MUHAMMED
Muhammed

BAYRAK
TC.Bayrak

Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemize gönderi yapmadan önce kayıt olmanız gerekmektedir.

Kullanıcı Adı
  

Şifre
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üye: 7
» En Son Üye: Fatma
» Toplam Konular: 678
» Toplam Yorumlar: 1,024

Ayrıntılı İstatistikler

DOWNLOADEN


"Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri, E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz"
(Raşit Tunca)




AYET
"Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır"
ENBİYA Suresi 105

FELSEFEMiZ
"iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR,
Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir.
islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip,
Onunla Yaşayabilmekdir"

(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

Raşit Tunca Sözü
"Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun."
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ
"Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır."
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Raşit Tunca Fotoğrafları Ağustos 2026 Serisi V090820262341P2

   

   

   

   

   

   

   

   

   

   

   

   

Başağaçlı Raşit Tunca;Karoglan Hoca;Raşit Tunca Biyografisi;Sandıklı Afyonkarahisar;Raşit Tunca Fotoğrafları;Raşidi Tarikatı;Rasit Tunca;Raşit Tunca ve Eşi Sebahat Tunca;Nostalji Fotoğraflar;Karoglan;Hacelilerin Raşit;Türkiyeli Raşit Tunca;Avusturyalı Raşit Tunca;Turkey;Raşit;Raşit Tunca;

##########

Başağaçlı Raşit Tunca, Karoglan Hoca, Raşit Tunca Biyografisi, Sandıklı Afyonkarahisar, Raşit Tunca Fotoğrafları, Raşidi Tarikatı, Rasit Tunca, Raşit Tunca ve Eşi Sebahat Tunca, Nostalji Fotoğraflar, Karoglan, Hacelilerin Raşit, Türkiyeli Raşit Tunca, Avusturyalı Raşit Tunca, Turkey

#Tunca,#Raşit Tunca ,#Raşit Tunca Fotoğrafları ,#Raşit Tunca Resimleri,

DEVAMINA BAK

Raşit Tunca Fotoğrafları Ağustos 2026 Serisi V090820262341P1

   

   

   

   

   

   

   

   

   

   

   

   

Başağaçlı Raşit Tunca;Karoglan Hoca;Raşit Tunca Biyografisi;Sandıklı Afyonkarahisar;Raşit Tunca Fotoğrafları;Raşidi Tarikatı;Rasit Tunca;Raşit Tunca ve Eşi Sebahat Tunca;Nostalji Fotoğraflar;Karoglan;Hacelilerin Raşit;Türkiyeli Raşit Tunca;Avusturyalı Raşit Tunca;Turkey;Raşit;Raşit Tunca;

##########

Başağaçlı Raşit Tunca, Karoglan Hoca, Raşit Tunca Biyografisi, Sandıklı Afyonkarahisar, Raşit Tunca Fotoğrafları, Raşidi Tarikatı, Rasit Tunca, Raşit Tunca ve Eşi Sebahat Tunca, Nostalji Fotoğraflar, Karoglan, Hacelilerin Raşit, Türkiyeli Raşit Tunca, Avusturyalı Raşit Tunca, Turkey

#Tunca,#Raşit Tunca ,#Raşit Tunca Fotoğrafları ,#Raşit Tunca Resimleri,

DEVAMINA BAK
EANU Kimdir, Anunakiler ve Enoxix Tarikatı Üzerine Bir Değerlendirme

(Kar©glan'ın 22 Aralık 2018 Vaazından Derlenmiştir)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجْهَهُ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
"Kullu şey’in hâlikun illâ vechehu"

Meali: O’nun Zat’ı hariç her şey helâk olucudur.

(Sadakallahul Aziym, KASAS Suresi 88. ayet)

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Mehdî benim ailemden, Fatıma'nın evlatlarındandır."

(Hadis-i Şerif, İbn Mâce, Fiten 34; Sünen-i Ebu Davud)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculuğumuza başlıyoruz:

Tarih boyunca farklı inanç ve düşünce sistemlerinde, ilahi olanı anlama ve tanımlama çabaları olmuştur. Bu bağlamda, "EANU" kavramı, "Anunakiler" ve "Enoxix" gibi isimler, bazı çevrelerce farklı şekillerde yorumlanmış ve mitolojik anlatılara konu olmuştur.

Bazı kadim inanışlara göre, "EANU" veya "Anu", bilinmeyeni, tanrısal olanı veya evrensel bir kudreti simgeleyen bir terim olarak kullanılagelmiştir. Bu bağlamda "Anunakiler" ise, bu anlayışa bağlı olan veya bu kudretten feyz aldığına inanılan varlıkları ifade eder. Yunan mitolojisindeki bazı figürler ve "ENESIS" gibi isimler de bu anlatılarla ilişkilendirilmeye çalışılmıştır.

Harf ve sembolizm üzerine yapılan yorumlar da bu kavramların etrafında şekillenmiştir. Örneğin, "Ǝ" (ters E) harfi, bazı alfabelerde ve dillerde (Azerice, Kafkas dilleri, Almanca ve Arapça'daki bazı ses karşılıkları gibi) farklı bir telaffuzu ifade eder. Bu tür sembolik yaklaşımlar, ilahi isimlerin ve kavramların harf analizleriyle açıklanmaya çalışılmasına örnek olarak gösterilir.

Bahsedilen "formül" veya "denklem" yaklaşımları, evrenin veya ilahi olanın matematiksel bir dille ifade edilebileceği yönündeki düşünceleri yansıtır. Ancak bu tür çabaların, derin ve aşkın olanın yalnızca sembollerle sınırlandırılamayacağı unutulmamalıdır.

Bu tür çalışmalar, Allah'ın sınırsız kudreti ve ilminin yanında, insanın anlama çabasının bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Ancak Allah'ın zatı, sıfatları ve isimleri, yüce ve kuşatıcıdır.

---oOo---

İlahi ve Tarihsel Sembolizm Üzerine:

Kur'an-ı Kerim'de ve diğer semavi kitaplarda, firavun ile Hz. Musa arasındaki mücadele, kibirin ve ilahiyat iddiasının akıbetini göstermesi bakımından önemli bir kıssadır.

Kur'an'da, Hz. Musa'nın, kendisini ilah zanneden firavuna karşı ortaya koyduğu deliller ve yaşanan mucizeler anlatılır.

Bu kıssadaki temel mesaj, gerçek kudret ve hâkimiyetin yalnızca Allah'a ait olduğudur. İnsanın ve yaratılmışların her türlü iddiası, bu ilahi kudret karşısında hiçtir.

"INRI" (Iesus Nazarenus Rex Iudaeorum – Nasıralı İsa, Yahudilerin Kralı) ifadesi, tarihsel bir olayın ve dönemin siyasi bir bildirisinin kısaltmasıdır. Bu tür ifadeler, daha sonraki dönemlerde farklı sembolik anlamlarla yüklenmiştir.

"Kuzey Kutbu" veya "Nezaret" gibi kavramlar, bazı öğretilerde dünyevi veya ruhani bir bekleyiş ve dönüşümün sembolü olarak kullanılır. Mevsimlerin dönmesi, gece ve gündüzün değişimi, bu döngüsel anlayışın bir parçasıdır.

---oOo---

Genetik ve Mikrobiyolojik Sembolizm:

Modern bilimde, genetik ve mikrobiyoloji gibi alanlar hayatın temel yapı taşlarını inceler. İnsanlık tarihi boyunca, sağlık ve hastalık kavramları da çeşitli sembolik anlatılara konu olmuştur.

İslam inancında "ensal" veya "nesep" (soy) bağları büyük önem taşır. Ancak sembolik anlatılarda kullanılan "bakteriyel", "gen" veya "genesis" gibi terimler, gerçekte var olan bir durumu değil, daha çok manevi bir bağı, ilahi bir korumayı veya soyun devamlılığını ifade eden mecazlardır.

Peygamber Efendimiz'in (sav) kendi aile fertlerine gösterdiği sevgi ve ilgi, onların manevi makamlarını ve İslam ümmeti için taşıdıkları önemi vurgular. Bu, biyolojik bir üreme sistemi veya enses ilişki olarak değil, rahmet ve nübüvvet bağının bir tecellisi olarak anlaşılmalıdır.

"Fatıma'nın evlatlarından olan Mehdi" hadisi, Ehli Beyt'in manevi üstünlüğüne ve bu soydan gelecek bir kurtarıcı inancına işaret eder. Bu, Allah'ın rahmetinin ve adaletinin tecelli edeceği bir dönemin habercisi olarak kabul edilir.

Hadislerde ve İslam tarihinde Ali (ra), ilmin kapısı ve cesaretin timsali olarak övülür. Onun (ra) bu konumu, takva, ilim ve ferasetle ilgili olup, sembolik olarak "aslan" gibi güçlü ve korkusuz bir karakterle ifade edilmiştir.

---oOo---

İslam Düşüncesinde Temel Prensipler:

Tüm bu anlatıların ötesinde, İslam inancının merkezinde tevhîd (Allah'ın birliği) inancı yer alır.

Allahu Teâlâ, her şeyin yaratıcısıdır, her şeye gücü yetendir ve her şeyi bilendir. İnsanlar, O'nun (cc) emir ve yasaklarına uymakla sorumludurlar.

İslam'da Allah'a (cc) ve Resulü'ne (sav) karşı edebe riayet esastır. Bu bağlamda, her türlü yersiz ve saygısız teşbih ve yakıştırmalardan şiddetle kaçınılmalıdır.

Allah'ın (cc) sıfatları kemal sıfatlardır. O (cc), yemez, içmez, uyumaz ve beşerî hiçbir zaaftan münezzehtir. Bu, İslam akaidinin en temel kaidelerinden biridir.

Mü'minlerin görevi, daima hak ve hakikati aramak, batıldan uzak durmak ve tüm yaratılmışlara karşı adalet ve merhametle davranmaktır.

---oOo---

Dua:
اللهم اجعلني سعيا مشكوران و ذنب مغفور اعمال مقبوله و دراجات رفيقتي وتجاره لن تبور سبحانك اللهم و بحمدك اشهد ان لا اله الا انت استغفر الله و اتوب اليه

"Allahümmecalni Seayen meşkuren ve zenben mağfuren, ve amelen makbuleten, ve dereceten rafiaten, ve ticareten len tebur, Subhaneke Allahumme ve bihamdike, eşhedu en la ilahe illa ent, estağfirullahe ve etubu ileyk."

---oOo---

أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

"Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..!"

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

"Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne"
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

"Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk."

---OoO---

Kaynaklar

    Kur'an-ı Kerim (KASAS Suresi)

    İbn Mâce, Sünen, Fiten 34

    Sünen-i Ebu Davud

    İslam Akaidi ve Siyer-i Nebi (Hz. Ali ve Ehl-i Beyt hakkındaki genel kaynaklar)
DEVAMINA BAK
Son Deccal Fitnesi: İç Ses Hırsızlığı

(Kar©glan'ın 04 Kasım 2018 Vaazından Derlenmiştir)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَسَارِعُواْ إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

"Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâs semâvâtu vel ardu, uiddet lil muttekîn"

Meali: Rabbinizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.

(Sadakallahul Aziym, ALİ İMRAN Suresi 133. ayet)

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Kıyamet müminlerin başına kopmaz. Cenab-ı Allah kıyametin kopacağına yakın bir zamanda, bir rüzgar gönderir. O rüzgarın dalgalanmasıyla, imanı olan hiçbir mümin kalmayacak, ruhunu teslim edecektir. Allah onlara rahmet eylesin."

(Hadis-i Şerif, Şerhüs-Sünne 15/90, Müsned-ül Firdevs 5/88, El-Metalibül Aliye hadis no: 4582; Kenzül Ummal 15/229; Şuab-ı İman Beyhaki 2/191; Mu'cemut-Taberani El-Kebir 3/3037)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculuğumuza başlıyoruz:

Kâinatta düzenin devamı, ilahi iradenin tekliğine bağlıdır. Kur'an-ı Kerim'de bu husus açıkça beyan edilmiştir:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
لَوْ كَانَ فِيهِمَا آلِهَةٌ إِلَّا اللَّهُ لَفَسَدَتَا فَسُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ

"Lev kâne fîhimâ âlihetun illâllâhu le fesedetâ, fe subhânallâhi rabbil arşi ammâ yasıfûn."

Meali: Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu. Demek ki, Arş'ın Rabbi Allah, onların nitelemelerinden uzaktır, yücedir.

(Sadakallahul Aziym, ENBİYÂ Suresi 22. ayet)

Bu ayet, yönetimdeki veya güçteki çokluğun kaosa yol açacağını gösteren önemli bir ilkedir. Evrendeki uyum ve denge, her şeyin tek bir iradeye bağlı olmasıyla mümkündür.

---oOo---

Kader, Tedbir ve Tevekkül Anlayışı:

İslam'da kader inancı, Allah'ın her şeyi ezelî ilmiyle bilip takdir etmesidir. Ancak bu, insanın tedbir almaktan ve seçim yapmaktan muaf olduğu anlamına gelmez. Meşhur hadiste ifade edildiği gibi:

"Deveni bağla, sonra tevekkül et." Yani, yapılması gereken maddi sebepleri yerine getirdikten sonra sonucu Allah'a bırakmak gerekir.

Allah'ın kullarına verdiği irade ve seçenekler, O'nun adalet ve hikmetinin bir gereğidir. İnsan, yapacağı eylemlerde özgür iradesiyle karar verir ve bu kararlarının sonuçlarına katlanır.

Kaderin değişip değişmeyeceği tartışması, Allah'ın ilminin sonsuzluğu ile insan iradesinin ilişkisini anlamaya çalışan bir konudur. Önemli olan, takdiri kabullenmekle birlikte, tedbir ve duayı elden bırakmamaktır.

---oOo---

Klonlama ve Deccal Fitnesi:

İlerleyen teknolojiyle birlikte, bazı tekniklerin ve buluşların hayırda olduğu kadar şerr için de kullanılabileceği bir gerçektir.

Gelecekteki bu tür teknolojik gelişmelerin, manevi gerçeklerle harmanlanarak anlatıldığı sembolik bir dille, Deccal'in şerrinden ve aldatıcılığından bahsedilmektedir.

İslam inancına göre, Deccal büyük bir fitne ve imtihandır. Onun aldatıcılığına karşı ancak sağlam bir iman ve ilimle direnilebilir. Bu fitnenin karşısında en büyük kurtarıcının Hz. Mehdi olduğu inancı yaygındır.

---oOo---

Hijyen, Mikroplar ve Düalite:

Maddi hayatımızın devamı için hijyen kurallarına uymak İslam'ın temel prensiplerindendir. "Temizlik imandandır" hadisi bunun en açık delilidir.

Hayatımızdaki pek çok olay, zıt kavramlar üzerinden işler: iyi-kötü, gece-gündüz, yaz-kış, sağlık-hastalık.

Tereyağı örneğinde olduğu gibi, doğal olanın ve orijinal yapısı bozulmamış gıdaların sağlığa faydalı olduğu, yapısı bozulan veya katkı maddeleriyle oynanan gıdaların ise zarar verebileceği unutulmamalıdır.

---oOo---

İç Ses Hırsızlığı Meselesi:

Günümüz teknolojisi ve medya manipülasyonu, insanların algılarını yönlendirmede büyük bir güce sahiptir.

"İç ses hırsızlığı" olarak ifade edilen durum, kişilerin ruhsal ve duygusal istismarına, onlar hakkında yanlış izlenim oluşturmak için kullanılan bir aldatma yöntemidir.

Uydurma haberler, videolar ve montaj içerikler, toplumda fitne ve kargaşa çıkarmak için birer araç olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle her bilginin kaynağının araştırılması ve doğruluğundan emin olunması büyük önem taşır.

---oOo---

Mevsimler, Yiyecekler ve Cibilliyet:

Allah, dünyamıza dört mevsim yaratmış ve her mevsime has farklı gıdalar lütfetmiştir.

Mevsimlerin özellikleri ve renkleri, insanların karakter yapıları (cibilliyetleri) ile sembolik olarak ilişkilendirilmiştir. Bazı insanlar daha keskin ve sabit fikirliyken (kış-yaz, siyah-beyaz), bazıları ise daha esnek ve ara yolu bulmaya yatkındır (ilkbahar-sonbahar, renk geçişleri).

Kur'an'da "Her canlı ölümü tadacaktır" ayeti, değişmez bir kuraldır ve tüm insanlar için geçerlidir. Ancak Peygamber Efendimiz'in (sav) müjdelediği gibi, Allah'ın rahmeti o kadar geniştir ki, cehennemlikleri dahi sonunda affedebilir.

Dolayısıyla hayat, katı kurallar kadar esnek ve merhametli yaklaşımları da içinde barındırır. Önemli olan, iman ve amelde dengeyi bulabilmektir.

---oOo---

Kıyamet ve Rüzgar Hadisesi:

Hadislerde belirtildiğine göre, kıyamet kopmadan önce Allah hoş ve serin bir rüzgar gönderecek ve kalbinde zerre kadar iman bulunan herkesi vefat ettirecektir. Sonra geriye kalan kötülerin başına kıyamet kopacaktır.

Bu durum, kıyametin sadece zalimlerin ve müşriklerin üzerine kopacağını gösterir. Yeryüzünde "Allah Allah" diyen kaldıkça, yani iman edenler bulundukça kıyamet kopmayacaktır.

Peygamberimiz (sav), ümmetinden bir kısmının kıyamete kadar hak üzerinde galip olmaya devam edeceğini de müjdelemiştir. Bu, iman ehlinin hiçbir zaman tamamen yeryüzünden silinmeyeceği anlamına gelir.

---oOo---

Mesh Kuvveti ve Mehdi Meselesi:

Hz. İsa'nın (as) hastaları eliyle mesh ederek tedavi etmesi, onun peygamberliğinin bir mucizesidir. Benzer bir kuvvet veya nuraniyetin, Hz. Mehdi'ye (as) da verileceği inancı yaygındır.

Bu güç, manevi bir himaye ve şifa kaynağı olup, onun kıyamet öncesi büyük fitnelerle mücadelesinde bir araç olacaktır.

Mesih kuvveti olarak nitelenen bu özellik, tarikatlardaki "el alma" geleneğinin de bir yansıması olarak görülebilir. Bu, manevi bir bağın ve feyzin aktarılmasıdır.

---oOo---

İnsanoğluna Nasihat:

Bu dünya hayatı geçicidir ve sahip olduklarımız emanettir. Bu nedenle, elinde bulunan nimetlerin değerini bilmek ve onları yerinde kullanmak her insanın görevidir.

Dünyamızın, sağlığımızın, imkanlarımızın ve sevdiklerimizin kıymetini, onları kaybetmeden önce anlamak, hikmetli bir yaşamın anahtarıdır.

---oOo---

Dua:
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

"Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle...!"

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

"Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne"
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

"Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk."

---OoO---

Kaynaklar

    Kur'an-ı Kerim (Ali İmran Suresi, Enbiyâ Suresi, Tevbe Suresi, Fetih Suresi, Ankebût Suresi)

    Müslim, İman

    Buharî, Rikak

    Tirmizi, Tefsir ve Fiten

    Şerhüs-Sünne

    Müsned-ül Firdevs

    El-Metalibül Aliye

    Kenzül Ummal

    Şuab-ı İman Beyhaki

    Mu'cemut-Taberani El-Kebir

    Ebu Dâvud, Fiten

    İbn Mâce, Mukaddime ve Fiten

    Ahmed b. Hanbel, Müsned
DEVAMINA BAK
Havf ve Reca: Yani Korku ile Ümit Arasında Yaşamak

(Kar©glan'ın 26 Ekim 2018 Vaazından Derlenmiştir)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ أَن تَضِلُّواْ وَاللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

"Yubeyyinullâhu lekum en tadıllû vallâhu bi kulli şey’in alîm"

Meali: Şaşırmamanız için Allah size açıklama yapıyor. Allah her şeyi bilmektedir.

(Sadakallahul Aziym, NİSA Suresi 176. ayet)

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"İnneme’l-a’mâlü bi’n-niyyât"
"Ameller niyetlere göredir."

(Hadis-i Şerif, Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculuğumuza başlıyoruz:

Niyet, amellerin ruhudur ve ona yön verir. Sıradan bir fiil bile, içten bir niyetle ibadete dönüşebilir.

Kur'an-ı Kerim'de ve hadislerde, duaların ve niyetin önemi vurgulanmıştır. Peygamber Efendimiz'in (sav) parmaklarından su fışkırması gibi mucizeler, Allah'ın izniyle doğaüstü olayların gerçekleşebileceğini göstermektedir.

Bu bağlamda, belirli dualar ve niyetlerle su veya süt içmenin, Allah'ın izniyle yağmur veya kar yağışına vesile olabileceği düşüncesi, iman edenler için bir anlam ifade edebilir.

Her işte olduğu gibi, bu tür uygulamalarda da temel prensip, Allah'a olan iman ve O'ndan yardım dilemektir.

---oOo---

Zemzem ve Cennet Nehirleri:

Zemzem suyu, İslam inancında mübarek ve şifalı bir su olarak kabul edilir. Hadislerde, Fırat, Nil, Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin cennet nehirlerinden olduğu belirtilmiştir.

Bu nehirlerin dünyadaki kaynakları bilinmekle birlikte, bu ifadeler daha çok manevi bir anlam taşır; yani bu suların bereketi ve önemi cenneti hatırlatır.

Miraç hadisesinde Peygamber Efendimiz'in (sav) gördüğü ırmaklar, bu dünyadaki nehirlerin bir yansıması veya onların manevi gerçekliği olarak yorumlanabilir.

---oOo---

Kıble, Yön ve Allah'ın Her Yerde Oluşu:

Kur'an-ı Kerim'de "Doğu da Batı da Allah'ındır. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır" (Bakara Suresi, 115) buyrulmaktadır.

Bu ayet, Allah'ın mekândan ve yönden münezzeh olduğunu, O'na yönelmenin kalp ve niyetle olduğunu ifade eder.

Kâbe, Müslümanlar için bir kıbledir ve ibadette birlik ve beraberliği simgeler. Ancak asıl olan, Allah'ın her yerde hazır ve nazır olduğu bilinciyle ibadet etmektir.

Dünya döndüğü için fiziki yönlerin sürekli değiştiği gerçeği, asıl önemli olanın kalbin Allah'a yönelmesi olduğunu hatırlatır.

---oOo---

Namaz ve Beden İnşası:

Namaz, Müslüman için miraca yükseliş vesilesidir. Peygamber Efendimiz (sav), namazda gözleri yummayı ve etrafa bakınmayı yasaklamıştır.

Bu yasak, Allah'ın huzurunda edebe uygun davranmanın gereğidir. Hatalı davranışların dünyevi veya uhrevi sonuçları olabilir.

Asıl olan, namazı huşu ve edep içinde kılmak ve Allah'ın rızasına uygun hareket etmektir.

---oOo---

Yaratılış Sırrı ve Beyin:

İnsanın yaratılışı, Allah'ın kudretinin en büyük delillerindendir. Bilimsel veriler, embriyonun gelişiminde hücrelerin kendi kendini organize edebildiğini göstermektedir.

Bu, Allah'ın evrene koyduğu yasaların bir tecellisidir. İlk hücredeki bilgi ve programlama, tüm vücudun inşasını mümkün kılar.

Beyin, düşünme ve idrak merkezidir. Yaratılışta her şeyin bir başlangıcı ve bir düzeni vardır.

---oOo---

Deccal Fitnesi ve Mehdi:

Deccal, İslam inancında büyük bir fitne olarak görülür. Peygamber Efendimiz (sav), Deccal'e karşı sadece imanı kuvvetli olanların durabileceğini belirtmiştir.

Hadislerde anlatılan Deccal ile bir müminin mücadelesi, kıyamet alametlerinden biridir.

Mehdi'nin gelişi, zulmün ve fitnenin sona ermesi için büyük bir umut kapısıdır. Deccal'e karşı direnişin sembolü ise sabır ve sebat eden mümindir.

---oOo---

Ölümsüzlük ve Kıyamet:

İnsanın ölümsüzlük arzusu, varoluşsal bir gerçektir. Kur'an'da "Her canlı ölümü tadacaktır" buyrulmaktadır.

Kıyamet, Allah'ın iradesiyle kopacak ve herkes yaptıklarının karşılığını görecektir. Ancak Allah'ın rahmeti ve mağfireti de sonsuzdur.

"Havf ve reca" yani korku ile ümit arasında olmak, müminin temel özelliklerindendir. Allah'tan korkmak ve O'nun rahmetini ummak, salih amellerin temelidir.

---oOo---

Günahların Azalması ve Hadis:

Peygamber Efendimiz (sav), bir hadisinde ashabına şöyle buyurmuştur: "Siz öyle bir zamandasınız ki, dinin emir ve yasaklarının onda birine uymazsanız helak olursunuz. Öyle bir zaman gelecek ki, emir ve yasaklarının onda birine uyabilen, Cehennemden kurtulur."

Bu hadis, her devirde insanların farklı imtihanlarla karşılaşacağını ve Rabbimizin rahmetinin her şeyi kuşattığını hatırlatır.

Günümüzde günahların çeşitliliği ve şeytanın tuzakları karşısında, salim bir kalp ve doğru bir niyetle hareket etmek kurtuluşun anahtarıdır.

---oOo---

Dua:

أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

"Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle...!"

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

"Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne"
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

"Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk."

---OoO---

Kaynaklar

    Kur'an-ı Kerim (Nisa, Bakara, En'am, A'raf, Nahl, Cuma Sureleri)

    Buhârî, Kitab'u Bedu'l Vahyi ve diğer bölümler

    Müslim, Kitabu'l İmara ve diğer bölümler

    Ebu Davud, Kitabu't Talak

    Tirmizî, Kitabu Fazaili'l Cihad

    Nesâî, Tahâret

    Muvatta, Tahâret

    Müsned (Ahmed b. Hanbel)

    İbni Hibban, Sahih

    Taberani, El-Mu'cemul Kebir

    Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb

    Şerhüs-Sünne, Müsned-ül Firdevs, El-Metalibül Aliye, Kenzül Ummal, Şuab-ı İman Beyhak
DEVAMINA BAK
Sekizinci Kat Cennetler ve Her Şeyi Benliğe Geçirenler

(Kar©glan'ın 17 Ekim 2018 Vaazından Derlenmiştir)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِ وَكَفَى بِهِ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيرًا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

"Ve tevekkel alâl hayyillezî lâ yemûtu ve sebbih bi hamdihî, ve kefâ bihî bi zunûbi ibâdihî habîrâ."

Meali: Sen, o ölümsüz ve daima diri olana (Allah'a) tevekkül et yani yönel, yönünü O'na dön. O'nu (hiç ölmeyen Allah'ı) her türlü övgüyle yücelterek tesbih et. Kullarının yaptıklarından hakkıyla haberdar olarak O yeter!

(Sadakallahul Aziym, FURKAN Suresi 58. ayet)

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Risalet ve nübüvvet muhakkak kesildi. Benden sonra ne Rasûl ve ne de Nebi vardır." Bu, ashâba ağır geldi. Bunun üzerine Rasûlullah (sav) buyurdu ki: "Fakat mübeşşirat vardır."

