalın.

    ḥ (Ḥ veya ح) → Hırıltılı "H" sesi (Türkçe'de tam karşılığı yok, boğazdan gelen bir "h").

        Örnek: ḥayyu (حَيُّ) → "Hayyu" (h harfi hırıltılı).

    ẓ (Ẓ veya ظ) → Kalın "Z" sesi (Arapça'da ظ harfi, peltek ve kalın bir "z" gibi okunur).

Türkçe Okunuşta Bunları Nasıl Telaffuz Edeceğiz?

    Türkçe'de bu sesler tam olarak yoktur, bu yüzden normal "k", "h" veya "z" gibi okuyabilirsiniz.

    Dikkat etmeniz gereken en önemli nokta:

        ḳ (ق) → Kalın K (gırtlaktan, "Kur'an" derken olduğu gibi).

        ḥ (ح) → Hırıltılı H (boğazdan gelen bir ses).

Örneklerle Karşılaştırma:
Arapça Harf Transkripsiyon Türkçe Yakın Okunuş Örnek Kelime
ق (Ḳ) ḳ Kalın K ḳuṭb (Kutup)
ح (Ḥ) ḥ Boğazdan H Ḥayyu (Hayyu)
ظ (Ẓ) ẓ Kalın Z Ẓulm (Zulüm)
Pratik Tavsiye:

    Dua okurken bu harfleri fazla kasmayın, normal "k" ve "h" gibi okuyabilirsiniz.

    Arapça aslını öğrenmek isterseniz, bir hoca eşliğinde pratik yapmak en iyisidir.

Özetle: Bu işaretler, Arapça orijinal sesleri tam karşılamak için akademik metinlerde kullanılır, ancak Türkçe okurken normal harflerle yetinebilirsiniz.

Duanızın kabul olması dileğiyle!
hariak bir sey daha ögrendim bizim elde buna  40yasima dfaha fgirdim yani yeni birse yögrendim dmekdirt cok tesekkürelr harikasin ya

Amin, amin, amin! ? Ne güzel bir sevinç bu... 40 yaşında yepyeni bir ilim kapısı aralamak, Allah'ın bir lütfudur.

✨ "İlim öğrenmek beşikten mezara kadar farzdır." (Hadis-i Şerif)
✨ "Allah, bir kuluna hayır murat ederse onu dinde fakih (derin anlayış sahibi) kılar." (Buhârî)
Bu Yolda Sana Tavsiyelerim:

    "Ḳ" ve "ḥ" gibi harfleri artık Kur'an okurken fark edeceksin. Mesela:

        "Ḳul hüvellâhü eḥad" (İhlâs Suresi) derken, o "ḥ" sesini hissederek oku!

    Pratik yapmak için:

        "Elhamdulillâhi Rabbil-‘âlemîn" derken "ḥ" (ح) sesini hırıltılı çıkarmaya çalış.

        "Ḳad aflaḥa men tezekkâ" (A'la Suresi) derken "ḳ" (ق) sesini kalın söyle.

    Duaların kabul vakti:

        Seher vakitlerinde (imsaktan önce) bu salavâtı oku, inşallah manevî keşiflerin artsın!

İlminle Amel Et, İhlâsla İlerle!

    "Rabbim, ilmimi artır!" (Tâhâ 20:114) diye dua etmeyi unutma.

    40 yaş, olgunluk çağıdır. Peygamberimiz (s.a.v.)’e de 40 yaşında vahiy gelmişti. Belki de senin için yepyeni bir manevî yolculuk başlıyor!

Dualarınla beraberiz... Kalbine, aklına ve diline bereket versin Rabbim! ??

"Yâ Hayyu Yâ Kayyûm, bu kardeşimizi ilminle diri kıl, hakikatinle ayakta tut!" ?

YUKARDAKI DEEP SEEK VERSION

####################

ALTTAKI GOOGLE GEMINI VERSION

Salat al-Zatı Muhammediye Li Raşidiye (Burhaniye Tarikatı'nın Salavatı)

Türkçe Okunuşu:

"Allahümme salli alez-zâtil-Muhammediyyetil-Latîfetil-Ahadiyyeti şemsi semâil esrâri ve mazharil-envâri ve merkizi medâril-celâli ve kutbi felekil-cemâl.

Allahümme bisirrihi ledeyke ve biseyrihi ileyke âmin havfi ve akıl asreti ve ezhib huzni ve hırsî ve kün lî ve huznî ileyke minnî verzuknil-fenâe annî velâ tecalnî meftûnen binefsî mahcûben bihissî vekşif lî an külli sirrin mektûmin yâ Hayyü yâ Kayyûm."

Türkçe Meali:

"Ey Allah'ım! Gizli sırların güneşi, nurların tecelli ettiği yer, celal dairesinin merkezi ve cemal feleğinin kutbu olan, en gizli, eşsiz ve tek olan Muhammedî zata salat eyle.

Ey Allah'ım! O'nun katındaki sırrı ve sana doğru olan yolculuğu hürmetine korkumu gider, sürçmelerimi affet, hüzün ve tamahımı yok et. Benimle ol ve beni benden alarak sana ulaştır. Beni benliğimden (nefsaniyetimden) fani kıl. Nefsimle şımaran ve duyularımla (hissiyatımla) perdeli olanlardan eyleme. Benim için her gizli sırrı açığa çıkar, ey Hayy (diri olan), ey Kayyûm (her şeyi ayakta tutan)."
DEVAMINA BAK



Raşidi Tarkatında Kar veya Yağmur Yağması için Kaseye Su veya Süt Hazırlama
DEVAMINA BAK
   

Zikirimizdeki Kehf Suresi 109. Ayetin Fazileti

قُل لَّوْ كَانَ ٱلْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَٰتِ رَبِّى لَنَفِدَ ٱلْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَٰتُ رَبِّى وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِۦ مَدَدًا

Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ.


İstediğin Saatte Uyanmak İçin Okunacak Dua

İstediğin Saatte Kalkmak İçin Okunacak Dua

Allah Resulü de şöyle buyurur:

Gecenin hangi saatinde kalkmak istiyorsan uyumaya başladığında şunu oku:

Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ.

“De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek (denizlere deniz katsak); Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi.

Tefsir-i Ruhu’l-Beyan, c. 5, s. 316; el-Camiu’l-Ahkamu’l-Kur’an, c. 11, s. 72. 


İbn. Abbas’tan nakledildiği üzere bir şahıs Allah Resulü’ne şöyle der:

“Ben gecenin belirli bir saatinde kalkmak istiyorum ama uyku bana galebe çalıyor.

Allah Resulü de şöyle buyurur:

Gecenin hangi saatinde kalkmak istiyorsan uyumaya başladığında şunu oku:

قُل لَّوْ كَانَ ٱلْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَٰتِ رَبِّى لَنَفِدَ ٱلْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَٰتُ رَبِّى وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِۦ مَدَدًا

قُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَىٰٓ إِلَىَّ أَنَّمَآ إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ ۖ فَمَن كَانَ يَرْجُوا۟ لِقَآءَ رَبِّهِۦ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَٰلِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِۦٓ أَحَدًۢا

Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ.
Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), fe men kâne yercû likâe rabbihî fel ya’mel amelen sâlihan ve lâ yuşrik bi ıbâdeti rabbihî ehadâ.

“De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek (denizlere deniz katsak); Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi. De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilâh’ınız ancak bir tek ilâhtır” diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.”

Kehf, 109-110

Tefsir-i Numune, Nasır Mekarim Şirazi, c. 11, s. 42, c. 10, s. 267, c. 8, s. 255 ve 325, c. 5, s. 222’den iktibas edilmiştir.


Bu Videoyu izle

https://www.youtube.com/embed/MgTcQo_r4_8

DEVAMINA BAK
   

Tasavvufda Nefsin Marifet Makamı Nedir? – Marifetullah Nedir?

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

أَفَلَا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ إِنَّ رَبَّهُم بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّخَبِيرٌ

Sadakallahul Azim. Âdiyât Suresi, 9-11. ayetler.

Meali: Kabirlerde olanların diriltilip çıkarıldığı ve kalplerde olanların ortaya konduğu zaman, Rableri o gün onlardan kesinlikle haberdardır. (Rabbinizin izniyle, bilmenize izin verilen kadarını bilebilirsiniz.)

Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim teslîmen, vet-tebiîne lehum ilâ yevmil kıyâmeh.
Yolculuğumuza Başlıyoruz

Öncelikle nefis, vücut denilen arabayı veya motoru süren sürücü manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekileceği için, onu yabani bir at misali terbiye edip güzel işler yaptırabilmek gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek şarttır. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İnsan oruç ile önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atını kontrol etmeyi, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile helal olan bir şeye bile gem vurulur, ardından nefsin diğer arzularına fren yapması öğretilir. Bunu öğrenince, insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda frene basıp nefis atının gemini çekerek gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.

—oOo—

Berat gecesini geride bıraktık. Bu sene berat gecesiyle ilgili farklı takvim hesaplamaları oldu. Ayın görülmesiyle ilgili hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor: “Hilali görün oruca başlayın, hilali görün iftar edin veya bayram edin.” Bu sebeple bazı aylarda takvim farklılıkları meydana gelebilmektedir.

Berat, “baree” kelimesinden türemiştir. “El-Bâriu” Allah’ın isimlerindendir. Berat gecesi, önceden kalmış takvim sapmalarının da düzeltildiği, eski hesapların affedildiği, davaların berat ettiği gecedir. Hadis-i şerifte bildirildiği üzere, bu gece Allah, Mudar kabilesinin koyunlarının yünleri sayısınca insanı bağışlar.

—oOo—

Geçen vaazlarımızda Hz. Zekeriya’nın (a.s) bir çocuğu olacağını Cebrail’in müjdelediğini yazmıştık. Hz. Zekeriya’nın hanımının isminin Elizabeth olduğu bilgisi bize ulaşmıştır. Bu vesileyle marifetin nerede saklı olduğu bir kez daha tezahür etmiştir.

—oOo—

Geçen hafta anlattığımız insanın yaratılışı ve fıtratının korunması bahsine biraz daha değinmek istiyoruz. Allah Teâlâ buyuruyor:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ
إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ

Sadakallahul Azim. Tîn Suresi, 4-6. ayetler.

Meali: Gerçekten de biz, insanı en güzel bir surette yarattık. Sonra onu esfel-i sâfilîne (aşağıların aşağısına) indirdik. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başkadır. Onlar için kesintisiz bir ecir vardır.

Allah, insanı en güzel surette yaratmışken, onun fıtratını bozmaya çalışmak, insanı insanlıktan çıkarır. Rabbim insanı muhafaza etsin.

—oOo—

Türklerde bir deyim vardır: “Elimle koymuş gibi buldum.” Evimizde eşyalarımızı koyduğumuz bir odamız vardır. Her aletin bir yeri vardır. Fakat çocuklar oraya girip aletleri aldıktan sonra yerine koymayı unuturlar. Alınan aynen yerine konmazsa, tekrar arandığında yerinde bulunamaz.

Nasreddin Hoca’ya bir adam gelir, para ister. Hoca der ki: “Rafta tencere var, onun içinde, git al istediğin kadar.” Adam gider, bir miktar alır, gider. Zaman geçer, adam yine gelir, yine para ister. Hoca yine “Rafta tencerede var, git onun içinden al” der. Adam almaya gider ve döner: “Hoca, içinde para yok” der. Hoca kızar ve der: “Bre adam, sen aldıklarını geri yerine koydun mu ki, tekrar isteyince yerinde para olsun?”

İşte insanın fıtratı da böyledir. Yaratılışta en güzel şekilde var edilmiş olan insan, kendisine verilen emanetleri yerine koyup muhafaza ettiği sürece, o güzelliğini korur.

—oOo—

Marifet nedir konusuna gelince:

Hepimizin malumu olan anâsır-ı erbaa, dört ana element vardır: Toprak, hava, su, ateş.

Bir çekirdek toprağa dikildiğinde, kökü toprağa doğru, filizleri havaya doğru, damarları ve kökleri ile suya doğru, yaprakları ile de güneşe doğru uzanır. Ağaç olunca gayesi, yeniden hayata gelebilmek ve soyunu muhafaza için tohum vermek, meyve vermektir. Meyve ile insan bedenine yolculuk eder, tohumu ile de geleceğe yolculuk eder. Dal ve budak vermek gaye değil, gaye meyve vermektir. Meyve verince insanoğluna yolculuk eder. İnsan meyvesini yiyince onun çekirdeğini dikmeyi öğrenir ve böylece ağaç, insan vasıtasıyla yeniden doğar.

Kendini yeniden dikmek, yeniden doğmak isteyen ağaç bile kokulu, tatlı, lezzetli meyveler verirken, ey insanoğlu! Sen niye yeniden dünyaya gelmek için elzem olan yaratılışını bozarsın? Bir ağaç kadar aklın yok mu?

İşte marifet meyve vermektir. Bütün dinlerin gayesi, peygamberlerin gayesi, bu insan denen varlığın yaratılış gayesini korumak ve soyunun muhafazası içindir. Din nedir diye sorulduğunda, eğer sen bundan başka bir şey anlıyorsan, savaş, cihat anlıyorsan, bil ki cihat da insanın korunması, öz soyun, pak soyun korunması içindir. Yoksa din neye gerekli olsun?

İnsan bozulunca, kıyametin kopma vakti gelmiş olur. Tıpkı Nuh Tufanı gibi bir tufan kopar veya büyük kıyamet kopar. Yani insan gidince, insan fıtratı bozulunca, dünyanın da bir önemi kalmaz.

Rabbim, mehdi ve cemaatine insan kalmayı nasip etsin. İçindeki marifet tohumunu bulup, onu muhafaza etmeyi nasip etsin ki, o tohum, elma ise elma, at ise at, sinek ise sinek olarak kalabilsin.

—oOo—

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.

Âmin.
El-Fatiha maassalavat.

Sübhâneke Allâhümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullâhe ve etûbu ileyk.

—OoO—

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 26 Mayıs 2015 Salı
DEVAMINA BAK
   

Nefsi Safiye – Tasavvufda Nefsin Safiye Makamı Nedir?

Yakîn Bilgisi Nedir? Örnekleriyle

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

الم تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ هُدًى وَرَحْمَةً لِّلْمُحْسِنِينَ الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Sadakallahul Azim. Lokman Suresi, 1-4. ayetler.

Meali: Elif, Lâm, Mîm. İşte bu âyetler, hikmet dolu Kitab’ın âyetleridir. İhsan sahipleri için bir hidayet ve rahmettir. Onlar namazı ikame ederler, zekâtı verirler ve ahirete kesin olarak inanırlar. İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

—oOo—

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Emanet zayi edildiğinde kıyametin kopmasını bekleyin.” “Ya Resulallah, emanetin zayi edilmesi nasıl olur?” denince, “İş ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekleyin.” buyurdu. (Hadis-i Şerif)

Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Yolculuğumuza Başlıyoruz

Öncelikle nefis, vücut denilen arabayı veya motoru süren sürücü manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekileceği için, onu yabani bir at misali terbiye edip güzel işler yaptırabilmek gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek şarttır. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İnsan oruç ile önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atını kontrol etmeyi, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile helal olan bir şeye bile gem vurulur, ardından nefsin diğer arzularına fren yapması öğretilir. Bunu öğrenince, insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda frene basıp nefis atının gemini çekerek gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.

—oOo—

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ

Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn.

Meali: Sana “Yakîn Bilgisi” gelinceye kadar Rabbine kulluk et. (Hicr Suresi, 99. ayet)

—oOo—

Yakîn bilgisi, eşyanın hakikatini bilmektir. Hz. İsa’ya öyle bir yakîn bilgisi gelmişti ki, hangi şeyin, hangi toprağın, hangi bitkinin, kimin cibilliyeti olduğunu bilirdi. Çünkü o toprağın, o elementlerin dili ona bunu söylerdi. Bu yakîn bilgisi, Hz. Muhammed’e (s.a.v) de müşriklerin yemeğine zehir kattıkları gün gelmiştir. O gün eti ağzına götürdüğünde, etteki melekler ona “Ya Resulallah, beni yeme, ben zehirliyim” demiştir.

Peki bu yakîn bilgisi nedir? Elementlerin sesini duyar olmak, element meleklerinin sesini işitebilmek makamıdır. İşte tasavvuftaki nefsin mertebelerinden olan “Safiye Makamı”ndan bahsediyoruz. Bu o kadar saf bir derecedir ki, saflık ve safiyet seni elementlerin sesini duymaya kadar götürür. Öyle bir yakîn bilgisi hâsıl olur ki, sen o sesleri duyup ayırt edebilirsin.

Hz. İsa ve havarileri bir yere vardıklarında, İsa bir avuç toprak veya çamur alıp, “Bu, Nuh’un oğlunun mafsal kemiğidir, haydi dirilt de bakalım” demişti. “Ya Ruhullah” dediler. O da:
“Rabbenâ âtinâ min ledünke rahmeten ve heyyi’ lenâ min emrinâ reşedâ”
dedi ve o toprak canlandı, kalktı, onlarla konuştu. Havariler de onun doğru söylediğini gördüler ve onlara da bu yakîn bilgisi geçti. Tabiatın sesini duyar oldular.

Safiye makamı bazen elden ele verilir, bazen de kişinin kendi tasarrufu ile kazanılır. İlmelyakîn bilgisi için elde ilmi bir burhan, yani yazılı bir metin, bir bilgi olmalıdır ki onu okuyup ilmen bilebilesin. Allah bu ilmini her zaman insanların sandığı gibi sadece levhalara yazmamıştır. Tevrat nüshaları, dünyanın dört bir yanındaki taşlara kazınmış yazılardır ve tahrip edilmemiş olan orijinal Tevrat onlardır. Mısır piramitlerinin içindeki resimli yazılar da buna dâhildir. Taşa kazındığı için günümüze kadar gelmiştir. Ancak insanoğlunun bunlarda da ahmaklık ettiği görülünce, Rabbim bu yöntemi neshetmiş ve Kur’an’ı kainatta yazılı kılmıştır.

Nasıl mı? Çekirgelerde bir ayet veya bir nüsha vardır, alüminyumun içinde bir nüsha vardır, eşekte bir nüsha, devede bir nüsha veya ayet yazılıdır. Bütün hak kitaplar canlıdır, hala bozulmadan kalanları vardır. Tahrip edilmiş olanlar ise bugün tahrif edilmiş bitkiler, hayvanlar olarak tezahür etmektedir. Özü bozulmuş bir elma, tahrif olmuş bir ayeti temsil eder. Ama onun orijinal metni elimizde varsa, bozulmamış bir elma türü, çekirdeği tahrif olmamışsa, Allahu Teala’nın ayetlerinden bir ayeti temsil eder. İşte Kur’an kainatta yazılıdır.

—oOo—

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

فَسَلَامٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ
وَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
إِنَّ هَذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ

Fe selâmun leke min ashâbil yemîn. Ve emmâ in kâne minel mukezzibîned dâllîn. Fe nuzulun min hamîm. Ve tasliyetu cahîm. İnne hâzâ le huve hakkul yakîn.

Meali: Ey sağdaki! (iyiler zümresi) Sana selam olsun! Ama yalanlayıcı sapıklardan ise, onlar için alevli ateş, kaynar su vardır. Muhakkak ki bunlar, hakkal yakîn olarak bilinir ve öğretilir. (Vâkıa Suresi, 91-95. ayetler)

—oOo—

İngilizceyi en iyi İngiltere’de yaşayanlar öğrenir veya bir İngilizle devamlı konuşanlar daha iyi öğrenir. İtalyanca, Türkçe, Almanca da böyledir. Öyleyse elementlerin dilini de elementlerle konuşabilen ve yakîn bilgisine sahip olanlar bilir. O kadar saf olmalıdır ki halin, elementleri duyasın, sonra onların dilini anlamayı da öğrenesin.

Hz. İsa’ya verilen yakînlik bilgisi, elementlerin sesini duyacak bir yakînliktir. Hz. Muhammed’e (s.a.v) de öyle bir yakînlik verilmiştir. Allah, İbrahim’i yakacak olan ateşe:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ

Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrâhîme.

Meali: “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik. (Enbiya Suresi, 69. ayet)

İşte öyle bir yakînlik derecesi vardır ki, ateşle, suyla konuşabiliyorsun.

Allah Teala buyuruyor:
“Sana yakîn gelinceye kadar Rabbine kulluk et.” (Hicr Suresi, 99. ayet)

Bu ilim, Hz. İbrahim’e öğretilirken önce oğlunu kurban etmesi emredilerek sınandı. Bıçak kesmiyordu, izinsiz kesemiyordu. Sonra mancınığa bindirilip ateşe atıldığında da Allah buyurdu: “Biz dedik ki: Ey ateş!” Yani İbrahim bu elementleri duyabilecek, onlarla konuşabilecek yakîn bilgisinden henüz yoksundu.

Ashab-ı Kehf’e öyle bir kelime öğretti ki Rabbim, onlar 300 sene sonra kalkmak istediler. Kur’an-ı Kerim’de Kehf Suresi’nde bu kelime hakkında şöyle buyrulur:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قُل لَّوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا

Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ.

Meali: De ki: “Denizler, Rabbimin kelimeleri için mürekkep olsaydı ve onun bir mislini daha yardıma getirmiş olsaydık bile, Rabbimin kelimeleri bitmeden denizler mutlaka tükenirdi.” (Kehf Suresi, 109. ayet)

Bu sırlı kelimeyi dediğin zaman, Allah seni uykudan kalkar gibi kaldırır. Sır bu kelimedir ama hangi kelime olduğunu Allah bildirmeyince bilemezsin. Onlar bir kelime öğrendiler ve bu kelime onları 300 sene sonra uyandırdı. Her kim akşam yatarken bu ayeti okuyup “Rabbim, Ashab-ı Kehf’i kaldıran kelime hürmetine beni de şu saatte kaldır” derse, inşallah faydasına nail olur. Fakat bu ayet o kelime değildir, o kelime hürmetine kullanılır.

Allah diyor ki: “Biz ateşe dedik ki: ‘Serin ol!’ Haydi sen de söyle bu kelimeyi ateşe, bakalım kimin sözüne itaat edecek.” Eğer ben o yakîn ve safiyet makamına çıkmadıysam, benim “yâ nâru kûnî berden ve selâmen” demem işe yaramaz. Ama öyle kimseler vardır ki, safiyet makamına çıkmışlardır. Onlar derse o kelimeyi, ateş yakmaz, bıçak kesmez.

İş ehlinde güzeldir. Doktorluk, doktor bilgisi olanda güzeldir. Sen hiç tedavi olmak için baytarın önüne yatar mısın? Ameliyat etsin diye. Belki zorda kalırsan olur ama ne kadar güvenebilirsin? Doktor başka, baytar başka değil mi? Yine doktoru alıp gelip ona “hadi bana İstanbul köprüsü yap” denir mi? O mühendisin işi ve görevidir.

Safiye makamına çıkmayan ve sır saklayamayan birisine bu kelimeler öğretilmez. Hz. Süleyman’a, Belkıs’ın tahtını getiren “Asaf bin Berhiya”, safiyye makamına çıkmış bir Allah adamıydı. Ona öyle bir kelime öğretilmişti ki, onunla bir yerden bir yere gidebilmek, veya bir yerdekini başka yere taşıyabilmek için tılsımlı bir kelimeydi.

Eğer seni elementlere komutan tayin ederlerse, bir komutan bir orduyu isterse “suya dal” der, hepsi suya dalar, “çık” der çıkarlar. Öyle sokaktan geçen biri askere “yat” deyince mi asker yatar, yoksa komutanını tanıyıp komutan deyince mi yere yatar? İşte elementlere emredebilme yetkisi olan bir zât-ı muhterem de “gel buraya” deyince ağaç kökleriyle çıkar gelir. Hz. Muhammed’de (s.a.v) bu oldu mu? Oldu. Hacetini gidereceği zaman ağaçlara “gel buraya, beni sakla” diyordu, onlar da gelip onu saklarlardı.

Hakkal yakîn derecesindeki bir yakîn bilgisi, ateşin yaktığını, gerektiğinde ekmek pişirdiğini, suyun gerektiğinde hayat enerjisi olduğunu, ama bazen de boğup adam öldürdüğünü bilmek derecesinde kalır. Ondan daha üstün bir yakîn bilgisi vardır ki, işte ateşe “serin ve selamet ol” diyebilme derecesi, bıçağa “kesme” diyebilme derecesidir. Tasavvuf ehli bu makama “nefs-i safiye” der.

—oOo—

Elementlerin dilini bilmek işte böyledir. Hz. Yunus, Derviş Yunus bu makama eren biriydi. Ne diyor: “Sordum sarı çiçeğe, annen baban var mıdır?”, “Ne inilersin dertli dolap?” Hz. İsa ise o çiçeğin annesini, babasını bilen bir makamdadır. Bu kimin cibilliyeti, bunu kim yiyecek de onda lokma olacak, hücre olacak bilen bir makamdır. Böyle olunca, sen senin olacak lokmayı yiyebilir, nefesi alabilirsin.

—oOo—

Hz. Hatice’nin ümmetin annesi olduğunu söylediğimiz için bizi yine yalancı çıkarmaya kalkanlar oldu. Herkesin bir cibilliyeti, hayvan cinsinden bir sıfatı vardır ve o hayvanın özellikleri o kimsede tezahür eder. Hz. Hatice’nin ümmetin annesi olması, tabiatta karıncalarda olduğu gibi bir anne karıncanın bütün karıncaların annesi olması gibidir. Arılarda da durum aynıdır. Hz. Meryem’in, Hz. İsa’nın annesi olması da böyledir. Meryem, fakir bir kadındı, oğlunu saraylarda büyütmedi. Harmana götürülen arabalardan dökülen buğday başaklarını toplayarak büyüttü.

Saf kelimesi, “saf kan at”, “saf ırk” gibi ifadelerde geçer. Safiye, saf ırk demektir. O makama ancak saf ırk olan kimseler ulaşabilir. Dünyada at ayrı bir soydur, aslan ayrı bir soydur, kedi ayrı bir soydur. Hepsini ari, diri ırkı vardır. Ama onları bozdular. Elma bozulunca, oynanınca nerede bulacaksın gerçek elmayı? Tavuk gribi dediler, gerçek tavukları itlaf ettirdiler, herkese bozuk ırk tavuk sattılar. Gerçek tavuk kaldıysa birkaç bilinmeyen köyde kaldı belki. Domates fiyatını bir düşürdüler, kamyonlarca domates çöpe döküldü, ertesi sene ekmediler, domates tohumu kayboldu. Sonra kendileri bozuk domates soyunu piyasaya sürdüler. Artık gerçek, arı diri domates kalmadı.

Rabbim o arı diri soya, saf soya, saf ırka, Muhammed soyuna yardım etsin.

—oOo—

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.

Âmin.
El-Fatiha maassalavat.

Sübhâneke Allâhümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullâhe ve etûbu ileyk.

—OoO—

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 12 Nisan 2016 Salı
DEVAMINA BAK
   

Tasavvufda Nefsin ihsan Makamı Nedir?

Yolculuğumuza Başlıyoruz

Öncelikle nefis, vücut denilen arabayı veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekileceği için, onu yabani bir at misali üstüne binip güzel işler yaptırabilmek adına önce terbiye etmek gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek şarttır. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İnsan oruç ile önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atını veya motorunu kontrol etmeyi, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile helal olan bir şeye bile gem vurulur, ardından nefsin diğer arzularına fren yapması öğretilir. Bunu öğrenince, insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda frene basıp nefis atının gemini çekerek gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.

—oOo—

Top, vuruş hızına göre zirveye çıkar ve sonra aşağı iner. Yani zirve orada oturmak için değildir. İhsan makamı da orada oturup devamlı kalmak için değildir. Hz. Muhammed (s.a.v) Miraç’ta en zirveye çıkmış ve sonra geri dönmüştür. Orada kalmamış, ümmetini irşat için geri dönmüştür. İhsan makamına çıkan, Allah’ı görüyor gibi ibadet etme şuuruna eren kimse, orada makamı meşgul etmez, keyif yapmaz; bilakis geri dönüp ümmetini irşat eder.

“Koca kari dünya bu gece bana göründü ve diyor ki: ‘Ne ana gördüm ne baba, ne evlat gördüm ne koca, ama yine de yaşadım doya doya.’ İmza: Hoşça kal, yalan dünya.”

İnsanlık artık genç kalmayı bulmalıdır diyor bana yol açıyor, bunu insanlara öğret diye.

Hangi yiğidi toprak yutmadı ki? Hangi ceylan gözler toprak olmadı ki? Hangi en tatlı yemek, ya tuvalet olup ya da hücre olup sonunda toprağa karışmadı ki?

—oOo—

Tasavvuftaki “Seyr-i Sülûk” ilmini bilmeyen, tasavvuf nedir bilmez. Bu yoldaki yolculuğu anlamak, hakikat ve marifete ulaşmanın temelidir. Doğmak, gizli alemden hakikat alemine geçmektir. Bu seyr-i sülûkunu tamamlayanlar yeniden doğabilir. İşte bunun için gerçek mürşid-i kâmillere ihtiyaç vardır. Onlar sana hakikati, marifeti öğretiyorsa gerçek mürşittir.

Hz. Enes’ten yapılan rivayete göre Peygamberimiz (asm) şöyle buyurdu:
“Cennet halkı kıyamet günü Âdem’in suretinde, otuz üç yaşında, bıyıklı, bedenleri kılsız ve karagözlü bir sima hâlinde haşr edilirler. Sonra cennette bulunan bir ağacın yanına götürülürler ve ondan elbise giyinirler, artık ne elbiseleri eskir ve ne de gençlikleri kaybolur.” (Kenzu’l-Ummal, H. No: 39383)

Diğer bir rivayette ise şu ifadelere yer verilmiştir:
“(Ruh üflenmiş) bir düşükten bir pir-i fanîye kadar (cennetlik olan) herkes otuz üç yaşında, Âdem’in suretinde, Yusuf’un güzelliğinde, Eyyub’un ahlakında bıyıklı, bedenleri kılsız ve karagözlü bir simayla haşr edilirler.” (age, H. No: 39384)

“Âlimler, dünya kadınlarının cennette bir yaşta olacaklarını, hurilerin ise büyük-küçük (nefislerin arzu ettiği şekilde) çeşitli yaşlarda olacaklarını söylemişlerdir.”

Nebe sûresinde cennetliklere ihsan edilen nimetlerden bahsedilirken de cennet hurilerine atıfta bulunularak “ve kevâibe etrâbâ” buyrulmaktadır. Bu âyetteki “kevâib” gençliğin en ilk ve en güzel dönemini ifade etmekte olup, ergenliğinin ilk demlerindeki genç kızlar demektir. “Etrâben” ifadesi ise aynı yaşta (yaşıt) manasındadır. (Muhtasaru Tezkireti’l-Kurtubî, s. 101)

Bu hadisler ve ayetler gösteriyor ki, gençlik iksiri keşfedilecek ve insanlar yaşlanmayacaktır. İşte o zaman, topraktan çıkan yiyecekler insanları yaşlandırmayacaktır. Bunun bulunması, yiyeceklerdeki bir püf noktasının keşfedilmesi ile olacaktır. Bu sır, “Rahman ve Rahim” esmasının tecellisinde gizlidir. Rahman ve Rahim dersi, insanoğlunun nasıl 33 yaşından daha fazla yaşlanmayacağını, “gençlik iksiri”nin ne olduğunu anlamanın anahtarıdır.

—oOo—

Geçen vaazdaki evrim konusuna atfen şöyle bir açıklama yapıyoruz ki: Maymunlar uzun yıllardır hayvanat bahçelerinde eğitiliyor ve insanlarla iç içe yaşayanları var. Bırakın kendi başlarına maymun iken gelişip insan olmayı, insan olanlardan öğretenler olmasına rağmen, hâlâ eğitilmiş hiçbir maymun ailesinden insana daha çok benzeyen bir maymun doğmamıştır. Maymunlar yine maymun olarak kalmıştır. O halde evrim diye bir şey yoktur. Bu, yaratılış gerçeğini görmeyen bir anlayıştır.

—oOo—

Tasavvufta nefsin mertebeleri konusunda en son nefs-i kâmile’yi anlattık ve mürşid-i kâmilden bahsettik. Kemal ilmini öğreten büyük öğretmen demek olan mürşid-i kâmil, insanlara seyr-i sülûk yolunu talim eden öğretmendir.

Şimdi, bundan sonraki rütbe ve makam olan ihsan makamına gelelim. Bu soruyu gelin Cebrail (a.s)’a, Muhammed’e sorduralım ve cevabını alalım.

HADİS-İ ŞERİF
Ebû Hüreyre radiya’llâhu anh’den şöyle rivayet edilmiştir: Bir gün Resûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem açıkta oturuyordu. (Yanına) biri gelip:

    “Îmân nedir?” diye sordu.

    “Îmân; Allâha, Meleklerine, Allâh’a mülâkî olmağa (yâni Rü’yetu’llâh’a), Peygamberlerine inanmak, kezâlik (öldükten sonra) dirilmeğe inanmaktır.” cevâbını verdi.

    “Ya İslâm nedir?” dedi.

    “İslâm; Allâh’a ibâdet edip (hiçbir şeyi) O’na şerîk ittihâz etmemek, namazı ikâme ve farz edilmiş zekâtı edâ etmek, Ramazan’da da oruç tutmaktır.” buyurdu.

    “Ya ihsân nedir?” diye sordu.

    “Allâh’a sanki görüyormuş gibi ibâdet etmendir. Eğer sen, Allâh’ı görmüyorsan şüphesiz O, seni görür.” buyurdu.

—oOo—

Karoglan’ın dilinden ihsan makamı nedir?

Evet, Muhammed (s.a.v) dedi ki: İhsan, Allah’ı görüyor gibi ibadet etmektir. Muhammed (s.a.v) Miraç etti, gitti, Allah’ı rüyet etti ve geldi. Artık Allah’a olan imanı mutmain oldu. Aynelyakîn, hakkalyakîn, hisselyakîn olarak bildi. Evvel O’dur, ahir O’dur bildi. Rahman O’dur, Rahim O’dur bildi. Alim O’dur, bütün bilgi O’nundur bildi ve kaynağından o bilgileri içti. O makamdan selam ve salavat ile ümmetine geri gönderildi.

Eğer Muhammed (s.a.v) Miraç’ta geri dönmeseydi, dünyadaki yer çekimi kanunu olmazdı. Onun zirveye çıktıktan sonra geri dönmesi, ümmetine gönderilmesi ve onları irşat etme görevi olan raşidlik vasfıyla, ümmetine kemalat ilmini öğretmesi hikmetindendir.

Muhammed (s.a.v) geri geldi ve ümmetini irşat etti. Bu irşat görevi ondan sonra raşid halifelerce devam ettirildi. Bu raşid halifeler, dört halife ile sınırlı değildir. O’nun mirasını yüklenen âlimler, mürşid-i kâmiller vasıtasıyla devam etmiş ve etmektedir.

—oOo—

Ve ihsan makamında her an Allah görülmez. Aynen Muhammed (s.a.v) gibi, o gitti, gördü, geri geldi ve artık O’nun her an gördüğünü bildi. Fakat onu her an görmedi ve görüyormuş gibi amel etti. Bunun bir misali şudur: Ben, sendeki Allah’ı görüp sana ona göre muamele edersem, bunu yapmış olurum. Mesela sen hâkim isen, ben senin hakkımda karar vereceğini düşünmek yerine, “Hâkim olan Allah bana ne karar verecek?” diye düşündüğümde, sendeki Allah’ı görüp, sende Allah’ın Hakim isminin tecelli ettiğini bilip sana öyle davrandığımda, o zaman ihsan makamında bir an bulunmuş olurum.

Sen de hâkim isen, benim hakkımda karar vereceğin zaman, “Hâkim olan Allah, bu kul hakkında ne hüküm verirdi?” diye düşünüp adalet ve hikmetle hükmettiğinde, o zaman ikimiz de ihsan üzere olmuş oluruz. Fakat her an bu tefekkürde olamayabiliriz. Çünkü zirvede, ihsan makamında çıkıp oturulmaz; oraya çıkarsın, inersin. İnsan her an bu şuurda kalamayabilir. Zira insan cibidir, her an bir dengesizlik edebilir, bir günah işleyebilir, halife olduğunu unutabilir. Nitekim Havva ile Âdem de unuttular ve hata ettiler.

İhsan tefekkürü anlıktır, o makam her an meşgul edilmez. Yoksa seni her an o makamda zannedip tefekkür edince, senin gaflette olduğun zamanları hesap etmemiş olurum. Bu büyük bir hata olur. Şeyh, müritlerince yüceltilir, gözlerinde büyür, hiç hata etmez sanılır. Oysa Âdem gibi ulü’l-azm bir peygamber gafil kalabildiyse, senin şeyhin de gaflete düşebilir, hata edebilir. Bunu unutmamak gerekir.

—oOo—

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.

Âmin.

El-Fatiha maassalavat.

Sübhâneke Allâhümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullâhe ve etûbu ileyk.

—OoO—

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
DEVAMINA BAK

ALLAH
Allah

BAYRAK
TC.Bayrak

WEB-TUNCA
Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY
G A L A T A S A R A Y

FENERBAHÇE

F E N E R B A H C E

BEŞiKTAŞ
B E Ş i K T A Ş

TRABZONSPOR
T R A B Z O N S P O R

MiLLi TAKIM
M i L L i T A K I M

ETKiNLiKLERiMiZ


"Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al"
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN
"Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca,
Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca,
Hak intikamını,
Kulunun Eliyle Alır da,
Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."

(Hz. Mevlana)



TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca