MUHAMMED
BAYRAK
| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
|
Sitemize gönderi yapmadan önce kayıt olmanız gerekmektedir. |
| Forum İstatistikleri |
|
» Toplam Üye: 7 » En Son Üye: Fatma » Toplam Konular: 678 » Toplam Yorumlar: 1,024 Ayrıntılı İstatistikler |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
![[Resim: 68dc252d18.png]](https://uploadpro.ra3.org/uploads/images/68dc252d18.png)
Yahudilere Cumartesi Yasağının Sebebi - Zekat Kurban ve Oruç Meselesinin Asıl Manası
"Oruç tut ki, sıhhat bul" Hadisi ile Oruç Oruç mu Diyet mi
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Ya eyyuhellezine amenu kutibe aleykumus sıyamu kema kutibe alellezine min kablikum leallekum tettekun.
Meali :
Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, siyam* size de farz kılındı. Umulur ki takva sahibi olursunuz.
Sadakallahul Aziym EN'AM-54 ayet
Bu ayete binen insanlar sanki oruçsuz olmazmış gibi, tutmayınca Günahkar olunurmuş hükmünde hükmetmekteler.
Fakat bunun böyle olmadığını, şununla izah edeyim :
İnsanoğlu İzmir kurdu gibi her şeyi bozdu, ve doğanın atmosferi de bozulunca, şimdi o küresel ısınmanın bir sebebinin de, hayvanların dışkılarından olduğunu, ve üzerlerindeki buharlaşmadan olduğunu iddia etti bazı ahmaklar, ve o yüzden dünyadan inekleri kaldırmayı azaltmayı düşündüler, ve Allah insanlara bunun yanlış olduğunu öğretmek için, bir hastalık Musallat etti ki, bağırsak hastalığı, ve Bu hastalık sebebiyle, ineklerin ne kadar kıymetli hayvanlar ve varlık olduklarını öğrenmemize sebep oldu ki, süt onlardan elde ettiğimiz bir Gıda, ve süt olmazsa, yoğurt da olmaz, yoğurt olmayınca da, insan bedenindeki bağırsak bakterileri iyileşip tedavi olamaz, sonunda bu sonuca vardık. Ama işte insanların yanlış tercihleri ve kararlarını düzeltmek için, Allahu Teala Başımıza bir hastalığı Musallat etti ki, O sebeple En azından o hayvanların katedilmemesi gerektiğini öğrenmemiz lazım idi. Ve gecen hafta dedik ki Salih aleyhislemin dini, hayvan haklarini svunmak dedik. ve "Hagullah" lakabi verdik, yani senin benim yaşama hakkım olduğu gibi, hayvanların da yaşama hakkı var, Allah bunu Salih aleyhisselama din olarak verdi. Gaye amaç bu, bu hastalığın bize Musallat edilmesinin sebebi, ineklerin ve danaların, veya dünyadaki hiçbir hayvan zincirinin bozulmaması gerektiğini öğretmek, yoksa O hastalıktan Allah'ın Murad'ı ne olabilir, insanlara zulmetmek mi acaba, Yoksa bir şey öğretmek mi, her şey ihtiyaçtan öğrenilen bir şey değil mi? Bizimkiler araba icad edememişler Ama, su motorundan traktör icat eden bizimkiler, çorap eskisinden eldiveni icat eden milletiz, ihtiyaçlar, her şey ihtiyaçtan işte. Allah da yoğurda muhtaç kıldı ki, yoğurt elde edebileceğimiz hayvanlarında korunması gerektiğini öğretmek için. Ve bu durum böyle olunca, oruçta İnsana lazım olan bir diyet çeşidi, belli bir yer'den sonra, insanın diyet etmesi gerektiğini öğrenmesi gerekli. öğrenilmesi gereken bir ibadet, ya da bir kural, ya da bir çeşit hareket, veya fiil. yoksa onsuz olmaz değil,
Yine bunu şu örnekle izah edeceğim : Oruc bozan cezalıdır, Bilmem 61 gün tutulur bozarsan falan filan fasa fiso. işte öyle bir şey yok, Dün Allahu Teala Musa ümmetine Cumartesi tatilini verdiğinde, Onlar o gün hemen itiraz ettiler de, hemen o yasağı deldiler, Cumartesi çalışmışlar ve başaramadılar o gün bir ulus olarak. Tamam zaten Musa ümmeti ne kadar bir kimse ki o gün, o olay yani tatil ki, onlar bütün dünyaya Cumartesi ve Pazar tatilini yasa olarak tam getirebilsinler, kendi aralarında bile yaşayamadılar, ama o gün o yasayı veya yasağı delenler ceza aldı, Çünkü o gün eğer o yasak delinip de, o Hikmet unutulsaydı, bugün Bizler Cumartesi ve Pazar günleri tatil yapmayı Bilemezdik, ve haftanın her günü çalışma diye bir kural olurdu, Eğer bugün Biz Cumartesi ve Pazar günü, veyahut bayramları tatil yapmasını öğrendiysek, o gün Allahu Teala'nın Musa ümmetine verdiği o görev ve senaryo yüzünden, ve onlar o senaryoları en güzel şekilde oynamışlar, bazen delmişler, Cumartesi Pazar çalışmışlar, ama ceza almışlar, ceza almaları bile, bize Hikmet, ve de bir şey öğretiyor. Ve bizim bugünkü Cumartesi Pazar tatilimizi bize hazırlayan oyuncular ve seneryo. Bugün artık Cumartesi ve Pazar yasa olmuş, bütün milletlerde neredeyse Cumartesi Pazar tatil, artık bugün Cumartesi ve Pazar tatili ni Bazen kırıp da çalışmak ceza gerektirmez artık. Artık Musevi lerede ceza gerekmez, Çünkü bugün Cumartesi Pazar tatil yapmak diyerekten dünyada yasa var, o yasa bir kac kimsenin çalışması ıle falan kalkmaz. Eğer birisi Cumartesi Pazar tatilinı dünyaca kaldıralım derse, o zaman, o kimseye ceza gerekir, O kaldıran kimselere ceza gerekir, hapis veya had cezası, Allah'ın cezası gerekir. Yine zekat ile vergi aynı şekilde. Vergi zekat demek, vergi demek, bunu anlattım, her şeyden, fakirden Fukaradan herkesden vergi alınıyor, ekmek alıyorsun, ekmekten bile vergi alınıyor, yüzde on, yüzde yirmi, bak yüzde yirmi ne demek,koyunlarda zekat kırkta bir, 80 de 2, ve 100 de 2 buçuk eder, bu koyunda böyle, ve insanlar Bizim Türkiye'de Turgut Özal'dan bu yana %10 katma değer vergisi alınıyor. Avrupalılar yüzde yirmi, "Mehrwertsteuer" diye bir verginin, alandan ve verenden alınmasını uygun görmüşler, ve bunun vaazımızın birisinde anlattık, bir milyon insan, günde 1 ekmek alsa, ekmek 10 lira olsa, 2 lira vergi eder, ekmeği asıl fiyatı 8 lira, 2 lira da vergi alınıyor demek olur, bu 1000000 insandan 2 lira alındığı zaman, 2 milyon lira eder, sadece ekmek denen bir türden. ve bugün ekmeğin yanında peynir aldı, arabasına benzin aldı, uçağına bilet aldı, ve her şeyde, her şeyde yüzde yirmi, dünyadaki alışveriş miktarını düşünüyor musunuz, her an bir yerde, birileri alışveriş etmekte, ve her an birileri vergi vermekte, ve eğer bu vergiler doğru kanalda, doğru işlerde kullanılırsa, dünyada ne fakir kalır, ne aç kalır, ve ne Yolsuz köy kalır, ne evsiz insan, ve ne fakir fukara ve, askerine malzeme, askerlik malzemesi de alınır, Devleti'nin memurlarının giderlerini de karşılar, ve bugün bu vergiler haksız ellerde, haksız yerlerde, haksız ceplerde gezmekte de, o yüzden bazı yerler fakir, yine devletteki bazıları bunu cebellezi yaptığı için, insanlar fakir durumda. Yoksa bu vergi doğru kullanıldığında, Allahu Teala'nın Kuran'da bildirdiği yerlerde kullanıldığında, ve onun benzeri değişik, ona kıyas yaparaktan, bugün başka daha güzel yerlerde de kullanabiliriz. oralarda kullanıldığı zaman, zaten hak yerini bulmuş olur, zekat yerine bulmuş olur. zekat vergi demek, bugün bunu gavur dediğimiz Hristiyanlar Yahudiler buldu bildi keşfetti, ve ilk hüküm ve yasa olaraktan ortaya koydular. Biz daha Turgut Özal vaktinde buna eriştik. Özal'dan sonra katma değer vergisi almaya başladık, hani gelir vergisi vardı, tarla vergisi mal vergisi vardı da, ama daha katma değer vergisine yeni geçtik, düşünün Bir de mal vergisi var, gelir vergisi var, bu vergilerin nereye gittiğini düşünen yok mu? hesab eden yok mu, kimlerin cebine gidiyor, ve zekat demek bu yani, bunun dışında ekstra insanların zekat vermesine gerek yok, ama şu an bile bu hukuk yerine getirilmiyor, ancak Avrupa'da bazı devletler, işte bunu gerekli yerlerde ve yerinde kullanmaktadır. onlar da artık zekat vermiyorlar zaten, vergi veriyorlar sadece, zengini fakiri herkes vergi veriyor. Bir onların şehirlerinin durumuna bak, köyleri bile şehir gibi kalkınmış vaziyette, bir de bizimkilere bak, Bizim şehirlerimiz bile Köy gibi, daha yolu yolağı elektriği suyu dengeli değil. Çünkü vergiler yerinde kullanılmıyor, birilerinin cebine hizmet ediyor milletin parası. Dün vergi vermeyen salebenin ceza görmesinin sebebebi, Bugün bizim vergi ve zekat yasasının unutulmamasını sebep oldu, o cezaya falan uğrayınca o olay unutulmadi, ve bugün bu kanun insanların aklında yer etti, ve böyle bir kanun ortaya çıktı, ve bu yasa vergi yasası, veyahutta İşte bu "Steuergesetze" ortaya çıktı, katma değer vergisi gibi vergiler de ortaya çıktı. eğer o gün o yapılmasaydı, Salebe de o yasağı delmeseydi, ve Ceza görmeseydi, unutulurdu, onun ceza görmesi de bize Nimet oldu, Çünkü o bir İbretlik bir şey oldu da, bak o bile ceza gördü diye unutulmadı. bu yapılan fiil unutulmadı. unutulur mu hic ve de bugün bu bu güzel Hikmet ortaya çıktı. oruç da aynı şekilde, oruç diyettir, insanın bir an, bir gün bile olsa, yani midesini bağırsaklarını dinlendirmesi dir. tutmayan hastanın oruç tutmasına gerek yok kardeşim, hasta zaten, o oruç sıhhatli insana daha sihhat bulmak için farz yada görev, yazıyor ya mahyalarda
"Oruç tut, sıhhat bul."
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
"Her şeyin bir zekatı vardır, vücudun zekatı ise oruç tutmaktır. Oruç, sabrın yarısıdır."
(Hadis-i Şerif ,i. Mâce siyam H. 1745)
"Oruç, sizden birinizin savaşta kullandığı kalkan gibi insanı; kötülüklerden, şehevi istek ve arzulardan koruyucudur" buyurmuştur."
(Hadis-i Şerif , Müslim sıyâm H. 162; Müsned 2/257. 273. 4/21, 5/231; ayrıca bak. Nihaye 11308; E. Davud siyam H. 2363)
Oruç sıhhat kaynağıdır.
(Hadis-i Şerif , Bağdadi s. 25; Zehebi s. 43)
"Oruç şişmanlığı giderir."
(Hadis-i Şerif , Ş. Müsned 9/219)
"Oruç bağırsakları inceltir, şişmanlığı da giderir..."
(Hadis-i Şerif , C. Sağır 2/ 42; F. Kadir 4/243; K. Ummal 8/23620)
"Sizlere oruç tutmanızı tavsiye ederim. Çünkü oruç cinsel istek ve arzuyu zayıflatır, damarlardaki kanı da azaltır."
(Hadis-i Şerif , C. Sağır 2/53; F. Kadir 4/344; K. Ummal 8/23610; ayrıca bak. Nihaye 1/ 386; Faik 1/283; Herevî 1/349)
"Sizlere oruç tutmanızı tavsiye ederim. Çünkü oruç gönüllerinizi arındırır"
(Hadis-i Şerif , K Hakâyık 21116)
"Oruç mideyi, bağırsakları ve kalbi dinlendirir. Oruç; ruhun, kalbin ve vücudun devasıdır. Vücuttaki fazlalıkları eritir, zararlı olan gıdaları vücuda almaktan kişiyi alıkoyar. Sağlığın korunmasında orucun pek büyük bir tesiri vardır. Oruç hem rûhâni ve hem de tabii bir devadır."
i. Kayyım mukaddime s. 38, 382
hasta adama da oruç tutturuyorlar, Vay Ben her sene tutuyordum, bu sene tutamayacağım diye üzülüyor, oruç zaten senin sıhhat bulman için idi kardeşim, sen hastaysan sana oruç farz olur mu, Oruç farzını, farziyetini anlamadilar. Farziyet işte dün zekatı onlara farz edenin sebebi, Çünkü devletin bir geliri yok, devlet Başkanın maaşı nereden verilecek, görevlilerin maaşı nereden verilecek, fakire fukaraya Nereden para verilecek, yardım edilcek, ve vergi ve zekat konulduki bunlar sağlansın, yani Öyle olunca oruç da aynı şekilde oruç gücü yetene farz, ve bu Vay orucu tutamayınca 61 gün tutar diye falan bir şey yok, Adam bir güne güç yetiremedi, sen ona nasıl oluyor da 61 gün ceza veriyorsun, orucun cezası mezası olmaz, o gün içinde oruç tutulması diyede olmaz, diyetin kazasımı olur ki. Diyet diye bir şeyi bugün Doktorların tavsiye ettiği tedavi yöntemlerinden bazıları, bazılarına tedavi olaraktan diyet veriyor, Mesela adamın şekeri var, diyor ki şeker az yiyeceksin, şeker hapı kullanacaksın diyor, diyetin fayda ettiği öğrenildi. Yememek içmemek de bazen faydalıymış, 1400 sene önce tıp diye bir şey yok, doğru dürüst Tıp diye bir şey yok, tıptan bir şey keşfedilmemiş, sadece peygamberin bazı bildiği,mirac ile bu ahir zamana gelip de, o zaman da gördüğü, öğrendiği bazı şeyleri, o gün tetbik ettiğinden başka bir şey yok, tamam mı? Ne zamandan sonra olmuş, taaa Eyüp hasta olmuş, ondan sonra Allah, Lokmanı göndermiş, neyin neye fayda ettiğini öğretmiş insanoğluna, Ama insanlık Kadim bilgilerinde, daha TIP olaraktan bir bilgi ve bilim dalında bir meslek olarak da ortaya konmamış o vakit, tamam doktor veya yani doktor diye birisi. Adam biraz tıptan biliyormuş, gelmiş orayada, sağlık bilgilerinden bilen adam, ve Peygamberimizin vaktinde orada bulunuyor, fakat kimse hastalanmayınca da çekip gidiyor, Peygamberimizin önleyici Tıp ile ashabını koruması yüzünden, eshabı hastalanmıyor, ve bugün de işte oruç bazı şeylerden el çekmendir, ve orucun faydası ahirete değildir, ahirete ne faydası olsun, orucun bugün ve dünyadayken vücuduna faydası vardır, Vay sevap ve günah, Vay Cehennem, Yıllardır böyle yanlış anlamalar, Şeker hastasına diyet, öldükten sonra mı fayda edecek, yani şekeri yedi öldü yada hastalandı felç oldu, ona Şeker hastasına, işte şeker yiyip felc olmaması için, yani hasta olmaması için diyet farz değil mi? hayatında faydalı bir şey. Doktor ona o yasağı ve diyeti ölme diyerekten koydu, yoksa öldükten sonra diyet yapmasının ne faydası olacak O na. Oruç budur, Vay gözünü günahtan sakıncak, Vay elini haramdan sakıncak, Vay bilmem ne? hepsi fasa fiso. Oruç sadece diyetle insanın, dünyadaki hayatını sağlıklı yaşamasını sağlamak için faydalı, senin vücuduna faydalı olan bir şey, oruç yani diyet mesela adam şişmanlamış, yag ona zararlı, yağ yemedi mi, onun vücuduna ve dünyada sağlıklı yaşaması için faydalı olan şey, öldükten sonra ona ne faydasi olcak onun yağ yememesi. Oruç meseleside budur. Yani kefaret orucu filan diye de bir şey yoktur, tutamayan tutmasın, gücü yetmeyenin tutmasına gerek yok, Dün dedik cumartesi yasağını delenler, ceza görüyordu, Bugün cumartesi tatilinde tatil etmemekte kişi ceza almaz, mesela adam çalışıyor, mesela kış vakti ne dayanmış, odunları kesilecek, ya da kömür evine koyulacak, O adamın hafta sonu, sadece pazar günü ya da cumartesi günü vakti var, öbür günler işte çalışıyor, o günde evinde çalışıp evinin odununu yaracak kesecek evine koyacak değil mi, çalışacak o gün, cumartesi günü bir vakti var, imkanı var, O adam ne gün çalışsın başka, o gün musa vakti ceza gerekiyordu, çünkü cumartesi tatilinin unutulmaması için, bugün Artık ihtiyacı olan onu birkaç kişinin delmesi çalışması, cumartesi pazar tatiline helal ve zarar vermez, Ancak bu Global olaraktan, dünyadan Biz tatili kaldırıyoruz, insanlar eşek gibi çalışacak dersek, o zaman ceza olur, yani burada biraz kaba oldum da kusura bakmayın.
Ramazan orucu hakkında bir söylem geliştirilmiş ki bütün organlarımıza oruç tutturmanız gerekiyormuş.
Halbuki oruç diyettir dedik, çünkü hıristiyanlara oruç et yememek olaraktan verilmiş, ve hatta "Gründonnerstag" diye bir gün vardır, yani yeşillik perşembesi, o gün ıspanak pişirirler yerler, yani yeşillik ot yiyin demek, Demek ki onların döneminde, Afedersiniz Hınzır, yani domuz çok idi, Ve Hınzır eti kesip kesip yediler, ve her şeyin Fazlası zarar, etin fazlası da zarar olduğu için, Allah eti çok yediniz, biraz da ot yiyin diyerekten, onlara et orucu tutmalarını önerdi, bu onların cenneti kazanması için değil, dünyada sıhhat bulmaları içindi, ve fikriyat Olsun, vahşilik olsun, ve insanlık olsun, Bundan yani, et yiyen vahşi olur, ama anlatmıştık, Şahin et yer deve ot yer, et yemek gözleri kuvvetlendirir, ot yemek kasları kuvvetlendirir diye anlatmıştık, ve eti çok yedin Gözlerin çok kuvvetli fakat, kasların zayıf olduğu zaman, gözünün kuvvetli olması seni sıhhatli kılmaz, ve Demek ki o devirde İsa efendimizin vakti zayıf insanlar vardi et yedliklerinden zayıf, gözleri kuvvetli olsa ne fark eder, avını avlayacak kadar kuvvetli değil, bu sefer kaslar kuvvetli değil, Allah da biraz da ot yiyin, Yani oradaki ıspanaktan ya da yeşilliklerden yiyin, biraz Ot yiyin ki kaslarınız kuvvetlensin dedi, ve bize ise Allah, Hz. İbrahim'den bu yana Kurbanda et kesip de yiyin diyor, çünkü Bizim milletimiz fakir, soğan ekmek ile idare eden insanlar, Müslümanların çoğunluğu et bulamaz, evine et girmez, zenginler et kessin ki, biraz da fakire fukaraya da dağıtıında, onların da gözleri kuvvetli olsun gözleri Sağlık olsun diyerekten, fakir ama gözleri kör olmuş, neden fakirlikten, et yememiş, yani doğal olaraktan insanların hepsi sağlıklı olsun istiyor Cenabı Mevla. yine Teravih namazı hususunda, ya da oruç hususunda, Adam Burada benim taş ocağında çalıştığım sıralar, hatta Avusturyaya ilk geldiğimde, Avusturya'da arkadaşım vardı, Bulut amca vardı, Ramazan geldimiydi alkolü keserdi, normalinde bira içerdi Gast House gittiğinde, Ama Ramazan geldi mi alkole karşı ağzını tutardı, alkol almazdı, oruç tutmaz di ama, tutamaz idi zayıftı, ama en azından alkol almazdı, Fakat daha bayram günü tekrar bira içmeye başlardı, Yani hani Miraç'ta gecesinde, Kadir gecesinde, bir gece Milyoner oluverecek Müslümanlar var ya, bir gecelik Müslüman, işte böyle bir aylık müslümanlar da var, bir ay her şeyden kıs, Ramazan çıktı mı, Her melameti yap, Bu insanlık değil kardeşim. oruçtan kasıt zaten diyet dedik. ya insanın sıhhat bulması. ve adam şimdi bugün sabah namazı öğle namazı akşam namazı farz iken, camiye gitmez de, Ramazan geldi miydi, Teravih namazı sünnettir, Teravih namazı kılmak için, akşam kısa ya, Yemeği yer yemez abdestini alır, ayakkabılarını dışarıda giyerek ten camiye koşar, yani pabuçlarını dışarıda giyer, o kadar ehemmiyetliymiş yani, halbuki Teravih namazı sünnet, yapsanda olur yapmasanda, sünnet farz değil ki, Fransa Kraliçesi meşhur Marie Antoinette, kadının “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” dediği gibi farzı koyup da sünnete koşan Müslümanlar, ekmek bulamayana peyniri yesin der gibi, pasta yesin hikayesi, farzı Kıl Kardeşim sen, farzı kılmazken sünnete mi koşuyorsun sen, tamam kılınmasın değil ama, ekmek temel gıda iken ve bulmazken ne oluyorda peynirle beslenmek fikrine uydun. pasta ile beslenmek gibi bir şey, Bazıları öyledir zengin sıpacıklar, yada hereli çocuklar, hep abur cubur yer, zengin çocuklar öyle alışmıştır, Çikolata bisküvi, normal gıda almaz, Çikolata bisküvi ile idare eder hayatını, ve bunların namazıda böyle işte, teravih kılan Öğlen namazını kılmaz. Bir gecelik Müslüman, 1 aylık Müslüman, Ramazan çıktı mı Camiye de uğramaz, sen onu Yatsı namazında Göremezsin Bir daha.
Bir Karoglan Makalesi
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 14 Mayıs 2019 Salı
Original Kar©glan
Kâbe imamı namaza başlamadan önce mikrofondan ne diyor
Kâbe imamı namaza başlamadan önce mikrofon aracılığıyla cemaati hizaya getirmek ve safları düzenlemek için Arapça uyarılar yapar.
İmam genellikle cemaate dönmeden, hoparlörden "İstevû" (İstivâ), "İstekîmû" ve "İ'tedilû" der.
Bu ifadelerin anlamları şunlardır:
İstevû (اسْتَوُوا): Safları düzeltin, eşitleyin ve doğrultun.
İstekîmû (اسْتَقِيمُوا): Dosdoğru olun, aradaki boşlukları kapatarak safı sağlamlaştırın.
İ'tedilû (اعْتَدِلُوا): Düzgün ve dengeli durun.
Ayrıca imam safların düzgün olduğundan emin olduktan sonra "Essalâtü Câmi'ah" (Topluca namaza durun / Namaz vaktidir) diyerek cemaati uyarabilir ve namaza tekbir alarak başlar
Kâbe imamının namaza başlamadan önce yaptığı bu uyarıların sünnetteki yeri doğrudan Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bizzat uyguladığı ve ümmetine emrettiği çok güçlü bir sünnettir (Sünnet-i Müekkede). İslam hukukunda namazda safların düzgün, sıkı ve hizalı olması, cemaatle kılınan namazın sıhhati ve fazileti için temel şartlardan biri kabul edilir.
Bu uygulamanın sünnetteki dayanakları, fıkhi boyutu ve anlamları şu şekildedir:
1. Hadis-i Şeriflerdeki Dayanakları
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) namaza durmadan önce cemaate döner, safları bizzat kontrol eder ve tıpkı Kâbe imamı gibi belirli kelimelerle uyarıda bulunurdu:Safları Sıkı Tutmak: Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Saflarınızı düzeltiniz, omuz omuza veriniz, boşlukları doldurunuz... Şeytanın aranıza girmesine izin vermeyiniz." (Ebû Dâvûd).Namazın Tamamlayıcısı Olması: Bir diğer hadiste, "Safları düzeltmek namazın tamamındandır (namazı güzelleştiren unsurlardandır)." (Buhârî, Müslim) buyrulmuştur.Kalplerin Ayrışmaması İçin: Efendimiz saflarda ileri-geri duranları uyarırken, "Saflarınızı düzgün tutun, ayrılık yapmayın; sonra kalpleriniz de birbirinden ayrılır." (Müslim) ikazını yapardı.
2. İmamın Söylediği Kelimelerin Anlamları
Kâbe imamının mikrofondan zikrettiği kelimeler, Peygamberimizden nakledilen emirlerin Arapça asıllarıdır:
İstevû (استووا): "Düzgün durun, hizaya gelin, eşitlenin" anlamına gelir. Safların dümdüz bir çizgi halinde olmasını emreder.
İ'tedilû (اعتدلوا): "Dengeli olun, adaleti gözetin" demektir. Ne çok öne çıkın ne de çok arkada kalın, tam hizada durun mesajı taşır.
İstekîmû (استقيموا): "Dosdoğru olun" anlamına gelir. Hem fiziki olarak dik ve doğru durmayı hem de kalben namaza yönelmeyi ifade eder.
Terâssû (تراصوا): Kâbe'de sıkça duyulan bir diğer kelime olup "Sıkı durun, birbirinize kenetlenin, aradaki boşlukları kapatın" demektir.
3. Fıkhi Hükmü ve ÖnemiSünnetin İhyası:
Büyük camilerde ve Kâbe gibi milyonların toplandığı alanlarda arkadaki cemaatin imamı görmesi imkansızdır. Bu nedenle imamın ses yükseltici (mikrofon/hoparlör) kullanarak bu uyarıları yapması, sünnetin amacına (safların düzeltilmesine) hizmet ettiği için fıkhen son derece isabetli ve gereklidir.
Cemaatin Görevi:
İmam bu uyarıları yaptığında cemaatin omuz ve topuk hizasına dikkat ederek ön ve yanındaki kişilerle boşlukları kapatması sünnete icabet etmenin bir gereğidir.
Safların düzgünlüğü, Müslümanların namazdaki disiplinini, birlik ve beraberliğini simgelediği için ibadetin huşuuna doğrudan etki eder.
Kâbe imamı namaza başlamadan önce mikrofon aracılığıyla cemaati hizaya getirmek ve safları düzenlemek için Arapça uyarılar yapar.
İmam genellikle cemaate dönmeden, hoparlörden "İstevû" (İstivâ), "İstekîmû" ve "İ'tedilû" der.
Bu ifadelerin anlamları şunlardır:
İstevû (اسْتَوُوا): Safları düzeltin, eşitleyin ve doğrultun.
İstekîmû (اسْتَقِيمُوا): Dosdoğru olun, aradaki boşlukları kapatarak safı sağlamlaştırın.
İ'tedilû (اعْتَدِلُوا): Düzgün ve dengeli durun.
Ayrıca imam safların düzgün olduğundan emin olduktan sonra "Essalâtü Câmi'ah" (Topluca namaza durun / Namaz vaktidir) diyerek cemaati uyarabilir ve namaza tekbir alarak başlar
Kâbe imamının namaza başlamadan önce yaptığı bu uyarıların sünnetteki yeri doğrudan Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bizzat uyguladığı ve ümmetine emrettiği çok güçlü bir sünnettir (Sünnet-i Müekkede). İslam hukukunda namazda safların düzgün, sıkı ve hizalı olması, cemaatle kılınan namazın sıhhati ve fazileti için temel şartlardan biri kabul edilir.
Bu uygulamanın sünnetteki dayanakları, fıkhi boyutu ve anlamları şu şekildedir:
1. Hadis-i Şeriflerdeki Dayanakları
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) namaza durmadan önce cemaate döner, safları bizzat kontrol eder ve tıpkı Kâbe imamı gibi belirli kelimelerle uyarıda bulunurdu:Safları Sıkı Tutmak: Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Saflarınızı düzeltiniz, omuz omuza veriniz, boşlukları doldurunuz... Şeytanın aranıza girmesine izin vermeyiniz." (Ebû Dâvûd).Namazın Tamamlayıcısı Olması: Bir diğer hadiste, "Safları düzeltmek namazın tamamındandır (namazı güzelleştiren unsurlardandır)." (Buhârî, Müslim) buyrulmuştur.Kalplerin Ayrışmaması İçin: Efendimiz saflarda ileri-geri duranları uyarırken, "Saflarınızı düzgün tutun, ayrılık yapmayın; sonra kalpleriniz de birbirinden ayrılır." (Müslim) ikazını yapardı.
2. İmamın Söylediği Kelimelerin Anlamları
Kâbe imamının mikrofondan zikrettiği kelimeler, Peygamberimizden nakledilen emirlerin Arapça asıllarıdır:
İstevû (استووا): "Düzgün durun, hizaya gelin, eşitlenin" anlamına gelir. Safların dümdüz bir çizgi halinde olmasını emreder.
İ'tedilû (اعتدلوا): "Dengeli olun, adaleti gözetin" demektir. Ne çok öne çıkın ne de çok arkada kalın, tam hizada durun mesajı taşır.
İstekîmû (استقيموا): "Dosdoğru olun" anlamına gelir. Hem fiziki olarak dik ve doğru durmayı hem de kalben namaza yönelmeyi ifade eder.
Terâssû (تراصوا): Kâbe'de sıkça duyulan bir diğer kelime olup "Sıkı durun, birbirinize kenetlenin, aradaki boşlukları kapatın" demektir.
3. Fıkhi Hükmü ve ÖnemiSünnetin İhyası:
Büyük camilerde ve Kâbe gibi milyonların toplandığı alanlarda arkadaki cemaatin imamı görmesi imkansızdır. Bu nedenle imamın ses yükseltici (mikrofon/hoparlör) kullanarak bu uyarıları yapması, sünnetin amacına (safların düzeltilmesine) hizmet ettiği için fıkhen son derece isabetli ve gereklidir.
Cemaatin Görevi:
İmam bu uyarıları yaptığında cemaatin omuz ve topuk hizasına dikkat ederek ön ve yanındaki kişilerle boşlukları kapatması sünnete icabet etmenin bir gereğidir.
Safların düzgünlüğü, Müslümanların namazdaki disiplinini, birlik ve beraberliğini simgelediği için ibadetin huşuuna doğrudan etki eder.
![[Resim: 1bce705a93.png]](https://uploadpro.ra3.org/uploads/images/1bce705a93.png)
Hizb ve Vird Okuma Geleneği Üzerine Bir İnceleme
Giriş: Hizb ile Okuma Kültürünün İlişkisi
Türkiye'de son yıllarda okuma kültürü üzerine yapılan tartışmalar daha çok kitap okuma alışkanlığının düşüklüğü, yayınevi politikaları ve dijital medyanın etkileri etrafında şekillenirken, toplumun kadim manevi dinamiklerinden beslenen özel bir okuma geleneği genellikle göz ardı edilmektedir: **hizb ve vird kültürü**. Oysa ki bu gelenek, özellikle Doğu toplumlarında, insan hayatının her türlü sıkıntısı ve problemini çözmek için başvurulan güçlü bir ritüel olarak varlığını sürdürmektedir.
Bu makale, Batı'da genellikle "kitap" kavramıyla sınırlı tutulan okuma eyleminin, İslam mistisizminde (tasavvuf) nasıl çok daha fonksiyonel ve niyet odaklı bir boyuta evrildiğini, **hizb** kavramı merkezinde ele almayı amaçlamaktadır. Ayrıca bu geleneğin Doğu'daki yaygınlığı ile Türkiye'deki mevcut durumu arasındaki farklılıkları sosyolojik ve kültürel bağlamda inceleyeceğiz.
1. Hizbin Tanımı ve Tasavvuftaki Yeri
Halk arasında genellikle "okunmuş dua" ya da "cüz" olarak bilinen hizb, terim olarak sözlükte "kısım, parça, bölük ve silah" anlamlarına gelir. Tasavvuf literatüründe ise hizb, maddi ve manevi bazı maksatlara ulaşmak amacıyla, belli şartlar ve kurallar dahilinde tertip edilmiş, özel dua ve zikir metinlerine verilen isimdir.
Özellikle bu metinleri "okumak" ile sıradan bir kitap okumak arasında kritik farklar vardır. Her ne kadar kitap okumak beyni uyararak stresi azaltmakta ve zihinsel sağlığa iyi gelmekteyse de, hizb geleneğinde **okuma eylemi daha çok "telkin" ve "tedavi" edici** bir nitelik taşır. Okunan her harfin ve cümlenin, özellikle sayı ve vakit şartlarına bağlı olarak, arş-ı alaya yükselen bir tesiri olduğuna inanılır. Bu yönüyle hizb, bir "kültürel okuma" eyleminden ziyade, metafizik aleme yapılan bir müdahale aracıdır.
2. Hizb ve Duaların Çeşitliliği: Her Derde Deva
Tarikat büyükleri ve evliyalar, insanların karşılaştığı hemen her türlü zorluk için özel hizbler kaleme almışlardır. Bu dualar, adeta "manevi bir ilaç" gibi düşünülmüştür. TDV İslam Ansiklopedisi ve tasavvuf kaynakları, bu çeşitliliği şu şekilde sınıflandırmaktadır:
- Maddi ve Bedeni Sıkıntılar için:
- Hastalıklar: Beden veya ruh hastalıklarına şifa bulmak için.
- Bereket ve Zenginlik: Rızkın artması, borçluluk halinde borçlardan kurtulmak için (*Hizbü'l-Felâh*, *Hizbü'l-Bereket*).
- Emniyet: Yolculuklarda, özellikle denizde güvenlik için (*Hizbü'l-Bahr*). Rivayete göre Şazeli bu hizbi okuyanların en büyük fırtınalardan dahi zarar görmeyeceğini söylemiştir.
- Manevi ve Psikolojik Sıkıntılar için:
- Sıkıntı ve Üzüntü: Kalp sıkıntısının giderilmesi ve huzur bulmak için (*Hizbü't-Tefric*).
- Zihin Açıklığı: Unutkanlığa karşı, ilim ve idrak artışı için (*Hizbü'l-Fehm*).
- Kötü Huylar: Nefisten ve kötü ahlaktan arınmak için.
- Sosyal ve Toplumsal Problemler için:
- Düşman ve Afetler: Düşman şerrinden korunmak, zulüm görenlerin yardım bulması (*Hizbü'n-Nasr*, *Hizbü's-Seyf*). Tarihte Şazeli'nin, "Bu hizb (Hizb-i Bahr) Bağdat'ta okunsaydı Moğollar orayı işgal edemezdi" dediği nakledilir.
- Aile İlişkileri: Eşler arasındaki problemlerin düzeltilmesi.
Bu çeşitlilik, hizb geleneğinin hayatın her alanını kapsayan kapsayıcı bir "çözüm mekanizması" olarak görüldüğünü göstermektedir.
3. Hizb Okumanın Usulü ve Faydaları
Hizblerin fayda vermesi için belirli kurallara (adap) ve sayılara riayet edilmesi gerektiğine inanılır. Bu kurallar, onu sıradan bir dua okumanın ötesine taşır:
- Zaman ve Mekan: Genellikle seher vakitleri, kandil geceleri veya Cuma günü gibi mübarek vakitler tercih edilir.
- Sayı (Adet): Hizbin belirli bir sayıda (7, 40, 70, 100 veya 1001 gibi) okunması esas kabul edilir.
- Ruhani Hazırlık: Abdestli olmak, kıbleye yönelmek ve dünyevi işlerden kalbi arındırmak.
Faydaları: Geleneksel inanca göre hizb, sadece istenen sonucu elde etmek için değil, aynı zamanda kişinin manevi olgunluğa (kemalat) ermesi için de okunur. Ritmik ve secili cümlelerden oluşan bu metinler, düzenli okunduğunda kişinin diline, ahlakına ve iç dünyasına huzur verir; bu da modern psikolojideki "tekrarlı olumlamalar" tekniğiyle benzerlik gösterir.
4. Doğu ve Türkiye Arasında Kültürel Fark
Makalenizin ana problematiğini oluşturan bu başlık altında, neden Doğu'da (Arap ülkeleri, Afrika, Hint Alt Kıtası, Pakistan, Doğu Anadolu) bu geleneğin yaşarken, Batı Türkiye'de veya şehirli kesimde daha az bilindiğini şu faktörlere bağlayabiliriz:
1. Modernizm ve Sekülerleşme: Tanzimat'tan bu yana Türkiye'nin modernleşme serüveni, özellikle şehirlerde, pozitif bilimi daha ön plana çıkarmıştır. Modern tıp ve psikolojinin sunduğu çözümler, metafizik çözümlerin (hizb, muskacılık) önüne geçmiştir.
2. Tarikatların Konumu: Doğu toplumlarında tarikatlar toplumun nabzını tutarken, Türkiye'de Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren tarikatların resmi olarak yasaklanması, bu kültürün yer altına itilmesine veya belirli muhafazakar çevrelerle sınırlı kalmasına neden olmuştur.
3. Eğitim Politikaları: Türk Milli Eğitim sistemi, bireylere daha çok rasyonel ve eleştirel okuma kültürü kazandırmaya odaklanmıştır. "Okuma kültürü" denildiğinde akla gelen ilk şey kitap, gazete veya dergidir. Hizb, bu "okuma kültürü" tanımının dışında kalmıştır.
4. Bireycilik: Batı kültüründen etkilenen büyük şehirlerde birey, sıkıntılarına çözümü genellikle kendi çabasında (iş, terapi, eğlence) ararken, daha geleneksel toplumlarda bir "şeyhe" veya manevi bir metne başvurmak daha olağandır.
5. Türkiye'de Hizb Kültürü Neden Yaygın Değil?
Türkiye'de "hizb okuma" kültürü *tamamen yoktur* demek yanlış olur; ancak yaygın değildir. Bunun en büyük nedeni, bu kültürün büyük oranda **Nakşibendilik, Kadirilik ve Rufailik** gibi tarikat çevrelerinde muhafaza ediliyor olmasıdır. Halkın geniş kesimleri, hayatlarının belirli dönemlerinde (cenaze, hastalık, sınav) Yasin-i Şerif, Mülk Suresi veya Delailü’l-Hayrat gibi metinleri okumaya yönelse de, bunu sistematik bir "hizb kültürü" olarak sürdürmez.
Ayrıca, Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî gibi büyük alimlerin derlediği `Mecmûatü’l-Ahzâb` gibi hacimli eserler Arapça olduğundan, dil bariyeri bu kültürün halk tabanına yayılmasını zorlaştırmaktadır. Daha çok medrese geleneğinden gelen veya Arapça bilen dindar kesimlerin ilgi alanına giren bu metinler, maalesef günümüz popüler dini yayıncılığında hak ettiği yeri bulamamaktadır.
Sonuç
Doğu’da bir "kurtuluş reçetesi" ve "manevi silah" olarak görülen hizb geleneği, Türkiye özelinde dar bir çerçevede kalmıştır. Oysa bu gelenek, sadece dini bir ritüel değil, aynı zamanda dil zenginliği (secili Arapça ifadeler), sosyal dayanışma (cemaatle okuma) ve alternatif bir psikolojik sağaltım yöntemidir.
Türkiye'de manevi danışmanlık ve psikolojik destek hizmetlerinin geliştiği günümüzde, hizb geleneğinin arka planında yatan "niyet", "telkin" ve "manevi destek" unsurları, modern bilimin verileriyle yeniden okunmalıdır. Eğer siz de bir derde düşerseniz, Doğu'nun kadim irfanında bu derde dair bir "hizb" mutlaka yazılmıştır. Belki de onu okumak, sadece Allah'tan yardım istemek değil, aynı zamanda yüzlerce yıllık bir ümmetin ortak bilinçaltına dokunmaktır.
Kaynakça / Referanslar:
- Hizb Nedir, Çeşitleri ve Adabı: TDV İslam Ansiklopedisi, "Hizb" Maddesi.
- Okuma Kültürü ve Toplumsal Dinamikler: Türk Maarif Ansiklopedisi.
- Kitap Okumanın Zihinsel Faydaları: Alev Leventoğlu Blog, Uzaktan Eğitim Blog.
- Kur'an'da Hizb Bölümlemesi: Diyanet Haber, İslam ve İhsan Portalı.
Raşit Tunca
Schrems, 10.06.2026
![[Resim: bdd1572a49.png]](https://uploadpro.ra3.org/uploads/images/bdd1572a49.png)
insanoglu Şayet Egitilmezse Zalim ve Cahildir
İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).
إِنَّا عَرَضْنَا ٱلْأَمَانَةَ عَلَى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱلْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا ٱلْإِنسَٰنُ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا
Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.
Ahzab Suresi 72. Ayet
İnsanoğlunun yaratılış gayesi, yeryüzünde bir imtihan sürecinden geçerek kemale ermektir. Ancak bu süreç, insanın ham ve işlenmemiş tabiatındaki birtakım zaaflarla başlar. Kur'an-ı Kerim, insan psikolojisini ve onun fıtri eğilimlerini en çıplak haliyle ortaya koyarken, onun eğitilmediği, vahiyle ve ahlakla disipline edilmediği takdirde düşebileceği en derin çukurlara işaret eder. Bu işaretlerin en sarsıcı olanlarından biri, Ahzab Suresi'nin 72. ayetinin sonunda yer alan "zalûmen cahûlâ" ifadesidir. Ayette, göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten çekindiği büyük bir sorumluluğu (emaneti) insanın üstlendiği belirtilir ve hemen ardından onun bu iki vasfı zikredilir. Mübalağalı ism-i fail formunda gelen bu kelimeler sıradan bir zalimlik ve cahillik değil; "çok zalim ve çok cahil" anlamına gelmektedir. Bu kavramsal çerçeve, insanoğlunun ilahi bir terbiye ve tezkiyeden (arınmadan) geçmediği müddetçe kendi nefsine ve çevresine karşı ne denli büyük bir yıkım potansiyeli taşıdığını ilan eder.
İslam alimleri ve müfessirler, ayette geçen zalûm ve cahûl sıfatlarını insanın değişmez, mutlak kaderi olarak değil; bilakis onun nötr başlayan ve eğitime muhtaç olan ham fıtratının bir tasviri olarak ele almışlardır. Klasik tefsir geleneğinin en önemli isimlerinden biri olan Fahruddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb adlı eserinde bu ayeti açıklarken çarpıcı bir tespitte bulunur. Râzî'ye göre insan, doğuşu itibarıyla hem iyiliğe hem de kötülüğe meyyaldir. Ancak bilgiyle donatılmadığı ve nefsini terbiye etmediği ilk evrede, cehalet onun kaçınılmaz vasfıdır. Çünkü bilmemek insanın ilk halidir; ilim ise sonradan çaba ile kazanılır. Benzer şekilde, insan menfaatine düşkünlüğü ve şehvetlerinin esiri olması sebebiyle adaleti çiğnemeye, yani zalimlik yapmaya çok müsaittir. Dolayısıyla Râzî, bu iki sıfatın insanın "eğitilmeden önceki ham halini" yansıttığını, dinin ve şeriatın amacının ise insanı bu karanlıktan çıkarıp adalet ve ilim nuruna ulaştırmak olduğunu belirtir.
Elmalılı Hamdi Yazır da Hak Dini Kur'an Dili tefsirinde, insanın emaneti yüklenirken gösterdiği cesareti ve sonrasındaki faturayı bu iki kelimeyle ilişkilendirir. İnsan, cüzi iradesiyle hayrı da şerri de seçebilecek bir kabiliyette yaratılmıştır. Eğer insan, kendisine verilen bu muazzam akıl ve irade nimetini ilahi vahyin rehberliğinde doğru kullanmazsa, kendi haddini aşarak "nefsine en büyük zulmü yapan" bir varlığa dönüşür. Elmalılı'ya göre buradaki cehalet, sadece kuru bir bilgisizlik değil, sorumluluğunun ağırlığını ve neticelerini tam olarak idrak edememekten kaynaklanan bir basiretsizliktir. İnsan, eğitimi reddettiğinde fıtratındaki adaleti zulme, potansiyel ilmini ise koyu bir cehalete feda etmiş olur.
Konuyu derinleştiren rivayetler ve sahabi kavilleri de bu fıtri zaafın ancak iman ve salih amelle aşılabileceğini doğrular niteliktedir. Abdullah b. Abbas ve Katâde gibi ilk dönem müfessirlerinden aktarılan rivayetlere göre, Hz. Adem emaneti yüklenirken onun getireceği sorumluluğu kabul etmiş, ancak insanoğlunun bir kısmı daha sonra bu sözünde durmayarak nefsine zulmetmiş ve hakikate karşı cahil kalmıştır. Buradaki cehalet, "hakkı tanımamak ve ona sırt dönmek" manasındadır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in diğer ayetlerinde de insanın aceleci, nankör, zayıf ve bencil olarak nitelendirilmesi, bu ham tabiatın farklı tezahürleridir. İbn Kesir tefsirinde yer alan rivayetlerde, insanın fıtratındaki bu karanlık yönün ancak Allah'ın yardımı, peygamberlerin rehberliği ve kişinin kendi nefsini sürekli hesaba çekmesiyle (muhasebe) aydınlanabileceği vurgulanır.
Sonuç olarak, Kur'an-ı Kerim'in insanı "zalûm ve cahûl" olarak tanımlaması, ona bir hakaret değil, onun önündeki en büyük tehlikeye karşı yapılmış ilahi bir uyarıdır. İnsanoğlu dünyaya adeta işlenmemiş bir maden gibi gelir; eğer İslam'ın ahlakıyla, marifetullah (Allah'ı tanıma) ilmiyle ve ciddi bir nefis terbiyesiyle eğitilmezse, içindeki karanlık yön açığa çıkar ve hem kendine hem de insanlığa karşı zalim ve cahil bir canavara dönüşür. İnsanı bu sefaletten kurtaracak yegane çare, aklını vahyin ışığında eritmek, kalbini zikirle tatmin etmek ve ilim tahsil ederek cehaletin zincirlerini kırmaktır. Ancak bu sayede insan, esfel-i safilîn (aşağıların aşağısı) riskinden kurtulup, ahsen-i takvîm (en güzel kıvam) sırrına ererek yeryüzünün gerçek halifesi olma şerefini kazanabilir.
İnsanın Yaradılışının İkiz Yüzü: Ahsen-i Takvim'den Esfel-i Safiline
Kur'an-ı Kerim’de insanın mahiyetine dair iki farklı anlatı bulunur. Bu iki anlatı arasında görünürde bir çelişki vardır: Bir yanda “Biz insanı en güzel biçimde (ahsen-i takvim) yarattık” [Tin, 4] buyrulurken, diğer yanda insanın “çok zalim ve çok cahil” olduğu haber verilir [Ahzab, 72] . Bu çelişki gibi görünen durum, aslında insanın ontolojik yapısındaki potansiyelin ve imtihan dünyasındaki tercihlerinin bir ifadesidir.
Ahzab Suresi’nin 72. ayeti bu konudaki en çarpıcı delildir: “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” .
Bu ayet, insanın sorumluluk almayı seçtiğini, fakat bu seçimi yaparken sahip olduğu bilinç düzeyinin yetersizliği (cahillik) ve nefsine karşı gelme zaafı (zulüm) nedeniyle Allah’ın huzurunda mahcup olma riskini taşıdığını gösterir.
Zalum ve Cehul Kavramlarının Derinliği
Konuyu rivayetler ve tefsirler ışığında ele aldığımızda, “zalum” (çok zalim) ve “cehul” (çok cahil) sıfatlarının Arap dilindeki yapısı (mübalağa kalıbı) bu özelliklerin insanın fıtratına ne denli kök saldığını gösterir. Bu, basit bir bilgisizlik veya haksızlık değil; karakterin derinliklerine işlemiş bir durumdur.
Cehaletin (Cehul) Mahiyeti: Tefsir geleneğimizde cehalet, sadece bilgi eksikliği değil, aynı zamanda gerçeği bilmesine rağmen inatla reddetme, kötü ahlak, kaba davranış ve ilahi emirlere karşı gelme anlamını taşır . Hz. Lut (as) kavmine, iğrenç fiillerinden dolayı “cahil bir toplum” nitelemesi yapmıştır [Neml, 55]. Burada kastedilen, onların eylemin sonuçlarını idrak edemeyecek kadar akılsız olmaları değil, fıtri muhakemelerini felç edip hayvani arzularına köle olmalarıdır. Diyanet kaynaklarının da belirttiği gibi, Kur’an’a göre gerçek cahil, Allah’a iman etmeyen ve ayetlerine karşı büyüklük taslayan kimsedir .
Zulmün (Zalum) Mahiyeti: Zulüm kavramı ise, İslam düşüncesinde haddi aşmak, bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak anlamına gelir. Tefsirlerde bu kavramın üç boyutta ele alındığını görürüz:
Allah’a Karşı Zulüm: Şirk koşmak ve nankörlük etmek. İnsanın yaratıcısına karşı en büyük haksızlığıdır.
Nefse Karşı Zulüm: Hz. Adem (as) ve eşinin cennette yasak ağaca yaklaşmaları, Kur’an’da “Biz kendimize zulmettik” [Araf, 23] ifadesiyle tanımlanır . Burada insanın kendi potansiyeline ihaneti söz konusudur.
Başkasına Karşı Zulüm: Haksızlık, adam öldürme, mal gaspı ve hatta bir hayvana eziyet etmek. Peygamber Efendimiz’in “Zulüm, kıyamet gününde zifiri karanlıklardır” [Buhari] hadisi, bu eylemin ne denli ağır bir vebal olduğunu gösterir .
İnsan Neden Zalim ve Cahildir? Rivayetlerin Işığı
Peki, Yüce Allah insanı böyle kötü bir vasıfla mı yarattı? Bu sorunun cevabını Hz. Ali’den (ra) gelen derin bir rivayette buluruz. İmam Ali (ra) şöyle buyurur: “Allah, meleklerde şehvetsiz akıl, hayvanlarda akılsız şehvet yaratmıştır. İnsana ise hem aklı hem de şehveti bir arada vermiştir. Kimin aklı şehvetine galip gelirse meleklerden üstün olur; kimin şehveti aklına galip gelirse hayvanlardan aşağı olur.” .
Bu rivayet, insanın “zalum ve cehul” olmasının zorunlu değil, ihtimal dahilinde olduğunu ortaya koyar. İnsan, melekler gibi masum değildir; hayvanlar gibi salt içgüdüleriyle hareket etme lüksüne sahip değildir. O, özgür irade ile donatılmıştır. Zalim ve cahil olmasının sebebi, bu iradeyi eğitmeyip nefsinin kölesi haline gelmesidir. Eğer insan, ilahi rehberliği (Kur’an ve Sünnet) terk eder, kendi küçük aklını veya arzularını ilah edinirse, doğal olarak hakkı batıla tercih edecek (zulüm) ve yaratılış gayesini unutacaktır (cehalet) .
Sonuç olarak, Kur’an’ın bu nitelemesi bir kader değil, bir uyarıdır. Ahzab Suresi’nde insanın “zalim ve cahil” olarak nitelendirilmesi, ona yüklenen büyük emanetin altını çizmek içindir. Sanki Allah celle celalühü şöyle buyurmaktadır: “Sen bu ağır yükü kaldırmayı kabul ettin, fakat bil ki potansiyel olarak zaafın büyük; eğilimin haksızlığa ve gaflete. O halde ancak bana sığınarak, nefsini tezkiye ederek bu sıfatlardan kurtulup ‘adl’ ve ‘alim’ olabilir, gerçek halife konumuna yükselebilirsin.” İşte bu yüzdendir ki, aynı insan, iradesini doğru kullandığında “yaratılmışların en hayırlısı” [Beyyine, 7] olurken, iradesini kaybettiğinde “en aşağıların aşağısı” [Tin, 5] olur .
Raşit Tunca
Schrems, 28.05.2026
![[Resim: 39f83b3ad1.png]](https://uploadpro.ra3.org/uploads/images/39f83b3ad1.png)
Zıtlıkların Büyük Uyumu: İyilik ve Kötülüğün Kozmik Dansı
İnsanlık tarihi boyunca iyilik ve kötülük, bitmek bilmeyen bir savaşın iki cephesi olarak tasvir edilmiştir. İyilerin penceresinden bakıldığında iyilik, evrenin nihai amacı ve üstün gelmesi gereken mutlak güçtür. Kötülerin veya pragmatik bakanların safından bakıldığında ise "kötü ve acımasız olmazsan ayakta kalamazsın" düşüncesi bir hayatta kalma yasası gibi görünür. Ancak bu iki kutuplu savaşa bir boyut üstten, tarafsız ve bütünsel bir gözle bakıldığında, ortadaki kavganın aslında insanın sandığı kadar anlamsız ya da yıkıcı olmadığı; aksine muazzam bir dengeye hizmet ettiği anlaşılır.
İyinin Gözünden: İyilik tarafından bakıldığında, iyilik açıkça üstündür. Çünkü iyilik; yaşatır, büyütür, çoğaltır ve anlam kazandırır. Bir tohumun yeşermesi, bir meyvenin olgunlaşması, bir hayvanın beslenmesi… Bunların tamamı nihai olarak hayra, faydaya ve rahmete hizmet eder. İyilik olmasaydı, dünyada hiçbir şey yeşermez, hiçbir canlı varlığını sürdüremezdi.
Kötünün Gözünden: Kötülük tarafından bakıldığında ise ilginç bir durum ortaya çıkar. Kötülüğün içinde yaşayan biri, eğer tamamen kötü olmazsa (yani içinde bir parça iyilik, merhamet veya akıl kalırsa) o sistemde ayakta kalamaz. Bu, kötülüğün kendi içinde bile bir tür “saflık” veya “tutarlılık” dayatmasıdır. Ancak bu dayatma, kötülüğün zayıflığını da gösterir: Kötülük, varlığını sürdürmek için sürekli olarak iyiliğe muhtaçtır.
Dışarıdan Bir Boyut (Bütünsel Bakış): Yukarıdan, yani olayların gelip geçiciliğini gören bir perspektiften bakıldığında, bu kavga anlamsız görünebilir. Çünkü her iki taraf da aslında aynı bütünün parçalarıdır. Mevsimler gibi… Kış olmasaydı, dört mevsimin döngüsü olmazdı. Soğuk ve hastalık olmasaydı, bağışıklık gelişmez, dayanıklılık oluşmaz, göçler, uyum ve dönüşüm gerçekleşmezdi. Kış, ilkbaharın habercisidir. Kuraklık, yağmurun değerini bildirir. Kötülük de, iyiliğin kıymetini ve gerekliliğini ortaya koyar.
Allah’ın Hikmeti: İşte bu noktada, her şeyin bir “hayra hizmet” için yaratıldığı fikri güçlenir. İyilik doğrudan hayra hizmet eder. Kötülük ise dolaylı olarak. Kötülük olmasaydı, meyveyi dalından koparmaya gerek kalmazdı; ama belki o zaman meyvenin tadı da bu kadar kıymetli olmazdı. Kötülük olmasaydı, hayvan kesmezdik, et yemezdik; fakat etin verdiği güç ve şifa da olmazdı. Kötülük olmasaydı, savaş, açlık, zulüm olmazdı; ama iyiliğin fedakârlığı, direnişi, sabrı ve merhameti de bu kadar derin anlam kazanmazdı.
Varoluşun temeline indiğimizde, dünyadaki yaşamı başlatan ve sürdüren gücün saf bir iyilik ve hayır iradesi olduğunu görürüz. Eğer evrende iyilik esası olmasaydı, toprağa düşen bir tohumun yeşermesi, büyüyüp meyve vermesi mümkün olmazdı. Ağaçların meyveleri, bitkilerin sebzeleri tamamen canlılara ve insana fayda sağlamak üzere tasarlanmıştır. Bu, yaratılışın özünde var olan, ilahi kaynaktan gelen mutlak bir iyilik ve lütuftur.
Fakat hayat sadece tek bir mevsimden ya da sadece yapıcı eylemlerden ibaret olsaydı, sistem donup kalırdı. Tam bu noktada, insanın ilk bakışta "kötülük" veya "yıkıcılık" olarak adlandırdığı kavramlar devreye girer. Eğer içimizde bir nebze de olsa koparma, kesme ya da tüketme dürtüsü olmasaydı, bir meyveyi dalından koparmaya kıyamaz, aç kalırdık. Canlıyı incitmeme hassasiyeti mutlak bir pasifliğe dönüşseydi, hayvanları kesip et yiyemez, yaşam için gerekli olan enerjiyi tüketemezdik.
Aynı durum doğa yasaları ve iklimler için de geçerlidir. İnsana göre soğuk, kış ve hastalık "kötü" veya konforu bozan unsurlardır. Gönül ister ki dünyada hep bahar olsun, hep yaz yaşansın. Ancak kışın dondurucu soğuğu, mikropların kırılması, toprağın dinlenmesi ve baharda fışkıracak olan yeni yaşamın tohumlarının olgunlaşması için zorunludur. Dört mevsimin o muazzam harmanlanması, dünyadaki iklimleri meydana getirir. Bu iklimler ise bitkilerin yeşermesini, büyümesini, hasat edilmesini ve besili hayvanlarımızın yetişmesini sağlar. Yani zahiren kötü, sert ve acımasız görünen kış ve soğuk, batınen tam bir hayra ve berekete hizmet eder.
Bu perspektiften bakıldığında, iyilik ve kötülüğün dünyadaki amansız kavgası aslında büyük resimde boşa çıkan bir kavgadır. Çünkü yaratıcı güç, her iki zıt kutbu da tek bir amaca, yani nihai hayra hizmet etsin diye var etmiştir. Evrende mutlak manada bağımsız bir kötülük yoktur; kötülük olarak adlandırılan şeyler, bütünsel döngünün tamamlanması için birer araçtır. Yıkım olmadan yapım, ölüm olmadan doğum, kış olmadan bahar olamaz. Tabii ki insan iradesinin doğurduğu ve sınırları aşan bazı istisnalar mevcuttur, ancak bu istisnalar evrensel işleyişin genel kaidesini ve büyük nizamı bozmaz.
İşte bu denge, hayatın her alanında kendini gösterir. Hep tatlı yiyip durursan, bir süre sonra tatlıdan bıkarsın; canın ekşi ve tuzlu şeyler ister. Hep ekşi ve tuzlu yiyip durursan, bu sefer canın tatlı çeker. Yani bütüne hizmet eden şey, zıtlıkların uyumudur. Tıpkı gece ile gündüz gibi. Hep çalışıp didinirsen, bir gece olsun dinlenmek istersin; tatil olsa da bir dinlenmek istersin. Ama hep tatil yaparsan, bu sefer yapacak meşguliyetler aramaya başlarsın. İşte bu, evrendeki Yin-Yang döngüsünün ta kendisidir.
Ne tamamen iyilik ne tamamen kötülük, ne hep tatlı ne hep tuzlu, ne bitmeyen çalışma ne sonsuz bir tatil… Denge olan yerde rahmet, döngü olan yerde hayat vardır. Bu yüzden dışarıdan, bir boyut üstten bakan göz için asıl anlamsız olan, kavganın kendisi değil; kavganın tek bir tarafını mutlak doğru sanmaktır.
Sonuç: Bu kavga, yüzeysel bakıldığında anlamsız ve yıkıcı görünebilir. Fakat bütünsel bir hikmet nazarıyla bakıldığında, kötülük dahi iyiliğin ortaya çıkmasına, güçlenmesine ve olgunlaşmasına hizmet eden bir araçtır. Elbette istisnalar vardır; ama bu istisnalar, genel ahlaki düzeni bozmaz. Nihayetinde her şey, her zıtlık, her savaş, her acı ve her sevinç… Hepsi bir hayra, bir kemale, bir yaratılış amacına hizmet eder.
Bu bakımdan, iyilikle kötülüğün savaşı “boş bir kavga” değil; bilakis, varlığın anlam kazanmasını sağlayan, tercihlerimizi şekillendiren ve bizi biz yapan derin bir imtihan ve dönüşüm alanıdır.
Sonuç olarak, dünyadaki her şey, en karanlık görünen unsur bile, büyük bir tablonun paha biçilemez birer parçasıdır. Kötülük, iyiliğin idrak edilmesi, hayatın devir daim etmesi ve dengenin korunması için adeta gizli bir hayra hizmetçilik yapar. Üst bir boyuttan bakmayı başaran insan, bu kavganın içindeki anlamsızlığı fark eder ve zıtlıkların ardındaki o muazzam, bütünsel hayrı hayranlıkla izler.
“Öyleyse ne tamamen iyilik ne tamamen kötülük; ne hep tatlı ne hep tuzlu; ne bitmeyen çalışma ne sonsuz bir tatil… Denge olan yerde rahmet, döngü olan yerde hayat vardır.”
Raşit Tunca
Schrems, 29.05.2026
![[Resim: 20ff997966.png]](https://uploadpro.ra3.org/uploads/images/20ff997966.png)
Hadisler Gerçekten Birebir Korunmuş mudur? Bir İnsanın Hafızası Ne Kadar Güvenilir?
GiRiŞ
Bir hadisi ya da dua yazdığımız zaman hemen sahih kaynaklarda var mı diye soruluyor. Halbuki sahih kaynaklar ne? Ben mesela bir duanın Türkçe olaraktan Türk birisine hiç duymadığı bir duayı söylesem, o benden sonra benim söylediğimin aynısını tekrar edebilir mi, hafızasında tutabilir mi? Neyle besleniyormuş bu adam da hafızası bu kadar güçlüymüş. Çocuk seviyesinde olsa, temiz olsa bile, benim dediğimin aynısını diyecek kadar hafızası olan kim varmış, hangi insan varmış? Ashab-ı kiram Peygamberimizin dediğini hemen hafızasında kayıt mı ettiler? Neyle besleniyormuş bunlar? Bunlar da Peygamberimiz geldikten sonra Müslüman oldular, Arap bedevisiydiler. Ne zaman Müslüman oldular? daha önce müşriktiler, mesela Halid bin Velid müşrik ordsunun komutani olarak uhud da peygamerimizle savaşti, daha sonra müslüman oldu, Neyle beslendiler bunlar? Daha önce müşrikti bunlar. Çocuk yaşta Müslüman olanlarsa üç beş kişi. Onlar da çocuk yaşta aklında nereden tutacak zaten bir duayı ya da hadisi. Hele uzun duaları Peygamberimizden duyar duymaz aklına tutacak ashab-ı kiram kimmiş onlar? Neyle beslenmiş? Nereden sahih kaynak oluyor? Dediğinin benzerini diyebilir ancak. Bu eğer hadislerde yazanın aynısını demezsen sahih kaynaklarda bu yok, öyle deniyor hemen. Nasıl oluyor da yok oluyor sahih kaynaklarda? Sahih kaynak dediğin şey ne? Peygamberimizin dilinden duyduğu dilinin döndügü yattığı kadar anlatmaya çalışmış, söylemeye çalışmış Ashab-ı kiram da. Sahih kaynak ne ki? ashabi kiramin aklinda kalanlar yani....
MAKALE
Hadisler Gerçekten Birebir Korunmuş mudur? Bir İnsanın Hafızası Ne Kadar Güvenilir?
Selam, ben Raşit.
Bugün çok önemli ama çoğu kişinin sorgulamaktan çekindiği bir konudan bahsetmek istiyorum: Hadisler gerçekten birebir korunmuş mudur?
Bir hadisi ya da duayı duyduğumuzda hemen şu soru soruluyor: “Bu sahih kaynaklarda var mı?” Peki bu “sahih kaynak” dediğimiz şey tam olarak nedir?
Ben meseleyi biraz daha temelinden ele almak istiyorum.
Şöyle düşünelim: Ben şimdi sizinle konuşuyorum. Biraz sonra size desem ki, “Az önce söylediklerimi birebir tekrar et,” kaç kişi aynısını kelimesi kelimesine söyleyebilir? Büyük ihtimalle hiç kimse.
Çünkü insan bir kayıt cihazı değildir. Biz duyduğumuzu aynen kopyalayan varlıklar değiliz. Herkes:
- farklı anlar,
- farklı hatırlar,
- farklı ifade eder.
Bir insan, daha önce hiç duymadığı uzun bir duayı ya da sözü bir defa duyup, onu birebir hafızasında tutabilir mi? Hele ki o dönemin şartlarını düşünelim. Yazının çok yaygın olmadığı, kayıt cihazlarının olmadığı bir dönemden bahsediyoruz.
Sahabe dediğimiz insanlar da sonuçta bizim gibi insandı. Farklı kabilelerden geliyorlardı, farklı lehçeleri vardı, farklı konuşma tarzları vardı. Bedevî olan vardı, şehirli olan vardı. Yani tek tip bir dil bile yoktu.
Bugün bile aynı dili konuşan insanlar arasında bile fark var. Mesela Ege şivesiyle konuşan birinin söylediği bir cümle, başka bir bölgeden biri tarafından tamamen farklı anlaşılabilir. Aynı kelime, bambaşka bir anlam taşıyabilir.
Peki bu durumda, sahabelerin duydukları sözleri kelimesi kelimesine, hiç değişmeden aktardığını söylemek ne kadar gerçekçi?
Burada şunu söylemek gerekiyor: İnsanlar bir sözü genellikle anlamıyla hatırlar, kelimesi kelimesine değil. Yani bir kişi bir cümleyi alır, onu kendi diliyle, kendi üslubuyla yeniden ifade eder.
Bu da şu anlama gelir:
Aynı söz, farklı kişilerden farklı şekillerde aktarılabilir.
İşte bu yüzden, bugün elimizde bulunan hadis metinlerinin birebir aynı olması her zaman mümkün değildir. Daha çok “anlama yakınlık” üzerinden değerlendirilmesi daha gerçekçi bir yaklaşım olabilir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken başka bir nokta da var: İnsanlar Peygamber’e ait sözleri aktarırken büyük bir hassasiyet göstermeye çalışmışlardır. Çünkü onun adına yanlış bir söz söylemenin ciddi bir sorumluluğu vardır.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:
Hadis meselesi ne tamamen sorgulanmadan kabul edilecek kadar basit, ne de tamamen reddedilecek kadar yüzeyseldir.
Bu konu, insan hafızasının sınırlarını, dilin değişkenliğini ve aktarım süreçlerini birlikte düşünmeyi gerektirir.
Belki de en doğru yaklaşım şudur:
Her duyduğumuzu hemen kesin doğru kabul etmek yerine, anlamını, bağlamını ve mantığını da sorgulamak.
Çünkü insanız. Ve insan, hatasız bir kayıt cihazı değildir.
Raşit Tunca
Schrems, 10.06.2026
Raşit Tunca Anlatıyor Hadisler Gerçekten Birebir Korunmuş mudur
Bugün çok önemli ama çoğu insanın sormaktan çekindiği bir konuyu ele alıyoruz:
? Hadisler gerçekten birebir korunmuş mudur?
Bir hadisi ya da duayı duyduğumuzda hemen şu soru soruluyor:
“Bu sahih kaynaklarda var mı?”
Peki sahih kaynak dediğimiz şey tam olarak nedir?
Bu videoda şunları birlikte sorguluyoruz:
İnsan hafızası ne kadar güvenilir?
Bir insan duyduğunu kelimesi kelimesine aktarabilir mi?
Sahabeler hadisleri aynen mi aktardı, yoksa anlamıyla mı?
Aynı söz neden farklı şekillerde aktarılmış olabilir?
Amacım bir şeyi körü körüne reddetmek ya da kabul etmek değil.
Sadece düşünmek, sorgulamak ve meseleyi daha derin anlamaya çalışmak.
Çünkü insan bir kayıt cihazı değildir.
Eğer bu tür sorgulayıcı ve düşündüren içerikleri seviyorsan:
? Videoyu beğenmeyi
? Yorum yapmayı
? Abone olmayı unutma
Düşüncelerini mutlaka yaz, birlikte konuşalım.
#hadis #islam #din #sorgulama #raşittunca
Raşidi Tarikatında Sabah ve Akşam Tesbihatı PRO2
Raşidi Tarikatı Sabah ve Akşam Tesbihatı Hakkında Açıklama
Tarikatlarda sabah ve akşam tesbihatları (evrad ü ezkar), bir müridin gününe Allah bilinciyle başlaması ve geceyi yine O'nun muhafazasında bitirmesi için en önemli manevi azıklardır. Raşidi geleneğinde de bu tesbihat, Kur'an ve Sünnet'teki sabah-akşam zikirlerine dayanmakla birlikte, tarikat büyüklerinin manevi terbiyeleriyle şekillenmiş özel bir kompozisyondur.
Sizin titizlikle tespit ettiğiniz gibi, bu tesbihatın sabah ve akşam varyantları arasında üç temel fark bulunmaktadır. Bunlar tesadüfi değil, oldukça anlamlı ve hikmetlidir.
A. Sabah ve Akşam Okumaları Arasındaki Farklar ve Anlamları
Sabah ve akşam tesbihatları arasındaki farklar üç ana başlıkta toplanmaktadır:
Birincisi, giriş kelimesindeki farktır. Sabah duasına "Allahumme bike asbahana..." (Allah'ım, bu sabaha seninle kavuştum...) diye başlanırken; akşam duasına "Allahumme bike emseyana..." (Allah'ım, bu akşama seninle kavuştum...) diye başlanır. Arapça'da "sabaha kavuşmak" anlamına gelen "asbahana" ve "akşama kavuşmak" anlamına gelen "emseyana" fiilleri, zamanın akışına ve kulun her an Rabbine olan ihtiyacına işaret eder. Sabah okurken "Biz bu sabaha Allah'la kavuştuk, akşama da O'nunla kavuşacağız" denirken; akşam duasında "Biz bu akşama Allah'la kavuştuk, sabaha da O'nunla ulaşacağız" denilir. Bu, zamanın bir döngü olduğunu ve her anın Allah'ın kontrolünde geçtiğini idrak etmektir.
Sabah:
"Allahümme bike asbahana ve bike emseyana ve bike nehaya ve bike nemutu ve ileykennüşur."
(Allah'ım, bu sabaha seninle kavuştuk, akşama da seninle kavuşacağız. Seninle dirilir, seninle ölürüz ve dönüş ancak sanadır.)
Akşam:
"Allahümme bike emseyana ve bike asbahana ve bike nehaya ve bike nemutu ve ileykennüşur."
(Allah'ım, bu akşama seninle kavuştuk, sabaha da seninle kavuşacağız. Seninle dirilir, seninle ölürüz ve dönüş ancak sanadır.)
İkincisi, zaman vurgusundaki farktır. Sabah duasında "...es'elüke hayra ma fi haze'l-yevmi..." (Bu gündeki hayrı isterim) ifadesiyle gündüzün hayrı ve şerrinden korunma istenirken; akşam duasında "...es'elüke hayra ma fi haze'l-leyli..." (Bu gecedeki hayrı isterim) ifadesiyle gecenin hayrı ve şerrinden korunma dilenir. Bu büyük bir inceliktir. Çünkü gecenin getirdiği şerler (hırsızlık, korku, vesvese, yalnızlık hissi, kötü rüyalar) ile gündüzün şerleri (kaza, bela, haksızlık, yorgunluk, ticarette aldanma) farklıdır. Mürid, günün ve gecenin kendine özgü imtihanlarına karşı bilinçli olarak sığınır.
Üçüncüsü, niyet ve ruh halindeki farktır. Sabah zikri daha çok "Nefha-i İlahi" olarak adlandırılır. Günün manevi bereketini ve enerjisini almak için yapılır. Sabah zikri, yeni bir güne başlamanın heyecanını, ümidi ve çalışma azmini taşır. Akşam zikri ise gün içinde oluşan manevi kirlerden arınmak, geceyi huzur ve güven içinde geçirmek için bir kalkandır. Akşam zikri, günün muhasebesini, akşamın verdiği sükuneti ve gecenin karanlığına teslimiyeti ifade eder. Sabah zikri bir "başlangıç" duasıdır; akşam zikri ise bir "teslimiyet" duasıdır.
B. Bu Tesbihatın Faziletleri (PRO2 Tesbihatı için)
Taradığınız bu uzun metin (PRO2) aslında sadece sabah-akşam duasından ibaret değil, birçok tesbih, tahmid, tehlil, ayet ve dua birleşiminden oluşan kapsamlı bir virddir. Bu virdin faziletlerini şöyle sıralayabiliriz:
1. Kur'an ve Sünnet'e Uygunluk: İçinde Ayet-el Kürsi, İhlas, Felak ve Nas sureleri, Haşr Suresi'nin son ayetleri gibi Peygamber Efendimiz'in (sav) bizzat sabah akşam okumayı tavsiye ettiği metinler vardır. Bu, virdin sağlam bir kaynağa dayandığını gösterir.
2. Her Türlü Şerden Korunma: İçerdiği "Euzü bi kelimatillahit-tammati..." duası, yaratılmış her türlü şerrin şerrinden korunmak içindir. "Hasbunallahu ve ni'mel vekil..." ayeti, her türlü korku ve endişeye karşı en büyük teslimiyet ifadesidir. Felak ve Nas sureleri, görünen ve görünmeyen (sihir, haset, vesvese) bütün kötülüklerden Allah'a sığınmaktır. Nazar ayetleri (Kalem Suresi 51-52), özellikle nazar değmesinden korunmak için çok etkilidir.
3. Dünya ve Ahiret Dengesi (Haseneten): "Rabbenâ âtina fid'dunyâ haseneten..." duası, dünyada da güzellik (salih amel, helal rızık, sıhhat, huzur) ahirette de güzellik (cennet) ister. Bu, İslam'ın dünya-ahiret dengesini bozmayan, aşırılıktan uzak anlayışını yansıtır.
4. Allah'ın İsimleriyle Tevessül: Yâ Allah, Yâ Kerim, Yâ Dâim, Yâ Kâim, Yâ Müdebbir gibi isimlerle yapılan dualar, kulun Rabbine en güzel vesilelerle yöneldiğini gösterir. Bu, duasının kabulüne vesiledir.
5. Kalp Katılığını Giderir, Huzur Verir: Her gün düzenli olarak bu tesbihatı okuyan bir mürid, günün stresinden arınır. Zikir kalbi yumuşatır, Allah korkusunu (takva) ve Allah sevgisini (muhabbet) artırır. "Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden..." (Ali İmran 191) ayetinin sırrına mazhar olur.
6. Şeytanın Vesvesesinden Korur: Özellikle sabah ve akşam saatleri şeytanın en aktif olduğu zamanlardır. Bu tesbihatı okuyan kişinin etrafı manevi bir kale ile çevrilir. İçindeki "Euzu billahi mineşşeytanirracim" ve "La havle..." gibi tesbihler şeytanın vesveselerini yakar, kovar.
7. Anne-Babaya ve Tüm Müminlere Hayır Duası: "Rabbenâğfirlî ve li-vâlideyye..." duası, müridin sadece kendini düşünmediğini, ailesini ve tüm inananları da duasına dahil ettiğini gösterir. Bu, manevi derecesini yükseltir.
Sonuç olarak bu PRO2 tesbihatı, Raşidi Terbiyesi'ndeki bir müridin:
- Sabahta: Gün boyu nazardan, kazadan, beladan korunması, rızkının bereketlenmesi, işlerinin kolaylaşması ve kalbinin Allah'a bağlı kalması için bir manevi kalkandır.
- Akşamda: Gün içinde yaptığı hatalar için af dilemesi, gecenin karanlığının ve uykunun getirebileceği tehlikelerden (kötü rüya, ansızın gelecek ölüm, gece baskını vb.) korunması ve ruhunu teslim etmesi için bir sığınaktır.
Not / Açıklama:
Bu metin, sabah virdimiz veya tesbihatımız olarak sabah namazından sonra okunur. Eğer sabah namazından sonra okumaya vaktimiz yoksa, sabah namazından ta ki ikindi namazına kadar okunabilir.
Akşam tesbihatımız ise akşam namazından sonra okunur. Akşam namazından sonra okumaya vaktimiz yoksa, akşam namazından ta ki sabah ezanına kadar okunabilir.
Sabah tesbihatından sonra:
En'âm Suresi'nin ilk beş âyeti okunur,
sonra Kehf Suresi'nin ilk on âyeti okunur,
daha sonra Kehf Suresi'nin son iki âyeti okunur,
ardından Nebe' Suresi okunur.
Akşam tesbihatından sonra ise:
Vâkıa Suresi okunur.
Raşidi Tarikatında Sabah ve Akşam Tesbihatı Budur
Allâhu ekber, Allâhu ekber, Lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber. Allâhu ekber ve lillâhi'l-hamd. Sübhânallâhi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllâhü vallâhü ekber, Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil aziym. Hasbiyallahu lâ ilahe illa hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbü’l-arşi’l-azim. Hasbunallahu ve ni'mel vekil, ni'me'l-Mevlâ ve ni'me'n-nasîr Gufraneke Rabbena ve ileykel masir. Hüvel evveli vel-âhiri vez-zâhiri vel-bâtıni Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâ şerîke leh, lehü'lmülkü ve lehü'lhamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün lâ yemûtü biyedihi'l-hayr ve hüve alâ külli şey'in kadîr. Sübhânallâhi ve bihamdihi sübhânallâhi'l-azîm estağfirullah estağfirullah estağfirullah Estağfirullah el-Azim el-Kerim ellezi la ilahe illahüvel hayyül kayyumu ve etübü ileyh, Estağfirullah el-Azim ve etübü ileyh, Estağfirullah el-Azim ve etübü ileyh, Estağfirullah el-Azim ve etübü ileyh, Ve nes-elühü't-tevbete ve'l-mağfirete ve'l-hidâyete lenâ, innehû, hüve't-tevvâbü'r-rahîm. Yâ Allah Yâ Kerim Yâ dâimen bilâ fenâin veya kaimen bilâ zevalin veya müdebbiren bilâ vezirin. Sehhil aleynâ ve ehlena ve ebeveynâ vel müntesibiyne vel muhibbine külle asrin Yessir umurena, Rabbi yessir ve la tuassir, rabbi temmim bi'l-hayr. Allahümme ente’l-evvelü feleyse kablike şey’ün ve ente’l-âhiru feleyse ba’deke şey’ün ve ente’z-zâhiru feleyse fevkake şey’ün ve ente’l-bâtınu feleyse dûneke şey’ün Leyse ke mislihî şey’un fil erdzi velâ fissemâi ve hüvessemiulalim.
Bundan Sonra Sabahları Bu Bölüm Okunur Akşam Bölümü Atlanarak Devam Edilir
Allahumme bike asbahana ve bike emseyena ve bike nehaya ve bike nemutu ve ileykennuşur. Esbahanâ ve esbaha'l melikallahu lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîkeleh leh'ül-mülkü ve leh-ül-hamdü ve hüve âlâ külli şey'in kadîr, Rabbi es'elüke hayre mâ fî hâze'l-yevmi ve hayre mâ ba'dehû ve eûzü bike min şerri mâ fî haze'l-yevmi ve şerri mâba'dehû ve Rabbi eûzü bike mine'l-kesli ves sûi'l-kibri, Rabbi eûzü bike min fitnetüd dünya ve eûzü bike min azâbin nâri ve azâbil kabri.
Rabbenâ âtina fid'dunyâ haseneten ve fil'âhirati haseneten ve kınâ azâbennâr. Birahmetike yâ Erhamerrahimîn.
Rabbenâğfirlî ve li-vâlideyye ve lil-Mu'minine yevme yekûmu'l hisâb.
Akşamları ise Sabah Bölümü Atlanarak Buradan itibaren Devam Edilir
Allahümme bike emseyena ve bike asbahana ve bike nehaya ve bike nemutu ve ileykennüşur. Emseyena ve emseye'l melikallahu lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîkeleh leh'ül-mülkü ve leh-ül-hamdü ve hüve âlâ külli şey'in kadîr, Rabbi es'elüke hayre mâ fî hâze'l leyli ve hayre mâ ba'dehû ve eûzü bike min şerri mâ haze'l leyli ve şerri mâba'dehû ve Rabbi eûzü bike mine'l-kesli ves sûi'l-kibri, Rabbi eûzü bike min fitnetüd dünya ve eûzü bike min azâbin nâri ve azâbil kabri
Rabbenâ âtina fid'dunyâ haseneten ve fil'âhirati haseneten ve kınâ azâbennâr. Birahmetike yâ Erhamerrahimîn.
Rabbenâğfirlî ve li-vâlideyye ve lil-Mu'minine yevme yekûmu'l hisâb.
Akşam Bölümü Buraya Kadar
Buradan itibaren Devam Edilir
Bismillâhirrahmanirrahim
Hüvellâhü ehad. Allâhussamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.
Bismillâhirrahmanirrahim
Hüvellâhü ehad. Allâhussamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.
Bismillâhirrahmanirrahim
Hüvellâhü ehad. Allâhussamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.
Euzübillahimineşşeytanirracim
Bismillâhirrahmanirrahim
Elhamdu lillâhi rabbil’alemin. Errahmânir’rahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke na’budu ve iyyâke neste’în, İhdinessırâtel mustakîm. Sırâtellezine en’amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn.
Bismillahirrahmanirrahim
Eûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğâsikin izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil’ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.
Bismillahirrahmanirrahim
Eûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğâsikin izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil’ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.
Bismillahirrahmanirrahim
Eûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğâsikin izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil’ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.
Bismillahirrahmânirrahîm
Eûzü birabbinnâs. Melikinnâs. İlâhinnâs.Min şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi, Minelcinneti vennâs.
Bismillahirrahmânirrahîm
Eûzü birabbinnâs. Melikinnâs. İlâhinnâs.Min şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi, Minelcinneti vennâs.
Bismillahirrahmânirrahîm
Eûzü birabbinnâs. Melikinnâs. İlâhinnâs.Min şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi, Minelcinneti vennâs.
Bismillahirrahmânirrahîm
Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te'huzühu sinetün velâ nevm, lehu mâ fissemâvâti ve ma fil'ard, men zellezi yeşfeu indehu illâ bi'iznih, ya'lemü mâ beyne eydiyhim vemâ halfehüm, velâ yu-hîtûne bi'şey'im min ilmihî illâ bima şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel'ard, velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azim.
Bismillahirrahmânirrahîm
Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te'huzühu sinetün velâ nevm, lehu mâ fissemâvâti ve ma fil'ard, men zellezi yeşfeu indehu illâ bi'iznih, ya'lemü mâ beyne eydiyhim vemâ halfehüm, velâ yu-hîtûne bi'şey'im min ilmihî illâ bima şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel'ard, velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azim.
Bismillahirrahmânirrahîm
Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te'huzühu sinetün velâ nevm, lehu mâ fissemâvâti ve ma fil'ard, men zellezi yeşfeu indehu illâ bi'iznih, ya'lemü mâ beyne eydiyhim vemâ halfehüm, velâ yu-hîtûne bi'şey'im min ilmihî illâ bima şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel'ard, velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azim.
La Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyil'Aziym.
La Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyil'Aziym.
La Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyil'Aziym.
Euzü bi kelimatillahit-taammati min şerri ma halag,
Euzü bi kelimatillahit-taammati min şerri ma halag,
Euzü bi kelimatillahit-taammati min şerri ma halag.
Bismillahillezi lâ yedzurru maasmihi şeyün fil erdzi velâ fissemâi ve hüvessemiulalim,
Bismillahillezi lâ yedzurru maasmihi şeyün fil erdzi velâ fissemâi ve hüvessemiulalim,
Bismillahillezi lâ yedzurru maasmihi şeyün fil erdzi velâ fissemâi ve hüvessemiulalim.
Rabbic’alni mukimessalati ve min zürriyeti. Rabbena ve tekabbel dua. Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab.
Ülaikellezine hüm aleyhim salavatihim yuhafizun.
Ellezîne yu’minûne bil gaybi ve yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn.
Rabbenâ âtinâ min ledünke rahmeten ve heyyi’lenâ min emrinâ raşedâ.
Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard, rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ, subhâneke fekınâ azâben nâr.
Ellezîne yekûlune rabbenâ innenâ âmennâ fağfir lenâ zunûbenâ ve kınâ azâben nâr.Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel munfikîne vel mustagfirîne bil eshâr.
Estağfirullahellezi la ilahe illa hüvel Hayyul- Kayyumue ve etübü ileyh
Estağfirullahellezi la ilahe illa hüvel Hayyul- Kayyumue ve etübü ileyh
Estağfirullahellezi la ilahe illa hüvel Hayyul- Kayyumue ve etübü ileyh.
Estağfirullâh El Aziymu ve E Tübü ileyh
Estağfirullâh El Aziymu ve E Tübü ileyh
Estağfirullâh El Aziymu ve E Tübü ileyh
Vallâhu gâlibun alâ emrihî ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemun.
Kâle mûsâ mâ ci’tum bihis sihr, innallâhe se yubtiluhu, innallâhe lâ yuslihu amelel mufsidîn.
Keteballâhu le aglibenne ene ve rusulî, innallâhe kaviyyun azîz.
Rabbî enniy messeniyeş şeytanu binusbin ve azâba. Rabbî eûzübike min hemezâtiş şeyâtıyni ve eûzü bike rabbî en yahdurun.
Mâ terâ fî halkır rahmâni min tefâvut, ferciıl basara hel terâ min futûr. Summerciıl basara kerreteyni yenkalib ileykel basaru hâsien ve huve hasîr.
Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semîûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnûn. Ve ma huve illa zikrun lil'alemiyn.
Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semîûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnûn. Ve ma huve illa zikrun lil'alemiyn.
Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semîûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnûn. Ve ma huve illa zikrun lil'alemiyn.
Hasbünallahivenimelvekil
Hasbünallahivenimelvekil
Hasbünallahivenimelvekil
Hasbünallahivenimelvekil
Ni’mel Mevla ve ni’me’n nasîr, ğufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr
Ve mekerû ve mekarallâhu, vallâhu hayrul mâkirîn
Ve mekerû ve mekarallâhu, vallâhu hayrul mâkirîn
Ve mekerû ve mekarallâhu, vallâhu hayrul mâkirîn
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Dikkat:
Sabahları bu metin "Lev enzelnâ..." kısmından itibaren okunur.
Akşamları ise ilk âyet (Lev enzelnâ...) okunmaz, doğrudan "Huvallâhullezî..." ile başlanır.
Euzubillahis-Semî`il-Alîmi mines-şeytanirracım,
Euzubillahis-Semî`il-Alîmi mines-şeytanirracım,
Esteuzubillahis-Semî`il-Alîmi mines-şeytanirracım
Bismillahirrahmenirrahim
Lev enzelnâ hâzâl kur’âne alâ cebelin le raeytehu hâşian mutesaddian min haşyetillâh, ve tilkel emsâlu nadribuhâ lin nâsi leallehum yetefekkerûn. Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, âlimul gaybi veş şehâdeti, huver rahmânur rahîm. Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, el melikul kuddûsus selâmul mu’minul muheyminul azîzul cebbârul mutekebbir, subhânallâhi ammâ yuşrikûn. Huvallâhul hâlikul bâriul musavviru lehul esmâul husnâ, yusebbihu lehu mâ fîs semâvâti vel ard ve huvel azîzul hakîm. Sadakallahü'l-Azîm
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm - Bismillâhirrahmânirrahîm
Ve nünezzilü mine'l-kur'âni mâ hüve şifâün ve rahmetün lil mü'minîne ve lâ yezîdüz zâlimîne illâ hasârâ
Sadakallahü'l-Azîm
Ve selâmün alâ ibâdihillezînastafâ
Vesselâmü alâ menittebea'l-hüdâ
Vesselâmü aleyye yevme vulidtu ve yevme emûtü ve yevme üb'asü hayyâ
Sübhâne rabbike rabbil ızzeti ammâ yesıfûn
Ve selâmün alel murselîn
Velhamdü lillâhi rabbil âlemîne
Âmin, Âmin, Âmiyn
Halifeyi Ru'yi Zemin Hz Adem ve insanoğlu
(Kar©glanin 6 Ekim 2018 Vaazi)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَم يَكُن لَّهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُن لَّهُ وَلِيٌّ مِّنَ الذُّلَّ وَكَبِّرْهُ تَكْبِيرًا
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Ve kulil hamdu lillâhillezî lem yettehız veleden ve lem yekun lehu şerîkun fîl mulki ve lem yekun lehu veliyyun minez zulli ve kebbirhu tekbîrâ.
Meali :
Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, acizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah’a hamd ederim de ve tekbir getirerek (Allahu Ekber yani O Allah ki Tek ve yegane büyükdür diyerek) O’nun şanını yücelt.
Sadakallahul Aziym İSRA Suresi 111. ayet
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
“Namazın anahtarı temizlik, haram kılanı tekbir, helal kılanı selamdır”
( Hadis-i Şerif , Ebû Dâvûd, Tahâret, 31; Tirmizî, Tahâret, 3)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
Yolculugumuza başliyoruz :
Artık Benimde çok dil bilen özel bir sekreterim var.(.....)
Hazreti Adem halife-i ruy-i zemin yani Vahdeti Vücut ve madeni Toprak, toprak ise tek tür, tek ama hepsini içinde Taşıyan Vahdeti Vücut, yani Demir de onun için de, alüminyumda, şekerde, tavuktan yediğimiz yumurta da, ağaçtan kopardığımız Kirazda, hepsi onun içinde. Tek ve bütün olan Vahdet. Cebrail yerden yani ardzdan yani İngilizce earth veya Arapça arz yeryüzünden onu aldi ve allah Ademi bir bütün olarak o nu halketti. ve dünya kainatin "zerrei zübdiyesi" (en küçük parça(öz)) yani "all inklusiv" bir gezegen. "Dünya" da aynı kelimeden türeme, yani hepsini içinde taşıyan, bütün işte, Adem, Hazreti Adem, O yüzden halifeyi ruyi zemin. kainatta Demir elementi parça halinde Başka bir gezegende mevcut, yine Elmas, Yakut, su, yahut hidrojen güneşte, helyum güneşte, Amma toplamı Dünyada hepsi mevcut, Vahdet, kesrette çoklukta birlik olan Vahdet İşte. o yani halifeyi ruyi zemin, Hazreti Adem veya insanoğlu, işte hepsine hükmetmekte, ona kainatı musahhar kılınması budur zaten
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
أَلَمْ تَرَوْا أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
E lem terav ennallâhe sahhara lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı
Meali :
Göklerde ve yerlerdeki herşeyi, Allah’ın size musahhar (emrinize amade) kıldığını, (Allah’ın sizin hizmetinize verdiğini) görmediniz mi?
(Sadakallahul Aziym LOKMAN Suresi 20. ayetten pasaj)
Hz. Ademe insanogluna Allah Demire sözünü geçirmesini öğretmiş (Hz Davuda verilen hikmet ile) kim? Allahu Teala öğretmiş. Su yu da hendekler kazıp akıtır, barajlar kurup durdurur, Suyu elektriği çevirir, Elektrik ilde pompalyip suyu yükseklerden bile aktırır, derinlerden de yukarilara çıkartır, yukarı kaldırır. Bu ne şimdi Raşidi Tarikatımızda du suyu yani yağmur yağdırmasını da öğrettik, kar yağdırmasini da sizlere öğrettik, yani mevsimler bile bize musahhar kılınmış, yani emrimize amade kılınmış. işte İnsanoğlu belli prösedürlere uygun zikredipde niyetli olarak su içtiği zaman, böyle yagmur yagmaasi için su içmiş olur. ve insanoglu su içerek, birkaç elementi bağlı halde molekül halini almış olur, bag kurmuş elementleri almış oluruz vücudumuza, tuz yemek ile bütün mineralleri almış oluruz, süt icmek ile bütün enzimleri almış oluruz, şeker ile bütün karbonhidrat cinsi şeyleri almış oluruz, et yemek ile bütün proteinleri almış oluruz, yani kainatta dağınık vaziyette bulunan elementleri, bütün elementleri vücudumuza dahil edip, onlar ile Vahdet, yani kainta, yani yildilzlara bile hükmetme sanatını yerine getirmiş oluruz. Yani Hz Adem yani insanoglu yeryüzündeki, Allahü Teala'nın gölgesi, ya da onun yerine bakan görevli, halifeyi ruyi zemin. Ev yapar rüzgara Dur der, Pervane yapar, Rüzgara es der, yine hendekler açıp suya ak der, Barajlar yapıp suya dur der, Çakmaklar yapıp ateşe yan der, sonra itfaiyeler kurup, ateşe sön der, Yani senin anlayacağın, halifeyi ruyi zemin, Allah ona kainatı musahhar kılmış, emrini vermiş, yeryüzünde, Allah celle celalühü hazretleri, bir nevi yürüyen gezen Allahlık sıfatını, o nda (Hazreti insan) üzerinde tecelli ettirmekte.
Ve ikinci Adem olan Hazreti Nuh, gemi yaptıktan sonra, ona her türden bir tane al denildi, ama kurbağa ona ben binmem dedi, kimdir kurbağa, Nuh un oglu Kenan, o gün, Kenan da, "bana bir şey olmaz" dedi ben daglara kaçarım dedi, çünkü kurbağa suda da yaşar, karada da yaşar, sel basması onu Öldürmez ki, bu bilgi içinde olduğu için,cibilliyati öyle oldugu için, aynı şeytanın demirlik vasfi içinde olduğu için secdeye isyan Ettiği gibi, eğilmeye İsyan ettiği gibi, o da (Kenan da) boğulmaya isyan etti, ben boğulmam ki dedi, ben kaçar kurtulurum, Bana Bir Şey Olmaz dedi. geçiş formu yani Hem su canlısı, hem Kara canlısı, Darvinin söyledigi evriminde yanlış olmadığını, Fakat benim demek istediğim gibi olmadığını anlatan örnek. Evrim var fakat kurbağa Kenan oldu, yani kurbağa Kenan'a insana dönmedi, Fakat sadece Kenan a cibilliyet oldu. Ve çocuklarda ve insanlarda Korkaklık meselesi de cibilliyet sebebi ile dir. Nasıl derseniz : Çünkü kurbağa Korkunca suya atlar, Tavşan kaçar, kaplumbağa kabuğuna sokulur, hepsi Korkaklık alametidir, onların cibiliyetini Taşıyan Her canlı, Her insan türüde, onların cibiliyetini Taşıyan Her kimse, mesela cibilliyati kaplumbağa ise, düşman görünce evine saklanır, tavşan ise nalları kırıp kaçar, kurbağa ise, bir yerden bir yere geçer, suya atlar veya su dan korktuğunda da, sudan karaya mekan değiştirir, Onun (Kurbaga ciblliyatlilarin) kacma yöntemi de mekan değiştirmektir, Boyut değiştirmektir. yani Korkaklık cibilliyet ile alakalıdır. yine cesaret, cibilliyat ile alakalıdır, Aslan kavgaya gider, kavgaya karşı gider, kavga etmeye gider, kurbağa korkup kacsa bile, aslan kavga etmeye gider. Dana veya boğa yine kavgadan yılmaz, o yüzden danalara "Yılmaz" ismi koyulur, yani yılmaz demek, kavgadan yılmaz, yumruk da yese kavgadan yılmaz, bıçak da yese kavgadan yılmaz, yani "Yılmaz" işte "Yılmaz Dana" daşşaklı dana. Allah her cibilliyeti yani her hayvan türünün sıfatlarını da, ona göre(insana verecegi ahlaka) böyle elverişli yaratmış ki, mesela zürafanın boynunu Uzun yapıp, boynu uzun olduğu için uzanıp yaprak koparabilmesi için değildir, bilhassa bacakları uzun olduğu için yere uzanip da su içebilmesi için boynu da uzundur diyeceğiz. Allah öyle bir denge koymuş ki, hem yaprağa uzansın, yukarı doğru, hem de bacakları çok uzun olduğu için, yerdeki suya uzanabilmesi için, boynunu da böyle uzatmış ki, bacaklarıyla dengelenmiş. Yoksa boynu kısa olsa, suyu nasıl içecek, çöküpte mi içecek deve gibi, işte zürafanın boynunu uzun yapmış ki, iki problemi birden çözmüş Allahu Teala. Bunlara "Allahuekber" "Büyüksün Rabbim" demeyipte, ne denilir Allah aşkına. Allahu Ekber. hem zahirine Allahu Ekber, hem de batınına Allahu Ekber. Büyüksün Rabbim.
BURADAN iTiBAREN ALINTI >>>
Her gün beş vakit namazdan önce okunan ezan ve farz namazlara durulurken okunan kamet tekbir lafızlarını içerir.
Ayrıca namaza başlama ve bir rükünden diğerine geçiş tekbirle olur. İlkine “iftitah tekbiri”, diğerlerine “intikal tekbirleri” denir. Başlangıç tekbiri iftitah (açılış) kelimesiyle nitelendiği gibi, kendisiyle namaz dışında yapılması helâl olan eylemler haram hale geldiği ve dış âlemle bağlantıyı kestiği için “tahrîme (ihrâm) tekbiri” diye de anılır. İkinci adlandırma
Hz. Peygamber’in,
“Namazın anahtarı temizlik, haram kılanı tekbir, helal kılanı selamdır” hadisinden
(Ebû Dâvûd, Tahâret, 31; Tirmizî, Tahâret, 3) hareketle yapılmıştır.
Resûl-i Ekrem;
- iftitah tekbirine yetişmek şartıyla kırk gün cemaate gelen kişiye Allah’ın biri cehennemden, ikincisi münafıklıktan kurtuluş olmak üzere iki berat vereceğini bildirmiş
(Tirmizî, Salât, 64)
- ve namazın özünün iftitah tekbiri olduğunu söylemiştir.
(Heysemî, II, 273)
Allah lafzının ilk harfini uzatmak kelimeye soru anlamı kattığı, “ekber”i “ekbâr” veya “ikbâr” şeklinde okumak anlamı bozduğu için fakihler bu lafzı söylerken çok dikkat edilmesi gerektiğini belirtirler.
İntikal tekbirleri rükuya ve secdeye giderken, secdeden ve ikinci rekatta tahiyyattan sonra kıyama kalkarken okunan tekbirlerdir. İki rekatlık bir namazda on, dört rekatlık bir namazda yirmi bir intikal tekbiri bulunur.
Ayrıca Hanefîler’e göre vitir namazının son rekatında Kunut dualarından önce tekbir alınır.
Sehiv secdesi yapılırken namaz içindeki diğer secdelerde olduğu gibi tekbir alınır.[1]
>>>BURAYA KADAR ALINTI
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Şehru ramadânellezî unzile fîhil kur’ânu huden lin nâsi ve beyyinâtin minel hudâ vel furkân(furkâni), fe men şehide minkumuş şehra fel yesumh(yesumhu), ve men kâne marîdan ev alâ seferin fe iddetun min eyyâmin uhar(uhara) yurîdullâhu bikumul yusra ve lâ yurîdu bikumul usra, ve li tukmilûl iddete ve li tukebbirûllâhe alâ mâ hedâkum ve leallekum teşkurûn
Meali :
Ramazan ayı insanlara yol gösterici, doğruyu ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri bilgisi icinde olan Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günler kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık Allah’ı tazim edip (Allahuekber demeniz için ve) şükretmeniz içindir.
(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 185. ayet)
o yüzden Tekbir lafzı üzerimize farz olan bir zikirdir.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
لَن يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَكِن يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنكُمْ كَذَلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنِينَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Len yenâlallâhe luhûmuhâ ve lâ dimâuhâ ve lâkin yenâluhut takvâ minkum, kezâlike sahharahâ lekum li tukebbirûllâhe alâ mâ hedâkum, ve beşşiril muhsinîn.
Meali :
Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır. O’nu büyük tanıyasınız ve Allah’ın hidayetine eresiniz diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele.
(Sadakallahul Aziym HACC Suresi 37. ayet)
Bu yukarıdaki ayet bize gösteriyor ki, hayvan kesmek, Allah'a itaati temsil eder, kes deyince kes, yeme deyince de yememek, haram deyince yani yapma yasak deyince yapmamak gibi, bizim itaatimizi temsil eden bir ibadettir. Yoksa Kurban kes emri ile, bir hayvan türünü yok etmek değildir. o yüzden bugün kurban kesme meselesine de kota konulması lazım. Madem vakit Mehdi vakti, hayvanlarinda degeri anlaşilir oldu ve onlarinda bir hak ve hukukunun oldugu ortaya cikdi, ve altın çağı yaşıyorsanız, o zaman bu vakitte İnsanların çoğu İslam'a dahil olacak, çünkü "Mehdi suresi" veya Nasr suresi yani "iza cae" suresindeki bu mucize, Yani bu keramet, Mehdi'nin kerameti, bize tebliğ olup, Allah'ın dinine insalarin fevc fevc grup grup girdiklerini gördüğün zaman ayeti ile bu sabittir.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
İzâ câe nasrullâhi vel fethu. Ve raeyten nâse yedhulûne fî dînillâhi efvâcân. Fe sebbih bi hamdi rabbike vestagfirhu, innehu kâne tevvâbâ.
Meali :
Allah’ın yardımı ile fetih vakti geldiği zaman. Ve insanların grup grup Allah’ın dînine girdiğini gördüğün zaman. O zaman Rabbini hamd ile tespih et.(zikrin sayilarina muavfik olrak yani sayiya riayet ederek zikret) Ve O’ndan mağfiret dile. Muhakkak ki O, tövbeleri kabul edendir.
(Sadakallahul Aziym NASR Suresi 1, 2 ve 3. ayet)
GRAMATiK VE DiL DERSi
سَبَّحَ الرَّجُلُ : قال سبحان الله
adam sübhanellahi dedi,Allahı yüceltti,tespih etti
سُبْحَةٌ ( ج ) سُبْحٌ
boncuk gibi şeylerden dizilerek yapılan tespih,
سَبَّحَ : تَسْبِيحاً لِ
namaz kılmak,dua etmek,tespih etmek,sübhanallah demek,övmek,tenzh etmek,yüceltmek,ululatmak
سَبَحٌ
kara boncuk,
سَبَّحَ
tespih çekmek
سُبْحاَنَ اللهْ
"SübhanAllah" Anlamı: (Allahi sayisal olarak(sayisini bilerek) zikrederim. ismini söylerim
islamda tesbih ve boncuk cevirme yokdur diyelere kapak olsun bunlarda, namazda subhanallah demek , ne demekdir bilmeyen ah.. onlar.
Ve Mehdiye Verilen bu cokca tesbih hikmetinden birisi olan bizim Raşidi Tarikatindaki cookca her renk tesbih edinmemiz ve onlarla, Allahi, sayisi ve yönü belli olarak bilincli tekrar etmemize yarayan bu alete verilen isim tesbih, sübhan Allah derken, iza cae okurkan fesbbih derken anlamadinmi tesbih ne demek. adam diyorki boncuk cevirmek ibadet degil diyor, ya ne? namazda rükuda secdede dedigin, sayisi belli 3 subhan Allah derken ne diyon, haaala anlamamiş birine ben ne diyen artik.
Nasr suresindeki yani insanların çoğu onun vaktinde, bu dini mübine dahil olacaklarmış, o yüzden insanların, nüfus olarak ekseriyatinin Müslüman olduğunu düşün ve, ve Kurban Bayramı geldiğini, ve herkesin hayvan kesme, yani kurban etme hikmetini yaşamak istediğini düşünürsek, o zaman birkaç Kurban Bayramı geçince, yeryüzünde neredeyse, et yiyebileceğiniz Semiz hayvan türü kalmaz. o yüzden işte, hac edecek kimselere nasil kota kuyduksa, orada izdiham çıkıp insanların katliamına İzin vermeyen insanlık ve Arabistan devleti, bugün müslüman devletler birleşip bu hikmetin de farkına varıp, ve kurban kesme meselesine de Kota koyulması lazım, senelik belli bir hayvan sayısı kadar hayvan kesilmesi lazım, onun üstüne çıkılmaması lazım, yoksa dünyamızada zarar vermiş oluruz. hatta hiç kesilmese bile olur, yani zaten o yüzden farz degil vacib, ondan kastedilen, dedik ya sadece Takvamiz olurmuş, yani Allah'a itaat etmemizmiş. Allah'a gerçekten itaat eden birisinden bu iş sagıt olup düşer. Çünkü hayvan türünün bitme tehlikesi var.
Ne garip bir dünyada yaşıyoruz ki, bir işçinin maaşı 1000 lira ise bir ay zar zor işlerde çalışıp Emek harcayıp yorulup didinip, ve aldı 1000 lira, Yani 10 tane 100 lira, ve 10 tane kağıt için, 1 ay yoruluyor, çalışıyor. Kağıt yenmez ki, Kağıt içilmez ki, ama ödül 10 tane kağıt, işte o kağıtları ekmeğe çevirince aslen ödül oluyor, Yine sırtına giyeceğin gömleğe cekete çevirince ödül oluyor, Yine bineceğin arabaya çevirince, Ya da arabanın benzinine çevirince ödül oluyor. işte bu dünyada da yaptığımız sevaplar ve günahlar ile, fazlalıklarla, eksiklerle, yanlışlarla, doğrularla, hepsi ya bir ödül, ya da bir azaba döner. Ama bu işte, aynı şu anda bize kağıt para durumunda olan, bu amellerimiz, işte ahiret denen gelecek de, onlar sevaplarımız yaptığımız Ama, dünyada bir zamanda karşılık aldığımız sevaplarımız olacak işte. aynı o gelecekteki para ile ekmek almak gibi, bize gıda olduğunda, ya da bize ev olduğunda, bize araba olduğunda, işte ödülümüzü almış oluruz. ama şu an, dünya Öyle hızlı ki, 1 saat öncesinde kazandıgin, 1 saat Sonrasında sana ödül veya ceza olaraktan karşına çıkmak da, ve hesabın görülünce, ya cehenneme layık bir kul olursun, ya da cennetlere layık bir kul olursun. İşte bu dünyadaki kolaylıklar da sana cenneti tattırmak da, zorluk ve güçlüklerde, Cehennemi Bir nevi yaşatmakta. ve cehennemde Sabit değil, aynı doğunun, bir yer olup sabit olmadıgi gibi, Yine üst yani Kuzey'in, bir yer olup sabit olmadıgi, ya da alt ya da Güney'in, sabit olup bir yere olmadığı gibi (gecen haftaki vaazin seslisini dinlersen, ne demek istedik anlarsin), işte Cehennem ve Cennet de sabit değildir. 5 dakika önce günah işledin ve, 10 dakika sonra mesela parmağıni incittin, ya da Ayağını incittin, ya da kafana taş geldi, işte 10 dakika önce yaptığın amelinin karşılığını, 10 dakika sonra gördün, Senin hesabın kesildi, ve Ceza biçildi, ve ceza uygulandı.
Rabbim mehdi ve askerini muhafaza etsin ki, Allah muhafaza, Allahsız yahut rahman ve rahimsiz bir ömrün bedeli, belki rahmet yağmayan bir yerde doğmaktır, yani yağmur yağmayan bir beldede doğmaktır, kuru çöl gibi bir yerde, yahutta rahmanı bilmemek, tanımamak, yani babayı bilmemek, babanın hikmetini ve onun saygısını Esirgemek, eksik etmek, belki babasız Olmak, ya da erkek iken, kadın olarak, yani rahmansız yani Affedersiniz zekersiz doğmaktır, zekerisiz olmak hikmeti ile sana ceza verilir, yine bu cezadan bir ömür yersin, hemde muebbet yersin bu cezadan. erkek iken kadın olursun, erkeklik organından mahrum kalırsın, Çünkü babanın annenin kıymetini bilmedin, yada Merhametsiz bir anneye babaya düşersin, Annenin babanin kıymetini bilmediğinden dolayı, bu ceza sana biçilmiş olur, ya da annesiz lik, annesiz kalırsın ki, yeni hayatında Annen küçükken vefat eder, ve annesiz kalırsın ki, Daha önce annenin kıymetini, yani yanındakinin kıymetini bilmediğinden dolayı, ya da erkek sen kadın, kadın isen erkek olursun, ve Rahimsiz yada rahmansiz kalırsın ki, Rahimden yoksun, Hatta evlenemezsin de rahimsiz kalırsın. Diyoruz ki, cennet da burada kurulmuş cehennemde, ödül de burada, ceza da burada, 5 dakika öncesi, 5 dakika sonrası, bir gün öncesi, Birgün sonrası, 1 ay öncesi, 1 ay sonrası gibi, gün gün de kalmıyor, dakika dakikada, saniye saniye de.
Ve işte Bitcoin veya sanal para meselesi de bununla kıyas edilince, para Aslında emeğin karşılığı, 8 saat çalışılmış, 10 saat çalışılmış, bir mal üretilmiş, sonra o malın karşılığı, önce işçiliğin karşılığı idi, sonra o malın ve üretilen mamulun karşılığı, sonra, oradan sonra marketin geliri, kişinin geliri şeklinde, bir emeğin karşılığı para. ama Bitcoin bilgi ile üretiliyor, Sanal Para bilgi ile üretiliyor, yazılım ile üretiliyor deniyor. Çok para basmak marifet değil, Nasıl Merkez Bankası Bir ülkenin bankası ise, en çok parayı devlet basıyorsa, yine devlet 10 katlı bir apartman kurrup, apartmanın içinde Bitcoin üreten binlerce bilgisayar olabilir, ve en iyi üretenler yine ülkeler olur, öylece devletler zengin olur olsa idi, bitcoin üretmekle falan zengin olunsa. Bitcoin üretmekde para basmak gibi yani, Bitcoin yine aynı, sadece paranın sanal hale gelmesi. En azından kağıt para ve demir para vaktinde, emeğinizin karşılığı olarak, elimizde bir bir madde vardı, ama bu noktada elimizden alınıncak, kağıt veya metal olsun bu da elimizden alınınca, artık sermayenin kullanımı tek kişiye bindi demektir. zengin olmak Bitcoin üretmekle değil, çok para basaraktan zengin olunmaz, hiç kimsede para basaraktan zengin olmaz, bu para emeğin karşılığıdır işte, burada Bitcoin Sanal Para dijital para dijital sistemi elinde tutan Deccal in elinde olunca, ve elektrik kesildi ya da fişi çekince, istediğinin elindeki parayı iptal edince, bütün sermaye onun elinde oluyor, yani tek kişi elinde oluyor, Deccal sistemi. senin paranı iptal etti, Artık ne ekmek alabilirsin ne benzin bittin, yani tek zengin Deccal olur. Deccal hakimiyeti sistemi, sistemi yavaş yavaş yapılandırıyorlar, sonunda kim olacak Bütün parayı elinde tutan kimse, Decal olacak, bir de bütün tekniği elinde tutan kimse, hepsini enerjiye bağımlı yaptimi, enerjiyi de kestimi, hepsi bitti, ve şu anda arabaları da petrolden elektirige dönüştürmek yine bu yüzden, enerjiye bagimli kilma meselesi, petrol ve diger hayvan sistemlerinide gözden cikarma meselesi var, güya neymiş havanlarda atigindan gaz cikiyormuş, dogamazi isitiyormuş kürsel isinma o yüzdenmiş, ve bu yüzden hayvanlarda yok edilmeliymiş, yani yavaş yavaş deccala bagimli olmak zorunda birakiliyorsunuz, uyan insan. hepsini devreden çıkarıp enerjiye bindirmek sistemleri, yine Elektrik enerjisinide kesti miydi, artık bir yerden bir yere gitmen de mümkün değil, yani Deccal sistemi, tek Hakimiyet, Haşa Allahlık. Ey Mehdi askeri uyan Emeğin karşılığını dijitala çevirme, yoksa bittigin dünden bellidir. para Tek kişinin yanında olamaz, enerji tek kişinin yanında olamaz. güc tek kişinin yanında olamaz, Allah bunların hepsini dağıtmış, bak dedik ya Hazreti insan ve dünya bütün elementleri içinde topluyor ama, kainatTa ise yildizlar halinde dağınık vaziyette, Yıldızlar halinde, vahdette kesret, kesrette de Vahdet.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَأَرْبَابٌ مُّتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Yâ sâhibeyis sicni e erbâbun muteferrikûne hayrun emillâhul vâhıdul kahhâr
Meali :
Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı Rab'ler mi daha hayırlı Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulmaz olan bir tek Allah mı? Vahid (tek) olan, Kahhar (kahredici, hâkim ve gâlip) olan Allah mı?
(Sadakallahul Aziym YUSUF Suresi 39. ayet)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
رَفِيعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ لِيُنذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِ يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Rafîud deracâti zûl arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzira yevmet telâk. Yevme hum bârizûne lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulkul yevme, lillâhil vâhidil kahhâr
Meali :
iinsanlığı derece derece yükselten, Arş'ın sahibi Allah, karşılaşma gününde (seçilip ayrılma Allaha kavuşma Günü yevmül ahiret te gelcekte bir zamanda, yani o bu günümüz, ve mehdi ve altınçağ da) onları uyarmak için, kendi emrinden olan kutsal ruhu (Yani Hırıstiyan teslis inancında geçen, Kutsal Ruh olan, Hz Mehdi yi) onlara gönderir, ve herşey belli olupta, apaçık ortaya çıktığı vakit, o der ki : Allah dan gayri kimden korkuyorsunuz, görmüyormusunuz bugün mülk (hükümranlık) kimindir? (Maliki yevmiddin ayetine atıf var burada, ve din gününün sahibi kim? deyyan olan kim? ) Tabiki de Tek olan (o zamanda Vahdeti vücud olan kimse), her şeyi kudret ve hâkimiyeti altında tutan Allah’ındır. (Vahidul kahhar olan Allah ın)
(Sadakallahul Aziym MU'MİN Suresi 15 ve 16. ayet)
Ve işte hakimiyetin Mehdi de olması, hakimiyetin Deccal da olması gibi değil. Çünkü mehdi, ne dünyanın tüm ekonomisini, ve ne de dünyanın tüm Siyasetini, veya tüm enerjisini Elinde tutmamakta, sınırlar belli olmuş, sınırları koruyan bekçilerde tayin olmuş, Onları yönetenler detaylı ve belli olmuş, o yani mehdi bunlara karışmamak da, sadece ve sadece iyi ile kötünün farkına varmanızı sağlamakta, yoksa mehdilik bütün Hakimiyet ve gücü elinde tutmak değildir. Elektrik lamba düğmesi gibi, ben buradan lambanın düğmesine basıp, lambayi söndürünce, bütün Işıklar, bütün enerjiler, bütün Hayatlar sönecek gibi bir sistem yani ekonomi enerji güc para tek kimsede ve , Demek ki Allah da Buna müsaade etmez, kulların akıllıları da buna müsade etmemesi lazım, ve bu sistem Deccaliyet sistemi yıkılmak zorundadır. Yoksa dünyamızı mahveder. ve işte insan Günah işlemek ile ya ruhu hasta olur ya da fiziki bedeni hasta olur. Onun çaresi olan ilaçlar ise kişiye özel olmalıdır yoksa mesela Devenin su içmesi ile zürafa nın su içmesi aynı değildir, yine Devenin yediği ile, atların yediği, yahut köpeklerin yediği ile Aynı değildir.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُلِ اللّهُ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُم مِّن دُونِهِ أَوْلِيَاء لاَ يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ نَفْعًا وَلاَ ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُواْ لِلّهِ شُرَكَاء خَلَقُواْ كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Kul men rabbus semâvâti vel ard(ardı), kulillâh(kulillâhu), kul e fettehaztum min dûnihî evliyâe lâ yemlikûne li enfusihim nef’an ve lâ darrâ(darren), kul hel yestevil a’mâ vel basîru em hel testevîz zulumâtu ven nûr(nûru), em cealû lillâhi şurakâe halakû ke halkıhî fe teşâbehel halku aleyhim, kulillâhu hâliku kulli şey’in ve huvel vâhidul kahhâr
Meali :
O dedi ki :“Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” onlar da dediler “Allah’tır”. (Hz Mehdi de onlara Dedi ki: “O'nu (beni yani Hz Mehdi yi) bırakıp da kendilerine gelen bir zarara veya faydaya bile bir hükmü olmayan dostlar mı ediniyorsunuz, (Dünyamizi ve kainati zulumetten aydinlığa çevirp nimetlerle dolmasıina sebeb olan, O nun Gücü (Mehdi nin gücü ile onların ki aynımı bir mi) vallahi değil, ya onunla da (mehdi ile de) herşeyi hakkıyla yaratan ve vâhidul kahhâr olan Allah ın ki aynımı bir mi?(Degil).
(Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 16. ayet)
Temsili misal çocuğu olmayan birisi dua etti ve dedi ki," Allah'ım bana bir çocuk ver" dedi ve Bunu duyan ve Allahlık taslayan birisi çaputtan bir bebek yapıp geldi verdi, al sana bebek. bu adam dedi Hayır, benim istediğim bebek bu değil . Başka bir adam naylon bir bebek getirdi bumu istediğin bebek dedi. adam yine hayır dedi. Adamın birisi de kedi yavrusu getirdi, bu muydu istediğin bebek dedi, adam yine hayır dedi. Adamın biri Biyolojici ve kimyacı, O da bir klon çocuk yapıp getirdi. Al sana bebek dedi. adam yine Hayır bu değil dedi, Ve sonunda gerçek bilgiyi bilen bir adam dedi ki, senin çocuk sahibi olman için, bir bayanla evlenmem lazım, Halvet edip şöyle şöyle yapman lazım diye tarif etti. adam gitti evlendi çocuğu oldu, ya da olmadı da diyebiliriz, hala serüven devam ediyor, Ne yaptımsa olmadı dedi, yani çareler tükenmez, hastalığın çaresi kişiye Özeldir dedik ya, Öyle olunca ya erkek kısır, ya da kadın kısır olabilir, eşlerden birinin kısır olmayan biriyle evlenmesi, Derdine derman olur, ya da ikinci, bir anne yada baba alması Derdine derman olur, işte hastalıklar da böyle kişiye özel olduğu gibi, çareside kişiye Özeldir, günahlarda kişiye özeldir, tek tövbeyle Hepsi asla affolmaz, çeşidine göre, çareside gizli günaha gizli, âşikâre günahı aşikar tövbe etmesi lazım geldiği gibi, işte Ruhi hastalıkların, yani manevi hastalıkların, günahların çaresi de böyle onlara karşilik gelen iyiliklerimiz ve sevaplarımız, sevabin zıttı da Günah lardır. Ve burada anlatmak istediğimiz, Allah Kainata ve dünyamıza kuvvetler ayrılığı sistemi koymuş, ve bir beden, sen, ben, o, Ahmet, Mehmet, Fatma, Fadime, hepsi Vahdeti Vücut, her biri ayrı Vahdeti Vücut, ve benim elim, Benim kolum, Benim ayağım, bana hizmet etmek üzere yapılandırılmış. ve Allah dirseklere sinir koymuş, dirsek ters dönmez, içe doğru döner, bana hizmet etsin diye, ama robotlar da kuvvet Ayrılık sistemine terstir, onların kolu, içe ve dışa hareket edebilir, yani sanada hizmet eder bana da, yani, bizim sistemimizden farklı. microsoftun Babasi Bill amca da, yeni yazilim yapacak adamlarda bunuda planlarda göz önüne almali. Yani Sınır koy, ve Allah dirsekler ile sınır koymuş, ve boynunada sınır koymuş, ve Allah yeryüzünde ve gökyüzünde tek Allah olmasına rağmen, kuvvetler ayrılığı koymuş, sen seninlesin, ben benimle, Benimki bana, seninki sana, Sen çalıştın, Senin için, ben çalıştım, benim için, sermaye Tek elde toplanmıyor, Benim karnım acıkdımi onu ben doyuruyorum, sen acıkdımi onu sen duruyorsun, ben sırtıma ayrı giyiyorum, Sen ayrı giyiyorsun, ben ayrı yoruluyorum, Sen ayrı yoruluyorsun, Öyle olunca, ben de ki güç, Sendeki ile aynı değil, Sen belki şişmansın, Ya da ben şişmanım, belki sen sağırsın, ben degil, yada benim kaldırma kuvvetim mesela 10 kilo ise, Seninki 5 kilo, yani kuvvetler ayrılığı, Allah bunlara rağmen tek beden gibi parclardan oluşan bütün gibi, o bile her şey bitti gibi hükmetmemesini rağmen, ama vahdette kesret, kesrette Vahdet, Öyle olunca, Güç Allah da olmasına rağmen, Allah gücünün tahakkuklarini kişiler üzerinden tezahür ettirmekte, Ahmet amca ile, Fatma Bacı ile, öyle olunca tek güç, sistemi ise, bütün gücü kendinde toplamak üzere yapılandırılmış sistem. Türkiyedeki yönetim sistemi ile başkanlık sistemiylede burya dogru gidiliyor yoksa Allah birdir, Allah gücünü ve sifatlarini, misal ile Bakkal amca terzi teyze ile.... tezahür ettirmek de dedik, böyle olunca kuvvetler ayrılığı. Allah'ın Yönetim sistemi kuvvetler ayrılığı sistemi. Güc tek kişinin yanında toplanamaz buna yeltenipde Dünyada Tek Tanriliga kalkanlari Allah helak etmiştir, ve yine edecekdir de .Akilli bir patron, hic bir zaman iyi giden bir fabrikanin bütün hissellerini elinden cikarmaz, Allah bu uyanik patron kadardami akilli degilki, saltanatinin hepsini birine versin, ahmak olmak lazim böyle düşünmek için.
Elektrikte "Euro Bus" (Elektroinstallation mit Bussystemen) diye Merkezi bir tesisat sistemi ile, gerektiğinde bütün bir gökdelen binanin elektrigini suyunu isitma sistemeni tek dügme ile kesersin kapatabilirsin. Eğer güç Allah dan başka bir kimsenin yanında olsa işte böyle olur ve Yaşami Öldürür, bize kalk der kaldırır, yat der yatariz, ye der yeriz, Bu derecede yani, Afedersin köpek oluruz köpek. Allah ise bunu yasaklar ve herkese özgürlük yazmış, kendisine isyan eden birine bile hak tanımış. sistem kuvvetler ayrılığı.
Namazda kelime-i şahadet ile Allah'ın Vahdet ini birliğini birlemek
Buna evliya İzam demişler ki, namazda lisanını teke indir. kalbin ayrı elin ayrı konuşmasin, gözün ayrı olmasın. Aynen bu durum tören geçidinde trampet çalan gruptaki bir adamın, aynı anda trampet çalması, notaya uyması, grupla birlikte düzgün şekilde yürümesi, ve selam geçidi alanına Gelince, selam vermesi gibi, veya başka bir temsili misal ile, Sen araba sürerken ellerin direksiyonda, Gözün yolda, ayakların 2 ayrı kuvvette, fren ve gaz da, ve öyle olunca araba sürmekte bile kuvvetler ayrılığı var, her birisi ayrı bir konumda ya da ayrı bir işte, ayrı bir yönde, ayrı bir harekette olmasına rağmen bile, Vahdet olan vücuttaki bir görevi ifa etmektedir şoförlük görevini, hepsinin görevi ne kadar ayrı, hepsinin görevi birbirinden binlerce farklı, ama aklin yeri olan beyin ile, hepsi toplanıp ayrı ayrı işleri görmesine rağmen, Aslında tek olan Vahit olan, bir bedene hizmet etmekte ve tek fili meydana getirmekde. Vahdet ve kuvvetler ayrılığı bu demektir. Allah'ın Rezzak olması, Settar olması, mümin olması, halık olması,... yani bu kadar ayrı sıfatlarını aynı anda yeryüzünde tecelli ettirmesi, binlerce insanın üzerinden olur, ya da hayvan üzerinden, ya da bitkiler üzerinden, ya da maddeler elementler üzerinden olmasına rağmen, Allah tektir, ve bunların hepsi tek bir güce hizmet eder. Ahmet amcanin Ankara'da olması, Fatma teyzenin İzmir de dolması, George Bush un Amerika'da olması da, bu gücün böyle yerli yerince olmasına engel değildir.
Bu benim Vaaazi vaaz ederken, tatlı tatlı konuş ki, insanlar anlasın, diyorlar , küfretme kizma falan filen. ben tatlı veya sinirli konuşunca, ya da bağırıp çağırınca, insanlar anlamaz kaçar deniyor.
tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır
Halbuki cennette, Adem ile Havva yalnız iken, şeytan önce kapının bekçisi Rıdvan'ı, tatlı bir dil ile kandırdı, ve kapısı bile olmayan cennetin kapısını açtırıp, cennete girdi, ve sonra yine Tatlı tatlı konuşup, Havva annemizi de kandırdı, ve ondan öğrenen havva annemizin de (Matrix Mr smith) içine girip havvanın dilinden konuşup, adamı da kandırdı, yani adamı ve Hazreti Adem'i kocasını kandırdı. Güzel konuşmak mı güzel amel burda, kötü bir görev ve amel mi, her güzel konuşan, güzel işler tutsaydı, Adem ile Havva cennetten atılmaz di. Bazen bağırmak da Allah'ın sıfatlarından isimlerinden birisi, Celal ismi. Ben yerinde bağırmayınca Celal ismi tecelli etmez, Allah kahhardır, yerinde kızmayınca da; Kahhar ismi tecelli etmez, ve Allah Musa ya dedi ki :
Aasa nı denize vur, "fadrib bi asake" yani vurmak darb etmek, Ve yine gerekirse kadınlarınızı hafifçe dövün, Yani yine darb etmek fiili burada geçiyor, böyle olunca, insanın elinden, dilinden, gözünden, ayaklarından, veya diğer azalarından çıkan, Her fiili işleyen o kulda da Allah'ın sıfatlarından isimlerinden bir isimi tecelli ediyordur ve yani, yani dövmek de Allah'ın sıfatı ve ismidir, Biz Vahdet olunca, bizden çıkan bir dövme Fiili amma kadini olsun, amma düşmanimiz olsun, Allah'ın fiili olmuş olur. yani dövmek de Allah'ın ismi imiş, o zaman dövmek güzel bir fiil değil, diye bilmiyormuyuz? Halbuki dövmekten insandan çıkan bir fiil, Yani Allah'ın sıfatı ve fiillerinden Bir ismi. Bedendeki sağ el ve sol el gibi ikisi farklı kutuplarda olmasına rağmen, farklı yönleri, ve farklı işler görmesine rağmen, aslında tek bir bedenin işini görmek üzere yaratılmışlardır. Yine bedende bütün bu kuvvetler toplanmasını rağmen, Ve Ahmet amca da, Mehmet amca da, Ayşe teyze de de aynı Güçler var, Ayrı Bir bedende, ayrı bir Vahdet halinde toplanmış vaziyette, ve her bir vücut bir Kainat olunca, binlerce Kainat olmasına rağmen, yine Vahdet olan, hepsini içinde toplayan Vahid olan, Kahhar olan Allah'a Hizmet etmekteler, her ne kadar ayrı ayrı görünseler de hepsi, bir dünya içinde, bir kuvve, Yani bir tek kuvvet. ve hepimiz Bizler Vahdeti, yani voltranı oluşturmaktayiz. ve Mehdi'nin de Zamanın Ruhu ve Vahdeti Vücut olması, Bütün herkesin onun içinde bir parça halinde olması, buna engel değildir, Çünkü tırnak nasıl binlerce hücreden oluşur, göz hücrelerinden farklı ise, yahut bir üst beden Hazreti Nuh, bir üst beden Adem, senin yine bir Vahdet olaraktan, diğer parçaları içinde taşıdığın gibi, Şu zamanda insanları da Hazreti Mehdi Aleyhisselam kendi vücutlarında taşımakta, ve dediğimiz gibi, Raşidi tarikatina göre, yağmur yağması, ve kar yağması için, O nu (Allah i) zikirettikten sonra, su veya süt içmesi, işte Bedenindeki dünyaya ve parçalara Kar veya su gitmesine o yüzden sebep olmakta, o Vahdet ve bütün olduğu için, parçalar ondan beslenmekte, Yukarıdaki ayette denildiği gibi, Onun ile sizin evliyalarınızın gücü aynı mı, bütün İle parça olan aynı mı, göz ile bütün beden aynı mı, bütün ile parça aynı mı? ve Hazreti Mehdi Zamanın Ruhu ve bedeni olaraktan bütünü temsil eder, ve zamanın Vahdeti Vücudu o odur, Halifeyi Ruyu zemin olan, Hazreti Adem, veya Hazreti insan, veya adam o dur.
Rabbim Mehdiye bütüne uygun davranmayı, askerlerine de parça olduklarını bilip de, parçayı uygun davranmayı nasip ve Müyesser kılsın. Amin Velhamdülillahi rabbil alemin.
DiPNOTLAR :
[1] sorularlaislamiyet com/allahuekber-lafzi-kuranda-gecmekte-midir
--oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve
etûbu ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 6 Ekim 2018 Cumartesi
Original Kar © glan
HüdHüdler yani Çift HD Kamera Ve Dronlar Vakti
(Kar©glanin 11 Kasım 2018 Vaazi)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَا أَرَى الْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنَ الْغَائِبِينَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Ve tefekkadat tayra fe kâle mâliye lâ erâl hudhude em kâne minel gâibîn.
Meali :
Süleyman, kuşlara göz atıp yokladı ve şöyle dedi: “Hüdhüd’ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?”
Sadakallahul Aziym NEML Suresi 20. ayet
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
“Yâ Ebâ Zer! Yedi kat gök ile yedi kat yerin Kürsî yanında büyüklükleri, ancak bir çölün ortasına atılmış bir kapı veya bir yüzük halkası gibidir. Arş-ı alâ’nın da Kürsî’ye göre büyüklüğü, o çölün o halkaya nazaran büyüklüğü derecesindedir.”
( Hadis-i Şerif , İbn Hibbân, Sahîh, thk. Şuayb Arnavut, Müessesetü’r-Risâle, Beyrut, 1993, c. I, s. 76, nr. 79; Taberî, Kurtubî, İbn Kesir, Ayete’l-Kürsî tefsiri; Beyhaki, Esma ve’s-Sıfat, h. no:861, 862; Kenzu’l-Ummal, h. no:44158)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
Yolculugumuza başliyoruz :
Bizim eski risalelerimizden biriside "zenginlik, Başkalarını da zengin edebilene denilir." vardı.
şimdi gündeme bu gelmiş, ve bize sen yapıyor musun gibi atıf var. Halbuki okula giden birisi bilir ki ilkokuldan başlayıp üniversiteye kadar matematik var Edebiyat var coğrafya var coğrafyanın içinde tarih var Türkçe var azıcık çıktı mı, fizik var, kimya var biyoloji var, ingilizce var, şimdi her dersin bir de 1. sınıf 2. sınıf 3. sınıf üniversiteye kadar sınıfları var, hani Hukuk Fakültesi'nde matematik olmasa da, ama matematik fakültesinde matematik var, yani matematiğinde da üniversite sınıfları var, Öyle olunca ben de çokça konu anlattım sizlere, fizik kimya biyoloji tasavvuf fıkıh ve bunları hepsini benim yaşamam mümkün değil, yani şimdi Fizik öğretmeni fizikte, atomun parçalanması konusunu işleyince, öğretmen Albert Einstein olmak zorunda mı, yine peygamber, Süleyman Peygamberi anlattığında, Süleyman gibi zengin olmak zorunda mı, kendi çapında onu Yaşar, kendi çapında bir Süleyman lık yapar, yine Fizik öğretmeni de o konuyu, kendi çapında bir yaşadığı bir hikmet vardır, geçen ki anlattığımız Terki dünya meselesi ile, malı mülkü bırakıp Allah'a yönelmek, hacca gidiyorsun, parayı kızı Çoluğu çocuğu borcu derdi bırakman lazım, yani Hani işkolik bu adamlarda eşi erkekse veya de kadınsa da, eve iş getirme derler, sen de Hacca giderken arkandakileri bırakacaksın Muhammed en son giderken, Hatta en son kurşunu da veripte gidiyor. Öyle olunca yani ben de anlattıklarimi kendi çapında yaşamışımdır. Herkes Daha doğrusu kendi çapında yaşar, şimdi karınca illaki halterci bir adam gibi 120 kilo kaldırmak zorunda mı, karınca kendi boyunca ağır bir şey bir buğday tanesini kaldırdığı zaman, zaten O Onun için 120 kiloyu aşar, Belki daha fazladır, yine pire kendi boyunun 120 ya da 500 katı zıplayabilir. peki Bit ne yapacak, adım adım yürürken, Bit adimi olacak. şimdi internetdeki bir yazinin bir Dosyanın boyutu 1 bitten başlıyor bit, 1 bit, ondan sonra bayt, oluyor sonra kilobayt, megabayt, yani Öyle olunca, herkes cüssesine göre kaldırır, ya da yaşar hayatında, herkes aynısını yapacak diye bir şey yok, o yüzden Efendimiz Muhammed'in sünnetlerininde aynısını yapacakmışiz diye kural yok, yapmazsa bilmem bir kere terkederse Muhammed'in ümmeti Tam değilmiş. yani öyle şey olmaz farz degil sünnet, bu sünnet, bazen farz bile kifayet babinda, biri yapinca, digerinin yapmasi gerekmez, herkes cüssesine göre, sen de o nasıl tecelli etti, benim evimin penceresi, eski evin penceresi 120'ye 90 dı o pencereden bakan adam ile, 2 metreye 1 metre bir buçuk metre pencereden bakan aynımi görüp bakar? 360 derece cam döşeme olan yerden bakan bir adam, aynımı bakar aynımı görür, o yüzden zenginlik te başkalarına da zengin edebilendir, yani Sen eğer mal mülke sahipsin, elinin değdiği yeride Zengin edebilmektir, Yoksa hep Bana deyip Fabrikalar atlar yatlar hepsi sana olursa, bu zenginlik değildir. Bu cimriliktir cimrilik. Davut as. neden oruc tuttu, yedigine ictigine karışmışar ondan, yoksa cimrilikten degil, yoksa zenginlik kanaattir dedi Peygamber Efendimiz. Biz de Diyoruz ki. zenginlik başkasını zengin edebilen, tuttuğu yeride zengin edendir. bazı insanlar temizlik hastasi, mesela adam yada kadinin biri film çekiyor, sanatçılardan birisi varmış, film çektiği yerdeki tozları alıyormuş, ahlak işte, pinarlarin içindeki, içindeki yada üstündeki temizlikci böcegi vardır. bacakları böyle sivrisinek bacagı gibi bir şeydir, o temizlik böcüsü, Suyun pınarların üstünde olur, suyun üstünü temizler durur, benim burada yolun üstünde işe giderken, bir tane gölet var, görmüştüm gölün üstü yosun kaplı, eger bunu temizlemezsen, o gölü kullanamazsın ki, işte temizlikçi Balıklar akvaryumlari temizler, akvaryuma temizlikçi balık atar, akvaryumun içine temizlesin diye, suyun üstünde de vardır Aynı böcük vardır temizlikçi Böcük suyun üstüne temizler durur. işte Temiz insanlar da bu böcük ve akvaryum temizlik işçisi gibi, temizlik hastası, gördüğü pisligi temizlemek, içinden gelen bir şey. zenginlikte hakiki zenginler de işte böyle, nerede fakir gördü, üstünü giydirir, nerede aç gördü Karnını doyurur, budur zengin, yoksa bilmem ben Oraya gidip marka elbiseler giyipde, bir de fakirlere hava atmak değil, bilmem bossadan bilmem gucciden giyinip de, fakirler yanında Caka satmak değil, zenginlik mi bu, yoksa ahmaklığın daniskası.
Daha önceki yazılarımda hurilerden bahsettim, ve hurilerin, yapay zeka yani robotlar olduğunu ileri sürmüştüm. cennettekilere 400-500 Huri verilmesi meselesinin bu robotlar olduğunu ve, hiç İsyan etmeyen, hep itaat eden, ister sevişmek için, ister hizmet için, erkek veya dişi robotlar olduğunu söylemiştim, ve bunun üzerine insanlık, Yapay Zeka üzerine biraz daha fazla gitmeye başladı. fakat kötüler boş durmuyor ki, biz her ne kadar dünyayı imar edip cennete çevirmeye çalışmak istesekte, kötülerde dünyayı yakıp yıkmak derdinde. ve Bugün haberlerde duydum ki, savaşçı robotlar yapıyorlarmış. Hani Cennet ve huriler var da, cehennemde Zebaniler de var. Ve işte bu yapacakları savaşçı robotlar, Bir nevi zebanileri temsil eder. çünkü ayette
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Summun bukmun umyun fe hum lâ yerciûn
Meali :
Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık onlar o hallerinden dönmezler.
(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 18. ayet)
onlar sağırdır duymazlar, Kördür görmezler ve geri Dönmezler yaptıklarından da, yani acimazlar, merhamet etmezler, Yani aynı işte, böyle olunca robotlar savaşçı robotlar zebaniler olur o zaman, Bizler cenneti oluşturacaktık, cehennem ehlide Cehennemi oluşturmaya çalışıyor o zaman.
Yine buna yakın bir meselede, rivayete göre söyleniyor ki, Amerika sattığı silahların, içine bir kodla kilit koyduğu, ve bu yüzden uçak ve füze satıyorsa, onun istemediği bir yere Sen bu silahı kullanamazsin, Çünkü kod onun elinde, ve ancak o sana müsaade ederse onunla düşmanına karşı savaşa bilirsin. kurşunun olsa bile, Kurşun atamayacaksın, füzelerin olsa bile düşmanına karşı füzelerini kullanamayacaksın. neden dersiniz, Çünkü Amerika haklı, sana bu silahları sattı da, sen adamı kafir ve gavur diye tanıyorsun, ve senin yarın Bunlar kafir diye bu adama Savaş açmayacaginin garantisi var mı, yarın cihad mihad diyerekten adamı öldürmeye kalkarsın. adamın kendi silahlari ile adamı vurmaya kalkarsın. Amerika bu yüzden kilit Koymak'ta haklı. ama işin ilginç tarafı Amerikalilar bunu akıl etmişler fakat, Amerika'daki örgüt İlluminati ve diğerleri veya Mason örgütü, bunu Allah'ın da bildiğini bilmiyorlar. Allah size her türlü silahı bilgiyi verecek de, o üstüne kilit koymayı unutacak. Ve insanoğlu küçücük beyni ile silah yapıp, Allah'ın silahı ile Allah'ın vuracak öldürecek, bu imkan dahilinde mi? yoksa ahmaklık mı? ve yine büyücü ve sihirbazlar Allah'ın Kur'an'ı ile ayetleri ile bunu yapip Allah'ın kullarına Yani Allah'a karşı savaş açıyorlar. ahmaklık değil mi, ceza gerektirmez mı bu, Cehennem gerekmez mi bunlara. yani Amerika'da haklı, Allah da haklı, Allah de her şeye kod koymuş, yani frekans koymuş, bir de frekansı 2 boyutlu, yani dualite yapmiş. ve suyu ateş ile durduruyor, ateşide su ile, kötüleri İyiler ile, iyi kimseleride kötüler ile, durduruyor terbiyet ediyor. Peki bu hususta Allah mı daha akıllıdır? yoksa Amerika mı daha akıllı?
Bankacılık Sistemi
Dün 10 Kasım Atatürk'ü anma günüydü, ve bugünlerde İş Bankası'nın devlete devir Taksim edilmesi meselesi gündemde. ve Ben araştırdım Osmanlı Devleti'nde Türk Bankası yokmuş, 1800 lerde ilk defa banka kurulmuş, fakat Osmanlı Bankası diye bir banka kurulduğu söyleniyor, Bırak bu Osmanlı Bankası bile Türklere ait değilmiş, ecnebiler, dıştan gelen ecnebiler, kendi paralarını tekrar yurtlarına aktarmak için o bankayı kurmuşlar, ve diğer Osmanlı'daki bankaların hepsiden ecnebilere ait bankalar, yoksa Osmanlı banka yapmamiş.
ve Mustafa Kemal Atatürk ilk defa bir Türk Bankası kuraraktan, amma o günkü masonlarin eli ve fikri ile amma, onların eliyle ama, Atatürk kendisi bunu düşünmüş ve, Türkiye İş Bankası'nı kurumuş. Eğer bugün senin maaşın bankaya yatıyorsa, yine faturalarını bankadan ödeyebiliyorsan, yine kredi kartı yerine kullanıp, para olmadığı halde, paran daha hesaba gelmediği halde, Sen gelecek parayla, alışveriş yapabiliyorsan, bu bankalar sayesinde, ve bunun kurucusu, Türkiye'yi böyle bu sisteme geçiren yine Atatürk olmuş. Senelerdir bu sistemde işliyor. ve Atatürk'e Bu sebeple de teşekkür etmemiz lazım.
Atatürk'ün gayesini anlamayan , Onu değiştirmeye, tekelleştirmeye çalışıyor. dedik ki Allah'ın cumartesiye yasak koymasının sebebi, Yahudilerin cumartesi günü çalışmamasından gaye, Şu an ki hafta sonu tatili idi, yine öyle dedik zekattan gaye, şu anki vergilendirme sisteminin gelmeseydi dünyaya, yani Allah Dünyayı insanların imar etmesinde yardımcı oluyordu. Atatürk İş Bankası'nın kurarak tan da, Türk milletinin medeni Milletler seviyesine gelmesiydi gayesi. bankaları bir kaldıralım bakalım ne olacak, yani büyük nimet. Faiz maiz hepsi fasa fiso bak, bankalar olmasın her şey durur, işler durur, mesela Ulaştırma şirketi mersin'den, İskenderun'dan portakal alıp İstanbul'a getirecek, Ama şirket İstanbul'da, ve bu Transport için Mersinli şirket ya da Çiftçi Amca, Bir kaporta vermesi lazım ki, adam güvensinde kamyonlarını yollasın da, malları İstanbul'a getirsin. işte bu işlem için en kolay sistem bankaya havale yöntemi, eğer biz hala Osmanlıcılık Bilmem faizcilik meselesine girersek, bankalari da kapatırsak, bu işler nasıl yürüyecek, tefecilere mı kalacağız. yani ey Mehdi askeri, para alıp satan bankalar sistemi ile, yine banka cennetindesiniz. Osmanlı'da böyle bir sistem var mıydı, atına binecekde, istanbul'dan Mersin'e gidecek de, parayı tahsil edecek de, Ölme eşeğim ölme………..
Ali Baba ve Kırk Haramiler
Ortaçağda ya da Osmanlı döneminde olan bir olay, ya da anlatılan bir hikaye ya da kıssa,
Ali Baba ve Kırk Haramiler ve "Açıl susam açıl" deyince, Açılan Kapı.
Peki bu hikaye edildiğine göre, bu hikaye mi, uyduruk mu, masal mı?
Halbuki bu olay öyle Ortaçağda filan olan bir hikaye değil, masal değil, ve eski bir hikaye ve dedik ki işte, Hz Nuh vakti Neptün deydik, oradan buraya alındık, yine Geçen anlattım, eski ümmetlerde bizim ciktığımız bilgisayar ve teknoloji devrine ulaşmışlar, Hatta eskişehirli amcanın dediğini söylemiştim, Arap cahiliye dönemi ataları, yada tanrilari Lat uzza ve menat, bundan kasıt, Menatin monitör olduğunu, ve bizlerin de şimdi de monitöre yani bilgisayara tapar hale geldiğimizi söylemiştim, yani ekrana, bilgisayar ekranı, telefon ekranı, Menat veya monitör.
işte Kırk Haramiler vakti, o insanlar çaldıkları malları saklamak için, mağara şeklinde evler oymuşlar, ve kapısını da yine Kaya gibi yapmışlar, ve kapının acma sensorunu da, Ses sensörlü yapmışlar. Ben bugün, Hatta bundan birkaç sene önce bile, ilk Sony Ericsson T10 larda bu sistem var dı, Mesela her numara bir ses frekansına kayıtlı, ve sen bir numarayi Annem diye kaydettinmi, ve bu numarayı yazdığın zaman, belli bir frekans ve nota oluşturmuş oluyoruz, ve bunu da ses frekansı ile annem diye kaydediyorsun, ve tekrar araman gerektiği zaman, mikrofon ile annem dediğin zaman, bu telefon Annenin numarasını ariyordu . Şimdi Bu sistemler daha da gelişti, ve televizyonu kumanda edebiliyorsun, arabayı kumanda edebiliyorsun, evinde uzaktan kaloriferleri yakabiliyorsun, kahve hazırlatabiliyorsun. işte o Kırk Haramiler hikayesi de ayni yani, masal falan değil, eskilerden bize kadar naklolmuş, ve eskilerin bu teknolojiye ulaştıklarını gösteren bir kıssa, Yani ses frekansı ile, Ses sensörü ile açılan kapılar zamanı, Bu nasıl bir zaman, kim istemez, hatta daha öte bir zamana ulaşmışlar demek ki…. Bunu da Arap hikayeleri olaraktan anlatılır.
Ve bunları sihir ve Tılsım ile yapılan bir şeyler değil, Halbuki ilim ve bilim ile yapılan şeyler.
Ve bu taa parapsikolojiye kadar gider. parapsikoloji nedir bilir misiniz, beyin gücüyle kumanda etmek, Ama bu televizyon ama araba, ama bilgisayar, ama bir fotoğraf makinesini beyin gücüyle kumanda etme derecesine kadar gider, yani onlar Eğer böyle bir teknolojiye ulaştıysa, onların en ileri noktası parapsikoloji ile konuşma iletişim ve kumanda sistemine kadar ulaşmış olmalılar.
insanlığın daha keşfedecek çok şeyleri var mesela maddeler ile konuşmayı öğrenemediler, hayvanların dilini öğrenemediler. telepati ile iletişim daha henüz tam anlaşılmadı. Mevleviler anlatır ki Mevlana, alırken besmele ile, koyarken Besmeleyle koyarmış aldığı her şeyi, onlara sevgi ile muamele edermiş, her şeyin dili ve cani olduğunu ifade edermiş. Evet öyle her şeyin cani var bedeni var, ve aklı var. dedik ki elementler Aynen bir melek gibi, onlar erkek veya dişi olmazlar, maddelerin erkek dişisi olmaz, demirin erkeği dişisi diye bir şey var mı, ve yine onlar evlenmez cinsi münasebette bulunmaz, yemez içmez, demirin su icdigi görülmüş mü, acıktığı görülmüş mu. Öyle olunca Melek statüsünde ler melekler akıllı varlıklar olduğu için, onlar hepsi akillı Düşünen ve hatta aralarında konuşan varlıklar. Öyle olunca, ben bir zamanlar ufkum açıkken, eve mesela 2 kilo mandalina aldım ise, yada karpuz kavun aldim ise, ama Yemedi mi, tam çürümeden önce, mandalina beni çağırıyor telepati yöntemiyle, mandalina, mandalina, mandalina ye diye çağırıyor, veya karpuzu kes karpuzu kes ye diye, ve sen bunu hissedip ve duyduğun zamann gidiyorsun bakıyorsun ki çürümeye az kalmış, diyor ki mandalin Ben Ölmeden Ben i ye diyor. Ama bu belli bir nefs katmanina çıktıktan sonra olan bir his ve kuvvet, belli süre sonra sen buna dikkat etmediğin zaman bu sefer melekler küsüyor ve seninle konuşmuyorlar bir daha, Nefsin bu katmanına çıktığın zaman bu hislere dikkat edersen, o derecede kalıyorsun, Eğer anlamamaya başlarsan, onlar da seninle konuşmamaya başlıyorlar, bu derecede aşağı düşme riski var. ya ileri ya da geri 1 derece kazanırsan. ve ben size bunu direk ögreterek bir sinif daha atlattim sizleri.
Neml suresinde Süleyman Aleyhisselam kuşları yoklama yapıp yoklamada Hüdhüdün Orada olmadığını fark ediyor, ve diyor HÜDHÜD nerede, yoksa kayıplara mı karıştı diyor.
Halbuki bu Ayeti incelediğimizde HÜDHÜD kelimesinde, Aslı harfler H ve D ve yine ikinci defa H ve D
ve bunlara Diyebiliriz ki çift HD kamera Şu an baktıgimizda tek HD kameralar var ve ilerki zamanda çift HD kameralar bulancak ve Hüdhüd denen kuşlarda Aslında kuş değil, Dronn, çift HD kameralı drone, Süleyman Aleyhisselam Dronn göndererek ten Belkıs annemizden haber alıyor, Yoksa bu kuş falan değil yani, çift HD kameralı drone. alıcı ve verici sadece kaydedici değil çift HD demek Hem alıcı, hem verici şeklinde, hem de HD Verici Şeklinde. Öyle olunca yine Süleyman Vakti de teknoloji yüksek dereceye, Hem de çift HD li drone üretecek derece yükselmişlermiş.
Allah bilgi ve ilmin Eğer taşlara yazıp da saklasaydı, 10 milyar senede, taşlar erirdi, Toprak olurdu, kağıda yazsa, kağıtlar eskir toz olurdu. ama Allah kainatın ilmini ve bilgisini, dünyamızda hayvanlara paket paket yazmış, her bir hayvanda ayrı bir RAR paketi gibi, bir teknoloji ve ilim gizli, ve bunu böylece doğal Seleksiyon da üreme ve çiftleşme sistemi ile taaaa günümüze kadar ulaştırmış, Yoksa bu bilgiler çok kolay yok olur giderdi. ve bizden ve vaaazlarımız dan ibret alan bilim ve ilim adamları ve Amerika ve İsrail, işte hayvanları incelerken, karıncanın gözünü keşfettiler, karınca ne kadar büyüklükte, ve karıncanın Kafası ne kadar büyüklükte, ve karıncanın kafasındaki gözü ne kadar büyüklükte, ve gözünden beyne giden sinyali götüren Sinir ve damar ne kadar büyüklükte…..
ve işte insanoğlu karınca gözü kamerasını yapmayı da başardı mucit macit amcalar. karınca gözü kadar kamera icat ettiler, ve onun sarf edeceği enerji ne ola ki, çok cüzi bir miktar, ve onun pili ona normal bir pil senelerce yeter, Böyle olunca artık ben izlenmiyorum, Beni kimse dinleyemez izleyemez, Ben Başbakanım, cumhurbaşkanıyım, Bilmem kimin başkanıyım, falan işlemez, herkesi bir tane karınca gözüyle izeleyebilirler dinliyebilirler, aldığın sigaranın paketine bile gömerler bu karınca gözü kamerayı, artık herkesin ayıpları saklı ve gizli şeyleri, ve yeri diye bir şey yok. yani izleniyoruz dinleniyoruz. Ve bu çektiği videoları kaydedici ekran boyutu 1 milimetreye 1 milimetre bile değil, Öyle olunca o videonun boyutu da çok küçük, ve onu kaydedeceği bir Festpalttede, bu video ne kadar yer kaplıyor olur ki 30 gigabayt lik bir USB gibi bir hafıza belleği ne, ne kadar çok film sığar. Ve böyle olunca bize Yaşanacak bir yer kalmadı gibi, artık herkes kıyameti bile ister hale gelecek.. kıyametin alametlerinden olan
bir kafirin Mezarın yanından geçerken, Keşke Toprak olsaydım da bunları görmeseydim demesi, herhalde bu sebepten olacak ki, bu ayet:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
نَّا أَنذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَنِي كُنتُ تُرَابًا
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
İnnâ enzernâkum azâben karîbâ(karîben), yevme yanzurul mer’u mâ kaddemet yedâhu ve yekûlul kâfiru yâ leytenî kuntu turâbâ
Meali :
Muhakkak ki, sizi yakın bir azapla uyardık. O gün kişi, elleri ile takdim ettiği şeye bakacak. Bir kafir Mezarın (Mezarlığın) yanından geçerken, Keşke Toprak olsaydım da bunları görmeseydim diyecek.
(Sadakallahul Aziym NEBE Suresi 40. ayet)
Ve yarın Kıyamet kopmazsa işte ileride 4 boyutlu kamera var, Ve bunun ile kokuları da alıp verebileceğiz, yine 5. boyut ise 5 boyutlu kamera ile hisleri de hissedebileceğiniz, çünkü Eğer Huri ve gılmanlar robot ise, o zaman onlar bize hizmet edecekse, hisleriyle hissedecek, gözleri ve duyuları olması lazım, ve o da 5 boyutlu kamera, ve alıcı vericiler keşf olduğu zaman, bu huriler ve gılmanlarin hissetmelerini de mucid Amcalar yapabilir. Yarın çok işimiz var çok, çok çalışmamız lazım.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
"Ye’cüc ve Me’cuc her gün o seddi delmeye çalışırlar, delmeye yaklaştıkları vakit başlarındaki amir onlara şöyle seslenir: 'Dönün yarın delersiniz.' Allah da ertesi güne o seddin oyulan kısmını öncekinden daha sağlam duruma getirir."
"Sonunda müddetleri dolup Allah onları insanlar üzerine salmayı isteyince; başlarındaki yetkili 'Dönün, onu inşallah yarın delersiniz.' diyerek, 'inşallah' kelimesini söyler. Onlar ertesi gün geldiklerinde seddi dünkü bıraktıkları şekilde bulurlar ve seddi delerek insanlar arasına çıkarlar. Bütün suları içerler. İnsanlar onlardan kaçar, oklarını göğe fırlatırlar, oklar kana bulanmış vaziyette geri döner. Bunun üzerine şımarık bir durumda şöyle derler: Yeryüzünde olanları kırıp geçirdik, gökte olanları da mağlup ettik. Sonra Allah onların boyun köklerinde bir kurt meydana getirir de bu yüzden hepsi kırılıp yok olur giderler."
Rasûlullah (asm) şöyle devam etti:
"Muhammed’in canını kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, O kırılıp yok olan Ye’cüc ve Me’cüc’un leşlerini yeryüzündeki tüm hayvanlar yiyecek ve çok güzel beslenerek etlenip yağlanacaklardır."
( Hadis-i Şerif , İbn Mâce, Fiten 27)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنسِ إِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَن تَنفُذُوا مِنْ أَقْطَارِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ فَانفُذُوا لَا تَنفُذُونَ إِلَّا بِسُلْطَانٍ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Yâ ma'şeral cinni vel insi inisteta'tum en tenfuzû min aktâris semâvâti vel ardı fenfuzû, lâ tenfuzûne illâ bi sultân.
Meali :
Ey cin ve insan toplulukları! Yeri ve gokleri aşıp gidebiliyorsaniz haydi aşıpda gidin bakalım, YILLARDIR MEALLERDEKI YAZAN : aşıpda gidemezseniz sizi orlara aşıpda götürcek bir güc vardir. DEMEK DEGILDIR; KI ONUN MANASI SIZ TEK BIR SULTANI YANI MEHDIYI BILE GECEMEZSINIZ DEMEKDIR, MEYDAN OKUMADIR KI, ALLAHA VARIPDA, ZARAR VERMEYI HESAP EDEN KIT AKILLILAR!!!!
FARZI MAHAL Hadi Hz Ademe kadar vardiniz diyelim, ondan ötede ne var kim biliyor, kim gördü, kimin haberi var, muhamed bende bilmiyon dedi, ve vardigi yer, daha benim oturduğum yer ise, mirac ettigi yer bu zaman ve hatta benim evimin yakini ise, ondanda ötede ne var, neler var, hz adem ve ademde burda, o fitneci yecüc mecüc. Ademe kadar varsaniz, ondan ötede ne var, ademin ötesini kim biliyor, sonrasi ne? neresi? kim, Kim Allah? Allah Nerde, Allah, god demiyorum haa, cünkü onlar kafirler god isminin koyuyorlar Gott demiyon almanca, amma Allah kim? Allah diyorum, INRI yada isa da demiyorum, ALLAH Kim? Kim Allah, nerede Allah? rahman demiyorum, rahim demiyorum, rezzak demiyorum, kim Allah diyorum, nerdeeeeeeeee, INRI RA da demiyorum, ALLAH kim ki
(Sadakallahul Aziym RAHMAN Suresi 33. ayet)
ve Allah ise kendini şöyle tarif ediyor
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ اللَّهُ الصَّمَدُ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُوًا أَحَدٌ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Kul huvallâhu ehad. Allâhus samed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekun lehu kufuven ehad.
Meali :
De ki: “O Allah, Bir’dir (Tek’tir).” Allah Samed’dir (herşey O’na muhtaçtır, O, hiçbir şeye muhtaç değildir).O, doğurmadı ve doğurulmadı da. Ve O’nun bir dengi olmadı (olamaz).
(Sadakallahul Aziym ihals suresi
Bu hafta yine Bilim adamlarına Işık tutacağız ve patenti bize ait bir bilgi vereceğiz, henüz patentini almadım, dedim ya. ve ışınlanma meselesini açıklayacağız, ve fotoğraf makinesi ve Gözde saklı, gözdeki mercek de saklı, bir fotoğraf makinesi görüntüyü ilk mercekte ters alıyor, mercekten geçince, görüntü ters, ve o görüntü bir aynaya verilince, Aynada 2. bir marcege yansıtaraktan ters görüntüyü düz hale çeviriyor. Yine çocuk doğumunda insan tohumu erkekte düz, ve annenin rahmine girdikten sonra Gelişip Çocuk olunca, doğma vakti gelince Rahim merceği de onu ters olarak da dünyaya getiriyor, sisteme bak farkettin mi ikisi de mercekmiş,Anne dünyaya çocuğu ters doğuruyor, Bu size bir şey ifade etti mi, birinci mercek Fotoğraf makinesindeki görüntüyü ters çeviren mercek, dünyaya geldikten sonra bir hemşire onun ayaklarının üstüne çeviri işte. işte ışınlanma da böyle bir şey, Yani 1. evrede ters halde, sen onu bir yansıtıcıya vereceksin ki, Ve o yansıtıcı ikinci mercege verince 1. evrede yaptığıni tekrar yapacaksın ki, düz hale gelsin, çözemediğiniz problemin, doğru yeri burasıydı.
Başka bilim adamlarını yine göreve çagirip, Hani demiştik ya, ölümün çaresi bulunmadan önce, gençliğin Sırrı bulunsun demiştik, hadislerde rivayet oluyor ki cennettekiler 30 veya 33 yaşında olurlar, Öyle olunca sadece gençliğin Sırrı, Genç kalmanın sırrı değil, ihtiyarları da gençleştirmenin sırrını da arayacaksınız, Çünkü artık ihtiyar diye bir şey olmayacak cennette, ve şu anki cennetlikler den, ihtiyar olanlarda cennetimiz de 33 yaş derecesinde bulunacaklar, O yüzden iki kanatlı olaraktan araştıracaksiniz bu gençlik sırrını, Tek Kanatlı değil, Hem Genç kalmanın sırrını, hem de yaşlıları gençleştirmenin sırıni cözeceksiniz.
Rabbim, Ahirzman ümmeti Mehdi Cematine, bildigi ile amel edipde, daha bilmedigi nicelerine nail olmayi nasip eylesin.
--oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve
etûbu ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 11 Kasım 2018 Pazar
Original Kar © glan
islamda Plesebo Etkisi ve Münkirlik ve Münkirler ve ifsad ve Müfsidler
(Kar©glanin 20 Kasım 2018 Vaazi)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَهَذَا ذِكْرٌ مُّبَارَكٌ أَنزَلْنَاهُ أَفَأَنتُمْ لَهُ مُنكِرُونَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Ve hâzâ zikrun mubârakun enzelnâhu, e fe entum lehu munkirûn.
Meali :
İşte bu Zikir ve dua bizim indirdiğimiz mübarek bir dua(vird) ve Zikirdir ki Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz?
Sadakallahul Aziym ENBİYÂ Suresi 50. ayet
(Biz bunu bu ayeti Kurandan ve hadislerden derledigimiz, Kur’andan parçalar olan Raşidi zikir Evradına itafen kullanıp ta diyoruz ki, Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz?)
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
"Duâda acele edilmezse, duâ kabûl olur" buyurdu.
Duâda acelenin nasıl olduğu sorulunca Peygamber Efendimiz
“Allahü teâlâ, duânızı illa ki kabûl eder. Taaaki Duâ ettim, hâlâ duâm kabûl olmadı diyene kadar! Allah'tan çok isteyiniz! Çünkü kerem sahibinden istiyorsunuz.”
( Hadis-i Şerif )
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
Yolculugumuza başliyoruz :
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
“Duâ eden, üç şeyden hâli değildir: Ya günahı affolur veya hemen hayırlı karşılığını görür, Yahut âhırette mükâfatını bulur.”
( Hadis-i Şerif )
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
“Rabbiniz, şüphesiz hayâ ve kerem sahibidir. Kulları ellerini kaldırıp kendisinden birşey istedikleri zaman, onların ellerini boş çevirmekten hayâ eder.”
( Hadis-i Şerif )
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
“Duâda acele edilmezse, duâ kabûl olur.”
( Hadis-i Şerif )
Münkir Nedir?
Arapca ismi mef ul yani İnkâr eden, kabul etmeyen, inkar etme fiilini yapan kimse yani bir nevi başlanmış olan bir ibadeti bozan inkari ile bozan demekdir buna benzer birde müfsit vardir.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
قَالَ مُوسَى مَا جِئْتُم بِهِ السِّحْرُ إِنَّ اللّهَ سَيُبْطِلُهُ إِنَّ اللّهَ لاَ يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِدِينَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
kâle mûsâ mâ ci’tum bihis sihr(sihru), innallâhe se yubtiluhu, innallâhe lâ yuslihu amelel mufsidîn.
Meali :
Mûsâ dedi ki: “Sizin bu yaptığınız sihirdir. Allah, onu elbette boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini düzeltmez, muhakkak ki fesat çıkaranların amelini ıslâh etmez.
(Sadakallahul Aziym YUNUS Suresi 81. ayet)
Müfsid, dinimizde, meşru olan bir işi veya başlanmış olan bir ibadeti bozan şeylerdir. İmanı ve namazı, nikahı ve haccı, zekatı, alış ve satışı bozmak gibi. Mesea, Allaha ve kitaba sövmek küfür olup, imanı bozar. Namazda gülmek, abdesti ve namazı bozar. Oruçlu iken bilerek yemek, içmek orucu bozar.
Farzları, vacibleri ve sünnetleri yapana ve haramdan, mekruhdan sakınana ecr, yani sevab verilir. Haramları, mekruhları yapan ve farzları, vacibleri yapmayana günah yazılır. Bir haramdan sakınmanın sevabı, bir farzı yapmanın sevabından kat kat çoktur. Bir farzın sevabı, bir mekruhdan sakınmanın sevabından çoktur.
Mekruhdan sakınmanın sevabı da, sünnetin sevabından çoktur. Mubahlar içinde, Allahü teâlânın sevdiklerine "Hayrât ve Hasenât" denir. Bunları yapana da sevab verilir ise de, bu sevab, sünnet sevabından azdır.[1]
Kuranda münkir kelimesi gecen ayetler
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
أَمْ لَمْ يَعْرِفُوا رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُ مُنكِرُونَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Em lem ya’rifû resûlehum fe hum lehu munkirûn
Meali :
Ya da onlar henüz kendi peygamberlerini tanımadılar da o yüzden mi onu inkâr ediyorlar?
(Sadakallahul Aziym MU'MİNUN Suresi 69. ayet)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَفْرَحُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمِنَ الأَحْزَابِ مَن يُنكِرُ بَعْضَهُ قُلْ إِنَّمَا أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ اللّهَ وَلا أُشْرِكَ بِهِ إِلَيْهِ أَدْعُو وَإِلَيْهِ مَآبِ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Vellezîne âteynâhumul kitâbe yefrahûne bimâ unzile ileyke ve minel ahzâbi men yunkiru ba’dahu, kul innemâ umirtu en a’budallâhe ve lâ uşrike bihî, ileyhi ed’û ve ileyhi meâbi.
Meali :
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilen Kur’an ile sevinirler. Fakat (senin aleyhinde olan) gruplardan onun bir kısmını inkâr edenler de vardır. De ki: “Ben ancak Allah’a kulluk etmek ve O’na ortak koşmamakla emrolundum. Ben yalnız O’na çağırıyorum ve dönüşüm de yalnız O'nadır.”
(Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 36. ayet)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
يَعْرِفُونَ نِعْمَتَ اللّهِ ثُمَّ يُنكِرُونَهَا وَأَكْثَرُهُمُ الْكَافِرُونَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Ya’rifûne ni’metallâhi summe yunkirûnehâ ve ekseruhumul kâfirûn
Meali :
Onlar, Allah’ın ni’metini biliyorlar, sonra onu inkâr ediyorlar.Ve onların çoğu kâfirlerdir.
(Sadakallahul Aziym NAHL Suresi 83. ayet)
Plasebo Etkisi Nedir? Plasebo iyi Enerji ve Etkisi Nedir?
Plasebo etkisi; kişinin aldığı ilaç (ilaç yerine verilen etkisiz ilaç) hakkında kendini iyileştireceği yönündeki düşüncesi, bu inancına paralel olarak fiziksel veya psikolojik iyileşmesidir. Bir bakıma, bireyin kendini iyileşeceğine inandırmasıdır. Alınan ilacın hiçbir etkisi olmasa bile, kişi inandığı için meydana gelen hem fiziksel hem psikolojik olarak iyileşmesidir.
Plasebo (Placebo), Latincede “memnun edeceğim” anlamına gelmektedir.
Yukarıdaki hadis gösteriyor ki : Hz Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretleri plasebo etkisi nedir biliyordu. Çünkü bilmese der mi ki o hadiste, Duanız kabul olur, Fakat taaa ki siz, kabul olmadı diyene kadar. Yani Bu demektir ki kabul olmadı demek ile acele etmek arasındaki ilişki yani "ters etki" hani "kehrwert" veya "ters frekans" diyoruz ya ters etkisi yani frekansı enerjisi onun etkisini iptal ediyormuş. plasebo ise, Beyin gücü veya akıl gücüyle, veya iman gücüyle, bir işi, bir ameli başarmak, veya bir hastalığı yenmek, sıhhat bulmak, fakat ters etki, İşte bu gücü ve enerjiyi kırıp yok eden bir mikrop gibi. ve bu dinimizde de nazar diye tarif ediliyor, yani her şey dualite ile olunca, yani Rabbimizin diliyle zevc halinde olunca, Sağ, sol, acı, tatlı gibi, işte plasebo etkisinin tersi de, sihir büyü veya nazar olaraktan dinimizde lanse ediliyor, yani kötü enerji, ya da ters etki, yahut ters frekans.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
Nazar insanı mezara, deveyi kazana sokar.
( Hadis-i Şerif , İbni Adiy)
Yani nazarda o zaman plesebonun tersi, kötü enerji demek olur, yine sihir büyüde ayni, yani muskada, sadece senin onunla iyi olacagina inanmadan ibaret zaten.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
İnsanların yarısı nazardan ölür.
( Hadis-i Şerif , Taberani)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
Hoşa giden bir şeyi görünce, “Mâşâallah la kuvvete illa billah” denirse o şeye nazar değemez.
( Hadis-i Şerif , Beyheki, İbni Sünni)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
Nazar neredeyse kaderi geçecekti. Nazardan Allahü teâlâya sığının.
( Hadis-i Şerif , Deylemi)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
Kaderi geçecek bir şey olsaydı nazar geçerdi.
( Hadis-i Şerif , Müslim)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
Sabah akşam, [Besmele ile] 3 defa “Bismillâhillezi lâ yedurru me’asmihi şey’ün fil Erdı ve lâ fissemâi ve hüvessemi’ul alim” okuyan, büyü ve nazardan korunur.
( Hadis-i Şerif ,İbni Mace)
buyuruldu.
Âyet-el-kürsi, Fatiha, iki Kul euzü ve Kalem suresinin sonunu okumak çok iyi gelir. (Medaric)
Peygamber efendimiz, iki Kul euzüyü okuyup buyurdu ki:
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
Bu iki sure ile [belalardan, nazardan] korunun! Hiç kimse, bu iki sure ile korunduğu gibi, başka şeyle korunamaz.
( Hadis-i Şerif , Ebu Davud)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
Kendisine Allahü teâlânın rızık verdiği kimse, çok ”Elhamdülillah” desin. Rızkı azalan da çok “İstigfar” etsin. Bir şey de kendisine üzüntü, sıkıntı verirse “la havle vela kuvvete illa billah” desin.
( Hadis-i Şerif , Beyheki, Hatib)
Büyü Nedir?
Maddi ya da manevi bakımdan kendine çıkar sağlamaya, karşı tarafı zarara uğratmaya çalışan kişilerin yaptığı, tüm dinlerin yasakladığı doğa üstü ve kötü bir yöntemdir. İnsanlığın tarihi kadar eskidir ve kim tarafından ilk kez nasıl yapılmış bilinmemektedir. Semavi dinlerin hepsinde büyü yapmak ya da yaptırmak yasaklanmıştır. Müslümanlıkta da büyü haram kılınmış ve yapan/yaptıran kişiye lanet edilmiştir.
Şimdiye kadarki gözlemlerden anlaşıldığına göre büyü, özellikle ip, saç, tırnak, elbiseler vs.den yararlanılarak yapılır. Büyüde en önemli faktör, büyü yapanın kalbini bağlaması, yapacağı işin tesir edeceğine inanması ve şeytandan yardım dilemesi ve nefes olayıdır.
Büyü yapmak haramdır ve günah bakımından bu işi yapanla, sebep olan arasında çok fazla bir fark yoktur. Büyücünün kazancı da, büyücüye verilen para da haramdır!
İslam dinine göre büyü yapmak haramdır. Kur’anı Kerim’deki hükümlerden büyü öğretmenin, öğrenmenin ve yapmanın, şirk ve küfür olduğunu anlamaktayız.
Allah Resulü a.s.m, yedi büyük günah arasında büyü yapmayı da saymış, büyü yapanın Allah’a şirk koşmuş olacağını bildirmiştir. Bir kişi, büyücülerin her şeyi yapabileceğine inanırsa, Allah'a şirk koştuğundan kâfir olur.
Büyü geçmişten günümüze dek kendini korumuş bir uygulamadır. Eskiden büyü yapan kişilere büyücü ya da cadı denmekteyken şimdi bakımcı, Medyum gibi adlar kullanılmaya başlanmıştır. Yapılan işlemler genelde aynıdır. Hep birilerinin menfaati için başkalarına zarar gelmesini istemesinden ibarettir. Bazı durumlarda kadının ya da kocanın kendine bağlama büyüsü yaptırdığı da görülmüştür fakat bu da günahtır ve kesinlikle yasaklanmıştır.
Kur’anı Kerim’de büyü ile ilgili olarak en geniş bilgi Bakara Suresi’nin 102. ayetinde verilmektedir.
Bu ayette Cenab-ı Hakk, şöyle buyurmaktadır:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَاتَّبَعُواْ مَا تَتْلُواْ الشَّيَاطِينُ عَلَى مُلْكِ سُلَيْمَانَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَانُ وَلَكِنَّ الشَّيْاطِينَ كَفَرُواْ يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ وَمَا أُنزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّى يَقُولاَ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلاَ تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهِ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلاَ يَنفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُواْ لَمَنِ اشْتَرَاهُ مَا لَهُ فِي الآخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْاْ بِهِ أَنفُسَهُمْ لَوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Vettebeû mâ tetlûş şeyâtînu alâ mulki suleymân(suleymâne) ve mâ kefere suleymânu ve lâkinneş şeyâtîne keferû yuallimûnen nâses sihra, ve mâ unzile alâl melekeyni bi bâbile hârûte ve mârût(mârûte), ve mâ yuallimâni min ehadin hattâ yekûlâ innemâ nahnu fitnetun fe lâ tekfur fe yeteallemûne minhumâ mâ yuferrikûne bihî beynel mer’i ve zevcihî, ve mâ hum bi dârrîne bihî min ehadin illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yeteallemûne mâ yadurruhum ve lâ yenfeuhum ve lekad alimû le menişterâhu mâ lehu fîl âhirati min halâkın, ve le bi’se mâ şerav bihî enfusehum lev kânû ya’lemûn.
Meali :
"Süleyman'ın hükümranlığı hakkında onlar, şeytanların uydurup söylediklerine tabi oldular. Hâlbuki Süleyman asla kâfir olmadı. Fakat o şeytanlar kâfir oldular. Çünkü insanlara sihri ve Babil'de Harut ile Marut isimli iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Hâlbuki o iki melek : ‘Biz ancak bir imtihan için gönderildik, sakın büyü yapmaya cevaz verip de kâfir olma’ demedikçe bir kimseye öğretmezlerdi. İşte bunlardan kişi ile karısını ayıracak şeyler öğreniyorlardı, fakat Allah'ın izni olmadan bununla hiç kimseye zarar verebilir durumda değillerdi. Onlar, kendilerine zarar verecek, faydası dokunmayacak bir şey öğreniyorlardı. Andolsun ki, onu her kim satın alırsa, ahirette onun bir nasibi olmadığını gayet iyi biliyorlardı. Fakat karşılığında canlarını sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bunu bilselerdi!"
(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 102. ayet)
Yukardaki ayetten, büyü öğretmenin, öğrenmenin ve yapmanın, şirk ve küfür olduğunu anlamaktayız.
ve bunlar gösteriyorki, büyü, sihir, nazar, ve hatta, şeytan ve cin, ve melek, ve insanin yaptigi bütün mücadele, amma bunlar hastalik olsun, ama bir iyilik olsun, tamami iyi enerji ile kötü enerjinin savaşi, yani plesobo veya büyü ve nazar gibi yani.
Evet, Allahü teâlâ, Mümin sûresinin altmışıncı âyetinde,
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Ve kâle rabbukumud’ûnî estecib lekum, innellezîne yestekbirûne an ibâdetî se yedhulûne cehenneme dâhırîn
Meali :
Rabbiniz şöyle dedi: “Bana dua edin, duânıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir hâlde cehenneme gireceklerdir.”
(Sadakallahul Aziym MU'MİN Suresi 60. ayet)
“Duâ ediniz, kabûl ederim”, isteyiniz, veririm buyuruyor. Fakat, duânın kabul olması için, beş şart vardır: Duâ edenin müslüman olması, Ehl-i sünnet îtikatında olması, haram işlemekten, bilhassa haram yemekten, içmekten sakınması, farzları yapması, bilhâssa beş vakit namaz kılması, Ramazan oruclarını tutması, zekât vermesi, Allahü teâlâdan istediği şeyin sebebini öğrenip, bunu araması lâzımdır.
Allahü teâlâ, herşeyi bir sebep ile yaratmaktadır. Birşey istenince, o şeyin sebebini gönderir ve bu sebebe tesîr ihsan eder. İnsan bu sebebi kullanıp, o şeye kavuşur
Belâ gelmeden önce çok duâ etmelidir.
Duâ, sıkıntılı zamanlarda, belâ geldiğinde değil her zaman edilmelidir. Rahat ve huzur zamanlarında çok duâ edenin, dert ve belâ zamanlarındaki duâları çabuk kabûl olur. Sevgili Peygamberimiz, “Şiddet ânında duâsının kabûl edilmesini isteyen kimse, refah zamanında çok duâ etsin!” buyurmuştur.
Ebû İshak hazretlerinden duâ istediler. Duâ etti. Duâsının kabûl edildiğini gören bir talebesi, “Efendim, bu duâyı bana da öğretin, ihtiyâç hâlinde ben de edeyim” dedi. O da, “Bu duânın kabûl edilmesinin sebebi, otuz yıldır kıldığım namazlar ve devamlı ettiğim duâlar ve harâm lokmadan sakınmamdır.” buyurdu.
Evliyânın büyüklerinden Râbia-i Adviyye, adamın birinin, duâ ederken “Yâ Rabbî! Bana rahmet kapısını aç!” dediğini işitince; Ey câhil! Allahü teâlânın rahmet kapısı, şimdiye kadar kapalı mı idi de, şimdi açılmasını istiyorsun? dedi
Rahmetin çıkış kapısı her zaman açık ise de, giriş kapısı olan kalbler, herkesde açık değildir. Bunun açılması için, sadece sıkıntılı zamanlarda dağil her zaman duâ etmeliyiz!
Sebeplere yapışmalıdır
Allahü teâlânın âdet-i ilâhiyyesine uymadan, sebeplere yapışmadan, çalışmadan duâ etmek, Allahü teâlâdan mucize istemek demektir. Müslümanlıkta, hem çalışılır, hem de duâ edilir. Önce sebebe yapışmak, sonra duâ etmek lâzımdır.
Kur'an-ı kerimde Allahü teâlâ dâimâ çalışmağı emretmektedir. İnsan bütün gayreti ile çalışacak, bütün zâhirî sebeplere yapışacak, ancak ondan sonra Allahü teâlâdan istiyecektir. Çalışmadan önce değil, çalışırken, başarabilmek, kazanmak için, Rabbine yalvararak, Ondan yardım bekliyecektir
Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
“Çalışmadan duâ eden, silâhsız harbe giden gibidir.”
Adet-i ilâhiyyeye uymak, sebeplerini aramak, bulmak için çalışmak lâzımdır. Şartlarına uyarak çalışana, elbet verilir. Dilediğine, çalışmadan da, ihsân eder. Fakat sebeplere yapışmamızı emretmektedir.
Sebeplere yapışarak, yalvararak, ağlı(Zeker) ve sığınarak, kırık kalb ile Allahü teâlâdan af ve âfiyet dilemelidir. Duânın kabûl olunduğu anlaşılıncaya ve sıkıntılar kalmayıncaya kadar, böyle duâ etmelidir. Başkalarının ettiği duâ da faydalı ise de, dertlinin kendisinin yalvarması daha yerinde olur. İlâc almak ve perhiz yapmak, hastaya lâzımdır. Başkalarının yapacağı, olsa olsa, ona yardımcı olmaktır.
Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Kullarım Sana Ben’i sorduklarında, (bilsinler ki) Ben onlara çok yakınım. Bana duâ edenlerin duâlarını kabûl ederim…” (Bakara, 186)
Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Kulun Rabbine en yakın olduğu hâl, secde hâlidir. İşte bu sebeple secdede çok duâ etmeye bakın!” (Müslim, Salât, 215)
Fahr-i Kâinât Efendimiz:
“–Bir kul günah olan veya akrabâsı ile darılmasına yol açan bir şeyi dilemedikçe yahut acele etmedikçe duâsı kabûl olunur.” buyurmuştu.
“–Yâ Rasûlallâh! Acele etmek ne demektir?” diye sordular.
Allâh Rasûlü (sav):
“–Kul; Nice defâlar hep duâ ediyorum da Rabbim duâmı kabûl etmiyor. der. Duâsının hemen kabûl edilmemesi sebebiyle bıkar ve duâyı bırakır. (İşte o zaman acele etmiş olur.)” cevâbını verdi.
(Müslim, Zikir, 92)
[2]
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân.
Meali :
O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
(Sadakallahul Aziym Rahman suresinde 31 defa tekrar eden ayet)
Allahu Teala Rahman suresinde 1 ayeti neden 31 defa tekrar etmiştir, Sebebine gelince: Allah gücü hakkında, Nakız düşünmememizi istediği için, sanki kulağımıza kulak çivisi sokar gibi, bu ayeti kulağımıza sokmakta, unutmamamızı istiyor. Bu hayatta, Allah gücünü, ve yapabileceklerini, ve bizim de yapabileceklerimizi sayıp döküp, Ondan sonra diyor ki işte: "Bunlardan hangisini yalanlayabilirsiniz." diyerekten bize bir pozitif enerji yaymamızı istiyor, Çünkü siyah enerji ile kötü Enerji ile iyi enerji savaş halinde, yani Rabbimizin gücünü ve yapabildiklerini bildiğimiz zaman, kötünün onun karşısında güçsüz olduğunu anlamamız için, yani yine plasebo etkisi ile, iyi enerjiyi Galip getirmek ki bu zaten. dünyada Allah'ın yaptıkları meydanda zaten, şeytan Neyi halk etmiş ki, kötü enerji ne yaratmış ki, Rabbimizin binlerce mucize halinde yarattıkları, var ettikleri varken, şeytanın yaptıklarının lafı mı olur yani, bunu idrak ettiğimiz zaman, Allah'ın gücünü küçümsememiz gerektiğini öğrenmiş oluruz, o zaman da, kötü ve kara enerjiye karşı silah olur bize, yoksa kötü ve Kara Enerji bizim enerji boyutumuzu hapsederekden, bizi zayıf düşürür, güya sanki Allah'tan daha güçlüymüş gibi bir güç ona affedersek, Kendi kendimize Zarar vermiş oluruz. O yüzden bize Allah yolu gösteriyor Bu ayet ile, Ve yine başka bir ayet ile
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ وَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Fe men ya’mel miskâle zerratin hayran yerahu. Ve men ya’mel miskâle zerratin şerran yerahu.
Meali :
Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.
(Sadakallahul Aziym ZİLZAL Suresi 7 ve 8. ayet)
Zilzal suresi 7. ve 8 ayeti ile Allah bize birincisi ile umut var olmamızı, Yani, en küçük iyiliklerimizin bile karşılığının olduğunu söyleyerek den bizi umut var olmaya itiyor, Allah, senin, en küçük bir iyiliğinden tutup, seni kaldırabilir demektir bu, yani haşreder, yeniden Doğdurur dünyaya, Ve devamı olan 8. ayet ile de bize korku verip, bu hususta Elimizden geleni yapmamız gerektiğini öğretiyor, yani siyah enerji ile savaşmamız gerektiğini öğretiyor ki, kötülük yaparsan ceza göreceksin, o zaman kötülük yaptıran enerjiye karşı durmamız gerektiğini öğreten bir ayet, yani öyle umutlu olup da, yayılmamamız gerektiğini öğretir bu ayet. Velhasıl iyi enerji ile kötü enerjinin durumunu izah eder bize.
Geçenlerde Kendi Gençliğimizi anlattık, ve gençlikte zayıf olduğumuzu ve Afedersiniz, hayvan gibi yediğimizi, fakat kilo almadığımızı söyledik. Sebebine gelince o zaman namaz, niyazın, zikirler, ve besmelenin bizde az olduğunu fark ettik, Daha sonra, Burhami tarikatına girince oranın virdi ve Zikri olan besmeleye başlayınca, artık yediğimiz içtiğimiz besmele ile oldukça, vücut onları dışarı ihraç etmez oldu, bir köşelere yigaraktan depo eder oldu, ve kilo aldık. Deccal dan birşey öğrendik ki, ters enerji, ya da tersine çevirmek, Öyle olunca eğer biz Besmele ile yiyip içince bu kiloları aldıysak, bunları ters çevirince Yani Besmelesiz yiyip içince, o zaman kilo vermemiz lazım, ve bunu sizlere vaaz edip anlattım, kendimde hakkalyakin tekrar yaşamak için, Besmelesiz yiyip içmeye başladım, ve işte burada Yine bize destek olacak olan enerji plesebo enerjisi. ve Sakın buna başladığıniz zaman benimki 1 ay oldu ya da 1 hafta oldu hiç faydası yok demeyin, plasebo etkisini yok etmeyin, Çünkü Muhammed öyle dedi, illa dualarınız kabul olur, Siz kabul olmadı diyesiye kadar, o zaman bu besmelesiz yemek icmek ve zayiflamak hikayesi de illaki Doğrudur, Belki siz fayda etmedi diyesiye kadar, bizim yine raşidi zikirleri yalan dolan değil, Kur'an'dan bizzat ayetlerdir, o zikirden sonra yapılacak olani tarif ettim, ve dedim ki: şuraya kadar okuyup da, ağzının genişliği dibinin derinliğinden geniş ve büyük olan tas ve kaseden, su veya süt içerek den, Yağmur ve kar yağması meselesi de aynı, plasebo etkisi ile etkilenir. taaaaki siz bende fayda etmiyor , yahut kabul olmuyor diyesiye kadar etki eder, yahut bir münkir öyle şey olur mu diyesiye kadar fayda eder.
dehlizlere düştüm Çıkmazlardayım .
Sanki bütün bildiklerim yanlışmış
yahut diyorum ki sanki herkesten çok şey biliyor muşum.
yahut yüzde bir bile ilmim yokmuş.
Hayat Rahman ve Rahim ilmini bilmek de saklı. yani Can ilminde saklı. Can, Can ise Canlarda gezen bir şey,
Yusuf u kaybettim Kenan ilinde
Yusuf bulunur, Kenan bulunmaz
Bu aklı fikr ile Leyla bulunmaz
Bu ne yaredir ki çare bulunmaz
Aşkın pazarında canlar satılır
Satarım canımı alan bulunmaz
Yunus öldü deyu selan verirler
Ölen beden imiş, aşıklar ölmez
Yunus Emre
can ilmide Besmeleyi bilmekte sakli, besmele ise Rahman ve Rahim bilmekte sakli, Rahman ve rahim ilmi ise ise a* ve y**** ilmi nedir bilmekte yatar. yahut kafirlerin yaptığı gibi füzeyi füzeyi takarakdan uzaya gitmekde degil,
halbuki can ilmi O da değil, canlar canlar dan canlılara geçerek ten küçülüyor veya büyüyor.
Ve bu konudaki bilgim ise Bir koca karınin bildigi bilgisinden daha öte değil.
Ve bana bugün yolda giderken, bilginin sahipleri tiyo veriyorlar, ve diyorlar ki : "Sizinkiler, altını küpe kolye yapipda, boynuna takmasını bildiler, Halbuki Allah, altını boyunlarda takmak için değil, kulaklarda takmak için değil, onunla iyi ve güzel amelller edilip faydalarindan fayda edilsin diye yarattı. ve bunu ilim sahipleri bildi buldu, ve bilgisayarın cip kartinin içine Taktı ve bilgisayar işlemcisni (Bilgisayar Chip setini) keşfetti. ve telefonun içine altın takıldığını, altından yapılacağınıda bildiler buldular, ve bunu bilen biziz, ve gercek bilginin sahibi biziz diyorlar, emennaaaa deyipde hemen kabul ettim.
Bir ilim de var ki Kur'an ilmi, zikir, fikir, Namaz, abdest, tasavvuf, tarikat, hakikat ,marifet,peygamber din ahlak ve Allah, ondan da biraz bir şeyler öğrendik Hatta yapmaya çalışıyoruz, ve fakat hangi tarafa gideceğim artık şaşırdım, Bilgiden tarafa mı, bu altin ilmi tiyosu ve bilgisini verenlerden tarafa mı gideyim, Yoksa bu can ilmi yani Rahman Rahim bilgisi verenlerden tarafa mı gideyim. Cahil cahil, cahil bir koca karı bile bu ilmi, benden daha iyi biliyor, ben bilmiyorum, hiçbir şey bilmiyorum. SIR bu bir SIR kimse SIRRINI ifşa etmiyor. yok bu konuda bilgisizim, yok şimdi de bir bilgim yok, ama sadece biliyorum ki, Var mı öyle bir bilgi? var, bir ilim var, Yaşıyorum hakkalyakin. Kimden tarafa gideyim, bilginin sahiplerinden tarafa mı gideyim, yoksa Allah kitap din diyenlerden tarafa mı, tasavvuftan tarafa mı gideyim, zikir fikir mi? Nakşibendi Tarikati Almanya Vekillerinden Afyonlu Yarbay Mehmet ILDIRAR vardı, Yarbay bize tasavvufu öğreten adam, onun hakkinda diyorlardı ki : bu adam için, bu adam insanları öldürüyor, cennete gönderiyor, ahirete gönderiyor, geri getiriyor, yani Hz isa nin yeni modeli, 80 ler 90 lar 2000 ler modeli adam idi o, öldüren dirilten adam. ben o tarikattan ayrıldım, az zaman geçti, Yere göğe sığdıramadıkları adam, Yarbay da öldü, peki Neye Yaradı, Onun bu kadar ilmi bilmesi, öldürmesi veya diriltmesi?
Geçen hafta dedik ya : Allah kim? Allah kim? Allah nerede? hangi ilimin peşinden koşayim Allahim seni bulmak için, Rabbim neredesin, kimlesin, Hangi candasın, Mehmet hoca, Mehmet, Yarbay Mehmet , Öldürüyordu ve tekrar diriltiyordu, ama baktım ki kendisi ölmüş!!!
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَرَسُولاً إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنِّي قَدْ جِئْتُكُم بِآيَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ أَنِّي أَخْلُقُ لَكُم مِّنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ فَأَنفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِ اللّهِ وَأُبْرِئُ الأكْمَهَ والأَبْرَصَ وَأُحْيِي الْمَوْتَى بِإِذْنِ اللّهِ وَأُنَبِّئُكُم بِمَا تَأْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَ فِي بُيُوتِكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Ve resûlen ilâ benî isrâîle ennî kad ci’tukum bi âyetin min rabbikum, ennî ehluku lekum minet tîni ke heyetit tayri fe enfuhu fîhi fe yekûnu tayran bi iznillâh(iznillâhi), ve ubriul ekmehe vel ebrasa ve uhyîl mevtâ bi iznillâh(iznillâhi), ve unebbiukum bi mâ te’kulûne ve mâ teddehırûne, fî buyûtikum inne fî zâlike le âyeten lekum in kuntum mu’minîn
Meali :
Allah, onu İsrailoğullarına bir Peygamber olarak gönderecek (ve o da onlara şöyle diyecek): “Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü’minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır.”
(Sadakallahul Aziym ÂLİ İMRÂN Suresi 49. ayet)
Hz isa için öyle dediler : Kur'an'da bile geçiyor ölüleri diriltirdi diyor, Hz isa da ölmüş yok ki artik hz isa
Hangi adamın peşinden koşan, hangi bilginin peşinden koşan, kime kimlere inanayım,
O nu (Hz Mehdi yi yada bizi) sevdiğini söyleyen biri vardı, Gemileri Yak dedi, biz de Yaktık gemileri, o orada yoktu, beni terk etmişti, ben gemileri yakmakla da artik yayan kalmıştım, Hatta Öyle ki evsiz barksız çoluksuz kala yazıyordum. Ey sevgili, habib olan, rahim olan Allah, Ey sevgili, Sen de bana kazık attın. Sana da inanmam artık, kime inanayım, kimin peşinden koşan, Kim, kim, kim Allah, Allah kim? nerede? hangi ilim? dehliz lerdeyim, Çıkmazlardayım, inancım güvencim kalmadı yarına, benim can ilmim bilgim okul görmemiş bir kocakarı kadar bile değil miş…..
Dün Mevlid Kandili, Peygamberimizin doğum gününün yıldönümü, ve orada televizyonda, amcanın bir tanesi diyor ki : peygambere layık Ümmet olabileceğimmi, yahut Allah'a layık kul olabileceğimmi gibi bir cümleyi kullandı.
Kim kime layık olacakmış. Allah bizi köle olmamız için mi yarattı, ha bu kölelik Muhammed'e olmuş, ha bu kölelik Allah'a olmuş, ama Bilmem kime olmuş, aynı şey değil mi Zaten hepsi. Müslümanın Bilmem, Allah'a layık olamadık, peygambere layık olamadık diyerekten, boynunu büküp, ağlayan sızlayan, namaz kılan Abdest alan adamlara bir bak, devletlerede bir bak, hepsi fakru zaruret içinde, fakirlik yakadan paçadan akıyor. Bunlar Müslüman, namaz kılan, oruç tutan, zekat veren, hacca giden insanlar, Bunları yapmasına rağmen, Allah'a layık kul olamamış peygambere layık kul olamamışımış, Allah'ın layık Kullari kim o zaman Bir bak! bir bak Amerika'ya, bak İsrail'e, bak almanya ya, bak fransaya, bak adamlar, kadınlar, giyinme, kuşanma, alet, Erdevat, müzik, fizik, teknik, bilim, ilim, hatta tasavvuf bile, hepsi onlar da, sen dergahta tasavvuf işliyorsun, onlar da filmlerde işliyor. Adamlar erkenden kalkıyor, işinin başına geçiyor, Allah rızkın çoğunu, sabah erken kalkmaya koymuş, seher vakti kalkmaya koymuş, Neden sabah namazı bize farz olmuş, sabah namazı bize farz ike, bizim erken kalkmamız gerekirken, erkenden kalkabilen onlar, biz dokuzda saat onlar da uyanıp kalkıyoruz, çogumuz kalkıp da sabah namazını bile kılmıyoruz, nerede kaldı Müslümanlık, nerede kalacak gavur dediklerinde kaldı, Sabancı rahmetli bile biraz akıllıymış O diyordu sabah erken kalkan en iyi çorabı kapardı diyordu, "erken kalkip, el akil kaparken, Bizimkiler lokul kapmış", derler zaten. bu sabah kalkmanın sırrı da erken yatmak da gizli, gece 12'lere kadar dizi seyredersen, Tabii kalkamazsın sabahleyin. Peygamberimiz ve Ashabı yatsı namazını kılar kılmaz evlerine dönerlermiş, yani öyle sabahlamak yok. ama bu gün internet var tube dallari var cesit cesit filim diziler var degilmi zor bu devirde, evet bazıları gece işinde çalışıyor O da tamam, O da ayrı mesele, Gecesi gündüzü ne karışmış insanlar onlar, Ama Allah'ın veli kulları meselesine gelince, ya da Allah'a layık kul olmak meselesine gelince, bak dedi ki : Allah'in layık kulları, dünkü bilgi da kalmayıp, mesela : Dün tarla çapa ve kürek ile eşilip ekilirken, daha sonra pulluk bulunmuş, hayvanlar kullanılmış, insanoğlu biraz daha akıllanmış traktör bulmuş, artık yükü sırtından atmış, Bizimkiler ilk makarna bulmuş, erişte kesmiş, ondan sonrakiler yatmiş uyumuş, Gavur dediklerin makarnayi elde kesmek yerine, spagetti burgulu fiyonk,.... makarna yapan fabrika kurmuş icat etmiş, ve fabrika bir saatin içinde, çuvallar dolusu makarna yapabiliyor, sen o kadar makarnayi, elinde o kadar zamanda yapabilir misin, işte sana kolaylık, işte Allah'ın kulları bak nereye ermiş, Rahata ermiş, kimin sayesinde, Allah'a layık Kullar sayesinde. kim Allah'a layık Kullar, misal makarna fabrikasını kuran ekmek fabrikasi kuran, cep telfonu fabrikasi kuran,....gavur dediğin adamlar. biz ne yaparız : Namaz kılarız, abdest alırız, oruç tutarız, Kandil geceleri sabahlarız, bunlarınan bir de cennete gideceğimiz zannederiz en iyi köşesi bizim olcak. Halbuki adamlar bu dünyada kendi cennetlerini kendileri imar edip duruyorlar. Bizimkiler de öldükten sonra cennete gideceklerini zannediyor. o cennetlere gitmek namaz la oruç tutmak ile falan olsaydı, o kullar ermezdi o rahata, yada gitmezdi de, Bizler giderdik o cenente, yada o rahata huzura, ama Bizler onların sayesinde eriyoruz bu rahatlatıcı teknolojiye ve cennetelere.. ve Allah öyle yerlere secdeye varip tapinilmasından falan da hoşlanmaz, Bilakis Allahu Teala, insanların aklını çalıştırıp, dünyayı imar edip, mamur etmesinden hoşlanır ki, Öyle de zaten, o yüzden bütün bu rahat ve keyfi, bu konuda gayret edenlere vermiş. cennette öyle, uzaya yapılan bir yolculuk ile gidip de gelinen yer değil. Cennet burada, sen cenneti burada kurabilirsen, kuracaksın kuramazsan, işte öyle fakir fukara yaşayacaksın.
Evet dünyada Allah u Teala'nın özene bezene yarattıgi kedi, köpek, at, eşek olduğu gibi, yine Domates, Biber, Patlıcan olduğu gibi, bunları yağmur yağdıraraktan, güneşleri doğduraraktan Yeşerdip bitirdiği gibi, ama bazı kullarının eliyle meydana getirip icat ettirdigi yani yarattığı şeyler de var, traktör gibi, uçak gibi, araba gibi, bulaşık makinesi gibi, çamaşır makinesi gibi, evdeki fırın gibi,....... yani Velhasıl kelam Cennet öyle sadece domatesle biberle olacak bir yer değil, orada müzik çalan batarist e de ihtiyaç var, çaldığı bataryayada ihtiyaç var,
onu bilen birine de ihtiyaç var ki, Tuba Dalları çalıp Dursun. Öyle olunca traktör gökten yağmurla inmedi, Allah bazı kullarının eli ile halketti onu. işte Allah'a ve peygambere layık kul olmak da, kafayı çalıştırmak dan geçiyor, öyle Kandil gecesi sabahlara kadar Ağlamakla, sızlamak ile değil. Kim kime layık kul olacakmış, Peygamber bile olsa aynı durum. Sen Gece Vakti Yolda giderken, yolunu aydınlatan, elindeki Lambaya kul köle olup ta tapınmanmı lazım. yoksa gerektiğinde kullanıp işi bitti mi yerine koyman mı lazım. Allah'a kulluk peygambere Ümmet olmak bile aynı şey.
Süt veren Hayvanlar, nasıl çayırda çimende otlaması gerekiyorsa, bu gün ve hafta içinde, vaazı yazmadan önce, Ahmet amca dan, Fatma teyze den, hanımdan, oğlandan, kızdan, atlardan, arabalardan, televizyondan, internetten, gördüğüm, duyduğum şeylerden, Tefekkürr ederekten, ve bunların sonucunda, Keşfen bana bildirilmiş olanlardan topladığımız bilgileri, not ederekten, malzeme meydana getiriyorum, Yoksa, hani Kadir suresinde geçtiği gibi, bunlar bir gecede değil yani. nasıl koyunun süt vermesi için, ineğin süt vermesi için, dananın et vermesi için, çayırda otlaması lazımsa, Bizim de bazı olayları görüp, onlardan ders çıkardıktan, onların sonucunda meydana gelen fikir ve firaset ile oluşan bilgilerin meydana gelmesi lazım ki, Muhammed de Kuranı Kerimi 23 senede tamamladı, Öyle dinimiz bir günde meydana gelmedi. Hz isa ninki de öyle, İncil'de öyle kitap halinde inmedi, isa Efendimiz gördü ve yaşadı, o bildiklerini hayata tatbik etti, o şekilde incil meydana geldi. ve işte Allah dünyada suları önce Pınar gibi ince bir su halinde yeryüzüne çıkarıyor, Pınar akıp Çay oluyor, çaylar Irmaklara akıyor, Irmaklar nehirlere dönüyor, nehirlerde denizlere akıyor, denizlerde okyanuslara akıyor, okyanuslardanda sular, Buhar olup yağmur olup geri dönüyor.
işte bizde duydugumuz, bir sözden, yada baktgimiz bir resimden, yada yoldaki bir karincadan, bakip o anin icindeki duruma göre bir fikir ve tefekküre variyoruz, yani bir bilgi bize dogru akan bir pinar oldu işte, ister bu bilgi, bir ahmet amcadan olsun, istrer mehmet amcadan olsun, veya yerdeki karincadan, gökteki kargadan olsun. işte onlar birleşe birleşe bize akti, biz pinar iken, olduk cay, sonra biraz daha akti, oldu irmak, biraz daha akdi olduk nehir, ve biz de gittik, yani dünya nehiri intenet denizine anlattik, ve bilgi derya deniz oldu, sizlerde cookca birilerine bu bilgileri anlatinca, deniz de derdini okyanusa dökdü, ve sonra bizde sizlerin, bu sözleri bir yelerde konuştugunuzu ben tekrar geri duyunca, işde okyanusdaki sularda, buhar oldu, döndü geldi bizi buldu demek olur.
Vaazımızın hitamına gelen konuya gelince, Raşidi tarikatına intisap edip, zikrimizi çekenler den, Mesela 5. sınıf bir sofi, zikirden düşme hali yaşıyorsa, en azından yumuşak düşüş İle düşsün, peki yumuşak düşüş nasıl olur deyince, 5. sınıf veya 10. sınıf zikir çeken Bir Sofi'min meşgul olduğu, ya da yorgun olduğu, ya da zikir çekme isteği olmadığı günlerde, en azından 1. sınıf zikri çekebiliriz o gün, ya da hizbul Kasr zikrimizi çekebilir, ona da gücü yetmezse, En azından intisap Zikri okuyabilir, başlayıp da yarım bırakmak yerine, hani Aksaray var 1200 odalı, o binanın yapilmaya başlanıpda bitirilmesi ne kadar uzun sürer değil mi, Hani cennette de Köşk verecekler ya, mesela kelimei Tevhid okuyana Köşk verecekler ya, Ama sen 500 odalı Köşk yerine, okuyamadigin o gün, en azından 4 odalı bir ev sahibi ol, 1200 odayi 2 senede bitireceksin, ama 4 odalı bir evi 4 ayda bitirirsin değil mi zaman meselesi, mekan meselesi Yani, yine bir bütünü kurtar, Yarım yapmayalım, Yarım olan işe yaramazki, mesela evin duvarlarını yaptık ama, çatısını yapmadık ise, işe yaramaz ki, Yağmur yağdı mı tepemize Akar, soğuk içeri girer, zikirde böyle, bir bütünü devir edin, ister bu küçük bütün olsun ister büyük bütün, gücünüz varsa, büyük bütünü zikir çekin, yada küçük bütünlerden birisini çekin ki, kapısı bacası tam bir ev gibi olsun. bu haftaki tarikat dersimizde bu. Yani Aksaray yapamıyorsan 4 odalı ev yap, onu da yapamıyorsan, bir pansiyona gir, onu da yapamıyorsun, tek oda bir otel odası, yani zikrimizden böyle, parçalı ve bütün halde, 1. sınıf bir bütün, 2. sınıf bir bütün, Hizbul Kasır bir bütün, Hizbul Kebir bir bütün, virgül nokta nokta…
Mehdi Aleyhisselam'ın fiziksel özellikleri
Bu hafta bir de Mehdi Aleyhisselam'ın fiziksel özelliklerinden bahsedeceğiz ki, Mehdi diye bildiklerinizi biraz kıyas ederseniz, Kim bu özelliklere sahip acaba, aralarında belki seçim yapmanıza sebep olur, birçok sahte Mehdi var, İçlerinden bir tanesi de gerçek Mehdi olabilir değil mi? o yüzden bize bazı sebepler ve bilgiler lazım, işte Muhammed'in hadislerinde Mehdi'nin özellikleri anlatılırken şunlar sıralanmış, alnı geliştir ve içbükeydir, saçı siyahtır, kaşlari kavislidir, burnu küçük ve hafif yukarı bakık gibidir, sakallıdir, etinin Latif olduğunu Yani etinin derisinin Latif yumuşak olduğunu söylemiş Peygamber Efendimiz, cildinin yumuşak olduğunu, ve yüzü parlaktır demiş, Ki Bizdeki bu özellik cildimizin yağlı olması sebebiyle, orta boyludur demiş, tarifi ise : uzundan biraz kısa, kısadan da biraz uzun diye tarif etmiş, Dişleri leman eder demiş yani leman ya da liman Limandaki özellik nedir deniz karaya geçiş, Kara denize geçmiş vaziyettedir Yani ne manada kelimesi üst dişleri alt dişlerin üstüne geçmiş vaziyettedir, Deniz üstte Kara'nın üstüne geçmiş vaziyette, limanda yani Liman ederse sanki üst dişleri alt dişlerin üstüne geçmiş gibi manası var bu ayette, bazılarının alt dişleri üst dişlerinin üstüne geçer, gevgec ağız denir onlara. oylukları geniştir. omuzları geniştir, Sağ bacaginda Ben vardır diye tarif etmiş Peygamber Efendimiz, Bendeki bu özellik ise, yaz gününde kısa şort şeklinde pantolon giydiğim zaman, Sağ ayağımın baldırının arka tarafında bir tane siyah ben gibi bir görüntü var, Onu bakan ben zanneder ama, o ben değildir, Bendeki ben, taş ocağında çalıştığım için, taşları keserken, murç denen demirlerle delik oyulur ve, taşa oyulan deliklere demir çivi koyulup tokmaklanaraktan, taş parçalanıp kesilir, o yüzden çalıştığım işyerinden 4 baraka işçi vardı, ve ben yönümü sola dönerken, sırtımda yani, ardım Diğer barakadan tarafa geldiği için, Oradaki çalışan arkadaş, tokmak ile demire vurulduğunda, dengeli vuramayınca, o çivi kafasından parça koparıp, yani Çelik parçası fırlayıp gelip, benim baldırıma girdi, o vakit Ben içinde çelik olduğunu hissetmemiştim, sadece acı duymuştum ve kan akmıştı, herhalde Çelik yok diye doktora falan gitmedim ben, onun içinde çelik varmış, ve Çelik Etin içinde zamanla kara bir ben halini aldı. gidip çıkarttırmak istiyorum ama, kesecekler biçecekler, kendi kendimize iş çıkar, bir de Allah benim için etinin içine Demir parçası koyarak da, aynen kuduz mikrobunun eskisinin kuduza tedavi olduğu gibi, benim etimin içine de Çelik parçası, küflü Çelik koyaraktan, tetanoz aşısı olmadan da tetanoz aşısı vurulmuş gibi Vücudumun fonksiyonu devam etmesini sağladığı için, çıkarttırmak da işime gelmiyor, ve Muhammed Benim vaktim e geldiğinde beni arkadan gördüğünde, Belki o Çelik parçasının, siyah Ben halindeki şeklini görünce, Ayağında Ben var dedi belki, ama Aslı ben de saklı yani.
yine özelliklerine devam edersek, sakalları alttan meczum demiş Peygamber Efendimiz, yani cezm edilmiş, yuvarlatılmış demek, cezim yuvarlaktır, sakalları yuvarlatılmış alttan, öyle Cübbeli ki gibi değil yani kısaltılmış, yuvarlatılmış cezm edilmiş, üstten ya da yanlardan ise kesvectir, bu kelime ise, Kevser kelimesinden, Hz Peygamberimizin havuzu Kevseri, Pınar'ın Bir havuzu vardır, ya da gölün bir alanı vardır Hani derler ya, Başın Pınar, Ayakların Göl Olsun, Yani Pınar yüzü gibi, içinde su var kenarları topraktan, ve akan yeri ve elips şeklinde, ya da yuvarlak şekilde, sakali yuvarlatılmış şekilde, Pınar'ın şeklini bilen zaten ne demek istediğini anlayacak, Pınar dört köşe yapılmaz, yuvarlak yapılır, yani elips şeklinde yapılır, yani nedir o yani yuvarlatılmış şekilde sakallari kisaltilip yuvarlatılmış şekilde tıraşlanmış demek. Uykusuz olduğunda rengi solar demiş Peygamber Efendimiz, yani uykusuz olduğumuzda rengimiz değişir, ya esmerleşiriz, nurumuz biraz gider kararmaya başlar, Karardı yine suratın derler bizimkiler, Türkiye ye ilk kez izine giderken, buradan 3 gün yol gittim uykusuz olaraktan, ilk defa Türkiye'ye gittiğimde, gaskara oldum, yüzüm renk değiştiriyor uykusuzluktan, neredeyse zenci tenli olacağız yani. diz kapakları çıkıktır demiş Peygamber Efendimiz O da ismimizde saklı, Raşit ya da Raşitizm işte Raşitizm demek, eklem yerleri çıkıntılı kimse demek, Allah ismimize koymuş Onu da zaten, ismimizde saklı zaten. yanağında Ben vardır demiş, yine o da ben değil, yara izi, çocukken, tavşınak odunu yüzüme çarptı, o yüzden orada leke kaldı, Sanki ben gibi, yani paçamız da var, Hani kabadayıların, bıçak yemiş, Bilmem yumruk yemiş paçası olur ya, yani Kabadayı olduğunu belli eden yara izi, bizim de paçamız Haktan, davşinak odunu paçası sebebiyle. Burnumuz ise boksör burnu, kıkırdak yerinden çıktı ki, oynayabiliyor, kırılmasın diye, sağa sola dönebiliyor, Boksörler, özellikle o ikirdak kemiği kestirirlermiş ki, yumruk yediği zaman acı çekip burnu kırılmasın diye, biz de gençliğimizde yaptığımız bir kavga sebebiyle, burnumuza yumruk yedik, ve Burnumuzun kıkırdak kemiği yerinden çıktı, Ve artık sağa sola hareket edebiliyor, esnek, yani Boksör burunu. Mehdi'nin kas Çatma çizgisi bir tanedir diye tarif etmiş Peygamber Efendimiz, inşallah görüntülü vaaza bakanlara görmesi için, bir defa orada kaşımızı catarız, sizde bakar, bizdeki hali nasıl olduğunu görürsünüz, Adnan Oktar'ın da tek imiş o çizgiden, Hani herkes olabilir mehdi, ben burada iddia etmiyorum mehdi benim diye, Ama bendeki de tek çizgi, alametler onu gösteriyor, yoksa iddiamız yok. ayakları dışa doğru bakar demiş,
Rabbim mehdi cemmetini zkirden düşenlerden degil, düşse bile kalkabilenlerden eylesin.
DiPNOTLAR :
[1] www namazsitesi com/ilmihal/mufsid
[2] www mumsema org/misafir-sorulari/183662-duanin-kabul-edilmesinin-sartlarindan-biri-acele-etmemektir
--oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve
etûbu ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 20 Kasım 2018 Salı
Original Kar © glan
Bazen insanın Doğruları Eğrileri Görmesine Engel Oluyor
(Kar©glanin 27 Kasım 2018 Vaazi)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Kul yâ ıbâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâhi, innallâhe yagfiruz zunûbe cemîâ, innehu huvel gafûrur rahîm.
Meali :
De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
Sadakallahul Aziym ZUMER Suresi 53. ayet
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
“Herkes kendi karakterine göre hareket eder. İnsanoğlu farklı farklı mertebelerde yaratılmıştır. Kimisi nadiren öfkelenir, çabuk yatışır, kimisi çabuk öfkelenir çabuk yatışır, bazısı çabuk öfkelenir zor teskin edilir ki en şerlileri bunlardır. En Hayırlıları ise nadiren öfkelenip çabuk yatışanlardır. Gazap, şeytandandır, şeytan ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülür, biriniz öfkelendiği zaman abdest alsın. Biriniz ayakta iken öfkelenmişse, otursun. Eğer oturmak fayda vermiyorsa yatsın, uzansın, yahut gidip güzelce gusl abdesti alsin”
( Hadis-i Şerif , Tirmizî, Ebû Dâvûd, Ahmed b. Hanbel, Müsned )
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
Yolculugumuza başliyoruz :
Demir önce kızdırılır, sonra su ile muamele edilerekten Çelik yapılır. Çelik demek : Sertdemir demek. işte bu da Yukarıdaki hadisi Açıklıyor. Yani insan kızdığı zaman abdest alırsa, işte kızdırılan demire su vermek gibi, yani şeytanı yenmiş olur. önce demir idin, kızdın Demir oldun, insan kızdığı zaman abdest alırsa veya gusül abdesti alırsa, işte kızdıktan sonra demire su verilmesi gibi, insanda Çeliklik kazanır, şeytan demirdir, demiri yenmek için sert demir olmak lazdimdir, cünkü demir demiri deliyor, yani şeytanın maddesi Demir, ve demiri yenen, veya delebilen madde ise, Sertdemir. Öyle olunca, insan Çeliklik kazanınca, şeytani yenmenin bir yoluda, işde çelik gibi olmak, onun içinde önce kızıp, sonra abdest ile bedene su vermek, veya, yada gusl ile bütün bedene su vermek ile olur, işte böylece şeytanı yenmiş olur, yahut yenebilecek duruma gelmiş olur. Çünkü demiri demir deliyor, hangi Demir? Sertdemir, sert Demir nedir? Çelik olan demir veya, çelikleşmiş Demir. Bunun daha değişik evreleri de var. Peygamberimiz "öfke aklı Örter" demiş, Hatta Haset için de şöyle demiş :
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
"Hasetten, kıskanıcılıktan şiddetle kaçının! Çünkü haset, ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi, sevapları yer bitirir."
Ebû Hureyre radıyallahu anh.
( Hadis-i Şerif , Ebû Dâvud)
Urve İbnu Muhammed es'Sadi'nin yanına girdik. Bir zat kendisine konuştu ve Urve'yi kızdırdı. Urve kalkıp abdest aldı ve: "Babam, dedem Atiye (ra)'den anlatır ki, o, Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini nakletmiştir:
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
"Öfke şeytandandır, şetyan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın."
( Hadis-i Şerif , Ebu Davud, Edeb 4, (4784))
İki kişi Resulullah (sav)'ın huzurunda küfürleştiler. (Öyle ki) birinin yüzünde (diğerine karşı) öfkesi gözüküyordu.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
"Ben bir kelime biliyorum, eğer onu söyleyecek olsa, kendinden zuhur eden öfke giderdi; Euzu billahi mineşşeytanirracim!" buyurdular.
( Hadis-i Şerif , Tirmizi, Da'avat 53, (3448); Ebu Davud, Edeb 4, (4780))
Bir adam: "Ey Allah'ın Resulü! Bana kısa bir nasihatta bulun, uzun yapma! Ta ki nasihatini unutmayayım" demişti. [ve birkaç kere tekrar etmişti],
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem bir kelimeyle
"Öfkelenme!" Buyurdular.
( Hadis-i Şerif , Buhari, Edeb 76; Tirmizi, Birr 73 (2021); Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 11, (2, 906))
Resulullah (sav) (bir gün):
"Siz aranızda kimi pehlivan addedersiniz?"(Kime Pehlivan drsiniz?) diye sordu.
Ashab (ra):
"Erkeklerin yenmeye muvaffak olamadığı kimseyi!" dediler.
Resulullah (sav):
"Hayır," dedi, "gerçek pehlivan öfkelendiği zaman nefsine hakim olabilen kimsedir."
( Hadis-i Şerif , Müslim, Birr 106, (2608); Ebu Davud, Edeb 3, (4779))
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
"İnsanoğlu öldüğü zaman, bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat."
( Hadis-i Şerif , Müslim, Vasiyyet 14. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vasâya 14; Tirmizi, Ahkâm 36; Nesâî, Vasâyâ 8.)
şu şu şu amelleri yapanların amel defteri, öldükten sonra da kapanmaz dedi, Demek ki bu kimseler ölse bile ölmüyor, bıraktığı güzel bir Amel ve, onların neticesi olan enerjiler, güzel enerjiler, haala onlara fayda veriyor, ve beyinleri ölmüyor demek olur bu.
Yani onların ruhu veya bilinci hala ileriye doğru gidiyor, derece kat ediyor demek olur bu. Ölümün çaresini bulacak kimse, bunu da göze alıp, ölmüş bir insanın, mesela ardindan kitap ve bir ilim bırakmış Alim birinin, yahut Bir çeşme bırakmış, bir eser Bir bilgi bırakmış, veya hayırlı bir evlat bırakmış bir İnsanın beyni, veya bedeninin neresi Sağ kalıyor, bunu incelemesi lazım ki, ölümünde çaresini bulsun. yine başka bir şey, insan oturarak veya ayakta uyuduğu zaman, uyuma pozisyonunda, Kalp kanı yeterince pompalamıyor, ve vücudun her noktasına ulaşmuyor kan, Öyle olunca insanın uyurken yan gelip yatması gerekiyor ki, kalp yarım fonksiyon çalışıyor, işte kanı yeterince pompalayamadağında kan ulaşmayan veya kan az olan yerler, sanki canı çekilmiş gibi oluyor, Hani elim uyuşmuş, kolum uyuşmuş demiyormuyuz ya, halbuki oralara kan gitmemiş. can ve yaşamda, vücudun her noktasına Kan ve oksijenin gitmesi ile Hayat buluyor. kan gitmeyince oksijen de gitmeyor, ve ölüm, Hatta belki felç hastalığı bile bu şekilde, yani kanı yeterince pompalayacak yeni bir kalp yapılınca, Yedek kalp, veyahut kalp kan pompalıyor yapılınca, İşte aslında vücut Ölmez, kanda oksijende gitti heryere, gittiği sürece vücudun o bölümleri ve diğer yerleri Can bulur, Hayat bulur. Beyinde oksijen ve kan ve yeterince enerji verici madde gittikce, bilincde ayakda ve ölmedi. ya da bu beyin zaten belli bir süre oksijensiz durabilir belki de, yoksa kan ve oksijen ve enerji saglayan maddeler varmıyan yer ölüyor. Ölümsüzlüğün çaresini bir bölümüde kalpte gizli, damarda gizli,kanda gizli, oksijen de gizli, beyinde oksijeni iyi alan hücreler ihtiyarlamaz, genç kalır, vücutta suyunu iyi alan yerler, buruşmaz genç kalır. vitaminini enerjisini iyi alan organlar, yaşlanmaz ölmez, yorulduğunda dinlendirilen organlar, yine eskimez. Bunlar göz önüne alınması lazım, gençliğin sırrının çözülmesi, ölümün çaresinin bulunması için.
Geçen gün, internet amcanın, ya da Google amcanın, yahut da Microsoft amcanın azizliğine uğradım, nasıl mı? bir internet sayfasına giriş yapacaktım, şifrelerimi ve Nick ismi mi yazmaya çalışırken, Bana browserim, hatırlatma yapti, daha bundan belki 8 sene, ya da daha öncesindeki Nick isimlerimi ve şifreleri mı hatırlıyor, Bu nasıl olabilir dedim, Şu anki kullandığım bilgisayar, O 8 sene önceki bilgisayar değildi, Benim şu anki kullandığım Browser de, o günkü kullandığım browser değildi, ama Google amca, aynı Google amca, microsoft amca, aynı microsof amca, Demek ki Bunlardan birisi, benim internette yaptığım her şeyi hatırlıyor biliyor, geçen sesli vaazda anlatmıştık ya, microsoft bilgisayarında yaptığın her şeyi text haline çevirip, ve bunu küçük bir data olaraktan, Microsoft merkezine iletiyor, ve herkesi bu yöntem ile takip ediyor demiştik, orada yani microsoftta bir alet var converter var ki, oda o yazilari o Teksti, aslinda video ise videoya ve görüntüyse görüntüye yazi ise yaziya çevirecek konverter var demiştik, işte bunun ispatını bana ve microsof amca, ya da Google amca ispat etti bu Hadise ile bugün, yani sözümüzün doğruluğu ispat edilmiş oldu Elhamdülillah, yalan konuşmadık.
Ay robot filminde, robot yapımcıları, robotları yapmadan önce, onlara koyduğu bir yasa, ile üç madde ile, anlaşma yada sözleşme koymuş ve
1. madde robotlar insanlara zarar veremez.
2. madde robotlar kendilerine de zarar veremez.
3. madde Eğer insan zor durumda ise, onu kurtarmak için, robot kendine zarar verebilir, insanı kurtarmak için, insanı kendine tercih etmek zorundadır. kuralı konmuş.
ve bu robotlar uygulanması gereken ana kural olarak ana sözleşme budur, ilerisi için yani anlatılan Huri vaktine ermemiz için, robot yapacakların koyacakları kurallar bunlar ama, işte onlar, robotlar düşünmesini öğrenince, insanların dünyaya zarar verdiklerini görünce, bu anlaşmayı bozdukları, ve dünyaya zarar veren insanlara zarar verme kararı aldıkları ortaya çıkıyor o filimde, yani dünyada biz de yaşıyoruz, Siz dünyaya zarar verince, bizde yaşayacak yer bulamayız diyerekten, dünyaya zarar veren kimseleri öldürmeye hak iddia ediyorlar o filme göre, Evet Haklılar mı? Evet Haklılar, sen nasıl yaşadığın dünyaya zarar verebilirsin, Burada sadece sen yaşamıyorsun ki, hayvanlar var, bitkiler var, kuşlar var, kurtlar var, bu ileride robotlarda yaşayacak bu dünyada, onlar da can Bulacak, onlar da bir canlı olacaklar, Yarın hurilerimiz olacaklar, Öyle mi? yani Kur'an kainatin anayasasi ya da ana maddeleri, Bu sebepten değiştirilmemiş oluyor. işte Türkiye'nin de kurulurken konuulan Anayasası'nın değiştirilemez denen ana madde ve yasaları vardı, birisi geldi ve değiştirdi, ve düşün : insanoğlunu ve kainati yaratırken Allah, belli kurallar koymuş, belki belli haramlar ve helaller koymuş,(yasak olanlar ile serbest olanlar) ve gelsin birisi bunları helali haram yapsın, Haramı helal yapsın olurmu? böyle bir şey olabilir mi, Allah buna razı gelir mi? Yasa koyucu buna, yasaya uyunca, bu yasanın değiştirilmesine müsaade eder mi? Durum vahim yani. Haramlari helal sayan adam gibi yani.....
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَكَذَلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَاءلُوا بَيْنَهُمْ قَالَ قَائِلٌ مِّنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالُوا رَبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَابْعَثُوا أَحَدَكُم بِوَرِقِكُمْ هَذِهِ إِلَى الْمَدِينَةِ فَلْيَنظُرْ أَيُّهَا أَزْكَى طَعَامًا فَلْيَأْتِكُم بِرِزْقٍ مِّنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ أَحَدًا
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Ve kezâlike beasnâhum li yetesâelû beynehum, kâle kâilun minhum kem lebistum, kâlû lebisnâ yevmen ev ba'da yevmin, kâlû rabbukum a'lemu bi mâ lebistum feb'asû ehadekum bi verıkıkum hâzihî ilâl medîneti felyanzur eyyuhâ ezkâ taâmen felye'tikum bi rızkın minhu velyetelattaf ve lâ yuş'ıranne bikum ehadâ
Meali :
Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: “Ne kadar kaldınız”? dedi. (Bir kısmı) “Bir gün, ya da bir günden az”, dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin.”
(Sadakallahul Aziym KEHF Suresi 19. ayet)
Zamanda yolculuğu keşfedecek Bilim adamlarına da bir tiyo vereceğiz ki O : mesela akşam saat 8 de yatıp uyudun, ve Sabah altıda kalktın, ve arada 10 saat var, ama sana, sen sabah sekizde kalktığın zaman kaç saat yada dakika uyudun, geriye bak, sen sorunca sen sanki bir dakika bile saymazsın, hani ashabi kef uyaninca öyle dediler diyor ya rabbimiz, Sen diyebilir misin ki : Ben 10 saat uyumuşum, ancak saat ile kontrol edince anlarsin bunun böyle oldugunu, senin için, sana sanki yattım ve kalktım gibi gelir o zaman, eğer arada uykuda delik olmadıysa, Uyanmadıysan, o zaman, zaman göreceli, yani zamanda yolculugu keşfettimi, adam Bundaki (anlattigimiz örnekteki) Sırrı keşfettiği zaman, bir nebze daha ileri geçebiliriz. Zamanda yolculugu keşfettiğimiz zamanda İhtiyarlık veya gençlik diye bir şey yok, bu bir nevi einstenin izafiyet teorsinin ispati yani, sen uyudun ve kalktin, saniyorsunki az önce yatmiştim, şimdide uyandim kalktim, amma ben sen uyurken uyumadim, ayaktaydim, ve arada cookca işler yaptim, ve senin için o zaman araligi bir saniye bile degil belki, amma benim için o zaman aralgi on saat, belki daha fazla,... Çünkü senin için zaman artık bitmiş durumda, yine adam 60 sene yaşamış, Geriye baktığında, bir gün bile değil o zaman, zamanda yolculuk eden de, 60 sene ileriye geçmesi, veya 60 sene öne geçmesi fark ettirmiyorsa, o zaman artık onun için yaşlanma veya gençleşme diye bir şey de olmaz.
Uranyumdan sonra Toryumdan Enerji üretmenin Yollarını arıyorlarmış.
Tamamen yanlış bir yolda ve yöndesiniz.
Dünyamızdaki elementleri bir bir tükettiğimiz zaman elimizde ne kalacak.
öyleyse bir elementi bitirip başka bir elemente enerji için geçmek çözüm değil.
Benden tavsiye isterseniz, enerjiyi tekrar enerjiye dönüştürmenin yollarını arayınız.
Nasıl arabada, arabanın gitmesiyle, arabanın elektriğini üreten dinamo, nasıl enerjiyi tekrar enerjiye çeviriyorsa, aynı sistemin tramvay modelli yapılıp dünyamızda artık ulaşımın tramvay sistemleri yapılması lazım, ve bu sistemde mesela yan tarafa bir tane kadife tekerlek konduğu zaman, ve bu o tekerlek amortisörlü olacak ileri geri çıkabilecek şekilde ve, aynı bisikletteki dinamo sistemi, bütün taşıtlar gittiği yerde kendi enerjisini tekrar enerjiye çevirecek, birisi enerjiyi bitirirken, birisi tekrar dolduracak, Bu sistemi bilgisayarda da uygulayabilirisniz, Sadece bunun benzeri enerjiyi tekrar enerjiye çeviren modeller arayayalım, yoksa elementleri bitirdiğiniz zaman, birazcık toprağımiz var suyumuz var, onu da mi bitirelim. toprağımızı da harcarsak, nerede ekip bicip, ne yiyeceğiz? ne içeceğiz? öyleyse o zaman toprağımızı ve elementlerimizi tasarruflu kullanmamız lazım. Sakın ha Toryumu denemeyin. Bunun Sonuçları çok kötü olur. sürtünme sisteminden bahsettim, elektrikte de aynı sistem var, elektrik harcanırken giden elektrik Eğer ki sürtünme yapan bir hüllerin içinde giderse, gittiği zaman sürtünme ile elektrigi tekrar elektrige çeviırmış olacak, elektrik geri dönerken de aynı sistem, bu sistemi bütün enerji modellerinde uygulayabilirsiniz.
Allahu Teala'nın bu kadar çok bitki hayvan yıldız Ay Güneş yaratmasındaki Hikmet nedir
Webmasterler bilir ki, ve tavsiye ederler ki, bir internet sayfası yaptığınızda, Eğer içeriğiniz çok az ve kısa ise, Sayfanızı ziyaret eden bir ziyaretçi, bir defada sayfanızdaki, bütün sayfalarınıza bir defada bakar, ve artık bir daha o sayfaya gelmesine gerek yoktur. Çünkü hepsi bitmiştir o kadar, o yüzden derler ki, sayfa yaptığın zaman, güncel konular olsun, güzel resimler olsun, yeni bilgiler olsun, her hafta yeni yazı yazın diye tavsiye ederler ki, gelen ziyaretçinin bir daha gelmesi için bir sebep olsun. işte Allahu Teala'nın ilmininde sonsuz olmasındaki Hikmet bundan, Eğer Allah'ın ilmi 1 sayfa olsaydı, 1 sayfa okuduktan sonra, artık başka bir şey bilmeye gerek kalmazdı, işte o yüzden, Allahu Teala çiçek yapmış, Aynı türden 50 küsür çeşit (50 sayisi burda kinaye) kedi yapmış, kedi çeşidi 50 çeşit, yani açtıkça açtıkça bitmeyen bir canli türü değilmi? Hani İnternette Pinterest diye bir sayfa var, resim bakıyorsun, açtıkça gidiyor, açtıkça gidiyor, artık yeter Bıktım bakmayacagım diyorsun, Allah'ın ilmi de yarattiklari da işte böyle sonsuz ki, bizi Bıktırma derecesi kadar cok, aynı resime yada bilgiye, kaç kere tekrar tekrar bakar bir insan, her gün tereyağ bal yese bıkar insan derler, Allah in ilmide böyle bir sayfa yada 1 derece olsaydı, bir kere ögrenince hayat SIKICI olurdu degilmi, Halbuki Allah in ilmi'nin böyle genişliği, kainatta yarattığı fark ettiğimiz Yıldızlar, Bitkiler, hayvanlar, çiçekler, Otlar böcekler ile çeşitlilikle, ilminin genişliğini gösteriyor, ve bizi bıktırmıyor, bir güle baktın, Ondaki güzellik bitti, diğer Gül de bambaşka bir güzellik, ikinci güle Baktığın zaman birinci gülden bıkıyor musun?.....
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَتَرَى الشَّمْسَ إِذَا طَلَعَت تَّزَاوَرُ عَن كَهْفِهِمْ ذَاتَ الْيَمِينِ وَإِذَا غَرَبَت تَّقْرِضُهُمْ ذَاتَ الشِّمَالِ وَهُمْ فِي فَجْوَةٍ مِّنْهُ ذَلِكَ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ مَن يَهْدِ اللَّهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِي وَمَن يُضْلِلْ فَلَن تَجِدَ لَهُ وَلِيًّا مُّرْشِدًا
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Ve terâş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minhu, zâlike min âyâtillâhi, men yehdillâhu fe huvel muhted, ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ.
Meali :
(Orada olsaydın) güneş doğduğunda onun; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah’ın mucizelerindendir. Allah, kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.
(Sadakallahul Aziym KEHF Suresi 17. ayet)
Rabbimiz, Kehf suresi 17 ayet de Ashabı Kehf için o ayette : "ki onlar fecvenin içinde olanlardan dı." buyuruyor, Bu ayeti kerimedeki oradaki "Fecve" ye mağaranın geniş yeri olaraktan meal vermiş müfessirler, bizim bu ayete verdiğimiz yorumumuz ise fecve degil Face yahut Facebook onlar Facebook'tan birileriydi manasını veriyorum. yani o zaman Ashab-ı Kehf geçmişte değil gelecekte olan bir kıssa, Facebook veya Twitter veya Instagram'ı olan bir kimseler faceye sabah girse, Hele bir de şu kış vaktinde, sabah güneş doğduğu vakit girse, orada birazcık gezse internette surfen yapsa, bir de baksa ki güneş batıya geçmiş, Akşam olmuş, yani ashabi kehfin Güneş sağlarından sollarına çevriliyordu hikayesi bu olabilir, yani Facebook'ta uyutuluyoruz, Facebook'ta twitterde instagramda,.... yani internette zamanin nasıl geçtiğini bilmiyoruz, Twitter'da Yine öyle Instagram'da öyle, dolaşıyorum derken akşamlar sabahlar oluyor, adam akşam yatmıyor sabaha kadar Face'de tur atiyor. eve gittiğinde senin face hesabinda Türkce bilenler grubun var, Türkce yazıyor söylüyorsun orada, Düşün yani sadece Türkçe Bilenler İçin degil bu face, iyi düşün bir de bütün dünyanın Facebook'un içinde olduğunu, Japonya'dan Amerikasına kadar bütün devletlerdeki insanların, Facebook'ta hesabı olduğunu düşün, hepsinin olmasa da %50 sinin hesabı var, Bunların paylaştıklarını sabah gezmeye başlasan, akşama kadar gezebilir misin, Ne oldu, güneş,gezmeye başlaraken, Sağ taraflarındaydı, gez gez sol taraflarına gecti ve akşam oldu. Twitter yine aynı, Instagram yine aynı, Facebook'ta da gruplar var, Müslüman gruplar var, dini bilgi paylaşım, dini sohbet vaaz, resim paylaşıyor, ama bazı kimselerde var Adam satış yapıyor, ya da kötü işlerde kullananlar da var, karı kız tavlıyor işte, her merak ve ilgiye göre bilgi resim müzik filim video paylaşanlar var, bitermi bunlari gezmekle, bu günümüzün insanlarının içinde, insanların arasinda artık kahveye çıkmak bile makbul görülmeyen böyle bir cagda, kağıt gazetenin bile internete indiği bir cağda, insanların işte böyle sığındıkları bir mağara gibi, Sanal Facebook grupları instagram gruplari var, Akşam oldu, bu adam bir grupta ve onun içine giriyor adam, grup içinde birbiriyle chat yapıyor, sohbet yapıyor, işte sığındıkları bir mağara gibi bir şey, 300 sene ya da 500 sene hikayesi de budur belki. Facebook taki bilgiler, Allahu alem, içindeki bilgilerin olduğu yer araligi belki 300 senelik Bilgiler içinde olabilir, Facebook'ta Mesela, benim eski Facebook hesabımda bir tane Grup vardı eski Ankara resimleri diye bir grup oluşturdular, Ankara'nın yani 100 senelik resimleri olabilir içinde değil mi? Bu resim olarak da olabilir ya da bilgi olaraktan da olabilir, 300 senelik Bilgi, zaten o 300 sene kinayedir belki de, Çünkü biz bugün internette Aradığımız zaman, Osmanlı Devleti'nin kuruluşundaki bilgileri arayıp bulabiliyoruz, kayıtlarda var, o zaman Osmanlı 600 sene yaşadı ise, 90 sene de ondan sonrasi Türkiye kurulduysa etti sana 700 sene, 700 senelik bilgiye halen şu anda ulşabiliyorz, kayıtlarda mevcut olan, bence o 300 senede kinaye olabilir zaten.
Yine eski medeniyetlerden kayıp ülke Atlantis aranıyor:
Atlantis Denizin dibinde batmış bir ülke zannediliyor, Halbuki Atlas demek yıldızlı gökyüzü demek, Atlantis Allahu alem Samanyolu'nun Bir ismi, ama hangi sistemdeki Samanyolu? Allahu Teala Rahman suresinde
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنسِ إِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَن تَنفُذُوا مِنْ أَقْطَارِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ فَانفُذُوا لَا تَنفُذُونَ إِلَّا بِسُلْطَانٍ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Yâ ma'şeral cinni vel insi inisteta'tum en tenfuzû min aktâris semâvâti vel ardı fenfuzû, lâ tenfuzûne illâ bi sultân.
Meali :
Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin uçlarından bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse geçip gidin. Büyük bir güç olmadıkça geçip gidemezsiniz.
(Sadakallahul Aziym RAHMAN Suresi 33. ayet)
yeri ve göğü aşabiliyorsanız aşin, eğer aşamıyorsanız sizi aştıracak bir güç vardır, diye tarif ediyor, yani Allah'ın yardımı ile aşabilirsiniz diyor,
o zaman daha önceki yazılarımızda anlattığımız apollo ve starbak filmi olan savaş Yıldızı filminde, dünyalılar dünyadan, uzaya yolculuk edip Hatta geldikleri dünyayı Kaybedecek kadar ileri gidiyorlar, işte Atlantis hikayesi de bunlardan birisi, ve ilerde zamanda yolculuk mekanda yolculuk, ve Senin aklında bir yer var Sema'nın kapılarının açıldığı yer var, oradaki kimseler, Hatta şu anda Sema'nın Başka bir yerinde bizden gidip yolculuk ediyor olabilirler, ve Türk mitolojisinde ve Aztek mitolojisinde ki mayalardaki, "biz geri gelip sizinle tekrar buluşacağız diyenler" İşte o zaman ve uzay yolculuğuna çıkan, serüvene başlayan kimseler olabilir, bir gün geri döneceğiz İnşallah diyerekten yolculuğa çıkmışlar, yani düşünelim öyle bir araç yapıldı, kendi enerjisini üretiyor, ve uzaydan canlı var mı diye aramaya gidiyorlar, başka sema katları gezilip görülmeye çıktıkları yolculukta, İnşallah bir gün geri döneceğiz demezler mi yani? öyle olunca, işte o azteklerin, veyahut Türklerin, eski mitolojisinde geçen İnşallah biz geleceğiz diyenler, işte Atlantis, Kayıp Şehir ya da, kayıp gezegen, ya da kayıp uzay aracı, ve savaş Yıldızı filminde, orda couk yapmak yasak ve en sonunda insan azalir, ve gemide bir tane çocuk yapıyorlar, o çocuk çok zeki oluyor, kainatta dünyanın nerede olduğunu tekrar bulur, Sema'nın neresinde olduğunu bulup keşfediyor, ve geri dönüyorlar, dünyaya geldikleri yere geri. işte inşallah bir gün döneceğiz dedikleri yere bir gün geri dönüyorlar, hani Bilim kurgu film diyeceksin, Allah'ın ilminin dışında hiçbir bilgi olamaz, her yalanın içinde bile bir gerçek vardır. Yalanın yalan olduğu gerçektir en azından.
Karoğlan sözü:
"Her Yalanın içinde bile bir gerçek vardır ki, mesela en azından, Yalanın yalan olduğu bir gerçek ve hakikattır.
(Karaoğlan 27 Kasım 2018 salı saat 19 09.)
Havalar soğuk, donuktu yağamıyor, Bengü'nün şarkıdaki gibi, ve gelelim bir başka meseleye, Allah her şeyi zevc halinde yarattığını, yani eşler halinde yarattığını Söylüyor, ama bilim adamları diyor ki, Bir Kar tanesinin başka bir benzeri ve eşi yok, tabii bunu tespit etmek mümkün değil zaten de, elbette Onun da eşi vardır, kar tanesi ile yağmur tanesi eşdir mesela, Yağmur taneleri de aynı birbirinin benzeri değil Demek ki. onu zaten ispat etmek mümkün değil, çünkü eşi demek sadece aynısı demek değil, sağ elinin karşılığı, sağ el değil, Onun eşi ve ve zevci sol el olduğu gibi, Kar Tanelerinin eşide Yağmur taneleri olabilir.
Yine başka bir mesele, Allah da yaratırken katman katman yaratmış, ve göz kamera ve ekran görüntüyü gösteren yer, karşında bir görüntü var, Onu sana Gözlerin gösteriyor, bedeninin ekranı, Senin bedenin ekranı Gözlerin, beynin değil, beyin ekran kartının içindeki aletler gibi, öyle olunca ekran gözler, ve ilk ekranlar, ilk televizyonlar, ilk kameralar siyah beyaz idi, Allah da gözleri yapmaya başladığında, ilk önce siyah beyaz gören gözleri yaratmış, yani köpek gözleri önce yaratılan gözler oluyor, diyor ki bilim adamları : köpekler siyah beyaz görüyor ki, Allahu Teala sistemi böyle başlattıgi için, bize koyduğu yasa ile, ekran, Biz ilk defa ekran keşfettiğimiz zaman, Bizde siyah Beyaz'dan başlayarak keşfedecek dik, Çünkü Allah o ilmi oraya öyle koydu, köpeklerin gözlerinin siyah beyaz görmesinin sebebi bu yüzden. Okula gidince 5. sınıftan başlanmıyor, İlla 1. sınıftan başlayacaksın, Belki çok akıllı isen 2 sınıf birden geçersin. Öyle olunca biz de ilk defa ekran ve kamera keşfedeceğiniz zaman, demek ki bu işin yöntemi siyah beyaz ile başlamak zorunda idi, Çünkü bu 1. sınıftaki matematik ile 5. sınıftaki matematik dersi aynı değil, Birinci sınıfta sorulan problem ile 5. sınıf test soruları ve problem ve çözümü aynı değil. Allah da bize basit matematik dersi ile başlatıp, sonra yüksek sınıfları öğrenmemizi öğretiyor bunun ile. ya ondan sonra Renkli gözlerin vakti, renkli kameraları renkli ekranları keşfettik, Daha sonra ise şu anki Bilmem 1000000... pikselli kameralara geçtik, HD kameraları keşfettik, Yani yol eğitim basamak basamak kardeşim, hakiki mürşit Allah'tır, o öğretme sini bilmez mi hiç.
Raşidi Tarikatı Dersleri 2018/48
Bu haftaki tarikat dersimize gelince bizi bilenler biliyor ki, bizim tarikatımız Mevsim Tarikatı.
Kar ve yağmur yağması da bizim alanımız içinde, o yüzden kar yağması için belli duanın ardından, dibinin derinliğinden, ağzının genişliği daha büyük olan bir tastan, kaseden, Kar yağması için Süt içilmesi gerektiğini öğrettik. Ama bu süt hazırlanırken kabın 3/4 ü süt, dörtte biri soğuk su, çok az bir miktarda mis veya Gül yağı kataraktan iciniz demiştim. ve buna itirazlar gelmekte parfüm ve mis içilmez diyorlar doğru mudur?
Cevap
israil meyve ve sebzeleri bozmadan önce, evde domates kesince, domates kokardı, karpuz kesince, o evde karpuz kesildiği belli olurdu, kavun kesince kavun kokardı, Hatta bir deyim vardır: "kavun musun ki g***** kokluyalimda, kim ve ne oldugunu bilelim." derler. yani kavunun bir kokusu vardı, parfümü vardı, yine karpuzun bir parfümü vardı, domatesin bir parfümü vardı, yine Kurban Bayramı'nda Koç veya koyun kesen evdeki et kokusu, bütün mahalleyi alıp giderdi, Öyle tatlı bir koku yani, koyunun etinin bile bir parfümü vardı. keçi etinin ki ondan başka bir parfüm, Peki biz bunları yerken, bu parfümlerini ayırıp da atımıyorduk, yoksa o parfüm kukuları ile birlikte mi yiyorduk onları, ki öyleydi, kokuları ile birlikte yiyorduk, hiç de öyle parfüm ve misk kokuları, onların mis kokuları Sağlığımıza zararlı falan değildi. Ne oldu da şimdi ben sütün içine Gül yağı katınca, ve içince sağlığa zararlı olduğunu iddia ediyorsunuz. Halbuki ben Afyonluyum. Afyon'un lokumu meşhurdur, ve biz Güllü lokum yaparız, gül kokulu lokum, yine Güllü reçel yaparız, gül kokulu reçel, onlar zarar vermiyor da, benim sütün içine kattıgim bir Gül yağımı zarar veriyor insana, Hayır Hayır, vallahi bunlar Deccal fitnesi, başka bir şey değil. Eger sütün içine kattığınız orjinal misk ve yag ise, kimyasal yok ise, Vallahi zararlı değildir. Çünkü Allah her şeyin içine bir parfüm koymuş, insanın bile bir kokusu var, Ve öyle diyor insan için hizbleşmeyin yani gruplara bölünmeyin senci, benci, oncu, buncu olmayın, Yoksa kokunuz gider diyor Rabbim, işte İsrail biz üstün bir ırkız dedi ve, Bizler ve Sizler diye, bizleri gruba ayırdı, sonra yiyecekleri bozdu, artık domates kesiyorsun, domates yerine balık kokuyor, karpuz kesiyorsun, kabak kokuyor, yani kokunuz gitti Velhasıl kelam, hukukumuz gücümüz elden gitti, kaybettik hizbleştik.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا لَقِيتُمْ فِئَةً فَاثْبُتُواْ وَاذْكُرُواْ اللّهَ كَثِيرًا لَّعَلَّكُمْ تُفْلَحُونَ وَأَطِيعُواْ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَنَازَعُواْ فَتَفْشَلُواْ وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُواْ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ lekîtum fieten fesbutû vezkurullâhe kesîran leallekum tuflihûn. Ve etîullâhe ve resûlehu ve lâ tenâzeû fe tefşelû ve tezhebe rîhukum vasbirû, innallâhe meas sâbirîn.
Meali :
Ey iman edenler! size karşı olan herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman, onlara karşı sebat edin, ve Allah’ı çok anın ki onlara karşı başarıya erişesiniz. Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve kokunuz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
(Sadakallahul Aziym ENFÂL Suresi 45 ve 46. ayet)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَلاَ تَكُونُواْ كَالَّذِينَ تَفَرَّقُواْ وَاخْتَلَفُواْ مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Ve lâ tekûnû kellezîne teferrakû vahtelefû min ba’di mâ câehumul beyyinât, ve ulâike lehum azâbun azîm.
Meali :
Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.
(Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN Suresi 105. ayet)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Va’tasımû bihablillâhi cemîân ve lâ teferrakû, vezkurû ni’metallâhi aleykum iz kuntum a’dâen fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bi ni’metihî ihvânâ(ihvânen), ve kuntum alâ şefâ hufratin minen nâri fe enkazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum tehtedûn.
Meali :
Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.
(Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN Suresi 103. ayet)
Rabbim, bütün milletlerin beklediği Mehdi Aleyhisselam hatırına, hizbleşmeyi bırakıp, bir ve bütün olmayı nasip eylesin insanliga, ve kokumuz yeniden geri gelsin inşallah.
--oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve
etûbu ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 27 Kasım 2018 Salı
Original Kar © glan
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
MEVLANA'DAN