"Ey Allah'ın Rasûlü, mübeşşirat nedir?" diye sordular. Rasûlullah (sav) buyurdu ki: "Kim beni rüyasında görürse, gerçek olarak beni görmüştür. Çünkü şeytan benim kılığıma giremez. Sâdık rüya, mü'minin sâdık rüyası, peygamberliğin kırk altı cüzünden bir parçadır."

Ahirzamanda, Mehdi vaktinde rüyaların onda dokuzu, gün gibi açık rüya olacaktır. Mübeşşirat bunlardır.

(Hadis-i Şerif, Tirmizi, Rüya, 2/2272; Buhari, 6994)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculuğumuza başlıyoruz:

Niyet, amellerin ruhudur. İçten bir niyetle yapılan her fiil, ibadete dönüşebilir. Bu, İslam'ın temel prensiplerinden biridir.

Dua ve zikir, müminin silahıdır. Her an Allah'ı anmak ve O'ndan yardım istemek, kişiyi manevi olarak güçlü kılar.

---oOo---

Telif Hakları ve Benlik Hırsı:

Günümüzde insanlar, her şeyi sahiplenme ve benliklerine geçirme yarışı içindedir. Telif hakları, patentler ve marka tescileri, bu anlayışın bir yansımasıdır.

Oysa ilim, sanat ve kültür, insanlığın ortak mirasıdır. Her şeyi sahiplenme hırsı, insanı bencilliğe ve paylaşmamaya iter.

Allah'ın yasasında, bir tohumdan yetmiş başak çıkması gibi, verilen her nimetin çoğalması ve paylaşılması esastır. Benlik hırsı ise bu ilahi düzene aykırıdır.

---oOo---

Rüya ve Amel İlişkisi:

Kur'an-ı Kerim'de Hz. İbrahim'in (as) rüyası ile amel ettiği, Hz. Yusuf'un (as) rüya tabiri ile bir devletin kaderini değiştirdiği anlatılır.

Rüya ile amel edilmez diyenler, bu ayetleri görmezden gelmektedir. Ancak her rüya ile değil, hak ve açık rüya ile amel edilir.

Rüyanın hak mı yoksa şeytani mi olduğunu ayırt etmek için ilim, firaset ve vicdan gerekir.

---oOo---

Sekizinci Kat Cennet ve Ölümsüzlük:

Hadislerde, sekizinci kat cennette ölümün getirilip kesileceği ve artık ölüm olmayacağı bildirilmiştir.

Ölümün çaresi, Allah'ın izniyle bulunacaktır. Bu, insanlığın ulaşabileceği en büyük mertebelerden biridir.

Bu sır, manevi bir hikmete dayanmaktadır. Ölümsüzlüğe ulaşmak, Allah'ın yeryüzündeki halifelerine bahşedilen bir özelliktir.

---oOo---

Hud Kıssası ve Gezegenler:

Hud kıssasında, inanmayanların helak edilmesi ve inananların korunması anlatılır. Bu olay, satürn gezegenindeki halka ve fırtınalarla sembolize edilir.

Her ümmet ve peygamberi, inanmayanların helak olduğu, inananların ise kurtulduğu bir süreçten geçmiştir.

Mehdi vakti de benzer bir süreçtir. Kıyamet, inanmayanların başına kopacak, inananlar ise kurtuluşa erecektir.

---oOo---

Kuran'ı Anlamak ve Yaşamak:

Kur'an-ı Kerim, sadece okunmak için değil, anlaşılıp yaşanmak için indirilmiştir.

Tevrat'ı taşıyan eşekler misali, Kur'an'ı sadece ezberleyip anlamayanlar, onun hikmetinden mahrum kalırlar.

Din, kurallar zincirinden ibaret değildir. Asıl amaç, bu kurallarla dünyayı imar etmek ve insanlığı huzura kavuşturmaktır.

---oOo---

Raşidi Tarikatı Zikir ve Dersleri:

Raşidi Tarikatı'nda, her namaz öncesi ve sonrası 13 Estağfurullah çekilir. Bu, güne başlama ve günü kapatma tövbesi niteliğindedir.

Zikir, kişiyi Allah'a yaklaştırır ve manevi olarak güçlendirir. Düzenli zikir, kalbin temizlenmesine vesile olur.

---oOo---

DNA ve Mehdi Çocukları:

Herkes atalarının DNA'sını taşır. Mehdi çocukları da Mehdi DNA'sını taşımaktadır.

Bu, onların belirli özelliklere ve hassasiyetlere sahip olmalarına neden olur. Onlara karşı hassas ve anlayışlı olmak gerekir.

---oOo---

Dua:

أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

"Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle...!"

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

"Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne"
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

"Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk."

---OoO---

Kaynaklar

    Kur'an-ı Kerim (Furkan, En'am, İsra, Zumer, Tekvîr, Cuma Sureleri)

    Buhârî, Rüya ve diğer bölümler

    Müslim, Rüya ve diğer bölümler

    Tirmizî, Rüya

    İbn Mâce, Fiten

    Ebu Davud, Fiten

    Müsned (Ahmed b. Hanbel)

    Taberani, El-Mu'cemul Kebir

    Şerhüs-Sünne

    Kenzül Ummal

    Şuab-ı İman Beyhaki
DEVAMINA BAK

Onlu Günler - Son On Gün ve Geri Sayım

(Kar©glanin 09 Ağustos  2018 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَالْفَجْرِ  وَلَيَالٍ عَشْرٍ  وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ  وَاللَّيْلِ إِذَا يَسْرِ  هَلْ فِي ذَلِكَ قَسَمٌ لِّذِي حِجْرٍ  أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Vel fecri. Ve leyâlin aşrın. Veş şef’ı vel vetri. Vel leyli izâ yesr(yesri). Hel fî zâlike kasemun li zî hicr(hicrin).  E lem tera keyfe feale rabbuke bi âd(âdin).

Meali :

Fecre Sabahi aydinlatan Yildiza andolsun, ve son on güne andolsun (Onlu günler bunlar muharremin onu oldugu gibi, zilhiccenin onu, ve ramazanin son on günü, ve onlular, yani on SIRRINA andolsun), çiftlere ve teklere andolsun,(Allah birdir, ana birdir, baba birdir, ata tek ve birdir Hz  Ademdir birdir, bayrak birdir, herkesin milleti birdir.  "Tek millet, tek bayrak, tek Gül" cooook önce semalara haykirdigimiz bir söz, semada binler yildiz, binler güneş var amma, bizimki tek ve bir,..... teklere andolsun ve ciftlere andolsun : ana ile baba cift, yaz ile kış cift, acı ile tatlı cift, eller cift, ayaklar cift, gözler bir cift, dudaklar cift,...... ciftlere de andolsun) kolay geceye ve zor geceye andolsun (yesr hem kolay manasindadir, hem zor manasindadir, nitekim inşirah suresinde "usri yusran" derken "usr" derken zorluk ve zor manasina, "yusran" derken ise kolaylik manasindadir ) kolay gece bir baktin sabah oluvermiş, gerdek gecesi,... yada ölüm gecen, baktinki ardina,  bir ömür bitmiş bir gece bile degil hayat, eger imanli öldünse ardinda birakdigin bir ömür var, bir cok eserin var, amma zor gece mesela hasta oldun, dakikalar gecmiyor, yada zor bir imtihan, zor gecen bir kac saat, yada seni hani karakolda nezarete atarlar ya, yani bir kac saat ömür gibidir, yani kolaya ve zora, yada kolay geceye ve zor geceye  andolsun. Zor gece ve  öldün ve o gece ölüm melekleri geldi zor bir imtihan ilk sorulari bildin amma, soru namaza geldi, sende bende hepimiz bunda kaybederiz, namazini hic koymayan (yezidin halini de unutmayin) olabilirmi muhammed bile arafatta erkene alip  ve müzdelifede kazaya koymuşken, sen ben kiminki) hicret günü edilen yemine andolsun (kim etmiş olabilir o yemini, yani ikilinin ücüncüsü allah ise korkma ya eaba bekr, bir örümcek canini ona feda eden bir örümcek, bir  cift güvercin ona canini feda eden (bir cift cifte ve teke yani bir cift güvercin yumurtasi) ve orda bekci bir yilan, yillardir bekliyen bir yilan, ve muhammede düşmanin geldigini  kim haber vercek vodafon yok WhatsApp  yok sms yok kim haber vercek haaaaa, allahin WhatsApp i varya yillardir orda bakeyen sadik bir bekci  bir yilan, görevli bir YILAN, yani onlara düşmanin yakin oldgunu, hatta ebu bekrin ayagini isiriarak heber verdi, yani muhammed magaranin önünde  olduklarini,  onlara ne kadar yakin geldiklerini nerden bilecekdi, ve yilan onlara yaklaşti ve Ebubekrin ayagini isirdiki, işte diyorki Allah, Ya Muhammed düşman bir adim ötede, sessiz olun artik, kalbiniz bile oynamasin, hani rüyada yilan görmek düşman ile tabir olur ya, niye işde yilan görmek, yilan görüntüleri görmek işde bir alamettir, taaa muhammedin hicretinden bu yana ondan önce isadan ondan önce musanin asasi olan ejderha halinde asa ve yilan ve allah onu o zaman bekci etti, taa musa vakti, müminlere düşmanin yakin geldigini haber eden bir meleke  ve alamettir, bekcimizdir, müminlerin bekcisi ve askeri, ve arşin dört direginden biri olan, dört halifeden biri olan ebu bekrin cibilliyatidir, o  ve  o yüzden abu bekr "dad" harfinin mahrecini en iyi cikarandir, en iyi dad harfi okuma yilanlara mahsusdur siis degilde dziiiizskci kicici sissss ve iki yilan türü bir ZZZZZZZ birisi SSSSSSS  ve yilan catal dil , cift dilli münafik degil sadece catal dil, dad bir sag azi diş ile bir de  sol azi dişi dil birleşir ve ses olrak ne ze nede se arasi bir ses dziya yani alfa gülüm alfa , bir gün sende ebu bekir makamina erersen işde  düşman nerden gelir, yakinmidir uzakmidir bilip, müminlere ve allah askerine bildirmek ile görevli imanli bir yilan olursun,  amma bazi yilanlar ise zehirli ve  düşman ve cinlerden olan kötü yilanalar da vardir) ve son ayet görmüyormusun, Rabbin bir iş amel yaparken, onun AAAAadeti(ahlaki), yada adeti sayi kullaniş şekli yani ,kactir? tek ve vahiddir, veya üctür, yine tektiri ve yine beştir tekdir, yine yedidir tekdir, tek ve cifte dedik ya, rabbinin cifti ve teki nasil kullandigini, onun adetullahinda nasildir görmüyormusun ahmak, körmüsün ahmak, tek demek öyle bir, sadece bir dene demek degil, yedi tek, yediyüz yetmiş birde tek, 999 da tek, 66666 ise cift, kuran cift, Allah tek, kuran cift, bak kelime cift, kelam bir tek söz degil, enikleyip üreyen, cift cift artan üreyen. tek ise :  bir kalan  bütün kalan, bölünsede tek kalan, erkek ve kadin, rahman ve rahim ,tek ve cift, rahman tek, bölünsede tek kalan,  rahim ise cift, enikleyip üreyen cift cift üreyen .

Sadakallahul Aziym Fecr suresi 1 den 6.ayete kadar


---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Müjdeleyin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın, zorlaştırmayın.”

( Hadis-i Şerif , Buhârî, İlim 12, Cihad 164; Müslim, Eşribe 70-71)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"


Yolculugumuza başliyoruz :

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا  إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Fe inne meal usri yusrân, İnne meal usri yusrâ.

Meali :

Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.

(Sadakallahul Aziym İNŞİRAH Suresi 5 ve 6. ayet)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Şüphesiz ki bu Din kolaylıktır. Her kim, (kolay olan ) bu dini zorlaştırırsa altında kalır. Onun için orta bir yol tutun ve Dini en uygun bir biçimde uygulayın.”

( Hadis-i Şerif , Buhârî, İman 29)


Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Dinin en hayırlı olanı, en kolay olanıdır.”

( Hadis-i Şerif , Ahmed bin Hanbel, III/479)

"Din kolaylıktır."


(Buhârî, İman 30; Nesâî, İman 28)


"Amellerinizde îtidâli ve doğruyu bulmaya çalışın."

(Müslim, Birr 52; Tirmizî, Tefsîr Nisâ Sûresi, hadis no: 3041)

“Allah, koyduğu yasaklara uyulmasını sevdiği gibi, koyduğu kolaylıkların uygulanmasını da sever.”

(Ahmed bin Hanbel, II/108)

“Dinle yarışa giren her insan, mutlaka yere serilir.”

(Buhârî, İman 69)

"Heleke'l-mütenattıûn -Taşkınlar/aşırı gidenler helâk oldu.-" Bunu Rasûlullah üç defa söyledi.

(Müslim, İlim 7)

“Kul, Rabbinin affını nasıl seviyorsa, Allah da koyduğu kolaylığın uygulanmasını öyle sever.”

(et-Terğîb ve’t-Terhîb, II/135)


Hz. Âişe (r.a.) şöyle diyor:

“Yüce Peygamber, biri daha kolay, biri daha zor iki seçenekle karşılaştığında, mutlaka kolay olanı seçerdi.”

(Buhârî, Menâkıb 23, Edeb 80; Müslim, Fezâil 77-78)

"Amelin az da olsa devamlı olanı, Allah yanında daha makbuldür."

(Buhârî, İman 16; Müslim, Salât 283)

Normalde (hazarda: yolculuk hali dışında) 4 rekât olan farz namazlar yolculukta (seferde) 2 rekâttır. Yani yolculuk boyunca farz namazların 2 rekât halinde kılınması, bir kısaltma/kasr olmayıp namazın o şekilde farz olması sebebiyledir.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَإِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الأَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَقْصُرُواْ مِنَ الصَّلاَةِ إِنْ خِفْتُمْ أَن يَفْتِنَكُمُ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِنَّ الْكَافِرِينَ كَانُواْ لَكُمْ عَدُوًّا مُّبِينًا  وَإِذَا كُنتَ فِيهِمْ فَأَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلاَةَ فَلْتَقُمْ طَآئِفَةٌ مِّنْهُم مَّعَكَ وَلْيَأْخُذُواْ أَسْلِحَتَهُمْ فَإِذَا سَجَدُواْ فَلْيَكُونُواْ مِن وَرَآئِكُمْ وَلْتَأْتِ طَآئِفَةٌ أُخْرَى لَمْ يُصَلُّواْ فَلْيُصَلُّواْ مَعَكَ وَلْيَأْخُذُواْ حِذْرَهُمْ وَأَسْلِحَتَهُمْ وَدَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ أَسْلِحَتِكُمْ وَأَمْتِعَتِكُمْ فَيَمِيلُونَ عَلَيْكُم مَّيْلَةً وَاحِدَةً وَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِن كَانَ بِكُمْ أَذًى مِّن مَّطَرٍ أَوْ كُنتُم مَّرْضَى أَن تَضَعُواْ أَسْلِحَتَكُمْ وَخُذُواْ حِذْرَكُمْ إِنَّ اللّهَ أَعَدَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا  فَإِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلاَةَ فَاذْكُرُواْ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِكُمْ فَإِذَا اطْمَأْنَنتُمْ فَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ إِنَّ الصَّلاَةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَابًا مَّوْقُوتًا 

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve izâ darabtum fîl ardı fe leyse aleykum cunâhun en taksurû mines salâti, in hıftum en yeftinekumullezîne keferû. İnnel kâfirîne kânû lekum aduvven mubînâ. Ve izâ kunte fîhim fe ekamte lehumus salâte fel tekum tâifetun minhum meake vel ye’huzû eslihatehum fe izâ secedû fel yekûnû min varâikum, vel te’ti tâifetun uhrâ lem yusallû fel yusallû meake vel ye’huzû hızrahum ve eslihatehum, veddellezîne keferû lev tagfulûne an eslihatikum ve emtiatikum fe yemîlûne aleykum meyleten vâhıdeh(vâhıdeten). Ve lâ cunâha aleykum in kâne bikum ezen min matarin ev kuntum mardâ en tedaû eslihatekum, ve huzû hızrakum. İnnallâhe eadde lil kâfirîne azâben muhînâ.  Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ.

Meali :

Yeryüzünde sefere çıktığınız vakit kâfirlerin size saldırmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızdan ötürü size bir günah yoktur. Şüphesiz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.  (Ey Muhammed!) Cephede sen de onların (mü’minlerin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silâhlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (bir rekât kıldıklarında) arkanıza (düşman karşısına) geçsinler. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silâhlarını yanlarına alsınlar. İnkâr edenler arzu ederler ki, silâhlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda size bir beis yoktur. Bununla birlikte ihtiyatlı olun (tedbirinizi alın). Şüphesiz Allah, inkârcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır. Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.

(Sadakallahul Aziym NİSÂ Suresi 101, 102 ve 103. ayetler)

Nisâ, 4/101-103. ayetler, namazı kısaltmanın yani 2 rekattan 1 rekata düşürmenin sadece korku durumuna has olduğunu açıkça göstermektedir. İlgili ayetler şöyledir:

Nisâ 4/101’deki “ekâme” (أقام) fiilinin mef’ûlü “es-salat” kelimesidir. Kur’an’da bu ifadenin geçtiği yerlerde namazın tam kılınması gerektiği anlaşılır. Nisa 102. ayette Resûlullâh (sav)’in namazı kısaltma yapmadan tam ve 2 rekât kılarak cemaate de imamlık yaptığı durum “فأقمت لهم الصلاة , onlar için namazı tam kıldığın zaman” şeklinde ifade edilmektedir. Namazı tam ve 2 rekât kılan Nebîmizin aksine onun ardında kısaltarak yani 1 rekâta düşürerek kılanlar için “فلتقم طائفة منهم معك  onların bir kısmı seninle namaza dursunlar” denilmektedir.

Abdullah İbn Ömer’den nakledilen bir rivayet şöyledir:

“Resûlüllâh ile birlikte (birçok) yolculukta bulundum. İki rekâttan fazla namaz kılmadı. Ebû Bekir’le birlikte bulundum, o da -Allah ruhunu kabzedinceye kadar- iki rekâttan fazla kılmadı. Ömer ve Osman’la da beraber bulundum; onlar da aynı şekilde hareket ettiler.” (İbn Mâce, İkâmetü’s-Salât, 75; Nesâi, Taksîru’s-Salâtu’s-Salât, 5)

Nebîmiz yolcuyken 4 rekâtlı namazları daima 2 rekât halinde kıldığına ve “Benim namazı nasıl kıldığımı görüyorsanız siz de öyle kılın” (Buhârî, Ezân, 18) dediğine göre bizim de bu şekilde kılmamız gerekmektedir.

Tekrar etmek gerekirse: Seferlikte akşam hariç bütün namazlar iki 2 rekâttır ve burada herhangi bir kısaltma yoktur. Namazlar ancak düşman korkusu varsa kısaltılabilir. Bu da yukarıda belirtildiği gibi 2 rekâtlı farz namazların 1 rekât kılınması şeklinde olur. [1]

Ayette geçen namazı kısaltma işi iki şekilde düşünülebilir. Birisi rekatların sayısını kısaltıp dört yerine iki kılmak yani nicelikten kısaltmaktır ki, bir kısım tefsirciler bu mânâyı vermişlerdir. Fakat bu mânâ her namazda olmaz. Akşam ve sabah namazları bunun dışında kalır. Biri de namazda ayakta durma yerine oturma veya hayvan sırtında durma; rüku ve secde yerine de ima ile yetinmek gibi namazın sınırlarını, vasıflarını ve niteliklerini kısaltmak, yani nitelikten kısaltmaktır.

Öte yandan kasr, durdurma ve alıkoyma anlamına da gelir. Bu durumda bu âyetin mânâsı, namazın bir kısmını kazaya bırakmak demek olur. [2]

önceleri namazlarin berde bahrda, savaşda barişda, hic terketmeden kilinma emri vardi, daha sonra,  bu ayet ile ve birde veda haccinda dinin hükümlerinin son noktasina varildiginda, Allah bizlere yani müminlere daha bir kolaylik verdi ve, namazlari gerektiginde cem etme veya kazaya birakma hususu da verdi. ve muhammed o yüzden arafatta ögleyi ikindi ile birlikte kildi öne aldi, ve sonra ise akşamı kilmayip ileriyi biraktiki taaa gece vakit müsit oldugunuda yatsi ile birlikte kildi. ve bunun bizim yorumumuz ile örnegi aynen bir vatanin sinirlari korunurken, sinir bekliyen askerler için,  gerekli görülen bir yere karakol yapilir, ve  sinir boyunca bekci kulubeleri yapilir, ve onlar güzetleme kulelerinden siniri devamli uyanik halde beklemek, ve biri yorulunca başka birisi nöbete gecmek sureti ile beklenir, ve devamli sürekli bekleme hali, amma o karakolda birde bir tümen yada birlik vardir, ve o tümen onlar ise  o yorulan askerlerin dinlenecegi yatacagi yer , diger yine herhangi bir saldiri halinde müdahele edebilcek kadar cokluktaki asker bulunur ki, onlar gerektiginde yatar, gerektiginde talim yaparlar, gerektiginde  nöbete gecer, yani  sur sur icinde, ondan daha bir icerde, yine askeri birlikler bulunur, ve oralarda ise, bir bölgeyi koruyalabilcek  kadar cok  asker tank top tüfek ve cephanenin bulundugu yerlerdir, ve sur sur sur icinde, surda bir başka sur icinde, bir ic sur, yani ondan da icde en önemli silahin cephaneligin bulundugu gizli bir askeri üst veya ucak üssü füze rampalarinin bulundgu yer vardir, ve böylece bunlar ile sivil vatandaş hicbir şekilde tehlikeye maruz kalmadan korunmuş olur, işde namazi birakmayin emiride ilk vakitki hali ile, berde bahrda, savaşta barişta emri, o ilk en ön saftatki sinir bekliyen askerler gibi, bir an bile gözünü yummadan her an tetikte hazir beklemek emri gibi, namaz hicbir zaman terkedilemez, sonra ise, artik bir ic sur ve iki namaz cem edilebilir, veya hatta müzdelife deki gibi kazaya birakilip, daha sonra vakit en müsait oldugu kis sürede  kaza edilir, veyahut ta bir başka mana ile tehir edilip, cemi tehir ile kilinir. cemi tehir bir mana  ile namazi kazaya birakmak demekdir yani. veya arafattaki gibi, öne almak ilerde zamanin müsait olmayacagindan emin isen, o zaman namazi öne almanda bir beis yokdur, yani dinimiz zorluk dini degil kolaylik dinidir.
ve yukardaki hadisde gecen

Hz. Âişe (r.a.) şöyle diyor:  “Yüce Peygamber, biri daha kolay, biri daha zor iki seçenekle karşılaştığında, mutlaka kolay olanı seçerdi.”

(Buhârî, Menâkıb 23, Edeb 80; Müslim, Fezâil 77-78)

Yani din kolayliktir, zorluk göstermek degil, bilhassa en kolay ve güzel ve iyi olani secmekdir, mesala bir mal satin alcaksin, yada bir araba alacan, bir ev alacan, ne yapiyon, bakiyon araştiriyorsun, hem en ucuz olani ama, bunun yaninda en de kaliteli olanini, bunun yaninda, en güzel olanini  seciyorsun vs. vs. yani öyle olunca secenekerde en iyi olani secme ihtimali olan her hususda, dinimizdede en kolay ve en güzel olana tercih edilir. nitekim bu o hadise göre sünnet olandir, o yüzden Allah da önce berde bahrda namazi koymayin emri verdi, sonra da gerekirse, öne sonra gerekirse kazaya birak emri geldi , yani durumun ve sitrationunun önemine göre hareket edip,  en iyi tercihi yapmak lazimdir. ve ben üc gecedir kameri yani hilali gözetliyorum ve benim ufkum Allah a şükür acik, ve ben üc gün önce gördügüm hilalde dedimki hilalin bir günü kalmiş, ve evet ertesi günde baktim bu gün son gün dedim, ve fakat bu sabah 03.30 gibi bir hilal diye bir parlaklik gözüktü, ama sanki sahte birşeydi, "bir" bütün olandir mesela insan bir bütündür, ve fakat elinin birisi kopmuş olanda insan hükmünde, onunda  ölünce cenaze namazi kilinir, yine iki eli kopmuş onunda kilinir, amma bedeninin ücte biri kayip olmuş bir cesedin namazi kilinmaz, sadece kafasi var, namazi kilinmaz, öyle olunca bir bütündür, kücük bir, hani mesela Amerikada gökdelenin birisi evmidir, evdir, amma binlerce evden oluşan bütün bir ev, amma gel istanbuldaki tek katli bir villada ev, o da tek bir ev, amma, o da bir ev degilmi , ak sarayda ev, oda bir ev konumunda amma, kac odasi vardir?  yani bir bütün olan kücük birlerde var, fakat birden kücük bir olmaz ve 0,99 demek bir demek olmaz birden 0,00000000001 bile kücük olsa o bir degildir degilmi ve bu sabah bana gösterdikleri ay diye gözüme gözüken hilal konumunda degildi, hilalin hilal olabilme hali bellidir, ondan daha kücük artik hilal olmuyorsa, ona hilal denmez,  ondan sonra artik ters hilal olma zamanidr, ve  bana güya hilaldan kücük hilal hali gösterilmye calişildi, kafir deccal tarafindan, ve ben enayi degilin, dün son hilali gördüm, artik bugün ters hilal vaktiydi. ve Neu mond vakti yeni ayin birinci günü velhasilkelam.


ve öyle olunca dün zilkadenin son hilalini gördüm, ve bu gece aydinlikti ve hava kapali degildi, ve dedim ya yarim hilal gördüm, ve öyle olunca bu gün aslinda Zilhiccenin 1 i  dir (9 Agustos 2018) ve son on güne girdik,  ve dokuzuncu gün arafat, o da  17 Agustos cuma Arafat ve arefe demek olur, ve 18 Agustos 2018 cumartersi ise zilhicenin 10 u ise bayram (Kurban Bayrami)  demek olur, Ey inanan müminler, arafat iki gün olmaz, yanliş gün arefe yapmayin, kafir deccalin oyununa gelmeyin. ve  bu günlerde fazladan oruc tutmak ,Allahi zikretmek ,salavat getirmek,kuran okumak,fazladan namaz kilmak, dua etmek, kabeyi tavaf etmek , kutsal yeleri ve kimseleri ziyaret etmek, ana babaya kardeşlere akrabalara hürmet etmek, sadaka vermek, efdaldir, amma bu sicaklarda kimsenin ... yemez afedesiniz cok zor .

Allah Nerde? Allahın Yardımı Niye Ulaşmıyor Diyenlere Karoglanin Sözü

Dünyamiz Sicaklarla kavrulurken, bu sicaklar sebebi ile bir kivilcimdan alev kapan doga ve orman yanginlari ile Dünyanin bircok yerinin başi dertte, başta Amerika Californiya olmak üzre, yanginlar sönmekde bilmiyor, ve ordaki halk, börtü böcük kurt kuş, allah allah demiyormu, "yardım et allahim" diyen yok mu? var, veee eee Allah nerede, niye yardım etmiyor peki deyince!

VAHDETi VÜCUD HiKMETi NEDiR?

vücüt vücüt icinde kurali, bir vahdeti vücut varki yukarda dedigimiz gibi, mesela bir gökdelen, binlerce ailenin oturacagi yada binler firmanin dükkanin icinde, olacagi bir yapi, ve o bütün olarak bir bina, amma icinde binler ev, binler ev icinde, binler daire var, ve evler icinde, binler pencere, binler kapi var, her evin üc beş insani da var, degil mi? ve öyle olunca, yine bir devlet ,binler il den ve binler ilceden, binler köyden, binler  caddeden, binler mahalleden, binler sokakdan, ve binler milyonlar evden,....  meydan gelmiyormu, öyle olunca vahdeti vücut ta, dünyada bir kimsedir, ve kainatta bütün olan biten, onun vücudu icinde meydana gelir, ve sen ise, mesela o  vahdeti vücuttaki bir memleketi (mesela akcigeri yada eli kolu tirnagi) temsil ediyorsan(Ve Mide bir bütün, ve o mide denen, aynen muhammed gibi, yada abdülkadir geylani gibi, bir ümmetin, yada tarikatin bir grubun temsilcisinin ismi, mide yada, göz, yada parmak, ve  o da onun icindekilerin vahdeti vücutu, ve ona gelen yardım, bütün o temsili misal ile tirnaga yada, göze, kola gelmiş olur, ve onun hakka yalvarmasi, onun üstündeki bedende, onun agrisinin, sizisinin, farkiyatinin, acisinin hissedilmesine sebeb olur, onun durumun vehmiyetini acikca, rabbine bildirmesi, "sen dah iyi biliyon" deme ey insan, Allah bilirde, sen ona ibraz et ve de ki kol isen, suyunmu bitti, suyumuz bitti de, yanginmi var,  yaniyoz de, baharmi gelmedi, baharimiz gelmedi,  karakişda kaldik de, ibraz et maruzatini ve  hakka dua et, yardım dilen, demedi mi allah duaniz olmasa ....) senin icinde binler ev köy var, ve yine sen mesala bir mahalle isen binler yada onlar sokak ve evden meydana geliyorsun demektir, sende bir vahdeti vücut olup, o makama erince, işde sende icindeki askerininin bir nevi Allah i sin, yani senin kolundaki hücrelerin gücünü saglayacak proteini, eti de, yiyecek olan sensin yine, senin onu yöneten beyninin benzini yakiti olan şekerini yiyecekde sensin, yine susayinca, suya ihtiyaci olunca suyunuda sen icecen, sen icersen, onlara su gidip, onlar susayinca su icecebilecekler onlar. ve işde yangin meselesi  ise, o californiyadaki yaniginda, böyle, orasi kimin vahdeti vücüdunda ise, o kimse yangini söndürcek yagmur olmasi niyeti ile, agzinin genişligi, dibinin derinliginden büyük olan bi tasdan, serin soguk su icince, o su vücudu icinde,  o yangini söndürcek yagmur olacakdir. yani esas büyük vahdeti vücut, icersede elbet bu sonuc meydana gelir, yani öyle olunca, ey mehdi askeri! vahdeti vücut makamnina daha cikamadiniz mi? egeer cikan varsa, o yanginlar sönsün niyeti ile böyle su icsin.

Amma su icme yöntemi, muhammedin su icme yöntemi olmali, lakir lakir su degil, anne memesini emer gibi dudaklarin arasindan süzerek, yani siyim siyim yagmur gibi, yoksa bardaktan testiten dökercesine degil yani, edeb ile su için, ve herkes yaparsa, bu seferde, dünyayi seller alir, aman dikkatli olun. biz bir defa yaptik bu californiya için, yagmur karadenize kaymiş, yoldan cevirmiş deccal askerleri, yine biz yapinca Colorado ya kadar varmiş, ancak deccal oynayinca, hak yerini bulmuyor, herkes yaparsa, kime müdahele edecegjni şaşar kalir, ben tek asker olunca, beninimkini alip cevirmesi kolay tabiki bir kişiyin ben. Haydi askerim, zaman vahdeti vücuda cikma zamani, işte Allahin yardiminin ulaşmasi, kolun agridi, askeri sinyal yolluyor, kolunun agrisni bulup, sebebini bulup, ona derman olursan, o icindeki askere, Allah in yardmi ulaşmiş olacak, onlar Allah nerede demeyecekler, işde sen Halifesin yeryüzündeki halife unutma anla artik.

    “Bedir günü gelince Allah Resulü, kendi arkadaşlarının 305, müşriklerin ise 1.000 kişi kadar olduğunu görerek hemen kıbleye döndü, ellerini kaldırdı ve Rabbine yalvarmaya başladı:

    ‘Allah'ım, bana olan sözünü yerine getir, vaad ettiğini ver! Allah'ım eğer şu bir avuç Müslümanı helak edersen, yeryüzünde şirk koşmadan sana ibadet eden kimse kalmayacak!’

    O, kıbleye dönük vaziyette ellerini her an biraz daha semaya doğru uzatarak durmadan Rabbine yalvarıyordu; öyle ki sonunda abası omzundan sıyrılıp yere düştü, Ebu Bekir gelip abasını yerden alarak omzuna örttü, sonra onu kucakladı ve şöyle dedi:

    ‘Ey Allah’ın Elçisi! Artık yeter, O sana vaad ettiğini kesin olarak verecektir!’

    Bu hadise üzerine Enfal Suresinin 9. ayeti nazil oldu.” (Müslim, Cihad, 58)


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ أَنِّي مُمِدُّكُم بِأَلْفٍ مِّنَ الْمَلآئِكَةِ مُرْدِفِينَ  وَمَا جَعَلَهُ اللّهُ إِلاَّ بُشْرَى وَلِتَطْمَئِنَّ بِهِ قُلُوبُكُمْ وَمَا النَّصْرُ إِلاَّ مِنْ عِندِ اللّهِ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ 

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İz testegîsûne rabbekum festecâbe lekum ennî mumiddukum bi elfin minel melâiketi murdifîn.  Ve mâ cealehullâhu illâ buşrâ ve li tatmainne bihî kulûbukum ve mân nasru illâ min indillâh(indillâhi), innallâhe azîzun hakîm

Meali :

Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, “Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum” diye cevap vermişti. Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa yardım ancak Allah katındandır. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

(Sadakallahul Aziym ENFÂL Suresi 9. ve 10. ayet)

Bedir Savaşı’nda müminlerin meleklerle desteklenmesi konusuna Enfal suresinin 9 ve 12. ayetlerinde de açık biçimde değinilmiş ve bazı sahabiler meleklerin bizzat kafirlerle savaştıklarını ve onları öldürdüklerini ifade etmişlerdir

( Müslim, Cihad, 58; İbn Atıyye, I, 503)


Ve bunun vahdeti vücuttaki tezahürüne gelince, sen mesala hasta oldun, grip olacaksin hissettin, bogazin yaniyor, yada aksirip tiksirmeye başladin, yada bademciklerin hasta oldu, ve mikroplar girdi saldiriyor, ve doktora gittin, ve doktor sana penicilin ignesi yazdi, ve  gittin saglik memuresi sana bir peniclin ignesi yapti, ve ignenin icinde 5 000 000 Unite penicilin baktersi var, iyi bakteri, mikroplarla savaşan bakteri, bak işte o vücüdün kirginligini meydana getiren kafir mikroplari öldürmek için igne oldun, ve sen vücudundaki askerin allahi oldun, ve onlari 5 000 000 savaşci  melek ile destekledin, ve Allahin yardmi yetişti işte, amma sen hasta oldun, yataklara düşdün, eyüp gibi Allah bilir dedin sabrettin care aramadin, ve seni iyi edecek ilaci bulamadin, işde öldün gittin, poh yoluna giden niyazi oldun......

Bedirdeki Muhammedin, Meleklerle desteklenmeside böyle, muhammetde bir başka bedenin icindeki beden degilmi?  cünkü mesela, sen sen olmadan, annenin icindeydin, ve annene zeker ile, sirat köprüsünden gecmeden önce ise, babanin bedenindeydin, ve yine babandan önce, baba annendemiydinn yoksa anne annendeymidin,veya bir parcan babanendeydi, bir parcanda aneannendeydi, ve ondan önce  babanin babasi ve annenin babasindaydin degilmi? peki muhammed peygamber olarak bir başka peygamberin icindeydi (Tirnak elin icndeki elin parcasi, tirnak elden önce parmak var, ve tirnak yine parmagin parcasi, yine ondan büyük kolun parcasi degilmi) yine insan olarak babasi abdullahin, annesi aminenin icindeydi, ve amine hasta oluduysa ve limon yediyse, işde onun griple savaşacak meleklerini gönderdi, ve muhammed kirginim dedi, ve vücüt hapşirdi tiksirdi, ve amine annemizde bildiyse tedavisini ve  yediyse temsili misal ile bir küflü peynir, veya limon, veya portakal, işde vücudun daki parcasi olan oglu muhammed inde zamanda yolculuk olarak, hem gecmişde, hemde gelecekde meleklerle, kafirlere karşi o nu destekledi demek olmaz mi zaten??????

Gecen hafta din ile alakasi fazla olmadigi sanilan bir meseleye vaazimizda yer verdik, ve bir cok insan yolumuzdan tökezledi düştüler, cünkü onlarin ögrendigi şeriata aykiri haller bunlar, nedir onlardan birisi : oral sex, yani agiz yolu ile sex meselesi , nitekim kuranda gecen musa hizir kissasinda da böyledir, musada HIZIRIN ardinda gidemedi tökezledi, cünkü onun yaptiklarida, o günün şeriati olan, musa dinine ve şeritatina ters işlerdi onlar, bakdi ve yordu bu yanliş dedi, durakladi, sonra ikinci olay, bu da yanliş dedi, peki bugün bize takilanlar nasil gitsin, bizim anlattiklarimizda, bugünün şeriatina ters şeyler, kalb bunu nasil kabullensin, tabiki düşecekler ardimizdan, ama adem cennetten düştü amma, tövbe edip cennete yeniden gitmenin yollarini kazandi, hatasinda diretmemek, burda tövbe gibidir, Osmanli olup bizler, dün matbaadan dolayi adam kesenlerin, ve tren gavur icadi diyenlerin, ardindan haala gitseydik, bugünün Türkiyesi olmazdi, ve hala eşege biniyor, ve haala el yazmasi ile kitap yazcaz diye ugraşirdik, halbuki o günün yanlişinda diretmeyipte, ben bilmem sen bilirsin rabbim deyiverecesin ki bütün işler hallolcak, cünkü Allah bir bilgiyi birine fisildar, oda yapmaya başlar, amma başlangicda o sanki yanliş gibi gelir bircoguna, ama  hikmetini bilmedigimiz işlerde, ben bilmem hikmetini sen bilirsin rabbim deyince, o hikmete sende erersin birgün.yine mesela önünde kalagi olan şapkayi bile, fötür şapkayi bile kabul edemedi bu bagnaz dinciler, ve dedilerki : bu müslümanlar secde edemesin diye icad oldu dediler, halbuki yüz logo, ve güneş yanigi ne kadar kötü, ve yüzün logon yanmasin diye icad olan, güneşden yüzünü korumak için yapilan, kafasi calişan bir amca, yada teyzenin yaptigi bu icad  bile irdelendi binlerce sene, haala bile böyle diyen ahmaklar var, ahmaklar sürüsü var, halbuki ekmegin yüzüde onun logosu nasil ekmek hafif fazla pişince, yüzü esmer olunca bile, firindan alirken bazisi, bu yanik diye almiyor ise, senin yüzün logon  yaninca senin ekmek halinde  yanmiş olur belki ,ve firinde satilmayan ekmek  ve insan olursun, ve insan kursagi yerine ve şansin varsa belki  köpeklere yem olursun degil mi ? o yüzden ardimizdan düşenlere hadi acimiyonda geri dönemeyenlere aciyon ben ey azizim.

Gecen hnafta helikobakterin tedavisini ögrettik amma dikkaaat!

Herşeyin Fazlasi Zararlidir Kuralimiz

Ve helikobakteri tedavisini de cok SIK SIK uygulamayiniz, cünkü fazlasi böbreklere zarar verir, ve öyle olunca, yani bir defa tuz tedavisi uyguladiniz, ve vücudunuz artik o helikobakteriye karşi bir antikor üretir, ve sizin bir süre yeni ilac yapmaniza gerek kalmaz, ne zaman bunu farkeden helikobakteri kendini türetipde, yeni bir helikobakteri geliştirdi, ve midenize inince sizi isirmaya başladi, ve bu gastrid olma yoluna dogru gidiyor, bir defa daha yapin,amma en az iki hafta bir daha yapmayin.


Yine gecen hafta karaciger detoxu tedevimizi, şeker hasstaligi tedavimizi makaleler bölümünde yaiynladik, bu haftada vaaaz ekliyelim yani,

Daha çok şeker hastalari veya şeker hastalığına yakalanma riski olan kimselerde ve  birde uzun süre veya çoookca şeker hapı kullanan kimselerde ve çok tatlı yiyen kimselerde görülen  birşey içtikden veya yedikten sonra agızda gitmeyen şeker tadı hissi meydana gelince, işte diyorki ciğer yani karaciğer ben ağzıma kadar şeker ile doldum diyor yani kirlendim beni yıka diyor. format atıp onu fabrika ayarlarına döndürmek için işte Karaciğer detoksuna ihtiyaç vardır.


Peygamberimizin Karaciğer Detoksu yöntemi, islami açıdan Karaciğer Detoksu, Bir Günlük Hızlı Detoks

Bir bardak Zemzem suyu, veya saf temiz, asitsiz mineral su, veya saf menbea suyu alınır
Ayakda Bir defada (tek yudumda) içilmek kaydı ile içilir, ve ayakda içdiğimiz için, aynen ayakda duş almak gibi olan, bu yöntem ile, vücdumuzun iç organlarina duş aldırmış oluruz. ve yaklaşık bir 15 dakika ile 30 dakika sonrasında cişimiz gelecekdir, ve bekletmeden hemen gidip, cişimizi yapmakda, o zehirli ve fazla atık maddelerin, vücuttan, sanki içimiz duş alıp temizlenircesine cişimiz ile atacakdır. çok sık olarak yapmayın, sonra kanınızın durulmasına sebeb olursunuz, ve vücut ISISI düşer , ve ISI kaybından ölümlere yol açabilcek rahatsızlıklara yol açar.
Bu formül Karoglan Hoca Başağaçlı Raşit Tunca ya aittir. para ile satılamaz.
PS: Dikkat edin eger Zemzem kullanirsaniz, o çiş yolu ile degil, ter yolu ile atilcakdir, bunuda unutmayin.
Cennet ve cehennem Tasvirlerimize Devam

Muhammedin dönemnindeki yollari düşün ve  yine musanin ümmetini düşün, taa israile geldikleri yollari düşün, birde bugünkü otobanlari düşünün, yani cennetin yollari o kadar güzelki, binlerce kilometre otaban, ve arabaya biniyorsun öyle hic sarsmadan, seni bir yerden biryere gidiyorsun. ve eski kagnilarla yada traktörle bile gitsen, hoplaya hoplaya canin cikar, ata binsen hoplaya hoplaya kicini agrilar tutar yorulursun,  yine eşek ile ayni, yani bugün ise, sarsmayan asfalt yol keşfiolmuş amaortisörlü arabalar, ve yol kenerlarina direkler dikilimiş gece bile yolun görünür halde, lambalar icad olmuş yolun apaydinlik, kuş gibi ucurup götüren arabalar, trenler gemiler, ucaklar icad olmuş, daha hangi cennet ararsin be adam,  be kadin, senin bu rahat seyahitini acaba bir defa musa yaşadimi, hz ibrahim ulul azim peygamber deniyor, o yaşadimi haaa, amma bak mehdi vaktindeki seyahatlere,  ne rahat degilmi? cennetteki birbirini  ziyaret ederler hadislerini bir okuyun, bu tasvirimize uyuyormu uymuyorumu?

Biri diyor ki senin zikrinde "el mümit" var, sen bunu cekince iyilerde ölüyor bunu biliyonmu diyor, halbuki el mümit heryerde var, sen sanki hayvan öldürmeyincemi, insan öldürmeyincemi, sadece mümit ismi yaşanmayacak, halbuki bitki bile canli, bak bu üzüm tiyegine


bak bu ucundaki iki biyika tiyek derler yada biyik derler, bu biyik yada tiyekleri ile bir yerlere tutunuyor üzüm asmasi, yani bir bitki, bitki görürmü görmese bu alttaki resimdeki o vidayi nasil bilde de oraya biyik atip kendini bagladi  yerlere düşmemek için degil mi?


Bitkilerde duyar, görür, konuşur, hata eli ayagi vardir, böyle bir de hayata tutunur, peki sen bir hiyari koparinca o ölmedimi, sen hiyar katili olmadin mi? peki ne oldu, o hiyar öldü işte, sende hiyar katilisin, amma koparmasan dalinda cürüyecek, yani birinde öldü, insan yedi insanda yine can oldu degilmi? o zaman haşr  ne işte bak, üzüm asmadayken canli, görüyor biliyor tutunuyor, sonra kopardin, öldü, amma az sonra yedin, sende can oldu artik, sen ahmetsen ahmet oldu, mehmetsen mehmet oldu o üzüm, ve sende birde namaz kildin ise, namaz oldu belki ve rabbinin katina gitti, yada sende öldün, peki sen yeni can kimde beden ve can olcan bilyonmu  sen kim yiyecek bilmiyon, ve artik ölümü ve cenneti ahireti sen bununla kiyas et ve yor,  ne demek, ve mümit heryede ve herzaman tezahür etmekde, vejeteryan olmak, ölüme karşi olmak degildir, bitkide canli canim.

Rabbim insan gibi azizi bir cana kiymayi uygun gören ahmaklarin şerrinden, askerimi ve ehli beyitmi, ve sevenlerimi ve sevdiklerimi korusun inşallah, yoksa bu zalimlerin elinden cekcegimiz var, akillanmaz bu ahmaklar, ne zaman ölüm öldü o zaman kurtulduk bu zalimlerin elinden demek olur, ey bilim adamlari önce gencligiin sirini cözün artik, sonrada ölümü öldürün artik.

------------
DiPNOTLAR :

[1]  fetva net/yazili-fetvalar/seferilikte-namazlari-kisaltmadan-dort-rekat-kilmanin-hukmu-nedir

[2] sorularlaislamiyet com/nisa-suresinin-101-ayetinde-gecen-namazin-kisaltilmasi-ne-demektir

--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 9 Ağustos  2018 Perşembe

Original Kar © glan


DEVAMINA BAK


Karoglanin Cennet Tasvirleri Dört

(Kar©glanin 2 Eylül 2018 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ إِلاَّ مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَمَن يَكْفُرْ بِآيَاتِ اللّهِ فَإِنَّ اللّهِ سَرِيعُ الْحِسَابِ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İnned dîne indâllâhil islâm, ve mâhtelefellezîne ûtûl kitâbe illâ min ba’di mâ câehumul ilmu bagyen beynehum, ve men yekfur bi âyâtillâhi fe innallâhe serîul hısâb.

Meali :

Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.

Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN Suresi 19. ayett


---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Sizden kim (sünnetimize uymayan) bir münker görürse (seyirci kalmayıp) onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse lisanıyla düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu kadarı imanın en zayıf mertebesidir."

( Hadis-i Şerif , Müslim, İman 78 (49); Ebu Davud, Salatu'l-İydeyn 248 (1140), Melahim 17, (4340); Tirmizi, Fiten 11)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Yeryüzünde bir kötülük işlendiği vakit, ona şahid olan bunu takbih ederse (kötü olduğunu te'yid ederse), o kötülüğü görmemiş gibi zararından kurtulur. O kötülüğe şahid olmadığı halde, işittiği zaman memnun kalan kimse, sanki şahid olmuş gibi manen zarar görür."

( Hadis-i Şerif , Ebu Davud, Melahim 17, (4345))

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَلَوْ آمَنَ أَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْرًا لَّهُم مِّنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَأَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Kuntum hayra ummetin uhricet lin nâsi te’murûne bil ma’rûfi ve tenhevne anil munkeri ve tu’minûne billâh, ve lev âmene ehlul kitâbi le kâne hayran lehum, minhumul mu’minûne ve ekseruhumul fâsikûn

Meali :

Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.

(Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN Suresi 110. ayet)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

لَيْسُواْ سَوَاء مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ أُمَّةٌ قَآئِمَةٌ يَتْلُونَ آيَاتِ اللّهِ آنَاء اللَّيْلِ وَهُمْ يَسْجُدُونَ  ؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَأُوْلَئِكَ مِنَ الصَّالِحِينَ  وَمَا يَفْعَلُواْ مِنْ خَيْرٍ فَلَن يُكْفَرُوْهُ وَاللّهُ عَلِيمٌ بِالْمُتَّقِينَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Leysû sevâen, min ehlil kitâbi ummetun kâimetun yetlûne âyâtillâhi ânâel leyli ve hum yescudûn. Yu’minûne billâhi vel yevmil âhiri ve ye’murûne bil ma’rûfi ve yenhevne anil munkeri ve yusâriûne fîl hayrât, ve ulâike mines sâlihîn. Ve mâ yef’alû min hayrin fe len yukferûh(yukferûhu), vallâhu alîmun bil muttekîn.

Meali :

Onların (Kitap ehlinin) hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece saatlerinde ayakta duran, secdeye kapanarak Allah’ın âyetlerini okuyan bir topluluk da vardır. Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir. Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları bilir.

(Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN Suresinin 113,114 ve 115. ayetleri)

ve gecen hafta dedik ki :
ve muhammed birgün yahudinin birini oruc tutarken buldu, ve sordu sen niye oruc.....
sonunda o na dedi deniyor : "biz sizden daha layikiz bu oruca." deyip de musayi ve ümmetini cignedi gecti. hic muhammed musa kardeşini cigniyebilirmi? o da peygamber, o da peygamber, o da ümmet, bunlarda ümmeti için yapilcak amel, niye cignesin, ya hadis yanliş, ya muhammed yanliş yapmiş, edebsizlik etmiş olmazmi?


iki peygamber sürtüşürmü hic, oluyor ama dünyamizda, iki horuz bir ciftlikde dostluk degil, ancak kavga ederler. reislik kavgasi. iki aslan ormanda da, ben reisin, sen reissin diye kavga eder, eee muhammed de aslanlardan bir aslansa, reis benin diye kavga etmiş olabilir, tiyniyet işte, oysaki bir başka cibilliyat olan, sifati olan hayvan vardir ki, yani karincalar başka karinca ile genlikle ile hic itişip kalkişmaz, buyur taffattar der sen gec öne der...

yani onlarinkide peygamber onlarda ümmet ve onlar da kitap ehli ve yukardaki ayete kitap ehlinden öyle kimsler varki ayni bizler gibi iman ve amel sahibi kimslermiş ve onlarin yaptiklarida kabul edilmiş iman ve amellermiş ve onlarin yaptiklarda zayi olmaycakmiş öyleyse kim gavur kim kafir, varmi haaala bu devirde evet iyilerde var kötülerde var haala.
Bu gün icinde hakkal yakin farkettigim bir gercegi size anlatayim :

HIZ ve Sürtünmeden dolayi yanan Tekerlekler ve Cehennem  ve SIRAT Köprüsü Tasvrimiz

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

Cehennem ateşi, Sırattan geçen müminlere, “Ey mümin, tez geç, senin nurun nârımı söndürüyor” der.

( Hadis-i Şerif , Taberani)

Dedik ki : Bizim SIRAT köprüsü Tasvirimizde, zeker veya afedesiniz sidik yolu kildan incedir, ve ordan anneye vaaz olcak cocuk olan, meni ve tohum, bazilarinda şimşek gibidir, bazilarinin yavaş, ve birde ordan idrar gecer,  ve öyle olunca ordan cennetlikler, yani yeniden dogacak cocuk  olcak tohum gectigi gibi, cehennemlikler de, ve yani geri döndürülenlerde gecer, ve onlar ateşler icindedirler, ve öyleki idrar sicakdir ve yakicidir, ve deniyor ki :
ALINTI :
Muzaffer Efendi Hazretleri sık sık "Cehennemde ateş yokdur, herkes ateşini buradan götürür" buyururlardı...Yukarıdaki âyet-i kerîmeyi okur, "vakûduha'n-nâsu ve'l hicâratu" kısmına dikkat çeker ve aşağıdaki kıssayı anlatırlardı...

Halîfe Hârûn Reşîd, birgün Behlûl Dânâ ile karşılaşmış...Aralarında şöyle bir konuşma geçmiş...

Hârûn Reşîd : "Nereden geliyorsun?..."

Behlûl Dânâ : "Cehennemden..."

Hârûn Reşîd : "Niçin gittin?..."

Behlûl Dânâ : "Ateş almaya..."

Hârûn Reşîd : "Ne oldu peki, alabildin mi?..."

Behlûl Dânâ : "Alamadım çünkü cehennemde ateş yokmuş..."

Hârûn Reşîd : "Allah Allah! Nasıl olur?...Cehennem ateşle dolu değil mi?..."

Behlûl Dânâ : "Ben de öyle biliyordum...Gittim, Cehennem'in Mâlik'ine sordum...Bana 'Cehennemde ateş yokdur, herkes dünyâdan ateşiyle buraya gelir' dedi..."

Efendi Hazretleri buyururlardı ki :

Eğer herkes aynı ateşe girecek olsa, Allah'ın adâleti nerede kalır?!...Meselâ bir yumurta çalan bir hırsız ile yüz milyon çalan kişi aynı ateşe girerse Allah'ın adâletine muhâlif olur...Bir yumurta çalan, o kadarlık ateş götürecek, yüz milyon çalan da o ölçüde ateş götürecek...İster hayır ister şer, dünyâda ne yaparsan Allah indinde onun karşılığını bulacaksın...[1]

Yani bazi müminlerin nuru ve ameli, cehennemin  narini yakip yok ettigi gibi, yani cehennem ateşini söndürdügü gibi, bazi cehennemliklerin ateşide, sirat köprüsünü bile tutuşturcak kadar cok ve alevli. yani işde bu gün kücük hacetimi yaparken cabucak heladan cikmak için, acele ettim, ve biraz ikinarak idrarin cabuk cikmasini saglamak istedim, ve öyleki idrarin cabuk akişi, idrar yolunu yakdi, (Yukardaki tekerlekleri yanan araba resimine bak, anla sebebini) yani aslinda  idrar alevli ve sicak amma, biz hissetmiyormuşuz, yani sürtünme ve hiz alevini dahada artirdi ve sirat köprüsünüde yakdi gecti. ve bugün bu hastalik sahibi olanlar var, birde  normla gecişte bile, idrari sicak ve yakici olanlar, yine büyük haceti defiyesi sicak ve yakici olanlarin hali bu, bunlar işde bu günün cehennemlik kimseleriki, öyleki onlar cehenneme giderken, birde yolu ateşe verip tutuşturuyorlar işde. yani cehenneme ateşleri ile birlikte gidiyorlar, yani asit işte, ateşini icinde taşir, onda birşey can bulmazki, canliyi bile öldürür asit dedigin şey, ve idrar işde bir ceşit asit, yani ateşi icinde, ve giderken biraz hizini artirsa, acele etse, sirat köprüsüde yanar, oysaki müminler, ordan şimşek gibi gecmesine  ragmen,  sürtünmeden yanmazlar. yani meni öyle hizli fişkirirki, süratle, tazyikle, ama o tazyik onu da sirati da yakmaz halbuki. yani öyle olunca, mekkede tavafda ve şeytan taşlamada, nasil insanlar acele edip süratlenince izdiham ve katliam olursa, cennet ve cehennem ehlide,  seviyelerine göre bir yürüyüş ve sürata sahiptirler, onlar bir milim ne hizli nede yavaş sevkedilemezler yani.

oysa dünya da, ve gezegenler de, güneşde, rayinda hareket edip, akip gitmekde iken, dedik ki, bu sene dünya bir daha hizlandi ve iki aydan fazla önce, sonbahar yerine menziline vardi dünya, ve erken hasat edilen meyva, sebze, tahillar meydana geldi dedik ve kuşlar bile erkenden göc etmek durumunda kaldilar, yoksa diger yerdeki kutuptaki mevsime ulaşamayacaklar yani, gittikce hizlanan dünya ve insanlar, ve hizli bebeler, hizli arabalar ,hizli internet,..... hizli cocuklar, buraklar, şimşek gibi giden arabalar vaktine ermek zor amma, işde dedik birazcik acele edip IKINDIM yandi idrar yolu, yani öyle olunca bizler menzile varmak için zamanimizi yakalmak için acele etmek durumundayiz, yoksa biz varmadan daha mevsim gecerse, ne yapariz, aradigimizi yerinde bulamayiz. öyle olunca, buraklar, ucan arabalar vaktine, ölümü öldürcek bilgiyi bulacak insanlara erişmek için, daha hizli, daha hizli süratle giden dünyamiz, ve amma kaosa dönen mevsimler, ve kisalan mevsimler, kisalan günler, aylar, geceleer .........

Karoglan Hoca nin NOBEL ÖDÜLÜ

5 sene on sene degil, hatta bin sene, hatta ellibin sene daha düşünseniz, akliniza gelmeyecek olan bu bilgiyi, size vereyim karoglan hocaya(Raşit Tunca ya) bu senenin nobel ödülünü vermeyen ve vermeyecek olan nobelci ... nedir o bilgi, burak keşfetme yarişina giren  araba firmalari, hizlaninca, o tekerlekleri yakan sürtünmenin önüne gecmek için gereken buluş, nedir o? ve meni cikarken neden hizi ile yanmiyor, ne icindeki canli, nede idrar yolu yanmamasina ragmen, idrar hizlaninca yaniyorsa, bunun biyolojisini keşfeden bilim adami, o buraki keşfederken sürtünmenin önüne gececek icadida bulacakdir zaten. o bilgi burada ve bizde sakli, amma bir bildiren Allah, bir de bildiren Aziz olmayinca,  bilinemiyor tabi. ve biz zamanin en büyük AZiZi olma şerefine ermedik mi haaala haa? hiristiyan alemi! acaba bize bir Azizilik verilmeyecekmi haaala...... Allah bana ödülümü vermişken, benim nobele falan azizilige falan ihtiyacim yok elbet, amma dünyada hak yerini bulsun istedim sadece, farkimiz belli olsun istedim yani, ayar meselesi, altinin ayarini mihenke vurupda ögrenirsin, insanin ayari nobele vurulunca biliniyorsa, bizi bir nobel mihengine vur baken bişey cikcakmi azizim demek istedik.......

---oOo---
Magandalik mi yoksa sünnet mi?

Ben Bizzat Muhammedil Emin den gördüm ki, sol elinin serce parmaginin tirnagini uzun birakiyordu ki, bende aldim bu sünneti yapiyorum, ve gerektiginde poşet yirtmak için, gerektiginde kartal gibi parcalalmak, gerektiginde düşmanin gözünü oymak için, gerektiginde dişimin arasinda kalan eti kurtu cikarmak için, dişlerimin arasindan gözüküp cirkin olmaktansa, maganda olup, diş civisi aramadan, heryerde istedigim zaman, elimi agzima gerip, bu tirnagim ile cikaririm o eti ve kurtu işte, ve görüntüm düzgün olur bari, ve yine gerektiginde sercelik, gerektiginde kartal olmak için. peki sen Muhammedi nerde gördün derseniz : Benim bir  Mehmet Emin arkadaşim vardi, o Muhammedil Emin den gördüm. Muhammed ler Muhammed den kuralimiz geregi, ben bizatihi Hz Muhammed den görmüş oldum, o devirde zaten, heryerde yaninda taşiyacagin bicak nerde, makas nerde, diş civisi nerde işteee.....


Bu Haftaki Cennet Tasvirlerimiz

Kumaşlar, Makaslar, iğneler, iplikler, kumaşlar, halılar, kilimler cenneti, ALTIN CAĞ, MEHDi ÇAĞI

Hz idris aleyhisselam terzi deniyor, daha ilk caglar, o caglar, demir keşfolmamiş, makas keşfolmamiş, bicak yok, cünkü demir yok ki , yine igne yok ki, demir yok evvela yine, yani o adam (idris) ne ile kesdi, hangi kumaşi kesdi bicti, kumaş dokumasi keşfolmamiş, ip yokkine, kumaş olsun, neyi kesdi de ne ile dikdi bu adam demek yok mu? yine saclar uzadi mi, kesecek makas yok azizim, saci sakali nasil kestiler demek yok mu? hele tirnaklari kesecek tirnak makasinin keşfi yine seneler seneler sonra olan bir olay bir buluş, tirnaklar olsa olsa dişler ile isiralarak kisaltilabilir o devirde ancak, ve bugün tirnak yeme ahlaki olanlar, işte o devirden kalma insanlar da ondan azizim, ve nice peygamber denen adamlar var ki, ve ümmetleri var ki, onlarin ne saclarini kisaltcak, ne de tirnaklarini kisaltcak makasi yok, bicagi yok, dişini kariştircak diş civisi  kürdani yok, dişlerini fircalayacak diş fircasi, macunu yok. Diş fircasini bile, peygmabere hediye olsun diye bir agacin  kökünün icine saklayan Allah, o gün insanlik henüz gelişmemiş, ve  ona firca diye misavak agacini vermiş, misvak agac kökünü vermiş. Bu gün ise : sert, az sert, yumuşak, ve bebe yumuşagi diş fircalari var degil mi? yine macunlar var dişlerin cürümesin diye degil mi? eskiler ne yapti demek yok mu? ve yine Allah Hz. Nuh a gemiyi yapmak için, ona gösterecegi bir model resimi olan bir kitap yok, bir resim yokken, dedi ki tavugu kes pişir, icindeki kaburga kemiklerine bak, ve gemi yap dedi. Allah geminin ilk planinin tavugun icine yazan rabbim, yine tavugun icine igne kemigi diye bir kemik koymuş, bütün tavuk kesip kaynatip siyiranlar bilir, bir kemik vardir ki ignenin ilk modeli olan  kemik, işte ignenin ilk musteri o kemikde sakli, ve idrisde onu buldu ögrendi, ve onunla dikdi, yani kemik ile dikdi yani, ne ile kesdi,olsa olsa keskin kayrakla kesebilir o devirde, hz. Davud a kadar demir yok ki, demir işlemek bilinmiyor ki, cilali taş devri deniyor o devire ya işte.  ve bu günümüz ,mehdi cagi, bak cennet cennet, cennetler diyari, ne ceneti? bu sefer bak makaslar cenneti, bicaklar cenneti, diş kürdanlari cenneti, igneler ceneti, kumaşlar, ipekler, dokuma halilar cenneti, daha ne istiyorsun, muhammedin haliflex bir halisimi vardi, bir kilimi mi vardi, altina alipda yattigi hurma lifi idi, hasir hasir idi, sen yumuşacik tumba ikiz yatakalarda yatarken, iki cihanin habibi hasirda yatti. şükret mehdi askeri, sen cennet gibi bir altin cagda dünyaya geldin, bak bu mehdinin hakkini ödeyemzsin sen....

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân.

Meali :

O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

(Sadakallahul Aziym RAHMÂN Suresinden ayet)

---oOo---


Gezen Yürüyen Kuran Hz. Muhammed Aleyhisselam oldgunu duymuşsunuzdur herhalde

---------------------
Ben, Muhammedü'l-Emîn'nin Hümeyrâ'sı…

Ben, İslam Halifesi Ebû Bekir’in kızı…

Ben, Allah’ın sevgilisinin sevgilisi…

Ben, Amr bin As’ın Allah Rasûlü’ne “Halkın en sevimlisi kimdir?” diye sorduğunda,  ismi söylenen...

Ben, dünya kadınlarının en bahtiyarı; Âişe…

Rasûlullah’ın ömrüne eşlik ettiğim süre içerisinde; güldüğüne, hiddetlendiğine, sevindiğine, üzüldüğüne, emrettiğine, nehyettiğine, hepsine şahit oldum. O’nun ümmetinden biri olarak tebliğinin muhatabıydım. Bunun yanında O’nun eşiydim, “göz nurum” diye hitap ettiği…Âişe…

O’nu benden soruyorlar, diyorum ki; “Siz Kur’an okumuyor musunuz? O’nun ahlâkı Kur’an’dı.”

ve insanlgin zirve noktasi, en insan olan insan, Hz Muhammed, ve Hz Muhammed de gezen yürüyen kuran ise, her ne kadar cirkin insanlarda varsa, yine kisa boylu, uzun boylu, mavi gözlü, kara gözlü, sari sacli, siyah sacli, beyaz tenli, siyah tenli, kizil tenli, benli, bensiz,... topal sakat, kör, şaşi ,...... kadin, erkek, cocuk, büyük, baba, anne, dede, nine, torun, torba,..... yani insan ceşidi cookca var, bunlarin en ortasi, ne uzun, ne kisa muhammed öyle dedi mehdinin boyu için, uzundan kisa, kisadan biraz uzun, ne zengin, ne fakir, ne aşiri dindar, ne dinsiz, ne sari, ne esmer, bugday tenli,...... kim bu? hz muhammed mi? yoksa onun torununun torununu Hz Mehdi mi? en itidalli ve orta vusta olani insanligin zirvesi muhammed ise, en ortasi, ne ileri, ne gerisi olan, Hz Mehdidir, ne bilirsen, onun en güzeli degil, ne en güzeli, ne de en cirkini, ....... yani Musa dediki onun için, benim soyumdan olan Taçsız Kral Meşiya gelecek, arza hakim olcak, barişi getirecek  dedi, ve onlar musaviler onu bekliyor, yine isa dedi, benim soyumdan faraklit gelecek ve yeryüzünde hakim olup barişi getircek dedi diye, onlarda Isaviler onu beklerler, Hz Muhammedin ümmeti de, Hz. Muhamed benim soyumdan, evlatlarimdan biri olan Mehdi gelecek ve dünyaya huzuru getircek dedi diye onlarda müslümnlarda  onu beklerler ki, amma aralarinda gezmesine ragmen, onu tanimazlar bilmezler, o zaman isa zamani gezen yürüyen incil, o gün isa idi, bugün ise hz mehdi, gezen yürüyen incil dir, faraklittir, kilitleri acan odur, bütün kapali kapilari acan, kilitleri acan, hazineleri cikaran odur, ve faraklit ikinci ömer farkinda olan, herşeyin farkinda olan, yine gezen yürüyen tevrat, o gün musa idi, bugün ise Hz mehdi ve yani Taçsız Kral Meşiya dir. ve her ne kadar yahudiler onun soyu asil soy olacak diye, diger soylari bozmaya kalksalarda, yani bazi insanlar hasta olsada, kolu olmasada, bacagi olmasada, gözü kaysada, insan haala insan, ve aziz varlik insan, yani Hz insan Hz Adem ademoglu, yani yeryüzüne haaala hakim, haaala hakim. onu halifelikten indirerek yerine gecmek isteyen şeytanda, haala şeytan, ve onun ahlakindakilerde, haala şeytan hizbi ve ordusu, ve şeytan dediki ondan insanoglundan üstün oldugunu ademden üstün oldugunu söyledi, o dedi yakan zarar veren, güclü kuvetli oldugunu iddia etti ve ediyor haala. amma toprak ise verimli olan, gerekirse zarar veren, kaya olup habil kafasi yaran, zarar veren, gerekirse mevlana olup dergah dergah dönen, gerekirse icinden cimenler cayirlar meyvalar cikaran, gekirse yel gibi savrulan, gerikirse seller gibi akip caglayan, gerekirse daglar gibi dik duran, gerkirse anne olup doguran merhmet ile büyüten besleyen gerkirse baba gibi koruyan gözeten, ve insan işte insan, halifeyi ruyu zemin, ve insanligin orta yollusu, en ideal yapisi, zivesi demiyorum, bak aradiginin en ideali onda olan, aradigin yaninda olupda, göremedigin adam : Hz Mehdi, ve biri diyorki prenses olmak için prense ihtiyacim yok ki, ben kralin kiziyim diyor, halbuki kral kim bilmiyor, ve o Hangi Kralin kizi oldugunuda bilmiyor, senin prenses, o elindekinin de prens olmak için Taçsız Kral Mehdi Kral Meşia ya ihtiyacin var elbette.....


Her ne kadar sakat olan, veya kör olan, topal olan hiristiyanlar olsada, amma iclerinde saglikli bir tane hiristiyan oldukca, incilin orjinali bozulmamişi hala dünyada vardir, ve canlidir demek olur, ve hatta isa mehdiden, mehdi isadan kurali geregi, hz. mehdi ayakda olup, gezdikce, dünyada oldukca, incilde canli ve bozulmamiş vaziyette ve ayakta ve görevde ve aktiftir.

Yine her ne kadar sakat, topal,... musaviler oldugu gibi, bir tane saglikli musavi oldukca, tevratin bozulmamişi haala yeryüzünde vardir, ve ayakda ve canlidir, yine kral meşia veya moşia, yani mosesli isa, yada mehdi ayakda oldukca, tevratin yine bozulmamiş canli ve ayakda ve aktif olani yeryüzünde vardir ve görevdedir.

Yine zebur öyle.......

Yine müslümanlardan da her ne kadar hastasi, sökeli, sakati, körü, sagiri, yada kötürümü,.... olsada, bir tane saglikli müslüman ayakda oldukca, kuran yeryüzünde ve bozulmamamiş vaziyette vardir, ve canlidir ve ayaktadir, ve aktifdir görevdedir. Yine hz. mehdi muhammed in torunu ve evladi olmak hasbiyle, mehdi ayakda olup canli oldukca, gezip dolaştikca, kuran canlidir, bozulmamiştir, ve ayakda ve aktifdir görevine devam ediyordur yani......

Rabbim Teala ve Tekaddes Hazretleri, Davuda  ve Zebura bereket versin, ve musaya ve Tevrata bereket versin, isa ya ve incile bereket versin, ve muhamed ve Kuran a bereket versin, ve Bekabillah yani yollarin  ve kollarin birleştigi yer olan mehdi ye de bereket versin ki, o ayakda oldukca, bütün kitaplar ve peygamberler haydir sagdir ve kitaplarida görevde ve aktidirler, Hepside sag ve ayakda ve görevde demek olur, bir tek o kalsada ayni, milyonlarca bereketinde olsada ayni yani.......

DiPNOTLAR :

[1]defter-i-ussak blogspot com/2016/09/cehennemde-ates-yokdur-herkes-buradan


--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 2 Eylül 2018 Pazar

Original Kar © glan


DEVAMINA BAK


Allahın Rahmeti ve ilmi Her Şeyi Kuşatmıştır

(Kar©glanin 9 Eylül 2018 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

الَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَّحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke ve kıhim azâbel cahîm

Meali :

Arş’ı taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar (melekler) Rablerini hamd ederek tespih ederler, O’na inanırlar ve inananlar için (şöyle diyerek) bağışlanma dilerler: “Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O hâlde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azâbından koru.”

Sadakallahul Aziym MU'MİN Suresi 7. ayet

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Allahu Teala, kara gecede, kara taş üzerindeki kara karıncayı görür ve kara karıncanın ayak sesinide işitir. O nun ilmi her şeyi kuşatmıştır."

( Hadis-i Şerif , Hadisde kayip raviside kayip)

Yakin minvaldeki hadis

Hadis-i Şerif: "Sizin içinizde şirk, karanlık bir gecede, siyah bir taşın üzerinde yürüyen karıncanın ayak sesinden (hareketinden) daha gizlidir."

Kaynak: Başta Ebû Bekir (r.a.) ve Ma'kıl b. Yesâr olmak üzere sahabilerden rivayet edilen bu hadis, İmam Buhârî’nin el-Edebü’l-Müfred (Hadis no: 716)

yeni update vaaza

Bakara Suresi 22. ayette geçen
"Bile bile Allah'a ortaklar koşmayın" ifadesini tefsir ederken Peygamberimizin amcasının oğlu Abdullah b. Abbas (r.a.) tam olarak sizin belirttiğiniz kelimeleri kullanmıştır:

Sözü: "Ayet meali içinde geçen 'ortaklar (endâd)' ifadesi şirktir. Şirk ise, kapkara gecenin karanlığında, düz siyah bir taşın üzerinde karıncanın yürümesinden daha gizlidir." Kaynak: İbn Ebî Hâtim tefsirinde ve İbn Kesîr tefsirinde bu rivayet açıkça zikredilir.

Kelam ve Tasavvuf Literatüründeki Yaygın Şekli (Ulema Sözü) : Sizin paylaştığınız "Allah Teala, kara gecede, kara taş üzerindeki kara karıncayı görür ve ayak sesini işitir. O'nun ilmi her şeyi kuşatmıştır" şeklindeki ibare, hadislerin bu tasvirinden mülhem (ilham alınarak) İslam alimleri ve mutasavvıflar tarafından Allah'ın sıfatlarını açıklamak için formüle edilmiş bir kelam cümlesidir. diyor yapay zeka

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

اللّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm, lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevm, lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fil ard, menzellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bi mâ şâe, vesia kursiyyuhus semâvâti vel ard, ve lâ yeûduhu hıfzuhumâ ve huvel aliyyul azîm.

Meali :

Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, kayyumdur. O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önündekileri ve arkasındakileri bilir. O’nun ilminin kuşatmadığı bir şey yoktur hatta O’nun (dünyaya vaaz ettigi) kürsüsü bile, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O nun iki kudret eli arasındadır. O, yücedir, büyüktür.

(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 255. ayet)

Cok zaman önce yazdigimiz  bir vaazimizda bahsettigimiz, bu : Allahu Teala nin, kara karincayi görmesi hikmetini, enine boyuna düşünüp, kurandaki delillerinide bulunca, iyice tefekkür edip araştiran yabancilar, sonunda Allahin bu iliminede vakif olmuşlar, ve uydu ve benzeri cihazlari ile, karanlik bir gecede, kara taşin üzerindeki bir kipirtiyi, tespit edebiliyorlar, ve ona silah atip, onu isterse öldürüp, isterse durdurabilcek silahida icad etmişler. eee yilardir bu hadisi  ve hikmeti duyupda, bir gayret göstermeyen müslümanlar nerede peki!!!!
Halbuki bu hikmeti bizim bilip, bunu, bu buluşu da bizim keşfetmemiz lazim degilmiydi?
Biz gibi alimler, her ne kadar böyle bilgiler vaaz etsek, uyanin dersek de, derler ki :

"İmam ne derse desin, cemaat bildiğini okur."

(Atasözü)

ve Allahin Takdiri yani kader yazisi icinde öyle denir ki : sen ne yaparsan yap, ancak olcak olan olur, yani :

(Kader hususunda klişe söz, ve genel kural)

"Allah ın takdir ettiği (olmasını murad ettiği) bir şeyi, kimse tehir edemez, yani geciktiremez bile, Allah ın Tehir ettiği (olmasını istemediği) bir şeyi de, kimse oldurup meydana getiremez."


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قُلْ فَمَن يَمْلِكُ لَكُم مِّنَ اللَّهِ شَيْئًا إِنْ أَرَادَ بِكُمْ ضَرًّا أَوْ أَرَادَ بِكُمْ نَفْعًا بَلْ كَانَ اللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

kul fe men yemliku lekum minallâhi şey’en in erâde bikum darran ev erâde bikum nef’â, bel kânallâhu bi mâ ta’melûne habîrâ.

Meali :

"De ki: “Allah, sizin bir zarara uğramanızı dilerse, yahut bir yarar elde etmenizi dilerse, O’na karşı kimin bir şeye gücü yeter? Hayır, Allah, yaptıklarınızdan haberdardı."

(Sadakallahul Aziym FETİH Suresi 11. ayetten pasaj)

Eger  herşey takdir işte deyip, bizler yan gelip yatarsak, elbet Allah bizlere nasip etmez bu bilgileri, Allah calişana emeginin karşiligini verecegini vaad ediyor kuranda ve buyurdu ki :

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve en leyse lil insâni illâ mâ seâ.

Meali :

Bilsin ki! insan için ancak, kendi çalışmasının karşılığı vardır.

(Sadakallahul Aziym NECM Suresi 39. ayet)

Onlar buldular bildiler ve erdiler o ilme, onlarin sayesinde bizlerde o buluşlardan cüz i mikdarda fayda görmekteyiz, yahut kullanmaktayiz işte... eee o zaman biz yattik ve nerden erdik bu ilme ve aletlere, calişmadan ermiş olmuyoz mu? oluyor, eee o zaman bizler eskiden yaptigimiz amellerimizin karşiligi olarak, bu cennet vaktinde, altin cagda, bu ilimlere ermiş olduk, onlar bizim cennetimizi imar etmiş oldular, hem kendi cennetlerini, hemde,  önceki hayatlarinda, iyi ve güzel amel yapmiş olan, bütün isavisi, musavisi, mecusisi, budisti,... ve digerlerinin cennetini imar etmiş oldular işte. Yoksa yatana lokma yok deniyor kuranda,  hem yatip, hemde böyle bu kazanmak nerden cikdi derseniz!! işte bizim tezimizin dogrulugu ortaya cikar ancak işte.. ve bu dünyada cennetlerde kurulmuş, sahiplerini hem bekler hem girenlere hizmet eder, yine cehennemlerde kurulmuş, sahiplerini ögütüyor işte, girecek olanlarida bekler durur.....

ALINTI BAŞI

Ne acayip bir zamanda yaşıyoruz! Kimi, kendini yaratan Allah'ı inkâr ediyor; kimi de Müslüman olduğunu iddia edip inandığı Allah'ın ilmini inkâr ediyor.

Bir kâfirin, Allah'ın her şeyi kuşatan ilmini inkâr etmesini, hadi bir derece anladık diyelim. Peki, Müslüman'ım diyen ve sözüm ona ilim sahibi olduğunu iddia eden kişinin, Allah'ın ilmini inkâr etmesini neyle izah edeceğiz. Cahillikle mi, art niyetle mi, yoksa bu dini bozma gayretiyle mi?..

Aziz Müminler, Değerli Cemaat!

Okuduğumuz Ayet-el Kürsi ve müfessirlerin Sultanı İbn Abbas’ın (r.a.) o eşsiz tefsiri bizlere çok sarsıcı bir hakikati haykırmaktadır: Bizler asla başıboş değiliz. Asla yalnız ve gizli değiliz.
Gecenin en karanlık anında, simsiyah bir taşın üzerinde yürüyen o küçücük kara karıncanın ayak sesini işiten ve onun adımlarını gören bir Rabbimiz var. O’nun ilmi ve basireti her şeyi kuşatmıştır.
Peki, bu hakikat bizim hayatımıza nasıl yön vermelidir?

    Gizli Şirkten Kaçınmak: Şirk sadece taşa, puta tapmak değildir. İbn Abbas'ın buyurduğu gibi, ibadetlerimize, niyetlerimize sızan ve karıncanın ayak sesinden daha gizli olan o riya (gösteriş), "Allah'tan başkasından medet umma" hastalığı da gizli şirktir. Rabbimiz içimizdeki o en ince fısıltıyı bile bilir.
    Murakabe Bilinci (İhsan Makamı): "Sen O'nu görmesen de O seni görüyor" bilinciyle yaşamaktır. Hiç kimsenin olmadığı, kapıların kapandığı, günahın cazip geldiği o "karanlık gecelerde", kara karıncayı gören Zat'ın bizi de gördüğünü unutmamaktır.
    Yalnız Olmadığını Bilmek: Dünyanın dertleri altında ezildiğinde, kimse seni duymadığında, feryadın içine hapsolduğunda hatırla: Karıncanın ayak sesini duyan Allah, senin kalbinin kırık sesini de duyuyor.

Muhterem Müslümanlar!

Gelin, niyetlerimizi o kapkara gecenin gizli şirklerinden temizleyelim. Amellerimizi sadece ve sadece bizi her an gören, her an işiten Allah rızası için yapalım.

Her ne ise, biz onların niyetlerini bir kenara bırakalım ve onların görüşleriyle ilgilenelim, daha doğrusu görüşlerini çürütelim.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ  مَا أَغْنَى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَ  سَيَصْلَى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ  وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ  فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِّن مَّسَدٍ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebb. Mâ agnâ anhu mâluhu ve mâ keseb. Se yaslâ nâran zâte leheb. Vemraetuhu, hammâletel hatab. Fî cîdihâ hablun min mesed.

Meali :

"Ebu Leheb’in elleri kurusun; kurudu da. Malı ve kazandığı ona fayda vermedi. Yakında alevli bir ateşe (cehenneme) girecek. Boynunda bükülmüş bir ip olduğu hâlde, O nun ateşinin Odun taşıyıcı olarak karısı da cehenneme girecek."

(Sadakallahul Aziym Tebbet Suresi, 1 ila 5. ayet)

Bu sure-i celile, Ebu Leheb ölmeden yıllar önce nazil olmuştur. Surenin iniş sebebi şu hadisedir:

Peygamberimiz (sav) Kureyşlileri etrafında toplayarak: "Eğer ben size, düşmanın sabahleyin veya akşam üstü geleceğini söylersem, beni doğrular mısınız?" dedi. Onlar: "Evet." dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz (sav): "Ben sizi şiddetli bir azaba karşı uyarıyorum." buyurdu. Ebu Leheb: "Bizi bunun için mi topladın? Yazıklar olsun sana, iki elin kurusun." dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ Tebbet suresini sonuna kadar inzal buyurdu.

(İbni Kesir, Fahreddini Razi)

Görüldüğü gibi bu sure-i celile, Ebu Leheb ölmeden önce nazil olmuş ve Ebu Leheb'in iman etmeyeceğini beyan buyurmuştur. Bu sebeple müfessirler bu surenin gaybi bir mucize olduğunda ittifak etmiş ve şöyle demişlerdir:

“Bu sure Peygamberimiz (sav)'in nübüvvetine apaçık bir delil ve ayan beyan bir mucizedir. Çünkü bu ayette: ‘Alevli ateşe girecektir. Odun taşıyıcısı olan karısı da…’ buyrularak onların şakiliği ve her ikisinin de iman etmeyeceği haber verilmiştir. Ve vakıa, tam ayetin haber verdiği gibi vuku bulmuş ve her ikisi de imana muvafık olamamışlardır.” [1]

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَسَوَاء عَلَيْهِمْ أَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn.

Meali :

Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, iman edip inanmazlar.

(Sadakallahul Aziym YÂSÎN Suresi 10. ayet)


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İnnellezîne keferû sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn.

Meali :

Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, iman edip inanmazlar.

(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 6. ayet)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

إِنَّكَ لَا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَن يَشَاء وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İnneke lâ tehdî men ahbebte ve lâkinnallâhe yehdî men yeşâu, ve huve a’lemu bil muhtedîn

Meali :

Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi doğru yola iletemezsin. Fakat Allah, dilediği kimseyi doğru yola eriştirir. O, doğru yola gelecekleri daha iyi bilir.

(Sadakallahul Aziym KASAS Suresi 56. ayet)

Bu ayetler o zaman "İmam ne derse desin, cemaat bildiğini okur." sözünü dogruluyor, ve öyle olunca onlarin kaderi inkar bahsi olan, bizlere eger uyarmak fayda etmeyen birşey olsaydi, bunca peygamber, ve bunca din, ve bunca kitap gönderilip, halka teblig edilirmiydi ki, ayette buyruldugu üzre :

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَقَالَ الَّذِينَ أَشْرَكُواْ لَوْ شَاء اللّهُ مَا عَبَدْنَا مِن دُونِهِ مِن شَيْءٍ نَّحْنُ وَلا آبَاؤُنَا وَلاَ حَرَّمْنَا مِن دُونِهِ مِن شَيْءٍ كَذَلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ إِلاَّ الْبَلاغُ الْمُبِينُ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve kâlellezîne eşrakû lev şâallâhu mâ abednâ min dûnihî min şey’in nahnu ve lâ âbâunâ ve lâ harramnâ min dûnihi min şey’in, kezâlike fe alâllezîne min kablihim, fe hel alâr rusuli illâl belâgul mubîn.

Meali :

Allah’a ortak koşanlar, dediler ki: “Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O’ndan başka hiçbir şeye tapmazdık, O’nun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen sadece apaçık bir tebliğdir.

(Sadakallahul Aziym NAHL Suresi 35. ayet)

Peygamberlere, Alimlere ve bize düşen, sadece apaçık bir tebliğdir. Biz kimsenin boynuna kilic dayayipda, iman gel diyemeyiz, dememeliyizde zaten, cünkü hür iradeye pranga vurmak olur o hal.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَإِذَ أَخَذَ اللّهُ مِيثَاقَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلاَ تَكْتُمُونَهُ فَنَبَذُوهُ وَرَاء ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْاْ بِهِ ثَمَناً قَلِيلاً فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve iz ehazallâhu mîsâkallezîne ûtûl kitâbe le tubeyyinunnehu lin nâsi ve lâ tektumûneh, fe nebezûhu verâe zuhûrihim veşterav bihî semenen kalîlâ, fe bi’se mâ yeşterûn.

Meali :

Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu (Kitabı) mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz” diye sağlam söz almıştı. Fakat onlar verdikleri sözü, arkalarına atıp onu az bir karşılığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür!

(Sadakallahul Aziym ÂLİ İMRÂN Suresi 187. ayet)

Tebbet Suresi Yorumumuz

Ebu cehilin ve karisinin halini yorumumuz ise, bir firinci teyze düşünün ki, bu devirde, önüne ekmek pişirmek isteyen ve, hamurunu yapip, teknesini FIRINA getiren bir kadin, ve diger kadinda firinci teyze (cehennemin bekcisi Malike yada Melike hatun), ve o kadin önce teknesini getirir di  FIRINA, bizim köyde eskiden, sonrada gider birde firinin altinda yancak odununuda getirir ki, ekmegini firinci teyze pişirsin.  ve işte o ekmek olcak bugdaylar  un oldu, sonra hamur oldu, sonra ekmek bezesi oldu, sonrada firina  yani cehenneme sürülcek pişcek amma, pişmesi icinde, o sirtinda hurma lifleri getiren bir kadin,  ve firinci teyze onlari aldi ve firinin altina sürüp, yakip da ekmekleri, nar gibi kizartip pişirince, işde ebu cehilde tatti cehennemi, o kadinda, sirtinda, onu (Ebu Cehili) pişircek olan, yada yakcak olan odun liflerini, sirtinda getirmiş oldu bile, diye yorum getiriyoz bu sureye....

Ebu cehil ve karisi söz ve nasihat kar etmeyenlerden sadece birisi işte, ve öyle olunca buna yorumumuz ise  :

Yukardaki Resime bakip yaziyi okuyan anlayacakdir ki, dünyada bir cok alet erdavat var, ve tesisat var, elektrik tesisatlari, su tesisatlari, gaz tesisati, yine bir ucak pilot Kokpitinde,  bircok gösterge ve ayarlar var, ve bunlarin, ilk bakişda, ne  oldugunu, ne işe yaradigini, nasil kullanildigini, nasil baglanacagini, ne kadar gücleri oldugunu, neye yaradigni, kimler, yada kac kişi bilebilir degilmi? amma o ilmi tahsil etmiş bir elektrik tesisatcisi, yahut su tesisatcisi, yada bir ucak pilotu anlayabilir degil mi?
öyle olunca Allah ki, yeri gögü yaratan, herşeyin hakimi, ve mülkün sahibi olan Allah, bir tesisatci kadar da mi bilgisi yok ki yarattigi kullari, doga, hayvan, güneş, ay,.. insan, bitki, ne yapar? gücü nedir?  neler yapamaz? bilmesin. Halbuki Allah in ilmi ve rahmeti her şeyi kuşatmıştır.

öyle ilmi ile kuşatması tamamda, rahmeti nasil kuşatmıştır derseniz, rahmet su demek, dünyanin 3/4 ü su, yine insan bedeninin 3/4 ü su, yine hücredeki yapinin 3/4 ü su

ve yine semada da, yedi tane su okyanusu, yada deryasi vardir ki, kurandan gecen yedi "Ha ve mim" harfi gösterir ki, yukarda 7 tane kat vardir ki, gök katmani, onlar ayri ayri deniz halindedir, rahmet halindedir, yani su halindedir. Nasil olur derseniz, mesela bulut tonlarca su ile doludur, amma semada ucabiliyor, tonlarca yagmur var, Allah a, bu tonlarca yagmuru semada tutmak zor gelmiyor, ve onlari semada ucuruyor, inecegi yere kadar melekleri taşiyor, ve bu gök semasi olan yedi "ha mim" in mahiyetinin aslinida, Allahu Teala ve Tekaddes hazretleri daha iyi bilir.
ve Raşidi zikrindeki o ha mim ler, o yedi gök katmanini zikretmek için, unutmamak için işte, yani yagmur yagdirmak için, elbet buluta ihtiyac var degil mi?
Yine Rabbimiz, Bir Tane Domates Tarlasinda, tonlarca domatesi yaratirken, birde  O nun (Allah in) melekleri, oturup, her birine adres yaziyor, mesela mektupa adres yazar gibi,  Temsili misal ile : Bu Domates Ankara Cebeci de, 13 numarali evde ki, fatma baciya gidecek, ve o falan tarihde, sabah kahvaltisinda, bunu, biber peynir,.. ve cay ile, saat filanda, falan filan ile birlikte, mutfakda ayakda (veya falanci numarali sandelyede otururuken) yiyecek,.....
yani düşünün, böyle ciftci bir amcanin sekreter yada, işciler tutup, her bir domatese, mektupa yazar gibi, adres yazdirmak zorunda oldugunu, ve ne kadar zaman alir, o kadar domatese bibere,... adres yazmak, ve onu götüren kamyoncunun işi nasil zor, satan pazarcinin  işi ne kadar zor olurdu, amma Allah bunlari bizler hic hissetmeden ve zorluk da cekmeden, her sene, her gün, her ay, her lokmaya, her rizka yazip durur, bunlar : Allah in, bizlere rahmetinin genişligi, ve rahmetinin gadabini koyup gecip taşmasi degilde ne o zaman

Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivayetle,

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Allah-u Azze ve Celle mahlukatı yaratmayı takdir buyurduklarında, kendi katında, arşın üstünde bulunan Levh-i Mahfuz’una Ana hafiza kartina (kudret kalemine emrederek): “Rahmetim gazabımı (öfkemi) koyup geçti.” diye yazdı.”

( Hadis-i Şerif , Müttefekun aleyh. Hadisin lafzı (3194) Buhârî'ye aittir)


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

أَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَةَ رَبِّكَ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُم مَّعِيشَتَهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُم بَعْضًا سُخْرِيًّا وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِّمَّا يَجْمَعُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

E hum yaksimûne rahmete rabbike, nahnu kasemnâ beynehum maîşetehum fîl hayâtid dunyâ ve rafa’nâ ba’dahum fevka ba’dın deracâtin li yettehıze ba’duhum ba’dan suhriyyâ, ve rahmetu rabbike hayrun mimmâ yecmaûn.

Meali :

Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, (çeşitli alanlarda) kimini kimine, derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri (dünyalık) şeylerden daha hayırlıdır.

(Sadakallahul Aziym ZUHRÛF Suresi 32. ayet)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

أَمْ لَهُمْ نَصِيبٌ مِّنَ الْمُلْكِ فَإِذًا لاَّ يُؤْتُونَ النَّاسَ نَقِيرًا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Em lehum nasîbun minel mulki fe izen lâ yu’tûnen nâse nakîrâ.

Meali :

Yoksa onların hükümranlıkta bir payı mı var? Öyle olsa, insanlara bir zerre bile vermezler.

(Sadakallahul Aziym NİSÂ Suresi 53. ayet)

öyleyse  "Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi doğru yola iletemezsin. Fakat Allah, dilediği kimseyi doğru yola eriştirir. O, doğru yola gelecekleri daha iyi bilir."

(Sadakallahul Aziym KASAS Suresi 56. ayet)

Yani bizler kainatin prototipini taşiyorsak bedenlerimizde, ve iyiler sag tarafi, ve kötülerde, sol tarafi temsil ediyorsa, birbirine zit degil, sadece simetrik dememiz lazim, cünkü kimse sag tarafini, sol tarafina cevirmesi için Allah a dua etmeyecegi gibi, ve sag el, sola takilinca bütün görevleri iptal olup, o el işe yaramayacagi, ve görevini ifa edemeyecegi gibi, kötülere iyi ol demek de böyledir, ve sag taraf, sagda güzel, sol tarafda, solda güzeldir.  Allah herşeyi yerli yerince yaratmiştir. ve kötüler her ne kadar, kumar oynamayani, kumara aliştirsada, yine zina etmeyeni zinaya, icki icmeyeni ickiye aliştrimaya calişsada, sag sagda güzel, sol solda daha güzel, sag in, yani, mümin birini calarken görmek, ne kadar kötü, "sana hic yakiştiramadik" der herkes degil mi? öyle olunca, sag, sag ele yakişir,  ve iyi amel etmek ile sorumlu, iyilerde iyi işler yapmakla sorumlu, ve sol elde taharet ederken yanliş yapmiyordur zaten,......

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

الْخَبِيثَاتُ لِلْخَبِيثِينَ وَالْخَبِيثُونَ لِلْخَبِيثَاتِ وَالطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّبِينَ وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِ أُوْلَئِكَ مُبَرَّؤُونَ مِمَّا يَقُولُونَ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

El habîsâtu lil habîsîne vel habîsûne lil habîsât, vet (:::)âtu lit (:::)îne vet (:::)ûne lit (:::)âti, ulâike muberraûne mimmâ yekûlûn, lehum magfiratun ve rızkun kerîm.

Meali :

Kötüler, kötülere; kötüler zaten kötülük icindir; temizlerde temizlere, temizler de temiz işlere lâyıktır. O temiz olanlar, iftiracıların söyledikleri şeylerden uzaktırlar. Onlar için bir bağışlanma ve bolca verilmiş iyi bir rızık vardır.

(Sadakallahul Aziym NÛR Suresi 26. ayet)

Kuranin Topluca ve birde parca parca inmesi meselesi

Hz Muhammed i Gezen yürüyen kuran diye bildigimiz hal üzre, peygamberimiz dogunca, dünyaya gelince, kuran topluca inmiş oldu, ancak tam manasi ile inmesinin bitmesi ise, o 40 yaşina basipda, bütün vücudu, asil  halini alip, tam oturunca, yani olmasi gereken büyüklüge her uzuv erişince, toplu inmesi son buldu, ancak yine, tertil üzre, parca parca, peyder pey inmesi ise, peygamberimize peygamberlik verildikden sonra, gün ve gün, hayatin serancami icerisinde, ona lazim olan ayetler indi, aklina inzal oldu.
Bunun yine misali ise, bedenimiz yine kainatin prototipi olunca, senin vücudunda mesela suya ihtiyac var, ve binlerce hücre, su su diye bagirirken, senin testiden su doldurup bir bardaga, bir bardak suyu, üc yudumda icmen demek, topluca suyu alman demek, ama o suyun yerleri olan her bir hücreye kadar ulaşmasi ise, epey bir zaman almakda. sen suyu icer icmez her hücre suya doymadi degilmi, o mide böbrek  ve kan ve akyuvar alyuvarlar derken, bir sürü işcinin elinden gece gece, ancak damarlar yolu ile hücrelere vasil olmakda, ve bu belli bir zaman almakda işde, bunu kuran in da  böyle, bütün olarak ve parca parca inzaline kiyas edin....

Kuran in Namazlarda ve dualarda ve zikirlerde Arapca okunmasi gerektiginin önemi hakkinda

internete girip, bu benim vaazlari okuyup, dinlediginiz bilgisayari kullanmak için, klavyedeki "Enter" Tuşu her dilde ayni ENTER yani  geri tuşu geri tuşu  "Back Space" ise  back space, yani yine "ESC"  ESC, "ALT" Alt .  bu türkce olunca farkli, ingilizce farkli, yada arapca farkli degil, yani bu tuşlar nasil bilgisayari kulanmak için befehl (yani emir komutu) veren tuşlar ise, işde yazi yazarken tükcede yazabiliyoruz, bazi harfler haric, yine ve arapcada yaziyoruz,..... amma befehl tuşlari ise ayni, herkesde ayni, öyle olunca kuranin arapcasi işde bu kainatin yönetimindeki, befehl yani, emir komutlari gibidir. onlar ancak ve ancak, ana dili olan arapca söylendiginde o frekans araligi oluşur, ve yani entere basinca, bilgisayar bir kablosu ile bir frekansi biligsayar chipine (beynine) yolladigi gibi, sen o ismi yada, zikiri, duayi, sureyi, ancak ve ancak, arapca okudugun zaman o frekans araliginda bir sinyal, kainata, dilin ve damaganin sayesinde  beynin ve enerjin ve auran ile gider. işde ebced degerleri, yani kuranin matematiksel, yada metrix verileride bu yüzden önemlidir. ve o yüzden mesela "bin" demek  1000 sayisal degerini, ben dil ile söyleyince, b i n diyorum, arapcda ise "elfe" demek, yani, farkli kelime ve harfler var, ve her harfin frekansi farkli, nasil  notalrdaki do ile re, mi ile sol, ayni degilse, her harfinde frekansi ve ebced degeri farkli, ve öyle olunca, işde kuran da ancak arapca okundugunda, ve zikredildiginde, ve namaz arapca kuran ile kilindiginda, ezan arapca okundugunda, o frekans araligi oluşur, ve kainata gidecek, emir ve befehlde, ancak öyle gider, zikrimizin neden arapca olduguda bu yüzdendir.

Zikirimizdeki Ayetel Kürsi ve Muavazeteynlerin sayisi hakkinda

Ayetel Kürsiyi durak yerlerinin sayısınca 17, kelimeleri sayısınca 50, harfleri sayısınca 170, resuller ve ashabı kiramin sayi adedince 313. defa okuyan kişinin her arzusu yerine gelir  demiş alimler. cünkü kuranin, bunlar metrixel deglerleridir. mesela bir evde 4 kişi varsa sen yapacagin dolma için, alacagin kiyma, bir porsiyon için degil,  4 porsiyon için yetecek kiyma olmali, ve lahana olmali bulgur olmali, yada pirinc olmali, su olmali degil mi? sen bunu yaparken bir porsiyonluk malzeme kullanirsan, nasil evdeki diger üc kişi ac kalirsa, işte zikirlerinde, surelerinde, ve kuran in belli metrixel degerleri vardir, onlar kac adet okunmasi gerektigini gösterir, nasil biz hidrojene "H 1", bilmem demire, "Fe 26" diyorsak, işte zikirlerinde sayisal degerini oluşturan etkenler vardir.

Ayetel Kürsiyi 170 defa okumaya devam eden; hapisteyse hapisten kurtulur. Borçlu ise borcunu ödeme imkanı bulur. Rızık isterse geniş bir nimete erişir. Bu sayıda her farz namazının ardından okumaya devam ederse isteğine arzusuna çabuk kavuşur. Gece kıbleye yönelip okuduğunda da aynı şekilde istekleri kabul görür diye, rivayetlerden yola cikip, karar kilmişlar alimler.

Ve geldik hicri yilbaşina, ve hicret günlerine, ve muharrem ayina, ve birde Hüseyin efendimizin, talihsiz şehid oldugu günlere (ayva hasati mevsimine) ve aşure orucu günlerine, ve aşure aşi mevsimine, nuh dede aşi mevsimine, ve gecen hafta ben gözetledim hilali, ve Eylülün 5-6-7 sinde  son hilali gördüm, ve 7 si son günü gibiydi, ve 8 inde ise hava bulutlu idi göremedim, ve  29 a tamam ettim, ve Eylülün 9 u Pazar günü hicri yilbaşi idi, ve öylede olunca,  18 Eylül 2018 Sali günüde Muharremin 10 u ve aşura günü, aşura orucu tutulmasi gereken gün, ve Muhammedin sünneti ile bir öncesi veya bir sonrasi ile 17-18-19 eylül yani

Rabbim yeni senenizi, ve aşure ve hasat mevsiminizi  mübarek etsin (amellerinizin de, hasati bu mevsimde işte), ve isavilerin ve musavilerin de Erntedankfest yada Hanuka Bayramı ve Şükran Günlerini  (Thanksgiving Day) tebrik ederim.

DiPNOTLAR :

[1] sorularlaislamiyet com/allah-insanin-yapacagi-fiilleri-bilmez-iftirasi


--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 9 Eylül 2018 Pazar

Original Kar © glan


DEVAMINA BAK

Allah insanı bazen günaha muhtaç kılar

(Kar©glanin 16 Eylül 2018 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehu kun fe yekûn.

Meali :

Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri o şeye ancak “Ol!” demektir. O da hemen oluverir.

Sadakallahul Aziym YASİN Suresi 82. ayet)


---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

Kardeşine tebessüm etmen sadakadır. Emri bil maruf nehyi anil münker yani İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldaki taşı kaldırman yani Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır(bazi güzel işlere engel olmaya calişanlarla yapacagin mücadele de buna girer) .

( Hadis-i Şerif )

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

مَا نَنسَخْ مِنْ آيَةٍ أَوْ نُنسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِّنْهَا أَوْ مِثْلِهَا أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللّهَ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Mâ nensah min âyetin ev nunsihâ ne’ti bi hayrin minhâ ev mislihâ e lem ta’lem ennallâhe alâ kulli şey’in kadîr.

Meali :

Biz herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah’ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?

(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 106. ayet)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَدَّ كَثِيرٌ مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّونَكُم مِّن بَعْدِ إِيمَانِكُمْ كُفَّاراً حَسَدًا مِّنْ عِندِ أَنفُسِهِم مِّن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّ فَاعْفُواْ وَاصْفَحُواْ حَتَّى يَأْتِيَ اللّهُ بِأَمْرِهِ إِنَّ اللّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Vedde kesîrun min ehlil kitâbi lev yeruddûnekum min ba’di îmânikum kuffârân, haseden min indi enfusihim min ba’di mâ tebeyyene lehumul hakku, fa’fû vasfehû hattâ ye’tiyallâhu bi emrihi, innallâhe alâ kulli şey’in kadîr

Meali :

Kitap ehlinden birçoğu, hak kendilerine belirdikten sonra dahi, içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi, imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Siz şimdilik, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar  hoşgörü ile onlarla mücadele edin. Şüphesiz Allah, gücü her şeye hakkıyla yetendir.

(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 109. ayet)

Hayat hep mi haketmediklerimizi sunup önümüze döker

Kime sorsam hangi kapıyı çalsam
içinde kalmış bir ses
"ben bunları haketmemişdim" diyor sanki
ey hayat
sen bize
önce haketmediklerimizi sunuyorsan
ne zaman hakettiklerimize sıra gelecek
bekliyorum olmuyor
istiyorum olmuyor
deniyorum olmuyor
yok yok yok
hiçmi iyi şeyleri haketmedik bee diye, biz gibi feleğe dem vurup, yaradana yakaranlara, ayette buyruldu ki :


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Lâ yukellifullâhu nefsen illâ vus’ahâ lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mektesebet.

Meali :

Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Herkesin kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (yani başina gelen iyilikde kötülükde kendi yaptigi amelinden (kazancindan) dolayidir)

(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 286. ayetten pasaj)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

أَوَلَمَّا أَصَابَتْكُم مُّصِيبَةٌ قَدْ أَصَبْتُم مِّثْلَيْهَا قُلْتُمْ أَنَّى هَذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِندِ أَنْفُسِكُمْ إِنَّ اللّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

أَوَلَمَّا أَصَابَتْكُم مُّصِيبَةٌ قَدْ أَصَبْتُم مِّثْلَيْهَا قُلْتُمْ أَنَّى هَذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِندِ أَنْفُسِكُمْ إِنَّ اللّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Meali :

Baaşkalarinin başlarına iki misli olarak gelen felâketten bir misline siz de uğrayınca, bu da nereden dediniz ("ben bunları haketmemişdim"dediniz ). De ki: Bu, sizin katınızdan geldi (yani başina gelen iyilikde kötülükde kendi yaptigin amelinden (kazancindan) dolayidir yaptigin amelinle, Allah katinda kar mi ettin, yoksa zararmi ettin, işte bunun ile karşina cikdi, velhasil hesabin görüldü işte) ve Allah'ın, şüphe yok ki her şeye gücü yeter.

(Sadakallahul Aziym ÂLİ İMRÂN Suresi 165. ayet)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى وَإِن تَدْعُ مُثْقَلَةٌ إِلَى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى إِنَّمَا تُنذِرُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِالغَيْبِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَمَن تَزَكَّى فَإِنَّمَا يَتَزَكَّى لِنَفْسِهِ وَإِلَى اللَّهِ الْمَصِيرُ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve lâ tezirû vâziratun vizra uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâte, ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsihî, ve ilâllâhil masîr

Meali :

Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Günah yükü ağır olan kimse, bir başkasına kendi günahını yüklemeye çalışırsa, ondan hiçbir şey öbürüne yüklenilmez, hatta velevki  bu akrabası  yakını kimseler olsa da. Senin uyarıların ancak, gelecegi henüz görmedikleri hâlde, Rablerinden, gelecekte onlara olacak olanlar için  korkanlara, ve namazlarina devam edenlere kılanlara geçerli olur(yani ahirete iman eden müsülmanlara) . Kimse öyle sütten çıkma ak kaşık gibi kendisini  öyle "ben bunları haketmemişdim"  diye falan temize çıkarmasın. Dönüş ancak Allah’adır (çünkü hesabınızı Allah görmüştür, o hesap yanlış olamaz).

(Sadakallahul Aziym FÂTIR Suresi 18. ayet)

Beyazıdı Sabah Namazina Kaldıran Şeytan

iyiler iyilik ile beslenir kötülerde kötülükten beslenir, yani müslüman temizlikden sihhat bulur, mikroplarda hasta edenler ise, pislikten beslenir.

Bayezid-i Bistami Allah aşkında o kadar ileri ve ibadette o derece yüksekti ki,namaz kılarken Allah korkusundan göğüs kemikleri gıcırdar, yanında bulunanlar bunu duyardı.

Bayezid-i Bistami,bir gece çok uykusuz ve yorgundu. Bu yüzden uykusu çok ağırlaşmış, sabah namazına uyanamamıştı. Namazını kaza edip ağlayıp inledi, sel gibi göz yaşı döktü. O kadar çok tövbe istiğfar etti ki, üzüntü ve acıdan yanan kalbini sevince boğacak şöyle bir ses işitti:

-Ey Bayezid,bu günahını affettim. Pişmanlık ve ağlamanada, yetmiş bin namaz sevabı ihsan ettim.

Aradan birkaç ay geçtikden sonra yine uykusu bastırdı.Şeytan gelip,Bayezid-i Bistami'nin mübarek ayağından tutarak uyandırdı:

Kalk namazın geçmek üzere,dedi. Bayezid-i Bistami karşısında şeytanı görünce şaşırdı:

-Ey mel'un! Sen hiç böyle yapmazdın. Herkesin namazının geçikmesini, kazaya kalmasını isterdin. Şimdi nasıl olduda beni uyandırdın?

Şeytan şu cevabı verdi:

-Birkaç ay önce sabah namazını kaçırdığında, pişmanlığın ve üzüntün sebebiyle çok ağlayıp inlediğin için affedilmiş, ayrıca yetmiş bin namaz sevabı almıştın. Bugün okadar sevaba kavuşmayasın diye seni uyandırdım!

yani şeytan sana bir iyilik yapiyorsa bil ki, senin cikarina degildir o, onun ondan bir cikari vardir da, ondan yapiyordur yani.


iyilikten beslenen mikrop olur mu? iyilik eden şeytan olur mu?

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Sizlerden her bir kimsenin yanına, cinlerden bir karin(köy grup) ve meleklerden bir karin(köy grup) tevkil edilmiştir. Sahabeler : “Sana da mı ey Allah’ın Resulü?” dediler. Resulullah : “Bana da. Ancak Allah onun hakkında bana yardım etti ve Müslüman oldu. Bana hayırdan başka bir şey emretmiyor.”

( Hadis-i Şerif ,  Müslim, Ahmed)

“Benim şeytanım bana teslim oldu.” (Tirmizi, Rada 17; Müsned, III/309)

yani her mikrop, mikroptur zararlidir, amma penicilin mikrobu yararli mikroptur yine.

Kuduz aşısının bulunuş hikayesi:

6 Temmuz 1885 tarihinde Joseph Meister adlı bir çocuk kuduz bir köpek tarafından on dört yerinden ısırıldığında, anne ve babası çocuğu Pasteur’e getirdi. Pastör, cocukdan  hergün bir miktar kuduz mikrabunu alip inceliyordu, ve bir gün incelemesi bitince, ilk aldığı eski kuduz mikrobu kutusundaki mikroplari,  yeni aldığı kutunun icine boşaltti, ve ertesi gün baksa ki, o eski mikroplar, yeni mikroplari yemeye yok etmeye başlamiş, ve böylece eski kuduz mikrobunun, kuduzu tedavi ettigini gördü, ve böylece ilk defa Kuduz aşısı keşfedilmiş oldu. yani eski mikropda, yani akillanmiş tecrübeli şeytanda, insana iyiligi dokunan şeytan oluverir, nitekim muhammedin ki gibi. 
ve Pastör ne kadar zenginmiş ki, o devirde, mikroplari görecek kadar, bir iyi mikroskopa sahipmiş, halbuki, o devirin en iyi mikroskopu, bugünün en cilizina eş degerdedir ancak. ve ben  gecen seneydi galiba, bir mikroskop satin aldim, bütcemin elverdigi bir mikroskop, amma ancak ilkokul cocugu mikroskupu, yani bakinca suyun icini bile göstermiyor, ve iyi bir mikroskop 5000 euro falan filen diyorlar, yani dün o devirde pastör ne ile gördü de, ben bu gün böyle bir mikroskopa sahip olamiyon? neden? halbuki pahali falan degil, maliyetide o kadar pahali degil, amma sebeb, insanlar uyanip, mikroplari görüpte, orda burda tedavi bulanlar olmasin, ve gizli örgüt insanlari hasta etmeye devam etsin diye, sattirmiyorlar öyle ucuza mikroskoplari. Halbuki şişe dibi cam koyacaklar sadece. Dün Fatihin hocasi Akşemseddin, ilk mikrobu ne ile gördü, paşabahce cay bardaginin dibi ile bakdi gördü, sişe dibi cam len, maliyeti ne olaki yani, o ince belli bardagin dibi biraz kalin dibi olan ile gördüde, bana cay bardak fiyatinda olan merceki takipda, iyi bir mikrokopu satamadi bu uyaniklar. satmaaz neden? dedik ya, bizleri hasta edip ilac satmaya devam edeceklerde ondan.
Yine yukarda yazdigim Kuduz aşısının bulunuş hikayesini, internette aradim, vermiyor. sadece kalipsal bilgi veriyor, ve o hayvanlara uygulanan aşiyi o cocuga uyguladi, ve cocuk iyi oldu diye okul kitaplarinda yaziyor galiba, internettekilerde onlardan alinti. Halbuki eski kuduz mikrobu, yenileri öldürüyor diye ögretse, o cocugun kafasi calişcak, belki araştrimaci biyologlar dogacak akilli cocuklar olacak. Kendi başina gelse caresini kendi bile bulabilcek belkide, amma işte ögretmiyor. yani cahil halk, okumuş ögrenci amma, ona ragmen bilgi cahili ögrenci yetiştriliyor işte velhasil kelam.

Bu haftaki cennet tasvirimiz

Bakin mikrokoplar cenneti, ve iyi mikroplar yada, mikroplarin bile iyilikden başka caresi ve cikari kalmadigi zamandayiz. hastalkilarin tedeavisi cogunun bulunmuş, iyi mikroplar keşfedilmiş, ve yine her an, mikroplarinda şeytanlarinda, ne naneler gevdikleri gözetlenir olmuş, bu mikroskoplar sayesinde işte. yani dün muhammed vakti mesela adam kuduz olsa, ölüp gitcek adam. yine bir cok hastaligin aşisi, bu kuduz mikrobu misalinden yola cikip, keşfolmuş durumda. yani mikroplarin bile cennette oldugu vakitteyiz. yani mehdi cagi, altin cag işte. kötüler bile, eski kuduz mikrobu gibi tecrübe kazandi, ve  artik kötülügünde iyiliginde farkina vardilar, tatdilar ikisinide. yani sigarayi tadan, nasil birakamazsa, yeri geldimi yakarsa bir ciagara, işde iyiligi tadanda, yeri geldimi, yapacakdir oda bir iyilik, her ne kadar şeytan askleri bile olsa, yani hatta illumnat ci bile olsa, yani cünkü kainatin ve ve dünyamizin, ve insan bedenlerinin, dualite ile caliştiginin farkina vardi onlarda. öyle olunca baharda eke eke gittigimiz yolu, sonbaharda bice bice geri gelecegimizi ögrendiler, hansel grateldeki gibi, döke döke, saca saca gittigimiz yolu, toplaya toplaya dönmek gerektigini, ve sevap sevap yaklaştigimiz güneşe, yaklaştigimiz yolu, sevapdan azaltmalar eksiltmeler ile, maldan, candan, sevapdan, böylece geri gitmemiz gerektigini, onlarada, anlayanlarada ögrettik elhamdülillah.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِّنَ الْخَوفْ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِّنَ الأَمَوَالِ وَالأنفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve le nebluvennekum bi şey’in minel havfi vel cûi ve naksın minel emvâli vel enfusi ves semerât, ve beşşiris sâbirîn.

Meali :

Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele.

(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 155. ayet)

Bakin Allah in gücü mikroptanda iyileri cikarmaya yeter elbet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَن تَشَاء وَتَنزِعُ الْمُلْكَ مِمَّن تَشَاء وَتُعِزُّ مَن تَشَاء وَتُذِلُّ مَن تَشَاء بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

تُولِجُ اللَّيْلَ فِي الْنَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الَمَيَّتَ مِنَ الْحَيِّ وَتَرْزُقُ مَن تَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Kulillâhumme mâlikel mulki tû’til mulke men teşâu ve tenziul mulke mimmen teşâ’(teşâu), ve tuizzu men teşâu ve tuzillu men teşâu, bi yedikel hayr, inneke alâ kulli şey’in kadîr. Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicun nehâra fîl leyl(leyli), ve tuhricul hayya minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayyi, ve terzuku men teşâu bi gayri hısâb.

Meali :

De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.”  “Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.”

(Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN Suresi 26 ve 27. ayet)

Musa da olsan isa da olsan, Abdülkadir geylani de olsan, hatta mehdi bile olsan, Allahin vazgecilmezi yok, nice peygamberleri gömdügü, yerine yenilerini getirdigi gibi, onlarin iyi ümmetlerinide gömdügü, ve yerine yenilerini getirdigi gibi, bizlerde bu dünyada kaliciyiz diyemeyiz, ancak belki ölümün caresi bulunursa, belki belki

amma kuranda buyurdu ki O Azizi zül celal

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللّهَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ بِالْحقِّ إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدِيدٍ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

E lem tera ennallâhe halakas semâvâti vel arda bil hakk(hakkı), in yeşe’ yuzhibkum ve ye’ti bi halkın cedîd

Meali :

Allah’ın, gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattığını görmedin mi? Dilerse sizi giderir ve yeni bir halk getirir.

(Sadakallahul Aziym İBRAHİM Suresi 19. ayet)

Bu ayette kastedilen işde, bir kuşak gider diger kuşak gelir, ve bu ayetin tezahürü için Allah in sünneti bu ise, kainatin bir yasasidir, ancak degişmez kurali diyemeyiz, cünkü Allah diyor ki kendisi kuranda

Biz herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah’ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?

(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 106. ayet)

Allahin ayetlerine bile degişmez kural dememiz gerektigini bu ayet acikliyor, dün bizim yanliş ictihadimiz olan vaazlarida biz haala yayinda tutuyoruz, amma dünkü yanlişimizi ne inkar edebiliriz, ne de bugünde  haala o gecerlidir diyebiliriz. bu gün biraz daha ileri gidip, başka bir acidan daha o olayi inceledigimizde, cogunda yanliş ictihad etmişiz diyebiliyoruz, amma sanki o gün o gecerliydi demek lazim, cünkü Allah, bir ayeti getirmiş, o ayet nesholasiya gecerliligini korur, amma onun yerine yenisi geldiyse, artik o gecerli degildir.
Aynen cocugu emzirme kurali iki yaşina kadar cocuga anasini emmek serbest, ondan sonra, artik koca dana ve katir olunca, artik emmez, oda cinsel dürtü ile emmeye başlar, o yüzden artik memeden kesilir, ve ona emmek artik  yasak olmuş yada nesholmuştur, amma ikinci bir cocuk dogsa, yine o kural gecerli,  onun icinde iki sene yine emmek serbest, öyle olunca tom jery nin yada spongebob kare takkenin, bütün bölümlerini izleyen  bir cocuk, biraz büyüdü, ama annesi babasi gecten bir cocuk daha yaptiysa, o da cizgi filim seyretme yaşina gelince, o  o ikinci cocukda ayni filimleri baştan izleyecek, belki birinci cocuga SIKCI geleckdir ikinci defa seyretmek amma, ikinci cocuk için onlar daha tap tezedir. yani yeni elektrige ilk başlayan ohm ische gesetzden başlar, televizyon yapacak kadar ilerleyince yada bir binanin elektirigini döşeyecek kadar olmadan önce en baştan başlar, mezun olmuş bir elekrtirikci için, artik o ilk bilgiler geride kaldi. dünkü windows 98 de geride kaldi, Xp de, degil mi, amma Xp yi inkar edemeyiz, yapi taşidir onlar, ve ilk yazilima başlayacak o biligilere bilmeyince yazamaz ki yeni yazilim yapmazkine, yani öyle olunca Allahin ayetleri için bile kesindir, daima gecerli ve kalicidir dememek lazim. dün abdestsiz ellenmeyen kuran, ceplerle tuvalete bile girdi, dedik cep telefonlari ile, mp3 playerler ile dedik. öyle oluca dün dünde kaldi, reforma herzman ihtiyac var, amma icmai ümmet lazim di dün, ve bugün karşilaştirmali mealli bir kuran meali ile, yine müslüm buhari tirmizi ahmet bin hanbel secenekleri ile hadisleri bile inceleyebilen ve bir kişinin yekil olarak, bu konuda karar alma hakki ve karar yetenegi olackadir, eger akli biraz calişip irdrak ediyorsa, icmai ümmete ne gerek, yani zeten bütün rivayetler ortada, bütün mealler ortada, binler meal yorum tefsir, internet ile bir tik ile elinin altinda, sen koca bir icmai ümmet oldun bile, bunlar elinde iken, dogruyu bulamuyorsan, ya sen ahmaksin, yada daha senin internetin yok azizim.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلِّيهَا فَاسْتَبِقُواْ الْخَيْرَاتِ أَيْنَ مَا تَكُونُواْ يَأْتِ بِكُمُ اللّهُ جَمِيعًا إِنَّ اللّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve li kullin vichetun huve muvellîhâ festebikûl hayrât(hayrâti), eyne mâ tekûnû ye’ti bikumullâhu cemîâ(cemîan), innallâhe alâ kulli şey’in kadîr.

Meali :

Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın! Nerede olsanız Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz, Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.

(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 148. ayet)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَاتَّقُواْ يَوْماً لاَّ تَجْزِي نَفْسٌ عَن نَّفْسٍ شَيْئاً وَلاَ يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلاَ يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلاَ هُمْ يُنصَرُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Vettekû yevmen lâ teczî nefsun an nefsin şey’en ve lâ yukbelu minhâ şefâatun ve lâ yu’hazu minhâ adlun ve lâ hum yunsarûn

Meali :

Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz(fayda görülemez), fidye alınmaz. Onlara yardım da edilmez.

(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 48. ayet)

Allah bile, koydugu kuraldan cayip degiştiriyorsa, kesin kararli siyah beyaz dişinda renk tanimayan, ve at gözükleri ile hayata bakan, ve cok cetin olma, cünkü ben günah işlemem deme, hatta ben hic günah işlemem diye ve işlememek için gayret bile etme, cünkü eger burda sinirlari zorlarsan, varacagin yeni anne babandan dogunca, seni bir tilki yaparda Allah, bir lokma ekmegi calipda yemek durumunda kalirsin.
Hz meryem gibi namus ve tesettür delisi de olma, bak Allah meryeme, bakire bakire (Kutsal bakire meryeme) babasi belli olmayan cocuk dogurttu, nerden girdigi bile belli degil yani, öyle kimsenin namus bekcisi falanda olma,  Allah seni öyle bir anneden dogurturki tecavüzcü coşkun olmak zorunda kalirsin, elindeki kadinin ve  rahmin kiymetini bilmediysen, bir rahme muhtac kalirsin da, onu zorla almak, elde etmek olan zina eder de öyle yersin alirsin. Bazilari karadeniz ve benzeri yerlerde, hatta heryerde  ayni durumda olanlarda var, kendi hanimina bile tecevüz edip, yani  kacirip zina edipde öyle ulaşiyor, yani lokmasini,  nasrettin gibi pisleyipde  sonra silip yemek durumunda kalir, hani nasrettinin karpuz kabugu hikayesi vardir ya

şuna değmiş, şuna değmemiş

Nasrettin hoca tarlaya gider, yada köyden şehire giderken, eşeginin heybesinde bir karpuz vardir, susayinca,  keser karpuzu yer, der ki birde : "şöyle kabuklarini etli keseyimde görenler beni zengin desinler ve attigim yerden, görenler toplasinlarda yesin der. ama bir de hinlik gelir ve afedesiniz o kestigi etli karpuz kabuklarini, zekerine sürer sürer öyle atar, bilmem nereme degenleri yesinler der (hani fare dermiş sındı dişlerimin degdigi yeri yemiyorlarda, mangal taşşaklarimin degidigi ekmegi yiyorlar) dermiş ya, nasrettin öyle farelerden birisi işde ve zekerine sürüp sürüp atmiş. şehre gitmiş, dönerken, sicakdan kurumuş bitmiş, suyuda bitmiş, ve gelen gecen, onun attigi kabuklari yememişler almamişlar, ve artik care yok, onlari kendi geri toplamiş "şurasina degdiydi, burasina degmediydi" diye diye kendi yemek durumunda kalmiş, Allah, pisledigini yemek, tükürdügünü yalamak durumunda birakmasin insani dersekde, işte eger sen hata ettiysen hem nasrettin gibi  önce pisler, sonra da siler yersin, yada tükürdügünüde yalarsin. yani cook cetin olma, cok aşiri dindar falan olma, bak Allah seni tövbe ettirir, o halde bir bela ile o fikrinden vazgecmesini ögretir hakkal yakin. yani öyle olunca, Allah insani bir günaha muhtac birkakir ki, amma bu haram bir lokmda olur, yada haram olan bir zevc yada zevce olur, yahut yalan söylemek durumunda kalirsin.
ve hani ashabdan birisi  kafirlerin eline gecince

"ben dinden döndüm" der başini kurtarir,

geri gelir muhammede  anlatir,

"yalancikda dediydim ben onu, benim imanim gitti mi ya rasulallah"  deyince

muhammed  de "kalbine bak, kalbinde öyle birşey yok ise, imanin kabuldür." der ve onu yeniden ashabi olarak kabul eder,

yalan söylemeyipte dogruyu söylese kelle gitcek len,

ashabdan biri yalan söylemek durumunda kalmiş mi?

sen ben niye "yalandan korktugum kadar, yilan dan korkmam." diyelim ki.

yani yeri gelince yalana bile muhtac kalirsin ya, Allah bir günaha muhtac ediverir insani işte....


Rabbim, askerime, dualiteyi anlamak nasip etsinde, şuna değmişmiş, şuna değmemişmiş, dedirtcek durumlara düşürmesin inşallah...

--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 16 Eylül 2018 Pazar

Original Kar © glan


DEVAMINA BAK

Soğuk Cehennem  ve Sıcak Cehennem ve Soğuk içecekler Cenneti

(Kar©glanin  26 Eylül 2018 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Lâ yezûkûne (la yerzugune) fîhâ berden ve lâ şerâbâ(şerâben).

Meali :

orada (cehennem ehlinin oldugu yerde) onlara serinletici soguk bir şerab veya içecek yokdur. (yada orada onlar onun ile (soguk içecekler ile) riziklandirilmazlar).

Sadakallahul Aziym NEBE-AMME Suresi 24. ayet


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم


يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِن مَّعِينٍ  بَيْضَاء لَذَّةٍ لِّلشَّارِبِينَ 


Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Yutâfu aleyhim bi ke’sin min maîn. Beydâe lezzetin liş şâribîn.

Meali :

onlara (cennteliklere) kadehler icinde buzluga sürülmüş buz gibi şerbetler sunulur.

Sadakallahul Aziym SÂFFÂT Suresi 45. ve 46. ayet
bu yukardaki ayeete gecen beydzai kelimesini, beyaz süt gibi, beyaz diye yorum getirmişler, halbuku o kelime beydzae degil, buz kelimesidir, buz arapcadir aslen, ve hadisin orjinli olan aşagidaki hadisde, peygamberimizin Hz. Ali ile Fatima ya geldiginde (vardiklarinda) ayaklari buz kesmişti cümlesinde, buz kelimesi geciyor, ve buz arapcadir aslen, ve ayaklari buz kesmek cümlesinde gecen buz kelimesi, üşümek, cekilmek, büzülmek, manalarini taşir, buz kelimesi arapcada  byz şeklinde yazilir, byuz diye okunur, yani buz işte, buz,  soguk yani,  ve yukardaki ayette ise ytafu yani sürülmek, yani buzluga sürmek cümlesinde ayni teleffuz kullanilir, yani buzluga sürülmüş soguk şeribler, yani yine maiyn ise, mae kelimesinden türeme ve o cümledeki anlami, yani su, "buz gibi su" demekdir "maiyin" buz gibi su asil arapcada ki manasi.

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem den Hz. Fâtıma’nın Hizmetçi İstemesi:

  O’nun terbiye sisteminden bir diğer kesiti de İmam Buharî ve Müslim veriyor. Hâdiseyi bize Hz. Ali (r.a.) anlatıyor ve diyor ki: “Evimizde hizmetçimiz yoktu. Bütün işlerini bizzat Fâtıma kendisi yapıyordu. Zâten, bütünü bir tek odadan ibâret olan bir hücrecikte kalıyorduk. O odacıkta, Fâtıma ocağı yakar ve yemek pişirmeye çalışırdı. Çok kere, ateşi alevlendirmek için eğilip üflerken, ateşten çıkan kılvılcımlar benek benek elbisesini yakardı. Onun için elbisesi delik-deşik olmuştu. Yaptığı sadece bu değildi. Ekmek yapmak, evin ihtiyacı olan suyu taşımak da onun yüklendiği işlerdendi. Ayrıca değirmen taşını çevire çevire eli; su taşıya taşıya da sırtı nasır bağlamıştı.
Bu arada bir harp dönüşü Medine’ye esirler getirilmişti. Allah Rasûlü bu esirleri, müracaat eden Medine halkına dağıtıyordu. Fâtıma’ya, babasına gidip ev işlerinde kendisine yardımcı olabilecek bir hâdim (hizmetçi) istemesini söyledim. O da gitti ve istedi... Şimdi, hâdisenin gerisini Hz. Fâtıma Vâlidemiz’den dinleyelim: “Babama gittim; fakat evde yoktu. Hz. Âişe: “Geldiğinde ben haber veririm” dedi, ben de geri döndüm. Az sonra Allah Rasûlü birdenbire çıkageldi. Ben ve Ali doğrulmak istedikse de O, buna mâni oldu ve aramıza oturdu. Öyle ki ayağındaki serinliği hissediyordum. Arzumuzu sordu. Ben de durumu aynen naklettim. Allah Rasûlü birden uhrevîleşti ve şöyle dedi: “Yâ Fâtıma, Allah’tan kork ve Allah’a karşı vazifende kusur etme! Allah’ın omuzuna yüklediği farzları hakkıyla yerine getir. Kocana da dâima sâdık ve itaatkâr ol! Onun hakkını da gözet! (Yani, senin iki vazifen var: Allah’a karşı kulluk etmek ve sonra da kocana itaatde bulunmak.) Sana ayrı bir şey daha söyleyeyim: Yatağına girmek istediğin zaman, otuz üç defa 'Sübhânallah', otuz üç defa 'El-hamdü lillâh', otuz üç defa da 'Allahu ekber' de. İşte bu, senin için hizmetçiden daha hayırlıdır.”

( Hadis-i Şerif ,Buhari, Müslim, İbn Hişam, Sîre I/262)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

Sıfır birden büyükmü? kücük mü? yokluk varligi yok ediyorsa(Sıfır ile kaci carparsan carp onu Sıfırlar) Sıfır mi büyük, bir mi büyük,  bir de varlık (var olmak) ise yoklugu delip cikiyorsa, Sıfır mi büyük, bir mi büyük. Rahman mi büyük, rahim mi büyük, kadin mi üstün, erkekmi üstün,  sen Sıfırlamak ile mesulsen bende birlemek ile mesulun.

sen "la" isen ben "illayim" . Diken batinca acimadi demek, cocuk kandirmakdir, sen cocuk mu kandiryorsun burada, ben 40 yaşini gecmiş biriyin.

Akintiya karşi kürek cekmek aptallik olsa idi, hic bir cocuk rahmi yirtip dogmazdi,  hic bir bitki topragi delmesi gerektigini bilmezdi ve yeşermezdi.

ismi cemal olan biri için, cemalullah yani Allah in cemali, yüzü simasi cok güzelmiş, onu bir kere görmek dünyalara bedelmiş, amma Allah her ismini dünyada tezahür etiriyorsa, o zaman onun cemalini görmek isteyen, Allahin nice güzel yüzlü yusuflarina (ismi yusuf olmasi şart degil yüzü yusuf olanlar) züleyhalarina, ayşelerine, hatcelerine....  bakinca göreceksin. Yoksa burasi cennet ise, hani cemalullah nerede o zaman? işde yüzü güzel kadinlar, yüzü ve bedeni güzel erkek ve kadinlarda işte cemalullah tecelli ediyor demek olur. yoksa Allahi görmek nerdeeeeee? bak herkes her an Allah i  bakinca aslinda karşisinda görüyor amma sanki görmüyor, gördügünün farkinda degil. bir cicekde de Allah görülür, güzel bir cicek de bile Allahin güzelligini görebilirsin, ve sen (birine atfen) cok güzel olmamana ragmen, birde dünyada cemallige soyunursan, ismini cemal koyarlarsa, cirkin bir cemal de de(cemal yüz sima demekdir) Allah görülürmü? en güzel Allah ise, en cirkinde de Allah varmidir? cirkinde bile güzellik yaratan Allah.
şayet için o kadar güzel olsa, testide ne varsa, ne olur biliyorsun degil mi? dişina vurur, icinde güzel şeyler olsa, yüzünde güzel olurdu, tasavvuf riyazet allah mallah güzelde, (Burda mallah demek hakaret ve terbiyesizlik degildir, yani hamd in önüne me gelince muhamd veya muhammed oluyorda, el hadi isminin önüne me gelince, mhd yada mehdi oluyorda, allahin önüne me gelince mallah oluncami olmadi, hakaret ve edebsizilik  degildir bu mallah ismi mef ul ve arapca allahlik eden demekdir )  gercekde icinde ne var, herkese akil satmak güzelde, icinde olmayani, yüzünde olmayani, ele satmak, ne garip. bedeninde cok güzel degilse  90  6 0 kadinlar , sixback gögüslü göbekli erkekler varken, yani bizim millet öyledir, cirkine güzel derler (güzel ismi koyalar (Cemil veya Cemile ) veya  fakire sultan koyarlar, Yani arapca bilmeyen türkler, osmanli arapcasi bilen böyle ahmaklar, böyle isim koyar işte, birde güzel isim koydum olur, Hz. muhammed cocuklarinizin adini isimini  güzel isim koyun deyince, böylemi dedi, yani armuta karpuz deyin, güneşe kumaş deyin mi dedi, ayi ya dayi deyin mi dedi, güzel isim koymak bu mu, adi güzel manasi bokdan bişey, anlami yanliş yani. kisaya uzun, kücüge iri derler, hirsiza futbolcuya muhammed ismi koyarlar (futbolcuya muhammed ismi neden olmaz, futbol ve top hakkindaki eski vaazi  mizi okuman lazimki anlayasin) işte, cirkini güzel güzel diye cagirinca, cokmu dogru ve güzel isim oldu Allah aşkina, ahmak bu mu güzel isim koymak, manasi nerde, cirkin len cirkin, ona sen güzel diye isim koyup cirkine bir ömür güzel demek, ne garip, ve ne kadar ahmaklik degilmi, arapca bilmemek bu işte, peki cocugun güzel olup olmaycagini nerden bilcez ne bilelimde ona güzel yada cirkin diyelim diyen olcakdir (o zamanda kaportanin güzelligi motorun aksami vazini bir oku dinle)  osmanli arapcasi insani buraya kadar götürebilir ancak  işte, şeytanin oyunlari bunlar. Halbuki Allah varken, en güzelde o, en cirkinde de o varsa, en cirkin dedigin de o, en zenginde o, en fakir de o, en pis de de o tecelli ediyor, en temiz de de o demek olmaz mi? en pis mikroplar ve şeytan ise, şeytani yaratip ona canindan can koyan Allah (Tek varlik var olan O ise, bütün canlar ve var olanlar O) degil mi? ondan gayrisi yoksa, şeytan da kim, en cirkin mi, o zaman en cirkinde de o var demek olmaz mi? en cirkin pejmurde bir can taşiyan insanda da  onun ruhundan varsa, o da Allahin gezen yürüyen bir halifesi ama, cirkin bir halifesi ise, o  zaman en cirkinde Allah, en güzelde Allah. Ama bana erkek olarak, bir kadini eş olarak sec deseler, elbet en güzel olani tercih ederim. niye cirkini tercih edeyim ben kabilden dahami geri zekaliyin, kabil kadar aklim calişmiyor mu güzeli bilcek kadar, ama tercih hakkim varsa, o gibi zorla alip başinida belaya sok ma derim yinede. amma cirkin ruhlu biride kendine uygun, cirkin birini sececekdir zaten. yani pireye deveyi eş olarak vermiyorlar, ata otu eş olarak vermiyorlar ata arpa lazim degil mi,  davul bile dengi dengine degil mi? yani notalar müzik bile birbirine uygun ritim ile caliyor dengi dengince caliyor, zart zurt, cart curt diye calinca müzik olmuyor, kulak tirmaliyor, o yüzden bir güzeli bir cirkine verseler diyen Türk milleti, güzel aglar cirkin güler demiş, oysa muhammed cirkin kara ve fakir bir ashabindan birini, en güzel ve zengin bir kadina eş yapmişdir.



Hîfâ Hatun (r.a.): Menkıbesi anlatılan fakat hayatı hakkında malumat verilmeyen kadın sahabelerden biridir. Medineli ve ensardan olduğu anlaşılmaktadır. Kabilesi ve doğum tarihi bilinmemektedir. Medine-i Münevvere’de güzelliği ile ün salmış bir kadındı. Bir gün Rasûlullah (s.a.v) efendimizin huzuruna gelip şöyle söyledi:

“Ya RasûlALLAH! Bana beni cennete götürecek bir iş öğret!”

Rasûlullah (s.a.v) “Önce biriyle evlen. Bununla dinin yarısını emniyete alırsın.” buyurdu. Ya RasûlALLAH! Benim dengim kim olur? “Beni Habeş Necâşîsi (kral) istedi, ben onu istemedim. Ubeydullah yüz deve ve başka şeyler de verdi, onu da kabul etmedim. Lakin siz ahirette kurtuluşumun evlilikten geçtiğini buyurdunuz. Siz kimi münasip görürseniz onunla evlenmeye razıyım.” dedi.

Hîfâ Hatun’un siz kimi münasip görürseniz razıyım sözünün altında, gönlünden Peygamberimizin kendisini müminlerin annelerinden kılacağı ümidi vardı. Lakin Rasûlullah’ın (s.a.v) böyle bir niyeti yoktu. Onu gücendirmek de istemiyordu. “Yarın sabah mescide en evvel kim gelirse onunla evlendireceğim.” buyurdu. Onunla evlenmek isteyen sahabeleri de ümitsizliğe düşürmek istemediğinden böyle bir yol takip etmeyi uygun görmüştü.

Ertesi gün hiç biri erken uyanamadı. ALLAH .(c.c) onlara uykudayken uyanma imkanı bahşetmedi. Rasûlullah (s.a.v) kimin geleceğini bekleyiverirken aniden Süheyb isimli, fakir, siyah renkli, görünüşü güzel olmayan, uzun boylu, zayıf ve ince yapılı olan sahabe geldi.

Hîfâ Hatun ise, zengin, güzel ve rağbet edilen biriydi. Namazdan sonra Hîfâ Hatunu çağırdı, durumu bildirdi. O da buna razı oldu. Hiç itiraz etmedi. Rasûlullah (s.a.v) hutbe okudu, nikahlarını akdetti. “Süheyb, kalk ve bu hanımın için bir şeyler al!” buyurdu. Lakin Süheyb, dünyalığı olmadığını söyleyince Hîfâ Hatun, kendi servetinden on bin dirhem gümüşlük bir kese getirtti. Onları Süheyb’e verdiler. O da gerekli şeyleri alıverdi. Sonra Rasûlullah (s.a.v) “Ey Süheyb! Hanımının elini tut, onu evine götür!” buyurdu.

Bu sefer Süheyb (r.a) dedi ki, Ya RasûlALLAH (s.a.v)! benim evim mesciddir. Hangi eve götüreyim?” Süheyb’in bu cevabını işiten Hîfâ Hatun, “filan yerdeki hazır konağı sana bağışladım. Kalk beni oraya götür.” dedi. Onun bu âlicenap tavrı ve hareketi Rasûlullah’ın (s.a.v) çok hoşuna gitti de ona dua etti. Sahabe de onun bu hareketini çok takdir ettiler ve onu övdüler.

Karı ve koca kalktılar ve birlikte konağa gittiler. Akşam olunca yemeklerini yediler. Rablerine hamd ettiler. Nihayet yatma vakti gelince, Hîfâ Hatun “Ey Süheyb! Bil ki, ben sana nimetim, sen bana mihnetsin. Sen bu nimete şükür, ben bu mihnete sabır için, gel bu geceyi ibadet ve taatle geçirelim. Sen şükrediciler, ben sabrediciler sevabına kovuşayım. Çünkü Rasûlullah (s.a.v) ‘Cennette yüksek çardak vardır. Bunda yalnız şükredenler ve sabredenler bulunur’ buyurdu.” dedi.

O gece ikisi de taat ve ibadet ile meşgul oldular. Sabah namazını eda için Süheyb mescide geldi.

Daha sonra cihada çağrı yapıldı.savaş meydanında Cüleybib de hazır oldu.Kendi eliyle 7 kafir öldürdü.Sonra Allah yolunda şehit oldu.Rabbinden,Onun Peygamberinden ve uğrundan can verdiği ilkelerden razı olarak toprağı kendisine yastık edindi. Rasulullah s.a.v savaşta ölenleri araştırıyordu. Ölüleerin ismi tek tek okundu fakat onun ismi unutuldu. Çünkü parlak ve meşhur birisi değildi. Fakat Allahın Rasulu Cüleybibi unutmamıştı. Cüleybibi göremiyorum dedi. Onun cansız bedeni toz toprak içindeydi. Yüzündeki toprağı sildikten sonra şöyle dedi. ”Yedi kişiyi öldürdükten sonra mı öldürüldün?? Sen bendensin ,ben sendenim. Sen bendensin, ben sendenim, sen bendensin ben sendenim “Peygamberin bu madalyası Cüleybibe mükafat olarak yeterdi.

Çirkin şansı diye bir şey var mı?

H.K. isimli  Victoria's Secret models ile eski zenci eşine bakinca görülcektir ki,
Bazilari cirkin seviyor azizim,  ve Ben kara ve en cirkin biri bile olsam  bile, muhammedin hatirina deseler bile, yani bu cagda en cirkini,  bu kadin gibi alip yemem  (afrikaya gidip otu pohu yiyecek  diye yiyenler var, halbuki temizler temizler icindir)  yani öyle olunca ben da hi  cirkin  birisi bile olsam, bende  en güzeli almak isterim, ve güzeli tercih ederim, ve cirkin güler güzel aglar gibi falan degil, yani ikiside gülüyor  ve memnunlar neden? amma Çirkin şansı diye bir şey var adamda da işde.

isa ya şeytan gelir :  Hadi Allah için kendini dagdan aşagi birak, o seni seviyorsa, kurtaracaktir der.
isa da der ki: Allah insani sinar imtihan eder de insan Allahi sinayip imtihan etme hakkina sahip degil diye cevap verir. yani her kime haydi filan hatrina yardan aşagi kendini birak deseler, akilli adam birakir mi? kimin hatirina olursa olsun, ve bana muhammed hatrina cirkin ye diyen ahmak, sen ye önce, ben bakan, begenirsem, ben öyle yerim, sen kendini yardan birak, Allah tutuyor mu bir gören ben, ben de o zaman belki birakirin, inanirsam bile birakmam len, garantisi var mi bunun.

Yani bak onlar Hifa Hatun ile süheyb veya cüleyb  isimli iki ashabin örnegi ile, Hz. muhammed kainati nakiş nakiş dokuyor, ve bak hifa hatuna sana cenneti kazandircak amel, evlenmen deyince, yanliş mi dedi, ve onu kara adamla evlendirince yanliş mi yapti? ve ikisi bu hikmete sarilip  katlaninca, hakikatten cenneti kazananlar mi oldular, yoksa muhammed uydurdu öyle birşey yokmu diyeceksin, bak da gör. ve onlar kainatin yapi taşlari, ana duvarlari, muster örnekler, ve muhammed kainata öyle bir desen vurdu ki, haala gecerli o desen, ve işte süheyl ile hifa hatun mehdi vaktinde ALTIN cagda cennette, yeniden dünyaya gelmiş, vaktimiz olan cennetteki H. K. ile sevgilisi, kocasi oldular işte, bakma öyle sen onlarin hiristiyan falan olduklarina, onlar onlarin yeni yüzü  işte.
amma bak cennette yine onlar var (peygamberler ashablari ümmetleri ve iyi kimseler) bak bu ikisi işte hifa hatun ile süheyb ve muhammed ikisini evlendirmiş ve haala evlendirmeye devam ediyor, cirkin şansi len, en güzel kadini kapan cirkin adam olmak, ve sebebine gelince, sen en cirkin bile olsan, eger güzeli ve güzel insanlardan yana olmayi, yani muhammedden yana mehdiden yana olmayi tercih edersen, Allah sana cennetlerde böyle H.K. gibi Victoria Secret mankeni kadini hatun yapar, aynisi kadin icinde gecerli, en yakişikli C... gibi birini  koca da yapabilir  yani, sen yeterki iyi ve iyilerden yana olmayi tercih et. ve cennetteler işte, bak hangi cirkin ile güzel kadin evli ise, işte ikisi onlarin yeni yüzü,  sadece muhammede verilmedi cennetler, diger peygamberler ve ümmetleri de buradalar, ve yine bir fakir köle ile sultan evlendiyse  onlarda yusuf ile züleyha gibiler,

Ya sen ve ben kimiz biz?

Yani insan bir cirkin bile olsa, en güzel kizi almak ister, bir cirkin kadin bile olsa, en güzel adamla ile evlenmeyi hayal eder, ister. öyleyse riyazetle, miyazetle Allaha ulaşacan diye kendini cirkinleştiren insanlar, bu cennet vaktinde bizden degildir. en cirkin kadinda güzeldir deniyor bu devirde, sadece bakimini yapmiyordur deniyor, ama birisi  lokum gibi biri olmak varken, riyazet edip zayiflayip, kara kuru cirpi gibi, kendini cirkin hale soktuysa, ne gariptir. Allah ulaşacakken, Allah dan uzak kalmak, Allah in seni sevmesi ve, senin onu sevmen demek, aslen öyle riyazetle falan degildir, nasildir peki :

Allah kucaklanirmi, evet. Ben Allah i kucaklamak istiyorum, ben Rahman tabiatli (erkek olarak) bir Allah halifesi olarak evlenince, rahim tabiatli bir kadini (bayani) kucaklamam, sarilmam sevmem sevişmem,  işte, Allahi kucaklamam degilde ne? O nunde beni kucaklamasi ayni yani, Allahi sevmek, ben rahman tabiati ile bir kizi sevdimi, işte Allahi sevdim, ve Allah a aşik oldum, o kizda beni sevdimi Allah da beni sevdi, yoksa bunlar olmadan, Allah  bu dünyada, bunlar ile tecelli etmiyor mu? yani, herşey burdaaaaaaa, daha anlamadinmiz mi, öyleyse, riyezeti falan birakin.

Allahi icimizdemi arayacagiz, dışımızdamı?  benim dışım ise : Anmein içinden çıkmadım mı ben, o halde ben içdemiyim dışdamıyın? Allah iç de mi dışda mı nerede? Allah heryerdeyse, heryer neresi peki? içmi dışmı, ben cennetteysem, annemin içi benim cennetim,
şu an cennet burasıysa, benim cenentim annemin anamin içi demek degil mi? şu an zamanin sahibi ben isem bu dünya ben demek, ve cenentete benim dünyam ise (şu andaki cennet), sen benim cennetimdeki bir adamsin, benim tanidigim bir adam, amma benle alakan olmasi benim cennetimde olmana sebeb oluyor. benim cenetimin icindeki birisi, sadece  bana bilgi veren veya benimle alakali, ya ben onu aradim buldum, ya da o beni aradi ve buldu demek olur.  amma benim cenetim anamin ici degilmiydi, o zaman o cennet acildi benim şu görünen bu dünya oldu, Allah burada mi, icde mi? yoksa dişdami? anem ise annesinin icindeydi degilmi? annem dış ise, ninem kim o zaman...
Allah nerdeeeeeeeeee semayami bakacaz, sema annemin karninin yada rahminin iciyse, oysa ben dişdayin zahir dünya burda, ben ice bakiyorsam, bu dünya olur, dünya yalanmi, yani benim icim yalan mi? anemin ici dogruda benim icim yalan mi bu en eskiye kadar gidince Hz Ademe ve Havvaya variriz.
Evvel Allah (Allahşu an Hz Ademde mi) yooksa  ahir Allah,  Allah ben de mi tecelli ediyor şu an. en son ahirde  mi yoksa, yani  benim de en son cocugumda mi,  yoksa benim dedemin dedesinin dedesi........ ademde mi? evvelmi Allah yoksa ahir mi Allah, nerde peki?

diyorlarki Salat(namaz) kelimesi için
essalat pers ceden(iran dilinden) gecse kuranda ne arayacak be adam, Allah perscedenmi caldi yani,  iftira etme, herif sallu ne demek perscemi arapcami kuranda p var yani perscede arapcanin icinden bir parca zaten.

"esselah, tuveselah" ey namaz, ey namaz. mana oldumu, hayir tuvesellah ne peki, salah telah olmasi gerekli degilmiy di "tuve" deki ve nerden cikdi peki?
"too you" ne demek, "senin için"  ve tuvesselah demek senin için kilinan namaz (yada senin namazin demek) ayni "too you" daki senin gibi demek, peki senin için namaz, ne zaman kilinir? ölünce cenaze namazi, hani namaz Allah için kiliniyordu, bak ölünce, senin için kiliniyormuş, ne oldu, bak kural degişdi degil mi!
ve şeytanin ademe secde etmedigi namaz, hangi namazmiş, önce kilinan namaz degil, adem ölünce, onun ceneze namaziymiş, ne oldu? cenaze namazi önce kilinirmi hic? ölmeden cenaze namazi kilinirmi, ama gece önce geldigi gibi, ölüden diri cikaran Allah, Hz Ademi önce ölü yaratti toprakdan ölü gibi testi gibi idi, namazini kildirdi ki, sonra can verdi. yani sonda baş var,  başta da son var, evel allah ve ahir allah ve kilit.

Para Satan Dükkanlar Yahut da Bankalar

Sana desem ki, ben sana bir ev verecen, sen bana bunun için ne verirsin dersem, senin de evin olmasa, o ev için neler vermezsin,  peki bunun için bir miktar fazla para vermen demekde, faiz oluyor, peki faiz niye burada haram olsun.
Dükkana gittin ekmek alacan ayni durum var degil mi, ekmekciye gittin ve bir ekmek istedin, temsili misal ile, sana dedi ki, sana ekmek verecen amma, sen bana bunun için ne verecen,  sende on lira verecen dedin, tamam dedi verdi, peki.
Bankaya gittin Adam sana para vercek, paraya karşilik daha degerli ne varki,  sen onlara verebilesin, yani  ona paraya karşilik para verince, bunun ismi, neden faiz olsun, ve bu bugün mülgadir kalkmişdir, yani adam sana para satiyor kardeşim.
Faizden kasit sadece haksiz kazancdir, haksiz kazancin hepsi haramdir, yasakdir, insanligada, kişiyede, toplumada zarar verir.
Nasil cumartesi balik tutmayin emrini ihlal edenler, bugün cumartesi pazar tatilini bildi buldu koydu. israili boykot etcek adama sözüm: önce onlarin kurali olan, cumartesi pazar tatili yapmayacak, eşek gibi hergün calişcak  ona iyi geliyorsa bunlar, bana öyle gelcek tavsiye etcek israili boykot edelim diye. (eşeklige raziysa, israilinin yerine haşari eşeklik yapcaksa bize, bütün yükü alcaksa üstüne, dünyanin yükünü len, denizlerin yükünü üstüne alan adamlar bunlar. Denizlerin dibindeki firavunun....)

Her kötüde de bir iylik vardir. Burak ve refrefe binipde cennettin oldugu yere gittiyse muhammed ve bu hizli bir binek ile olduysa asil mesele binek önce( ammmmm. var sage kadin gibi, bende var sage adam olarak  kafani bir kariştirayim baken, ne olcak, onun(refref ve buragin) varacağı yer zaten burasiysa, burak ve refref ile nereye gideceksin bunu düşündünmü ahmak???) ice dogrumu dişa dogrumu hangi tarafa doguyami batiyami hangi tarafa???  ? allah nerde kible neresi allah kim...

Amerikada Bilim adamalari Allahi ariyor, ve bizim türkiyede ise daha ancak beyin gücünden söz ediyorlar beyinden degilde beyin göcünden, ve buna engel olmak lazim diyorlar, mühendisin cöpcülük yaptigi, kacak corap sattigi Türkiyede, bu beyinleri burada vatanda tutmak ,ancak köreltmek olur, dünyanin ileri gitmesine engel olur, bize Türkiye ye falan faydasi olmaz, Türkiyede kalsa cöpcülük etcek bilim adami, aclikdan sirtina palto alamayan mehmet akifin Türkiye sinde ne olacak, edebiyatci olsan ne yazar, en akilli adam olsan ne yazar, ne faydasi olur allah aşkina. ... gibi cahillerin başta oturup konuşani kaynaşani milleti ezdigi bir Türkiyede, ne olursan ol, bir işe yaramaz işte.

Kara delikler nasil oluşur 

insan dogmadan önce ölürse, yada dogup hemen ölürse, o zaman kara delik oluşur, yani sönük yildiz demek.
ruhun dünya ya gelince, akilli bir ruhun dogunca, geldigi adresin yanliş zaman ve yer oldugunu görünce, hemen geri dönmesi,  ve yildizinda cökme olmasi, kara bir delik geri dönüş manevrasi ve ice dogru hizle giden bir ruhun başka ana arayişi için, ve ice dogu geri dönüşü yani, oysa oradan sadece, o ruhun dogacak cocuk  oldugu yerdeki kainata giden izi takip edilebilir, yani başka bir zaman dilimine gidebilir, eger o ruh yolunu adresini bulabilirse, eger kaybolursa sende kaybolursun. yine hizirinde bu delikler ile bir zaman diliminden diger dilime gittigi yollarda olabilir. amma zamanda yolculukda keşfolmasi gereken ilk bilgi ise, o zamanda, o zamanin sahibi kim (vahdeti vücut kim) ona gitmeden, sen o sisteme  ve zamana gidemezsin, yani onun bedenine yolculuk edersen, onun cenneti olan dünyaya varirsin, yani yukardaki meselenin acilimi da budur yani.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

Cehennemliklerin tepelerine kaynar su dökülür. Bu su, vücudlarının içine nüfuz eder, öyle ki karınlarına kadar ulaşır; içlerinde ne var ne yok, söker atar ve ayaklarını delip, geçer. Bu hadise "Bununla karınlarının içinde ne varsa hepsi ve derileri eritilecektir" (Hacc 20) ayetinde zikri geçen) eritme (es-Sahru) hadisesidir. Sonra (eriyen cesedleri) eski haline iade edilir.

Ravi: Ebu Hureyre
Kaynak: Tirmizi, Cehennem 4, (2586)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Cennete en son giren kimse, bazan yürür, bazan ağlar. Ateş de arada sırada onu yalar geçer. Cehennemi tamamen geçince dönüp ona bir nazar eder ve: "Senden beni kurtaran Allah münezzehdir! Allah Teala hazretleri, bana evvelin ve ahirinden hiç kimseye vermediği şeyi verdi!" der. Derken ona bir ağaç gösterilir. "Ya Rabbi!" der, "beni şu ağaca yaklaştır da altında gölgeleneyim, suyundan içeyim." Allah Teala hazretleri: "Ey ademoğlu! Dilediğini versem benden başka bir şey istemezsin değil mi?" der. Adam: "Ey Rabbim, ondan başka bir şey istemeyeceğim!" der ve başka bir şey istemeyeceğine dair söz verir. Rabbi de onun özrünü kabul eder. Çünkü o, sabredemeyeceği şeyi görmüştür. Onu ağaca yaklaştırır. Adamcağız, onun gölgesinde gölgelenir, suyundan içer. Sonra adama, evvelkinden daha güzel bir ağaç daha gösterilir. Dayanamayıp: "Ey Rabbim! Beni şuna yaklaştır, gölgesinde gölgeleneyim, suyundan içeyim, artık senden başka bir şey istemeyeceğim!" der. Allah Teala: "Ey ademoğlu! Bana öncekinden başkasını istememeye söz vermemiş miydin? Ben seni yaklaştıracak olsam başka şeyler isteyeceksin!" der. Adam, başka şey istemeyeceği hususunda söz verir. Rabbi de onu mazur görür. Çünkü o, sabredemeyeceği şeyi görmüştür. Adamı ona yaklaştırır. Adam onun gölgesinde gölgelenir, suyundan içer. Sonra ona cennetin kapısının yanında bir ağaç yükseltilir. Bu ağaç diğer ikisinden daha güzeldir. Adam yine: "Ey Rabbim! Beni şuna yaklaştır da gölgesinde gölgeleneyim, suyundan içeyim, senden başka bir şey istemiyorum!" der. Rab Teala: "Ey ademoğlu! Sen, ondan başka bir şey istemeyeceğine dair bana söz vermemiş miydin?" der. Adam: "Evet, Rabbim! Senden, başka bir şey istemeyeceğim!" der. Rabbi onu mazur görür. Çünkü o, sabredemeyeceği bir şey görmüştür. Onu bu ağaca yaklaştırır. Adam ona yaklaştırılınca cennet ehlinin seslerini işitir. (Dayanamayıp): "Ey Rabbim! Beni cennete sok!" der. Rab Teala: "Ey ademoğlu! Beni senden kurtaracak şey nedir! Dünya kadarını ve beraberinde mislini versem razı olur musun!" der. Adam: "Ey Rabbim! Benimle istihza mı ediyorsun? Sen ki Alemlerin Rabbisin!"der." İbnu Mes'ud bu noktada güldü ve: "Niye güldüğümü sormuyor musunuz?" dedi. "Niye güldün söyle!" dediler. "Resulullah (asa) da böyle gülmüştü. "Niye güldünüz?" diye soruldu da: "Rabbülalemin'in, adamın "Sen ki Alemlerin Rabbisin, benimle istihza mı ediyorsun?" demesine gülmesine gülüyorum!" dedi. Allah Teala hazretleri: "Ben seninle istihza etmiyorum. Lakin ben, Azimüşşan dilediğimi yapmaya kadirim!" buyurdular."

Ravi: İbnu Mes'ud
Kaynak: Müslim, İman 310, (187)

"Cennette yüz derece vardır. Her iki derece arasında yüz yıl(lık yürüme mesafesi) vardır."

Tirmizi, Cennet 4, (2531).

5067 - Ubâde İbnu's-Sâmit radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Cennette yüz derece vardır. Her bir derecenin diğer derece ile arası, sema ile arz arası kadar geniştir. Firdevs bunların en yukarıda olanıdır. Cennetin dört nehri buradan çıkar. Bunun üstünde Arş vardır. Allah'tan cennet istediğiniz vakit Firdevs'i isteyin."

Tirmizi, Cennet 4, (2533).

5068 - Ebu Said radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Cennette yüz derece vardır. Bütün alemler bunlardan birinin içinde toplansalar, hepsini de kuşatır, istiab eder."

Tirmizi, Cennet 4, (2534).

Hz. Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: "Bir adam Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a: "Cennette at var mı?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam da:

"Allah Teâla Hazretleri seni cennete koyduğu takdirde, kızıl yâkuttan bir at üzerinde orada dolaşmak isteyecek olsan, o seni istediğin her yere uçuracaktır" buyurdular. Bunun üzerine diğer biri de:

"Cennette deve var mı?" diye sordu. Ama buna Aleyhissalatu vesselam öncekine söylediği gibi söylemedi. Şöyle buyurdular:

"Eğer Allah seni cennete koyarsa, orada canının her çektiği, gözünün her hoşlandığı şey bulunacaktır."

Tirmizi, Cennet 11, (2546).

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَلاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ بَعْدَ إِصْلاَحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًا إِنَّ رَحْمَتَ اللّهِ قَرِيبٌ مِّنَ الْمُحْسِنِينَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve lâ tufsidû fîl ardı ba'de ıslâhıhâ ved'ûhu havfen ve tamaâ(tamaan) inne rahmetallâhi karîbun minel muhsinîn.

Meali :

Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah’a (azabından) korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Şüphesiz, Allah’ın rahmeti iyilik edenlere çok yakındır.

(Sadakallahul Aziym A'RÂF Suresi 56. ayet)

Ne armegdonu falan filen, yahu ahmak olmayin, diyoruz ki cennetler kurulmuş, ve haala isa bekleyen var, len isada burada muhammed de burda ahmak burasi cenet diyoruz, daha haala niye bozgunculuk cikariyorsunuz, demedi mi yukarda ayette düzen kuruldukdan sonra, düzeni bozup bozgunculuk cikarmayin, artik yeni düzen işde, cennet ve cehennemler düzeni kuruldu, hepimiz icindeyiz, ya cenette, yada cehennemde, ve cehennemdeki cehennemde ebedi kalici degil, cennettekide  güvende degil hava ile adem gibi bile sifir kilometre cennetten kovulduysa, sen ben kimiz ki,

bu hal ile yani artik düzeni bozmamasnii ne zaman ögrendiniz, asil cennet o zaman olacak, ve bütün mesele burayi cennete cevirebilmekdi zaten, dinin gayesi de o idi işte. ve düzen kurulmuş, cark işliyor, anla artik. armegedona falan ihtiyac yok, sen daha mehdi kim, isa kim, muhammed kim, tanimadin mi ahmak, bütün peygamberler ve ashabi ve cennetlik ümmetleri onun bedeninde ve dünyasinda haşroldu işte, zamanin sahibi olan vahdeti vücut o, isa arasan o işte, musa ararsan, o işte, amma dişarda gezen binler isa, cristian, ve kristinalar var, yine cristophlar var, yine muhammed ler var, mustafalar var, ahmetler var, musalar var.... eski zaman peygamberleri ve ümmetleri onun vaktini gördü, ve onlar dediler Allah a : aman biz onlardan yap, amma Allah musa ya dedi, hayir sen musasin, sende musanin ümmeti, ibrahim dedi di beni onlardan yap,  Allah dedi : hayir sen ibrahimsin, sende ibrahim ümmeti, yani öyle olunca, muhammed bile miracda geldi gördü özendi mehdinin vaktine, ashab bile  o ndan o nu  ve vaktini dinlemekden yorulmadi, ona anlat anlat diye geceler sabahlara akşamlara  döndü ve,  o nun vaktini dinlediler, bak bunlarin oldugu bir devir, ne yok ki, hangi peygamber bu vakte özenmez len, hangi peygamber ve ümmeti özenmez ki, bu mehdi vaktine ve bereketine, ahmak olmayin, sizin armegdonunuzua falan ti... bana, geri z.. ahmaklar.


ALINTI

Muhammed(sav) Ümmetinin Üstün Vasıfları:
Musa Aleyhisselam'ın konumuzla ilgili çok ilginç bir kıssası var:
“Musa Aleyhisselam, Tevrat'ı eline aldığı vakit onun baş tarafında Kalemin Levh'a ilk yazdığı yazıyı gördü ve dedi ki: “Ya Rab, ümmetlerin hayırlısını bildim. Onlarda vaz-u nasihat ile emr-i maruf ve nehy-i münker (iyiliği emreder ve kötülükten nehyeder) vaizleri vardır. Bütün kitaplara inanır ve Deccal'ı onlar öldürürler. O halde bunları benim ümmetim eyle” dedi.
Allah Teala: “Onlar ahir zaman peygamberi Muhammed'in ümmetidir” buyurdu.
Yine Musa (Aleyhisselam): “Ya Rab, öyle bir kavim görüyorum ki, yaptıkları iyiliklere bire on, yedi yüz ve kat kat daha çok mükâfatlar verirken, yaptıkları kötülüklere yalnız karşılığı ile ceza veriyorsun. Onlar kitaplarını ezberlerler. Namazda melekler gibi saf bağlarlar. Mescitlerde arı gibi vızıldaşır, okur ve seni tesbih ederler. Onlar cehenneme girmezler. Onları benim ümmetim eyle” dedi.
Allah Teala: “Onlar da ahir zaman peygamberinin ümmetidirler.” buyurdu.
Musa (Aleyhisselam), Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Selem) ve onun ümmetine verilen bu üstünlüklere hayranlığından: “ Hiç olmazsa beni de ona ümmet eyle” dedi.
Allah Teala: “ Ya Musa, seni aziz kıldım, seni peygamber yaptım, seninle konuştum, sana verdiklerimi al ve şükredenlerden ol. Tevrat'ı kendi kudret elimle yazdım. Bütün öğütleri açıklayarak sana verdim. Kavmine söyle, Salihlerden olsunlar. Benim yardımımla onlar hidayet bulmuşlardır” buyurdu.
Musa (Aleyhisselam), bunları dinleyince rahatladı, gönlü hoş oldu ve sonra da: “ Ya Rab, bu peygamberi görmek isterim” dedi.
Allah Teala: “Sen onun zamanına kadar yaşayamazsın” buyurdu. “İstersen ümmetinin seslerini sana duyurayım” buyurdu ve Hz. Musa'nın isteği üzerine Allah Teala: “ Ey Muhammed ümmeti!” diye seslenince onlar: “LEBBEYK ALLAHÜMME LEBBEYKE LE ŞERİKE LEKE LEBBEYK İNNELHAMDE VENNİ'METE LEKE VELMÜLKE LE ŞERİKE LEKE” dediler.
Allah Teala: “Ey Muhammed ümmeti, Benim rahmetim gazabımı geçmiştir. Siz benden istemeden, ben size verir ve günahlarınızı bağışlarım” buyurdu.
Sehl b. Abdullah et- Tüsteri'nin anlattığına göre; Musa (Aleyhisselam), Allah Teala'dan, Muhammed (Aleyhisselam)'in ümmetinin derecelerini kendisine göstermelerini istedi.
Allah Teala: “ Sen onların hepsini görmeye dayanamazsın, fakat birisinin menzilini sana göstereyim” buyurdu. Göklerin sır ve gizliliklerinden perdeyi kaldırdı. Musa (Aleyhissalam) bir menzil gördü ve oradaki nurun parlaklığından hayretler içinde kaldı ve :” Ya Rab, bunlar bu dereceleri hangi amel sayesinde elde ettiler” diye sordu.
Allah Teala: “Onlar dünyayı terk etmekle bu menzile eriştiler” buyurdu.” (Envarül Aşıkin'den)
Kıssada anlatıldığı gibi; Muhammed ümmetini üstün ve özel kılan vasıfları, “dünyayı terk etmeleri” idi. Bilhassa Sahabe-i Kiram, dünyanın nefsanî, fani yüzüne bakmayarak, esma-i ilahiyenin tecellileri olma ve ahiretin tarlası olma cihetleri ile ilgilenerek; ebedi ahiret saadetini kazanabilmek için çalışmışlar, dünya zevklerine ve geçici dünya saadetine itibar etmemişler.


Ümmetine karşı son derece şefkatli olan ve bizi bizden daha çok seven Peygamber Efendimiz(sav), Ümmetinin ahir zaman fertleri yani günümüz Müslümanları hakkındaki endişelerini bakınız nasıl ifade ediyor:
1-Ebu Hüreyre (r.a.) Resulullahın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
“Ahir zamanda öyle adamlar çıkacak ki dinlerini dünya menfaatleri karşılığında satacaklardır. Bunlar yumuşak görünmek için koyun postuna bürünecekler, dilleri şekerden tatlı, fakat kalpleri kurt kalbi gibi katı olacaktır. Allahü Teala bunlar hakkında şöyle buyurur:
“Bunlar benim rahmet ve şefkatime bakıp aldanıyorlar mı, yoksa bana karşı çıkma cüretinde mi bulunuyorlar? Kendi adıma yemin ederim ki, onlara kendi içlerinden öyle bir bela ve fitne musallat edeceğim ki, en yumuşak huylu olanı bile şaşkınlığa düşürecektir.” (Tirmizi, Zühd :60.)
2-Ali (r.a.) rivayet ediyor:
Resulullah (a.s.m.), “ Ümmetim on beş şeyi yaptığı zaman bir takım belalara müstahak olur “ buyurdu.
Resulullah'a (a.s.m.), “ Bunlar nedir, ya Resulullah?” diye soruldu.
Resulullah (a.s.m.) şöyle cevap verdi:
(1) Devlet malının yalnız belirli kimselere verilip, diğerlerinin mahrum bırakılması,
(2) Emanetin ganimet sayılması,
(3) Zekâtın yerine getirilmesi kaçınılmaz bir zarar olarak düşünülmesi,
(4) Kocanın her hususta karısının emri altına girmesi,
(5) Kişinin annesine isyan etmesi,
(6) Arkadaşına (iyi kötü her hususta) itaat etmesi,
(7) Babasına sıkıntı vermesi,
(8) Mescitlerde yüksek sesle konuşulmaması,
(9) Aşağılık kimselerin milletin başına geçmesi,
(10) Bir kimseye kötülüğünden korkulduğu için ikramda bulunulması,
(12) İçkinin çok çok içilmesi,
(13) İpek elbiselerin giyilmesi,
(14) Çalgı aletlerinin yaygınlaşması,
(15) Bu ümmetin sonunda gelenlerin önce gelenlere lanet etmesi.
“İşte o zaman bir kızıl rüzgârı, yere batmayı ve suret değişmesi belalarını beklesinler.” (Tirmizi, Fitlen: 91.)
3-Ebu Said'den (r.a.) rivayet edilmiştir:
Resulullah (a.s.m.), “Sizin için en çok korktuğum şey, Allah'ın sizin için topraktan çıkarmış olduğu bereketlerdir.” buyurdu.
Resulullah'a (a.s.m.), “ Toprağın bereketleri nelerdir? ” diye soruldu
Resulullah (a.s.m.), “ Dünyanın güzellikleridir” diye cevap verdi.
Bunun üzerine orada bulunan birisi, “ Hiç hayır bir şey şer getirir mi? ” diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.m.) cevap vermeyip sustu. Hatta kendisine vahiy nazil olacak sandık. Bir müddet sonra alnını sildi ve “ O soruyu soran nerede? ” dedi. O zat, “Benim, işte burada” dedi. Resul-ü Ekrem (a.s.m.) :
“Hayır, ancak hayır getirir. Şu dünya malı taze ve tatlıdır. Yağmurun yeşertip bitirdiği her şey insana şişkinlik vererek ya öldürür veya ölüme yaklaştırır. Ancak bitki ile beslenen hayvanlar böyle değildir. Çünkü onlar yerler, yerler; karınları şişince güneşe çıkarlar ve karınlarındakini çıkarıp ikinci defa yerler.
“ Dünya malı gerçekten tatlıdır. Kim onu helal bir şekilde elde eder ve onun zekâtını vererek hayırda harcarsa, sahibinin Allah rızasına nail olması için, ne güzel bir vesile olur! Ve her kim onu haramdan kazanırsa, yiyip de doymayan birisine benzer.” (Buhari, Rikak:7; Müslim, Zekât:122.)
4-“Ümmetim hakkında üç şeyden korkuyorum:
1-Âlimin hatası,
2-Münafığın Kur'anı alet ederek mücadeleye kalkması,
3-Kaderin inkâr edilmesi.” (Taberani'nin Kebir'inden)
5-“Benden sonra ümmetim hakkında üç şeyden korkuyorum:
1-Heva ve heveslerin kendilerini şaşırtması,
2-Mide düşkünlüğü ve şehvani isteklerine uymaları,
3-Hakikati bilip öğrendikten sonra gaflete düşmeleri.”(Hakim, Ebu Nuaym ve İbni Mende'den)
6-“Benden sonra ümmetim hakkında şu üç şeyden korkuyorum:
1-İdarecilerin zulme sapmaları,
2-Yıldızların tesirine inanmaları,
3-Kaderi inkâr etmeleri.” (İbni Asakir'den)
7-“Ümmetim hakkında en çok şu hususlardan korkuyorum:
1-Şişmanlık,
2-Uykuya düşkünlük
3-Tembellik ve iman zayıflığı” (Darekutni'nin Sünen'inden)
8-“Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey ağzı iyi laf yapan münafıktır.” (İbni Adiyy'in el-Kamil'inden)
9-“Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey nefsin isteklerine uymak ve ölümsüzlük hayalidir.” (İbni Adiyy'in el-Kamil'inden)
10-Ebu Hüreyre (r.a.) Resulullahın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Benim halim şu misaldeki zatın durumuna benzer. Ateşi yakmış ve ateş etrafı aydınlattığı zaman, irili ufaklı hayvanlar ateşin içine düşmeye başlamışlardır. O zat, bu hayvanların ateşe düşmesine mani olmaya çalışıyorsa da, hayvanlar baskın gelip sür'atle ateşe düşerler. İşte benimle sizin durumunuz da böyledir. Ben sizi ateşten korumak için eteğinizden tutuyorum, 'Ateşten uzak durun! Ateşten uzat durun!' diyorum. Sizler ise bana baskın gelip, düşünmeden ateşe atılıyorsunuz.” (İbnü's Sünni'den) [1]

ALINTI SONU


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ فِيهَا أَنْهَارٌ مِّن مَّاء غَيْرِ آسِنٍ وَأَنْهَارٌ مِن لَّبَنٍ لَّمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُ وَأَنْهَارٌ مِّنْ خَمْرٍ لَّذَّةٍ لِّلشَّارِبِينَ وَأَنْهَارٌ مِّنْ عَسَلٍ مُّصَفًّى وَلَهُمْ فِيهَا مِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَمَغْفِرَةٌ مِّن رَّبِّهِمْ كَمَنْ هُوَ خَالِدٌ فِي النَّارِ وَسُقُوا مَاء حَمِيمًا فَقَطَّعَ أَمْعَاءهُمْ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Meselul cennetilletî vuidel muttakûn(muttakûne), fîhâ enhârun min mâin gayri âsin(âsinin), ve enhârun min lebenin lem yetegayyer ta’muhu, ve enhârun min hamrin lezzetin liş şâribîn(şâribîne), ve enhârun min aselin musaffâ(musaffen), ve lehum fîhâ min kullis semerâti ve magfiratun min rabbihim, ke men huve hâlidun fîn nâri ve sukû mâen hamîmen fe kattaa em’âehum.

Meali :

Muttakilere vaat olunan cennetin durumu şöyledir; İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Orada meyvelerin her çeşidi onlarındır. Rab’lerinden de bağışlama vardır. Hiç bu, ateşte ebedi kalan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?

(Sadakallahul Aziym MUHAMMED Suresi 15. ayet)

Karoglanin Cennet Tasvirlerine devam

Ve muhammedin vaktinde, isa nin vaktinde, musa nin vaktinde... buzdolabi ve buz muhafazasi diye birşey varmiydi, soguk su nerde lazim olur, yazin ve sicak olan yerlerde, yahutta sicak cehennemlerde, yani öyle olunca Arabistanda israil de brezilyada, afrikada, yazin şöyle karpuzunu koyup, serinletcek, yine suyunu şişelere koyup, serinletcek bir bozdolaplarimi vardi onlarin, ve bak mehdi vaktinde, altincagda suyunu buz gibi sogutabiliyorsun, ve likir likir buz gibi suyu, sicakda icince, canin tak diye düşmezmi, nasil bir keyif degilmi aman allahim. şöyle kavunu karpuzu sogutup, buz gibi dilimleri yutmak, nasil bir tat ve keyif ve, vakit cennet vakti, ve bak bunlara biz sahibiz, ve yine ayran sogutup icebiloyoruz, binlerce gazoz ve soguk şeribler, şarablar, icecekler vakti, yani buz ve buzdollaplari, soguk hava depolari cennetindeyiz. yani ekmegi benim calişdigim ekmek fabrikasinda eksi 22 derece donduruyorduk, ve markete satiliyor, merkette buharli firin var, ve orada tezece pişiriyorlar, sabahlari kahvalti için sicak sicak satiyorlar.


Yani dondurma yöntemi ile, yine bircok mal uzun süreli dayanikli yine, meyva sebzeler için, buzhaneler yani, soguk hava depolari var, ve uzun süre meyva saklanabiliyor, hatta öyle ki, bir sene önceki meyvayi bile, bir sene sonra satabiliyorlar bu sayede.
yani ne cennetiymiş " Buz ve buzdolabi ve sogutucular, ve soguk icecekler cenneti"  ndeyiz işte.


Yine muhammedin vaktinde  tas tabak ne kadardi hemde kutsal emanetlerde su ictigi tas var agacdan oyma, onun dişindaki gümüşü osmanli hürmeten ve korumak için kaplamiş. bugün bizlerde, binler güzel celik veya cam, veya tatli tatli renkli porselen, naylon, mika emaye, tava tencere ve tabaklar, bardaklarimiz var yine, ve onlar için dün muhammed vaktinde diyordu ki, onlar  cennetlerdekiler altin tabak ve kaselerden yer icerler, ve dünya da altin tabak tas kullanmak haram deniyordu. halbuki muhammed mehdi vaktine gelmiş ve yaldizli porselenleri görmüş, ve onlar altin ve gümüş taslardan yiyip iciyorlar demiş, cünkü celik tecncereleri o devirdekiler görseler, bunlar gümüş kaplardan  yiiyip iciyorlar derler. yine altin yaldizli yada bakir kaplari görseler, yine altin kaplardan yiyip iciyorlar demezlermiy di, aynende öyle zaten yani. Halbuki altin kap kullanan cok az kimse var, saglikli degil, amma altin kaplama yaldizli kab kullanan cok, celik tencere, caydanlik, tas tabak kullanan cok degil mi bu devirde.

Rabbim dinleyenleri duyanlari haberi olanlari O nun (Mehdi nin)  ve o nun vaktinin kiymetini bilenlerden eylesin


Dipnotlar :
[1]mumsema org/Peygamber Efendimizin Ümmeti Hakkındaki Endişeleri (Erturul Kocadağ)

--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 26 Eylül 2018 Çarşamba

Original Kar © glan

DEVAMINA BAK
Tasavvuftaki Önemli Makamlar ve Dereceler ve Kavramlar

Tasavvuf, insanın nefsini terbiye ederek Allah’a yakınlaşmasını hedefleyen derin bir manevi yolculuktur. Bu yolculuk içerisinde bazı manevi dereceler ve görevler vardır ki bunlara “makamlar” ve “manevi mertebeler” denir. Bu makamlar, tasavvuf ehlinin kalbi olgunluğa ulaşma sürecinde kat ettiği aşamaları ve bazı seçilmiş kullara verilen ilahi vazifeleri ifade eder. Bu yazıda tasavvuftaki önemli makamlar ve kavramlar ele alınacaktır.

Tasavvuftaki Makamlar ve Manevi Hiyerarşi Üzerine Bir İnceleme

Tasavvuf, İslam düşüncesinin kalbine inen, insanın nefsini terbiye ederek manevi bir olgunluğa erişmesini hedefleyen derin bir ilimdir. Bu yolda, sâlikin (manevi yolcu) kat etmesi gereken aşamalar "makam" olarak adlandırılır. Makamlar, bir nevi Allah'a yakınlaşma yolculuğunda bir ağacın gövdesinden yükselen dallar gibidir; her biri bir öncekinin üzerine inşa edilir ve manevi olgunluğu simgeler.

Makam Nedir?

Sözlükte "durulan yer, mevki" anlamına gelen makam, tasavvuf terimi olarak mücahede (nefisle mücadele) ve riyazet (nefsi terbiye) sonucunda elde edilen kalıcı manevi mertebeleri ifade eder. Tasavvufa göre makamlar, kişinin kendi iradesi ve çabasıyla kazandığı, belli bir süreklilik arz eden hallerdir. Bir makamın hakkı verilmeden diğerine geçilemez. Farklı mutasavvıflar, makamları çeşitli şekillerde tasnif etmişlerdir. Örneğin, Necmüddin Kübra "Usûl-i Aşere" adlı eserinde on temel makamdan bahsederken, Hâce Abdullah Herevî, "Menâzilü's-sâirîn" isimli eserinde bu mertebeleri yüz başlık altında toplamıştır.

Tasavvuf Hiyerarşisindeki Özel Konumlar: Kutup, Gavs ve Evliya

Tasavvufta makamların ötesinde, manevi hiyerarşinin zirvesinde yer alan özel dereceler ve topluluklar bulunur. Bunlar, âlemin manevi düzenini ayakta tutan, Allah'ın izniyle tasarruf sahibi kabul edilen seçkin velîlerdir.

Gavs Nedir Tasavvufta en büyük manevi makamlardan biridir. Gavs, Allah’ın izniyle zor durumda kalan kullara yardım eden, manevi olarak en yüksek derecelerden birine sahip veli demektir. Gavs, yeryüzünde Allah’ın rahmetinin tecelli ettiği en önemli şahsiyetlerden biri olarak kabul edilir ve zamanın en büyük manevi yardım kaynağıdır.

Gavs: Sözlükte "yardım istenen, imdada yetişen" anlamına gelen Gavs, manevi hiyerarşide Kutup'tan sonra gelen veya bazen Kutup ile eşdeğer tutulan en yüksek mertebelerden biridir. Gavs, özellikle zor zamanlarda kendisine başvurulan, manevi yardımına inanılan büyük bir velîdir. Bu makam, halk arasında en çok bilinen ve sevilen manevi liderlik mertebelerinden biridir.

Kutup Nedir Kutup, tasavvufta kainatın manevi merkezi kabul edilen en büyük velidir. Tüm veliler onun etrafında manevi bir düzen içerisinde bulunur. Kutup, Allah’ın izniyle kainattaki manevi düzenin korunmasında görevli kabul edilir. Her dönemde bir kutup bulunduğuna inanılır.

Kutup (Kutb): Arapça "eksen" anlamına gelen bu terim, manevi hiyerarşinin en üst noktasında bulunan, "kutub" olarak anılan büyük velîyi ifade eder. Kutup, bir nevi manevi âlemin merkezidir ve kendisine bağlı olan diğer bütün manevi dereceler onun etrafında döner. Allah'ın yeryüzündeki en büyük dostu olarak kabul edilir ve irşat görevini üstlenir. "İrşad Kutbu" ise, bu makamda bulunup manevi rehberlik ve irşat görevini fiilen yürüten kutbu tanımlar.

Evliyâullah ve Manevi Topluluklar: Ebdal, Rical-i Gayb

Allah'ın dostları anlamına gelen Evliyâullah, iman eden ve takva sahibi olan bütün müminleri kapsayan geniş bir kavramdır. Ancak tasavvufî gelenekte, bu dostların içinde özel görevleri olan manevi topluluklar bulunduğuna inanılır.

İrşad Kutbu Nedir İrşad Kutbu, insanlara doğru yolu gösteren, onları hakka davet eden ve manevi terbiyeden geçiren en yüksek rehberlerden biridir. Bu makam sahibi zat, müridlerin kalplerini Allah’a yönlendirme görevini üstlenir ve irşad faaliyetinin merkezinde bulunur.

Ebdal Nedir Ebdal, sayıları belirli olan ve yeryüzünde sürekli bulunan özel velilerdir. Birinin vefatıyla yerine bir başkası geçer. Bu yüzden “yerine geçenler” anlamına gelir. Ebdallar, Allah’ın izniyle yeryüzünde düzenin korunmasına vesile olan manevi görevlilerdir.

Ebdal: "Bedel" kelimesinin çoğulu olan Ebdal, manevi hiyerarşide önemli bir yere sahip olan, sayılarının genellikle 40 olduğu kabul edilen seçkin velîler topluluğudur. Bunların, dünyanın çeşitli bölgelerinde bulunduklarına ve Allah'ın izniyle oradaki işlerin yolunda gitmesi için manevi görevler üstlendiklerine inanılır. Ebdal'den birinin vefatıyla yerine bir başkasının getirildiği (bedel olduğu) düşünülür.


Kırklar Nedir ve Kırklar Meclisi Nedir Tasavvuf geleneğinde “Kırklar”, kırk seçilmiş veliden oluşan manevi bir topluluğu ifade eder. Bu topluluğun bir araya geldiği manevi ortama “Kırklar Meclisi” denir. Bu meclisin, ilahi sırların paylaşıldığı ve manevi kararların alındığı bir makam olduğuna inanılır.

Kırklar ve Kırklar Meclisi: Tasavvufta "Kırklar" olarak bilinen bu topluluk, manevi hiyerarşinin üst basamaklarındaki gizli velîler topluluğudur. "Kırklar Meclisi", bu velîlerin bir araya geldikleri, manevi sohbet ve iş birliği içinde bulundukları kabul edilen manevi meclisi ifade eder. Bu meclis, Hz. Muhammed (sav) döneminde sahabeler arasında bulunan ve kerametleriyle bilinen kişilere dayandırılır ve tarikat geleneğinde önemli bir yere sahiptir.

Sayısal Mertebeler: 1'ler, 3'ler, 5'ler, 7'ler, 300'ler, 500'ler, 700'ler

1’ler 3’ler 5’ler 7’ler 300’ler 500’ler 700’ler Nedir Tasavvufta bu sayılar, belirli manevi derecelere sahip veli topluluklarını ifade eder. 1’ler en yüksek makamı temsil ederken, 3’ler, 5’ler ve 7’ler daha alt ama yine yüksek manevi derecelerdeki velileri ifade eder. 300’ler, 500’ler ve 700’ler ise daha geniş veli gruplarını temsil eder. Bu sistem, kainattaki manevi düzenin hiyerarşik bir yapıda olduğunu gösterir.


Tasavvuf literatüründe ve özellikle tarikat geleneklerinde, manevi hiyerarşinin katmanlarını ifade etmek için "Rical-i Gayb" (Görünmeyen Erler) olarak adlandırılan gruplar ve onların sayısal mertebeleri zikredilir. Bu sayısal ifadeler, manevi dereceleri ve bu derecelerdeki velîlerin sayısını simgeler:

1'ler: En üst mertebede bulunan, "Kutup" veya "Gavs" makamındaki tek velîyi ifade eder.

3'ler, 5'ler, 7'ler: Kutup'un hemen altındaki manevi hiyerarşi basamaklarını temsil eder. Bu sayılar, o makamda bulunan velîlerin sayısına işaret eder. Örneğin, "Üçler" "Evtad" (direkler) veya "Nüceba" (seçkinler) gibi farklı isimlerle de anılabilir.

300'ler, 500'ler, 700'ler: Daha geniş kapsamlı manevi toplulukları belirtir. Bu sayılar, genellikle "Ebdal" ve "Nükaba" (nakibler) gibi gruplarla ilişkilendirilir. Örneğin, bazı kaynaklarda "Ebdal"ın sayısı 300, bazılarında 40 olarak geçer. Bu sayıların kesinliğinden çok, manevi bir düzenin ve hiyerarşinin var olduğu inancı önemlidir.

Tasavvuf Yolunun Üç Sacayağı: Şeyh, Mürşid ve Mürid

Bu makamlar ve mertebeler, boşlukta var olmaz. Tasavvuf eğitimi, usta-çırak ilişkisine dayalı bir sistem üzerine kuruludur.

Sofi Nedir Sofi, tasavvuf yoluna girmiş, nefsini terbiye etmeye çalışan ve Allah’a yakınlaşmayı hedefleyen kişidir. Sofi, dünya sevgisinden uzaklaşarak kalbini temizlemeye çalışan bir yolcudur.

Sofi (Sufi): Tasavvuf yolunda ilerlemiş, manevi olgunluğa ulaşmış kişiye denir. Bu, sadece bilgi sahibi olmak değil, o bilgiyi yaşayıp içselleştirmiş, ahlaki olgunluğa ermiş kişidir.

Mürid Nedir Mürid, bir mürşide bağlanarak tasavvuf yoluna giren kişidir. Mürid, nefsini terbiye etmek için şeyhinin rehberliğinde ilerler ve manevi eğitim alır.

Mürid: Tasavvuf yoluna girmeye karar vermiş, bir şeyhe intisap ederek onun rehberliğinde manevi eğitim alan ve nefsini terbiye etmeye çalışan kişidir. "İrade" eden anlamına gelen mürid, şeyhinin gösterdiği yolda ilerleyerek makamları kat etmeyi hedefler.

Mürşid Nedir Mürşid, müridlere yol gösteren, onları eğiten ve Allah’a ulaşma yolunda rehberlik eden kimsedir. Mürşid, ilim ve irfan sahibi olup, talebelerini manevi olgunluğa ulaştırmayı hedefler.

Şeyh Nedir Şeyh, tasavvuf yolunda yüksek derecelere ulaşmış, mürid yetiştirme yetkisine sahip olan kimsedir. Şeyh, mürşid ile aynı anlamda da kullanılabilir ve tasavvuf yolunun rehberidir.

Şeyh (Mürşid): Yolun başındaki kişidir. Sâlike (mürid) rehberlik eden, ona manevi terbiye veren ve onu olgunlaştıran kâmil insandır. Şeyh, bir anlamda müridin kalp gözünü açar, onu nefsinin tuzaklarından kurtararak Hakk'a ulaştırmaya çalışır.

Sonuç

Tasavvuf, zahiri ilimlerin yanında, insanın iç dünyasına yönelen ve onu terbiye ederek en mükemmel hale getirmeyi amaçlayan derin bir sistemdir. Makamlar, bu terbiye yolculuğunda birer durak, manevi olgunlaşmanın basamaklarıdır. Kutup, Gavs, Ebdal, Kırklar ve sayısal mertebeler gibi kavramlar ise bu yolculuğun sadece bireysel olmadığını, aynı zamanda âlemin manevi düzenini sağlayan kozmik bir hiyerarşinin parçası olduğunu gösterir. Bu hiyerarşinin başında, rehberlik eden bir şeyh/mürşid ve ona gönülden bağlanan mürid bulunur. Tasavvuf, özünde, insanı Allah'a götüren en güzel ahlakı edinme sanatıdır.

Tasavvuftaki bu makamlar ve kavramlar, insanın manevi yolculuğunu anlaması açısından büyük önem taşır. Bu sistem, Allah’a yakınlaşmak isteyen kulların belirli bir disiplin ve rehberlik içerisinde ilerlemesini sağlar. Her makam, bir sorumluluk ve bir imtihan içerir. Bu nedenle tasavvuf yolunda ilerlemek isteyen kişinin samimi, sabırlı ve ihlaslı olması gerekir.


KAYNAKLAR

İhya-u Ulumiddin
Risale-i Kuşeyri
Fütuhat-ı Mekkiyye
Mesnevi
Tasavvuf Terimleri Sözlüğü
Abdünnâfi İffet Efendi Divanı'nda Tasavvufî Makamlar
Tasavvufî hâl, makam, mertebe nedir; kim ve neresi içindir
Makam Nedir? Tasavvufta Makam Kelimesi Hangi Anlamda Kullanılır?
Tasavvufî Terbiyenin Mertebeleri
Makamların Temeli: Yaratılıştan Gelen Kabiliyet
Evliyâullah

-------------------------
Raşit Tunca

Schrems, 06.08.2026
DEVAMINA BAK

ALLAH
Allah

BAYRAK
TC.Bayrak

WEB-TUNCA
Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY
G A L A T A S A R A Y

FENERBAHÇE

F E N E R B A H C E

BEŞiKTAŞ
B E Ş i K T A Ş

TRABZONSPOR
T R A B Z O N S P O R

MiLLi TAKIM
M i L L i T A K I M

ETKiNLiKLERiMiZ


"Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al"
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN
"Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca,
Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca,
Hak intikamını,
Kulunun Eliyle Alır da,
Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."

(Hz. Mevlana)



TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca