MUHAMMED
BAYRAK
| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
|
Sitemize gönderi yapmadan önce kayıt olmanız gerekmektedir. |
| Forum İstatistikleri |
|
» Toplam Üye: 7 » En Son Üye: Fatma » Toplam Konular: 678 » Toplam Yorumlar: 1,020 Ayrıntılı İstatistikler |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
Bethlehem-Beytüllahim Yıldızı Nedir?
Bethlehem Yıldızı'nın Görülmesi Hz. Mehdi'nin Geldiğinin Müjdesidir
"2017 yıl sonra en yakın buluşma"
"2 bin yıl sonra... Gökyüzünde muhteşem gösteri."
2015 yılının Haziran ayında Peygamberimiz (sav)'in 1400 yıl önce haber verdiği bir olay gerçekleşti. Jupiter ve Venüs tek bir parlak yıldız olarak birleşti, Bethlehem yıldızı görüldü. Bu olay, Hz. Mehdi (as)'ın zuhur alametidir.
Yıldızlar kendi ışığını ürettiği için ufuk çizgileri yoktur, gezegenlerin ufuk çizgileri olur. Hadiste bildirilen tüm bu özellikler Bethlehem Yıldızı'nı anlatmaktadır.
Bethlehem Yıldızı, Hz. İsa (as)'ın doğumunda da görülmüş, İsa Mesih'in doğumunun müjdesi olarak İncil'de yer almıştır.
"İsa'nın Kral Hirodes devrinde, Yahudiye'nin Bethlehem Kenti'nde doğmasından sonra bazı yıldızbilimciler DOĞUDAN YERUŞALİM (KUDÜS)'E GELİP ŞÖYLE DEDİLER: YAHUDİLERİN KRALI OLARAK DOĞAN ÇOCUK NEREDE? DOĞUDA ONUN YILDIZINI (BETHLEHEM YILDIZINI) GÖRDÜK..." (Matta, 1)
"Yıldızbilimciler, kralı dinledikten sonra yola çıktılar. DOĞUDA GÖRMÜŞ OLDUKLARI YILDIZ (BETHLEHEM YILDIZI) onlara yol gösteriyordu, ÇOCUĞUN BULUNDUĞU YERİN ÜZERİNE VARINCA durdu." (Matta, 9)
İsa Mesih'in doğumunun müjdesi olan Bethlehem Yıldızı, Roma Dönemi'ne ait tunç sikkelerde, duvar resimlerinde ve tarihi tablolarda da sıkça görülmektedir.
Hadislerde Bethlehem Yıldızı
Görüldüğü gibi Peygamberimiz (sav) bundan 1400 yıl önce Bethlehem Yıldızı'nın vasıflarını tüm detaylarıyla anlatmış ve bu yıldızın çıkışının Hz. Mehdi'nin gelişini haber verdiğini söylemiştir. Peygamberimiz (sav)'in bildirdiği diğer yüzlerce alamet gibi bu da içinde bulunduğumuz devirde birebir gerçekleşmiştir.
Hadiste şöyle bildirilmektedir:
(Hz. Mehdi geldiğinde) Doğu'dan bir yıldız (Bethlehem Yıldızı) doğar ve Ay'ın ışık verdiği gibi ışık verir. Daha sonra iki ucu neredeyse birleşinceye kadar sarkar. Gökte bir renk oluşur ve ışık her iki ufkuna da yayılır. (Kitabü-l Fiten)
"Doğu'dan bir yıldız (Bethlehem Yıldızı) doğar ve AY'IN IŞIK VERDİĞİ GİBİ IŞIK VERİR."
Ay'ın kendi ışığı yoktur, Güneş'in ışığını yansıtır. Gezegenler de tıpkı Ay gibidir. Işıkları yoktur, ışığı yansıtırlar. Demek ki hadiste bahsedilen bir yıldız değil, gezegendir.
"Daha sonra İKİ UCU NEREDEYSE BİRLEŞİNCEYE KADAR sarkar."
Hadiste bu iki gök cisminin neredeyse birleştiği bildirilmiş ve iki uç yani iki ufuktan bahsedilmiş. Bethlehem Yıldızı tek bir gök cismi gibi telaffuz edilir, fakat Venüs ve Jüpiter gezegenlerinin Dünya'dan görülebilecek şekilde birbirlerine yakınlaşması ile oluşur. Bu iki gezegen, dünyadan, giderek birbirine yakınlaşan iki yıldız gibi görünür.
"Gökte bir renk oluşur ve ışık HER İKİ UFKUNA DA yayılır."
400 Yıllık Kavuşum
Bu gece kavuşacaklar. Jüpiter ve Satürn, 1623'ten bu yana ilk kez birbirlerine bu kadar yaklaşacaklar. Yeryüzünden bakınca tek bir yıldız gibi görünen iki gezegen aslında onlar. Beytüllahim (Bethlehem) yıldızı olarak da bilinirler. Dile kolay, 400 yıl beklediler kavuşmak için... Yarışmadan, savaşmadan, akışı bozmadan sabırla beklediler. Ve ne büyük tesadüf ki bugün ekinoks. Kış gündönümü, kuzey yarım kürede yılın en uzun gecesi yaşanacak. Yüzyıllar sonra iki gezegen en karanlık gecede bir olacak.
"Gökyüzünde ne varsa yer yüzünde de o vardır."
Yıldızlar kavuşuyorsa demek ki insan da kavuşacak beklediğine. Sabreden, göğe kalbiyle, kendine başkasının haliyle bakabilenler için aydınlanma vakti. Hiç dinmeyeceğini sandığın acı dinecek, geçmeyecek dediğin dert bitecek çünkü her gecenin bir sabahı var. Sen istesen de istemesen güneş bir tepenin yahut bir denizin ardından usulca doğacak.
"Her şeyimi kaybettim ama bu arada kendimi buldum" demiş Mevlana. Kaybedenlerin 'kazandığını', verenlerin aslında 'aldığını' anladığı vakit mutlaka gelecek.
İnananlar bilir ki her şey bir ölçüye göre yaratılmıştır. Bir zerre bile nedensiz dönmüyorsa kendi etrafında, koskoca evren neden aydınlığı karanlığın ardına saklasın... Bize umut olsun Bethlehem yıldızı. En zor günler geride kalsın.
Tarihsel ve Astrolojik Açıklamalar
MÖ 7'de bir gezegensel kavuşum meydana geldi. Yaygın olmayan C. Jüpiter gezegeni kısa sürede Satürn'ün neredeyse 3 katı kadar önünden geçmiştir. Bu, Balık takımyıldızında meydana geldi. Sihirbaz bu gerçeği şöyle açıklamıştır: Yahudilerin (Balık) arasında büyük bir adalet kralı (Jüpiter) (Satürn) doğdu. Balık sembolü, Hıristiyanlığın eski sembolü ile ilgilidir ve konuyla ilgili bazı bilim adamları, Jüpiter ve Satürn'ün takımyıldızındaki konumundan türetildiğini ve hatta balıkçının, İsa'nın doğumuyla ilgili olduğunu belirtmektedir.
Peygamber'e göre, Mesih'in gelişi bekleniyordu ve bu işaretler, en azından Doğu'dan gelen Magi için bunun gerçekleştiğini gösteriyor. Jüpiter ana tanrıdır ve Satürn babasıdır. Hangi büyük olay Mesih'in doğumunu gerektirebilir? Ve sadece gezegenlerin bir birleşimi değil, üç kez de oldu. Krallar, tanrılar ve balıkçılar, en azından Mesih'i bekleyenler için büyük bir figürün görünümüyle tutarlı bir semboloji.
Güçlü bir süpernova, patlayan güneşten onlarca kat daha büyük bir yıldız olabilir, ancak bununla ilgili hiçbir kayıt yoktur ve gökyüzünde bırakılmamıştır. MÖ 31 yılının 5 Mart'ında harika bir şey oldu. Yeni bir yıldız gökyüzünü aydınlatıyor. Novalar, süpernovalar kadar parlak olmayan çok parlak yıldızlardır, ancak etkileyicidirler. Yeni yıldız 70 gün boyunca parladı ve büyücüler onu doğuya kadar takip etti. Kudüs'e ulaştıklarında ve Hirodes onları gördüğünde, yıldız güneyde, şafaktan kısa bir süre önce Beytlehem'in üzerinde parlıyordu.
İncil'deki Anlatım
İsa'nın Kral Hirodes devrinde Yahudiye'nin Beytlehem Kenti'nde doğmasından sonra bazı yıldızbilimciler doğudan Yeruşalim'e gelip şöyle dediler: "Yahudiler'in Kralı olarak doğan çocuk nerede? Doğuda o'nun yıldızını gördük ve O'na tapınmaya geldik." (Yıldızbilimcilerin ziyareti - Matta 2:1-2)
Müneccimler Kral'a bu soruyu sorduklarında Kudüs (Yeruşalim)'de bulunuyorlar. Ama nereden geldikleri bilinmiyor. Bethlehem adı verilen bu yıldızın bir süre gökyüzünde göründüğünü ve onlara yol gösterdiğini anlıyoruz. İncil'de geçen metinde Hz. İsa'nın doğumunu gösteren yıldızı takip ederek onun yerini bulurlar ve getirdikleri hediyeleri takdim ederler. Gökyüzünde görülen bu yıldızın ne olduğu bilinemediğinden Hz. İsa'nın doğduğu yer olduğuna inanılan Bethlehem (Arapçası Beytüllahim) kentinin adı verilmiş.
Bethlehem Yıldızı Ne Olabilir?
Peki Bethlehem yıldızı bir kuyruklu yıldız mı? Yoksa süpernova mı? Ya da bazı gezegenlerin kavuşum adı verilen aynı ekliptik boylam derecelerine gelmesi mi?
Milattan önceki zamanlarda Mezopotamya'daki medeniyetler, gezegenlerin ve yıldızların konumlarını hesap edebiliyor ve efemeris oluşturuyorlardı. İşin içerisinde müneccimler olduğuna göre bu durum hesap edilerek önceden öngörülmüş olma ihtimali yüksek. Günümüzde, bilim ve teknoloji sayesinde geriye dönük binlerce yıl öncesinin gök günlüğü çıkartılabiliyor. Hz. İsa'nın doğum tarihinin bilinmiyor oluşu o andaki gökyüzü konumunun incelenmesine imkan vermemiştir. Miladi takvimin başlangıcı olarak kabul edilen Hz. İsa'nın doğum tarihine en yakın, astrolojik açıdan önemli kabul edilen iki gösterge bulunuyor.
1. Satürn-Jüpiter Kavuşumu
MÖ 7. Yüzyılda Satürn-Jüpiter kavuşumu Balık burcunda gerçekleşmişti. (Presesyon'dan dolayı 72 yılda 1 derece kayan takımyıldızlar ile günümüzde kullanılan tropikal Zodyak'taki burçlar ile aynı değildir.) Astroloji açısından bakarsak Satürn ve Jüpiter kavuşumlarının önemli olduğunu ve yeni bir döngü başlattığını biliyoruz. Bu iki zaman işaretleyicisi her yirmi yılda farklı burçta kavuşurlar. Yirmi yıllık yeni bir sosyal trendi başlatırlar. Ayrıca yaklaşık 200 yılda bir element değiştirerek bu kavuşumun olması ayrı bir döngü daha yaratır. Satürn-Jüpiter kavuşum zamanı doğanlar arasından önemli kişilerin olduğu biliniyor. Fakat böyle bir genelleme yapılması çok mesnetsiz olur. Hz. İsa'nın insanlara şifa dağıtması, geleceği görmesine rağmen teslimiyet göstererek kendisini insanlar için kurban etmesi, Hristiyanlığın sembolü olan Balık burcunun temaları ile örtüşmektedir. Dolayısı ile bu burçtaki iki zaman işaretleyicisinin MÖ 7. Yüzyılda gerçekleşen kavuşumunu bazı astrologlar Bethlehem yıldızı olarak adlandırmaktadır. Aslında bu bir olasılık olarak durmakta ve sadece söylentide kalmaktadır. İncil'deki metinleri referans alırsak diğer bir olasılıkta oldukça güçlü görünüyor.
2. Venüs Gezegeninin Heliacal Yükselişi ve Jüpiter ile Kavuşumu
"Yıldızbilimciler, kralı dinledikten sonra yola çıktılar. Doğuda görmüş oldukları yıldız onlara yol gösteriyordu, çocuğun bulunduğu yerin üzerine varınca durdu." (MATTA 2-9)
Doğuda gördükleri yıldız Venüs gezegeni olabilir mi? Venüs Güneş'ten önce yükseldiği zamanlar doğu tarafında sabah yıldızı olarak görülmekte, Güneş'ten sonra yükseldiğinde ise batıda gece yıldızı olarak görülmektedir. Venüs'ün bu döngüsü 584 gün sürüyor. Venüs'ün heliacal yükselişi, uzun süre görünmedikten sonra ilk defa ufukta Güneş'ten hemen önce doğarak sabah yıldızı olarak görülmesidir. O dönemin astronomları buna çok büyük önem vermişler. En eski astrolojik doküman olan Babil tableti Enuma Anu Enlil'de Venüs'ün doğu tarafında ufuk çizgisinde ilk göründüğü zamanlar bir referans olarak alınmış. Güneş'ten önce doğduğu için ışığı getiren anlamında lucifer ismi de veriliyor.
MÖ 2. Yüzyılda Ağustos ayında Venüs Aslan burcunda retro hareketinde iken heliacal konumuna geçiyor. Kraliyeti simgeleyen Aslan burcunda Venüs gezegenin heliacal konumuna geçerek Jüpiter ile kavuşuma doğru gitmesi, bekledikleri Yahuda kralının gelişi olarak yorumlamayı mümkün kılmaktadır. Bununla beraber İncil'deki Vahiy 22-16 kısmında "Davut'un kökü ve soyu Ben'im, parlak sabah yıldızı Ben'im" cümlesindeki parlak sabah yıldızının Venüs olduğu düşünülmektedir.
Sonuç ve Uyarı
Sonuç olarak Bethlehem hala gizemini korumakta ve ne olduğu çözülememiştir. Bethlehem yıldızının ne olduğu bilinemezken ara ara bu yıldızın göründüğüne dair haberler yayılarak Mehdinin gelişine işaret ettiği yönünde yalan yanlış bilgiler servis edilmekte ve gerçeği yansıtmamaktadır.
Bethlehem yıldızı en son 800 yıl önce görünmüştü.
Bethlehem yıldızı veya Noel yıldızı olarak bilinen bu yıldız birçok kişiyi ve gökyüzü meraklılarını her zaman heyecanlandırmıştır. Gökyüzünde gerçekleşen bu ilgi çekici olay her zaman merak konusu olmuştur. Dünya açısından bakıldığında Jüpiter ve Satürn gezegenlerinin yolları kesişip çıplak gözle bakıldığında çift gezegen olarak görülmesidir. Bethlehem yıldızı İncil'de de yer alarak İsa'nın doğuşunu müjdeleyen bir yıldız olarak belirtilmiştir.
Birçok Hristiyan, yıldızın mucizevi bir işaret olduğuna inanıyor. Bazı ilahiyatçılar, yıldızın Yıldız Kehaneti olarak bilinen bir kehaneti gerçekleştirdiğini iddia ettiler. Gökbilimciler, yıldızı Jüpiter ve Satürn'ün veya Jüpiter ile Venüs'ün bir kuyruklu yıldız veya bir süpernova kavuşumu gibi olağandışı gök olaylarına bağlamak için çeşitli girişimlerde bulundular.
Bu bilge adamlar hakkında pek bir şey bilinmiyor. Nereden geldiklerini veya kaç tane olduklarını bilmiyoruz. Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşamını sürdüren Melinda Hall bu güzel doğa olayını gözlemleyerek paylaştı.
Derleme Makalelerim
Bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesi
Raşit Tunca
Schrems, 01.10.2021
Kaynaklar:
Bethlehem Yıldızı'nın Görülmesi Hz. Mehdi'nin Geldiğinin Müjdesidir
"2017 yıl sonra en yakın buluşma"
"2 bin yıl sonra... Gökyüzünde muhteşem gösteri."
2015 yılının Haziran ayında Peygamberimiz (sav)'in 1400 yıl önce haber verdiği bir olay gerçekleşti. Jupiter ve Venüs tek bir parlak yıldız olarak birleşti, Bethlehem yıldızı görüldü. Bu olay, Hz. Mehdi (as)'ın zuhur alametidir.
Yıldızlar kendi ışığını ürettiği için ufuk çizgileri yoktur, gezegenlerin ufuk çizgileri olur. Hadiste bildirilen tüm bu özellikler Bethlehem Yıldızı'nı anlatmaktadır.
Bethlehem Yıldızı, Hz. İsa (as)'ın doğumunda da görülmüş, İsa Mesih'in doğumunun müjdesi olarak İncil'de yer almıştır.
"İsa'nın Kral Hirodes devrinde, Yahudiye'nin Bethlehem Kenti'nde doğmasından sonra bazı yıldızbilimciler DOĞUDAN YERUŞALİM (KUDÜS)'E GELİP ŞÖYLE DEDİLER: YAHUDİLERİN KRALI OLARAK DOĞAN ÇOCUK NEREDE? DOĞUDA ONUN YILDIZINI (BETHLEHEM YILDIZINI) GÖRDÜK..." (Matta, 1)
"Yıldızbilimciler, kralı dinledikten sonra yola çıktılar. DOĞUDA GÖRMÜŞ OLDUKLARI YILDIZ (BETHLEHEM YILDIZI) onlara yol gösteriyordu, ÇOCUĞUN BULUNDUĞU YERİN ÜZERİNE VARINCA durdu." (Matta, 9)
İsa Mesih'in doğumunun müjdesi olan Bethlehem Yıldızı, Roma Dönemi'ne ait tunç sikkelerde, duvar resimlerinde ve tarihi tablolarda da sıkça görülmektedir.
Hadislerde Bethlehem Yıldızı
Görüldüğü gibi Peygamberimiz (sav) bundan 1400 yıl önce Bethlehem Yıldızı'nın vasıflarını tüm detaylarıyla anlatmış ve bu yıldızın çıkışının Hz. Mehdi'nin gelişini haber verdiğini söylemiştir. Peygamberimiz (sav)'in bildirdiği diğer yüzlerce alamet gibi bu da içinde bulunduğumuz devirde birebir gerçekleşmiştir.
Hadiste şöyle bildirilmektedir:
(Hz. Mehdi geldiğinde) Doğu'dan bir yıldız (Bethlehem Yıldızı) doğar ve Ay'ın ışık verdiği gibi ışık verir. Daha sonra iki ucu neredeyse birleşinceye kadar sarkar. Gökte bir renk oluşur ve ışık her iki ufkuna da yayılır. (Kitabü-l Fiten)
"Doğu'dan bir yıldız (Bethlehem Yıldızı) doğar ve AY'IN IŞIK VERDİĞİ GİBİ IŞIK VERİR."
Ay'ın kendi ışığı yoktur, Güneş'in ışığını yansıtır. Gezegenler de tıpkı Ay gibidir. Işıkları yoktur, ışığı yansıtırlar. Demek ki hadiste bahsedilen bir yıldız değil, gezegendir.
"Daha sonra İKİ UCU NEREDEYSE BİRLEŞİNCEYE KADAR sarkar."
Hadiste bu iki gök cisminin neredeyse birleştiği bildirilmiş ve iki uç yani iki ufuktan bahsedilmiş. Bethlehem Yıldızı tek bir gök cismi gibi telaffuz edilir, fakat Venüs ve Jüpiter gezegenlerinin Dünya'dan görülebilecek şekilde birbirlerine yakınlaşması ile oluşur. Bu iki gezegen, dünyadan, giderek birbirine yakınlaşan iki yıldız gibi görünür.
"Gökte bir renk oluşur ve ışık HER İKİ UFKUNA DA yayılır."
400 Yıllık Kavuşum
Bu gece kavuşacaklar. Jüpiter ve Satürn, 1623'ten bu yana ilk kez birbirlerine bu kadar yaklaşacaklar. Yeryüzünden bakınca tek bir yıldız gibi görünen iki gezegen aslında onlar. Beytüllahim (Bethlehem) yıldızı olarak da bilinirler. Dile kolay, 400 yıl beklediler kavuşmak için... Yarışmadan, savaşmadan, akışı bozmadan sabırla beklediler. Ve ne büyük tesadüf ki bugün ekinoks. Kış gündönümü, kuzey yarım kürede yılın en uzun gecesi yaşanacak. Yüzyıllar sonra iki gezegen en karanlık gecede bir olacak.
"Gökyüzünde ne varsa yer yüzünde de o vardır."
Yıldızlar kavuşuyorsa demek ki insan da kavuşacak beklediğine. Sabreden, göğe kalbiyle, kendine başkasının haliyle bakabilenler için aydınlanma vakti. Hiç dinmeyeceğini sandığın acı dinecek, geçmeyecek dediğin dert bitecek çünkü her gecenin bir sabahı var. Sen istesen de istemesen güneş bir tepenin yahut bir denizin ardından usulca doğacak.
"Her şeyimi kaybettim ama bu arada kendimi buldum" demiş Mevlana. Kaybedenlerin 'kazandığını', verenlerin aslında 'aldığını' anladığı vakit mutlaka gelecek.
İnananlar bilir ki her şey bir ölçüye göre yaratılmıştır. Bir zerre bile nedensiz dönmüyorsa kendi etrafında, koskoca evren neden aydınlığı karanlığın ardına saklasın... Bize umut olsun Bethlehem yıldızı. En zor günler geride kalsın.
Tarihsel ve Astrolojik Açıklamalar
MÖ 7'de bir gezegensel kavuşum meydana geldi. Yaygın olmayan C. Jüpiter gezegeni kısa sürede Satürn'ün neredeyse 3 katı kadar önünden geçmiştir. Bu, Balık takımyıldızında meydana geldi. Sihirbaz bu gerçeği şöyle açıklamıştır: Yahudilerin (Balık) arasında büyük bir adalet kralı (Jüpiter) (Satürn) doğdu. Balık sembolü, Hıristiyanlığın eski sembolü ile ilgilidir ve konuyla ilgili bazı bilim adamları, Jüpiter ve Satürn'ün takımyıldızındaki konumundan türetildiğini ve hatta balıkçının, İsa'nın doğumuyla ilgili olduğunu belirtmektedir.
Peygamber'e göre, Mesih'in gelişi bekleniyordu ve bu işaretler, en azından Doğu'dan gelen Magi için bunun gerçekleştiğini gösteriyor. Jüpiter ana tanrıdır ve Satürn babasıdır. Hangi büyük olay Mesih'in doğumunu gerektirebilir? Ve sadece gezegenlerin bir birleşimi değil, üç kez de oldu. Krallar, tanrılar ve balıkçılar, en azından Mesih'i bekleyenler için büyük bir figürün görünümüyle tutarlı bir semboloji.
Güçlü bir süpernova, patlayan güneşten onlarca kat daha büyük bir yıldız olabilir, ancak bununla ilgili hiçbir kayıt yoktur ve gökyüzünde bırakılmamıştır. MÖ 31 yılının 5 Mart'ında harika bir şey oldu. Yeni bir yıldız gökyüzünü aydınlatıyor. Novalar, süpernovalar kadar parlak olmayan çok parlak yıldızlardır, ancak etkileyicidirler. Yeni yıldız 70 gün boyunca parladı ve büyücüler onu doğuya kadar takip etti. Kudüs'e ulaştıklarında ve Hirodes onları gördüğünde, yıldız güneyde, şafaktan kısa bir süre önce Beytlehem'in üzerinde parlıyordu.
İncil'deki Anlatım
İsa'nın Kral Hirodes devrinde Yahudiye'nin Beytlehem Kenti'nde doğmasından sonra bazı yıldızbilimciler doğudan Yeruşalim'e gelip şöyle dediler: "Yahudiler'in Kralı olarak doğan çocuk nerede? Doğuda o'nun yıldızını gördük ve O'na tapınmaya geldik." (Yıldızbilimcilerin ziyareti - Matta 2:1-2)
Müneccimler Kral'a bu soruyu sorduklarında Kudüs (Yeruşalim)'de bulunuyorlar. Ama nereden geldikleri bilinmiyor. Bethlehem adı verilen bu yıldızın bir süre gökyüzünde göründüğünü ve onlara yol gösterdiğini anlıyoruz. İncil'de geçen metinde Hz. İsa'nın doğumunu gösteren yıldızı takip ederek onun yerini bulurlar ve getirdikleri hediyeleri takdim ederler. Gökyüzünde görülen bu yıldızın ne olduğu bilinemediğinden Hz. İsa'nın doğduğu yer olduğuna inanılan Bethlehem (Arapçası Beytüllahim) kentinin adı verilmiş.
Bethlehem Yıldızı Ne Olabilir?
Peki Bethlehem yıldızı bir kuyruklu yıldız mı? Yoksa süpernova mı? Ya da bazı gezegenlerin kavuşum adı verilen aynı ekliptik boylam derecelerine gelmesi mi?
Milattan önceki zamanlarda Mezopotamya'daki medeniyetler, gezegenlerin ve yıldızların konumlarını hesap edebiliyor ve efemeris oluşturuyorlardı. İşin içerisinde müneccimler olduğuna göre bu durum hesap edilerek önceden öngörülmüş olma ihtimali yüksek. Günümüzde, bilim ve teknoloji sayesinde geriye dönük binlerce yıl öncesinin gök günlüğü çıkartılabiliyor. Hz. İsa'nın doğum tarihinin bilinmiyor oluşu o andaki gökyüzü konumunun incelenmesine imkan vermemiştir. Miladi takvimin başlangıcı olarak kabul edilen Hz. İsa'nın doğum tarihine en yakın, astrolojik açıdan önemli kabul edilen iki gösterge bulunuyor.
1. Satürn-Jüpiter Kavuşumu
MÖ 7. Yüzyılda Satürn-Jüpiter kavuşumu Balık burcunda gerçekleşmişti. (Presesyon'dan dolayı 72 yılda 1 derece kayan takımyıldızlar ile günümüzde kullanılan tropikal Zodyak'taki burçlar ile aynı değildir.) Astroloji açısından bakarsak Satürn ve Jüpiter kavuşumlarının önemli olduğunu ve yeni bir döngü başlattığını biliyoruz. Bu iki zaman işaretleyicisi her yirmi yılda farklı burçta kavuşurlar. Yirmi yıllık yeni bir sosyal trendi başlatırlar. Ayrıca yaklaşık 200 yılda bir element değiştirerek bu kavuşumun olması ayrı bir döngü daha yaratır. Satürn-Jüpiter kavuşum zamanı doğanlar arasından önemli kişilerin olduğu biliniyor. Fakat böyle bir genelleme yapılması çok mesnetsiz olur. Hz. İsa'nın insanlara şifa dağıtması, geleceği görmesine rağmen teslimiyet göstererek kendisini insanlar için kurban etmesi, Hristiyanlığın sembolü olan Balık burcunun temaları ile örtüşmektedir. Dolayısı ile bu burçtaki iki zaman işaretleyicisinin MÖ 7. Yüzyılda gerçekleşen kavuşumunu bazı astrologlar Bethlehem yıldızı olarak adlandırmaktadır. Aslında bu bir olasılık olarak durmakta ve sadece söylentide kalmaktadır. İncil'deki metinleri referans alırsak diğer bir olasılıkta oldukça güçlü görünüyor.
2. Venüs Gezegeninin Heliacal Yükselişi ve Jüpiter ile Kavuşumu
"Yıldızbilimciler, kralı dinledikten sonra yola çıktılar. Doğuda görmüş oldukları yıldız onlara yol gösteriyordu, çocuğun bulunduğu yerin üzerine varınca durdu." (MATTA 2-9)
Doğuda gördükleri yıldız Venüs gezegeni olabilir mi? Venüs Güneş'ten önce yükseldiği zamanlar doğu tarafında sabah yıldızı olarak görülmekte, Güneş'ten sonra yükseldiğinde ise batıda gece yıldızı olarak görülmektedir. Venüs'ün bu döngüsü 584 gün sürüyor. Venüs'ün heliacal yükselişi, uzun süre görünmedikten sonra ilk defa ufukta Güneş'ten hemen önce doğarak sabah yıldızı olarak görülmesidir. O dönemin astronomları buna çok büyük önem vermişler. En eski astrolojik doküman olan Babil tableti Enuma Anu Enlil'de Venüs'ün doğu tarafında ufuk çizgisinde ilk göründüğü zamanlar bir referans olarak alınmış. Güneş'ten önce doğduğu için ışığı getiren anlamında lucifer ismi de veriliyor.
MÖ 2. Yüzyılda Ağustos ayında Venüs Aslan burcunda retro hareketinde iken heliacal konumuna geçiyor. Kraliyeti simgeleyen Aslan burcunda Venüs gezegenin heliacal konumuna geçerek Jüpiter ile kavuşuma doğru gitmesi, bekledikleri Yahuda kralının gelişi olarak yorumlamayı mümkün kılmaktadır. Bununla beraber İncil'deki Vahiy 22-16 kısmında "Davut'un kökü ve soyu Ben'im, parlak sabah yıldızı Ben'im" cümlesindeki parlak sabah yıldızının Venüs olduğu düşünülmektedir.
Sonuç ve Uyarı
Sonuç olarak Bethlehem hala gizemini korumakta ve ne olduğu çözülememiştir. Bethlehem yıldızının ne olduğu bilinemezken ara ara bu yıldızın göründüğüne dair haberler yayılarak Mehdinin gelişine işaret ettiği yönünde yalan yanlış bilgiler servis edilmekte ve gerçeği yansıtmamaktadır.
Bethlehem yıldızı en son 800 yıl önce görünmüştü.
Bethlehem yıldızı veya Noel yıldızı olarak bilinen bu yıldız birçok kişiyi ve gökyüzü meraklılarını her zaman heyecanlandırmıştır. Gökyüzünde gerçekleşen bu ilgi çekici olay her zaman merak konusu olmuştur. Dünya açısından bakıldığında Jüpiter ve Satürn gezegenlerinin yolları kesişip çıplak gözle bakıldığında çift gezegen olarak görülmesidir. Bethlehem yıldızı İncil'de de yer alarak İsa'nın doğuşunu müjdeleyen bir yıldız olarak belirtilmiştir.
Birçok Hristiyan, yıldızın mucizevi bir işaret olduğuna inanıyor. Bazı ilahiyatçılar, yıldızın Yıldız Kehaneti olarak bilinen bir kehaneti gerçekleştirdiğini iddia ettiler. Gökbilimciler, yıldızı Jüpiter ve Satürn'ün veya Jüpiter ile Venüs'ün bir kuyruklu yıldız veya bir süpernova kavuşumu gibi olağandışı gök olaylarına bağlamak için çeşitli girişimlerde bulundular.
Bu bilge adamlar hakkında pek bir şey bilinmiyor. Nereden geldiklerini veya kaç tane olduklarını bilmiyoruz. Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşamını sürdüren Melinda Hall bu güzel doğa olayını gözlemleyerek paylaştı.
Derleme Makalelerim
Bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesi
Raşit Tunca
Schrems, 01.10.2021
Kaynaklar:
- Grafik von herzundliebe
- Harun Yahya
- Ben Uçarken - Ceren Özcan
- meteorologiaenred
- mahmutorhan
Hipnoz ve Hipnozculuk Nedir?
Hipnoz, büyücü ve sihirbazların kullandığı en uç metottur. Şeytanın en büyük komutanlarına verilen özelliktir ve şeytanlar tarafından o özellik onlara verilir.
Bu özellik, mesela telefonunuza istemediğiniz halde bir mesajın gelmesi ve mesaj telefonunuza alındıktan sonra gönderen kimsenin telefonunuzun hafıza kartına girip sizin telefonunuzu işlevsiz hale getirerek hafıza kartındaki bütün bilgileri kendine aktarması gibi bir işlemdir. Hipnozcu kimselerin, sizin isteğiniz dışında, insanın komut merkezindeki konuşma ve hafıza kartı dışındaki bütün sistemleri kapatan bir sinyalin, bir sesin, bir dalganın yayılması ile insanı sisteminizin ele geçirilmesi demektir.
Onu ilk defa Mısır büyücüleri denemiş ve yapmışlardır. Ve bunu iyi amaçlarla kullanıyoruz görüntüsü vermek için de tedavide kullanıyoruz görüntüsü vererekten vücudunu işlevsiz hale getirerekten sinir sistemimizdeki sensörlerin hiçbirisi çalışmaz hale gelir, tamamı işlevsel sistemler devre dışı olur ve işlevsiz hale gelerekten size acı duymadan bir ameliyat yahut benzeri bir görüntü verebilir. Fakat bu, Allah'ın her insanı ayrı ayrı yaratmasındaki gayesi olan, özgür insanın özel hakkına tecavüzdür.
Birçok hipnozcu bunu yapmıştır. Bir insanı herhangi bir nesneye dokunmadan asılı bırakmışlardır. Çünkü sinir sistemindeki sensörler çalışmamaktadır. Yani bunu dediğimiz zaman oturduğumuz sandalye gerçekten hayatımızda var mı, yattığımız yatak gerçekten altımızda var mı dedirtiyor insana. Eğer bir insan sandalyesiz oturabiliyorsa, yataksız da havada yatabiliyorsa, o zaman bu dünya tamamen frekanslar dünyası demek budur. O zaman gördüğünüz sandalye ne, yattığımız yatak nerede, yediğimiz elma ne, bu karmaşaya girersek çıkamayız.
Şeytan insanlara böyle bir hal ile gözlem yaptırdığı zaman, insanın bir hiç olduğunu, Dünya'nın, Güneş'in, Ay'ın, her şeyin bir hiç olduğunu kabul etmek dışında bir seçeneği kalmaz. Şeytanın komutanı görevini yaptıktan sonra şeytan kendisi gelir ve o insandaki Tanrı ve Allah inancını da yok edip inkâr ettirir geçer. İşte Kur'an'da geçen düşmüş melekler, onlara bu ilmi, kâfir olmadan yani dinden çıkmadan bunu öğretmezler denilen ilim budur.
Halbuki orada sandalye olmadığı için, orada havada oturuyor değildir. Asıl gerçek, şeytanın frekans halinde olduğu ve ordusunun da cinlerinde, kâfirlerinde ve iyilerinde frekans halinde oldukları, frekansında çok güçlüsünün bir sandalye kadar sert ve bir yatak kadar yumuşak olabildiğidir. Hipnoz edilmiş kimseyi havada asılı tutan şeytan ve cinlerdir. Rüzgar ve rüzgar çeşitlerinden tornado (hortum) denilen rüzgar çeşidi, içinde döndürdüğü toz toprak olmadan, mobilya, ağaç, insan olmasa, gözle görülen bir şey değildir. Gözle görülmeyen bir şey nasıl olur da bir binayı havaya kaldırıyor dediğimiz zaman, işte frekansın gücünün açığa çıktığını anlamış oluruz. Frekansın daha kuvvetlisi işte bir yerde sabitlenirse, ister sandalye durumunda ister yumuşak yatak durumunda olabilir. Melekler de her surete girer. Hikmetinden önceki, cinlerin ve şeytanların durumu da budur. Ve Firavun'un büyücüleri ellerindeki ipleri ip bile yok iken yılan şeklinde gösterebiliyorlardı.
Allah onları Musa'nın asasına verdiği, onlardan daha üstün bir güç ile ve sadece Hazreti Musa'ya buna inandırmakla, onun imanı ile bütün büyücüleri yendi, onları dize getirdi ve onlar "Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler. Firavun'un onları öldürme korkusundan bile yılmadan, "Biz Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler. Ondaki güç bizim elimizdekinden daha büyük bir güç. O yüzden büyük güç, küçük gücü yener. Yenildik, O'nun ve Rabbinin gücünü böylece kabul ettiler sadece.
Orada görülene bakıp da ne sandalye yok, ne yatak yok, ne de Tanrı yoktur denebilir.
Allah vardır, Diridir, hiç ölmez. Kur'an'da Cenabı Mevlamız, insanı nasıl yarattığını, hatta nasıl yeniden dirilttiğini, isterse 300 sene uyutabildiğini, isterse kayadan deve doğurtabildiğini, isterse bir çamura ruh üfleyince kuşa döndürebildiğini insanlara göstermiş, peygamberlerini de buna vesile kılmıştır. Buna rağmen insanoğlu, her şeyi yaratan Rabb'inin tercih edeceği yere, şeytanın kandırmacasını tercih edip yanlış yola sapmıştır.
Hipnoz, yukarıda dediğimiz gibi düşmüş meleklerden ikisi olan Kur'an'da bahsedilen büyü öğreten Harut ile Marut'un öğretisi olan, dinden çıkmayı gerektiren bir öğretidir.
Her kim hipnoz yapıyorum diyorsa ve yapıyorsa, bilinsin ki o kâfirdir, şeytanın askerlerinden, komutan askeridir. Allah'ın Kur'an'daki sözü ile, her kim bu yöntemleri kullanıp şeytana ve askerine, onun sözlerine taparsa, ona inanırsa, Rabbimiz Mevlamız Kur'an'da buyurmuştur ki:
"Cehennemi onlar ile dolduracağım" diye yemin etmiştir.
Şeriat zahir ister. Her kim zahir olan görünenleri inkâr ediyorsa, bilin ki gavurdur, kâfirdir. Gözümüzle gördüğümüz her şey vardır. Aksine inanan ve bunu ispat etmeye çalışanlar, tüm kutsal kitapları, peygamberleri, melekleri yok saymış, bunları yok saymakla da Allah'ı da inkâr etmiş gavurdur. Ve yine Muhammed'e inmiş dini, Musa'ya inmiş dini ve 124.000 peygambere inmiş dini de inkâr etmiş demektir.
Sakın öyle kimselerin yanında bulunmayın, böyle kimselerin gösterdiği şeylere inanmayın. Havada uçsa da, denizde yürüse de, sakın onlara inanmayın. Onların bulunduğu yerden uzak durun.
Ya bugün "Ben keramet gösteriyorum, şeyhim" diyenlerin hepsi, bu sistemi, bu yöntemi kullanmaktadırlar. Hepsisi şeytanın askerleridir. Yaklaşık olarak hepsi de böyle diyebiliriz.
Raşit Tunca
Schrems, 4 Ağustos 2021
Hipnoz, büyücü ve sihirbazların kullandığı en uç metottur. Şeytanın en büyük komutanlarına verilen özelliktir ve şeytanlar tarafından o özellik onlara verilir.
Bu özellik, mesela telefonunuza istemediğiniz halde bir mesajın gelmesi ve mesaj telefonunuza alındıktan sonra gönderen kimsenin telefonunuzun hafıza kartına girip sizin telefonunuzu işlevsiz hale getirerek hafıza kartındaki bütün bilgileri kendine aktarması gibi bir işlemdir. Hipnozcu kimselerin, sizin isteğiniz dışında, insanın komut merkezindeki konuşma ve hafıza kartı dışındaki bütün sistemleri kapatan bir sinyalin, bir sesin, bir dalganın yayılması ile insanı sisteminizin ele geçirilmesi demektir.
Onu ilk defa Mısır büyücüleri denemiş ve yapmışlardır. Ve bunu iyi amaçlarla kullanıyoruz görüntüsü vermek için de tedavide kullanıyoruz görüntüsü vererekten vücudunu işlevsiz hale getirerekten sinir sistemimizdeki sensörlerin hiçbirisi çalışmaz hale gelir, tamamı işlevsel sistemler devre dışı olur ve işlevsiz hale gelerekten size acı duymadan bir ameliyat yahut benzeri bir görüntü verebilir. Fakat bu, Allah'ın her insanı ayrı ayrı yaratmasındaki gayesi olan, özgür insanın özel hakkına tecavüzdür.
Birçok hipnozcu bunu yapmıştır. Bir insanı herhangi bir nesneye dokunmadan asılı bırakmışlardır. Çünkü sinir sistemindeki sensörler çalışmamaktadır. Yani bunu dediğimiz zaman oturduğumuz sandalye gerçekten hayatımızda var mı, yattığımız yatak gerçekten altımızda var mı dedirtiyor insana. Eğer bir insan sandalyesiz oturabiliyorsa, yataksız da havada yatabiliyorsa, o zaman bu dünya tamamen frekanslar dünyası demek budur. O zaman gördüğünüz sandalye ne, yattığımız yatak nerede, yediğimiz elma ne, bu karmaşaya girersek çıkamayız.
Şeytan insanlara böyle bir hal ile gözlem yaptırdığı zaman, insanın bir hiç olduğunu, Dünya'nın, Güneş'in, Ay'ın, her şeyin bir hiç olduğunu kabul etmek dışında bir seçeneği kalmaz. Şeytanın komutanı görevini yaptıktan sonra şeytan kendisi gelir ve o insandaki Tanrı ve Allah inancını da yok edip inkâr ettirir geçer. İşte Kur'an'da geçen düşmüş melekler, onlara bu ilmi, kâfir olmadan yani dinden çıkmadan bunu öğretmezler denilen ilim budur.
Halbuki orada sandalye olmadığı için, orada havada oturuyor değildir. Asıl gerçek, şeytanın frekans halinde olduğu ve ordusunun da cinlerinde, kâfirlerinde ve iyilerinde frekans halinde oldukları, frekansında çok güçlüsünün bir sandalye kadar sert ve bir yatak kadar yumuşak olabildiğidir. Hipnoz edilmiş kimseyi havada asılı tutan şeytan ve cinlerdir. Rüzgar ve rüzgar çeşitlerinden tornado (hortum) denilen rüzgar çeşidi, içinde döndürdüğü toz toprak olmadan, mobilya, ağaç, insan olmasa, gözle görülen bir şey değildir. Gözle görülmeyen bir şey nasıl olur da bir binayı havaya kaldırıyor dediğimiz zaman, işte frekansın gücünün açığa çıktığını anlamış oluruz. Frekansın daha kuvvetlisi işte bir yerde sabitlenirse, ister sandalye durumunda ister yumuşak yatak durumunda olabilir. Melekler de her surete girer. Hikmetinden önceki, cinlerin ve şeytanların durumu da budur. Ve Firavun'un büyücüleri ellerindeki ipleri ip bile yok iken yılan şeklinde gösterebiliyorlardı.
Allah onları Musa'nın asasına verdiği, onlardan daha üstün bir güç ile ve sadece Hazreti Musa'ya buna inandırmakla, onun imanı ile bütün büyücüleri yendi, onları dize getirdi ve onlar "Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler. Firavun'un onları öldürme korkusundan bile yılmadan, "Biz Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler. Ondaki güç bizim elimizdekinden daha büyük bir güç. O yüzden büyük güç, küçük gücü yener. Yenildik, O'nun ve Rabbinin gücünü böylece kabul ettiler sadece.
Orada görülene bakıp da ne sandalye yok, ne yatak yok, ne de Tanrı yoktur denebilir.
Allah vardır, Diridir, hiç ölmez. Kur'an'da Cenabı Mevlamız, insanı nasıl yarattığını, hatta nasıl yeniden dirilttiğini, isterse 300 sene uyutabildiğini, isterse kayadan deve doğurtabildiğini, isterse bir çamura ruh üfleyince kuşa döndürebildiğini insanlara göstermiş, peygamberlerini de buna vesile kılmıştır. Buna rağmen insanoğlu, her şeyi yaratan Rabb'inin tercih edeceği yere, şeytanın kandırmacasını tercih edip yanlış yola sapmıştır.
Hipnoz, yukarıda dediğimiz gibi düşmüş meleklerden ikisi olan Kur'an'da bahsedilen büyü öğreten Harut ile Marut'un öğretisi olan, dinden çıkmayı gerektiren bir öğretidir.
Her kim hipnoz yapıyorum diyorsa ve yapıyorsa, bilinsin ki o kâfirdir, şeytanın askerlerinden, komutan askeridir. Allah'ın Kur'an'daki sözü ile, her kim bu yöntemleri kullanıp şeytana ve askerine, onun sözlerine taparsa, ona inanırsa, Rabbimiz Mevlamız Kur'an'da buyurmuştur ki:
"Cehennemi onlar ile dolduracağım" diye yemin etmiştir.
Şeriat zahir ister. Her kim zahir olan görünenleri inkâr ediyorsa, bilin ki gavurdur, kâfirdir. Gözümüzle gördüğümüz her şey vardır. Aksine inanan ve bunu ispat etmeye çalışanlar, tüm kutsal kitapları, peygamberleri, melekleri yok saymış, bunları yok saymakla da Allah'ı da inkâr etmiş gavurdur. Ve yine Muhammed'e inmiş dini, Musa'ya inmiş dini ve 124.000 peygambere inmiş dini de inkâr etmiş demektir.
Sakın öyle kimselerin yanında bulunmayın, böyle kimselerin gösterdiği şeylere inanmayın. Havada uçsa da, denizde yürüse de, sakın onlara inanmayın. Onların bulunduğu yerden uzak durun.
Ya bugün "Ben keramet gösteriyorum, şeyhim" diyenlerin hepsi, bu sistemi, bu yöntemi kullanmaktadırlar. Hepsisi şeytanın askerleridir. Yaklaşık olarak hepsi de böyle diyebiliriz.
Raşit Tunca
Schrems, 4 Ağustos 2021
Star Gate/Yıldızlara Açılan Kapı ve Ölümsüzlük Suyu
Bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesi
Selamünaleyküm. Bu makalemiz bizden sonrakilere ışık tutacak inşallah-u Teala.
Masonlukta kalfalık makamına yükselen kimse zamanın Hiram ustasıdır. Yani geometri ile matematiği, sayıları birleştiren adam demektir. İslam'da da Masonluk'ta da bir şehir planı yapılırken, şehrin mimarisini oluşturan kimse, eğer masonlardan birisi ise, o şehirde doğanların ve ölenlerin ne tarafta olduğunu bilir. Mezarlığın, hastanenin ve doğum kliniğinin nerede olacağını ona göre inşa eder. Hastane ve doğum kliniği doğu tarafına, mezarlık ise şehrin batı tarafına inşa edilir. Doğanlar ve batanlar yani ölenler.
Ölümsüzlük suyuna gelince; Meryem'in kutsal kasesi, yahut o kaseden doğan çocuk, İsa'nın soyu ve suyu demektir. Masonlar iki gruba ayrılmışlardır. Birisi düşman takım, birisi dost takım. İşte 4 Haçlı askerinin Meryem annemize İsa'yı koruyacaklarına dair yemin edip söz vermiş olmaları üzerine onlar iyiler tarafındadır. Karşı taraf ise, İsa'yı ve Meryem'i yok edip insanlık soyunu tüketmeye çalışan, şeytan aleyhillane ile birlikte olan Lusifer soyu kötülerdir. İskender deli İskender ölümsüzlük suyunu aramış ömrü boyunca. O'nu da daha önceki vaazlarımızda, sohbetlerimizde ve makalelerimizde sanırım anlattık. İki suyun ve iki soyun birleştiği yerdir dedik. Hazreti Hızır ile Musa'nın ve Zuşa'nın buluştuğu yer, işte o iki soyun ve suyun birleştiği yerdir.
Bizim dinimizde peygamberler sülalesinde Hitamül enbiya olan, en son bayrak Peygamberimize verilmiştir. Peygamberimizin soyu Kerbela'da katledilmiştir. Sadece iki insan kalmıştır o soydan. Birisi Hasan Efendimiz'den olan Hz. Zeynep, birisi de Hüseyin Efendimiz'den olan Hz. Ali Zeynel Abidin. Bütün peygamber soyu artık bu iki çocuktan devam etmiştir. Onları Kerbela Faciası'ndan bir Türk anne kadın ta ki Ege Bölgesi'ne kadar kaçırmış gelmiş ve saklamıştır.
Peygamberimizden sonra halifelik sırasıyla Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali'ye geçtikten sonra, Ali'nin evlatları olan Hasan ve Hüseyin Efendimiz'den, Hasan Efendimiz halifeliği kabul etmemiştir ve O'na rağmen katledilmiştir. Hüseyin Efendimiz halifeliği yapmıştır. Toplam süreyi belli oranlar ile hesapladığımız zaman işte 1500 sene gibi bir seneye tevafuk eder. Bunu büyük bazda hesapladığımız zaman bu kadar sene eder. Ancak bunu masonlardan İrem Usta gibi birisi hesap edebilir, İslam alimlerinden de zamanın sahibi olan kimse hesap edebilir. Bu 1500 sene dolmaya yaklaştığı zaman, artık kutuplar çakışmış olur ve güneş doğduğu yerden batar hale gelir. Yani daha doğmadan ölen insanoğlu, o soyun ve suyun artık tükenmeye yüz tuttuğunu gösterir. İnsanoğlu sıfırı tüketmiş olur. Eğer oradan ileri geçemezse, şeytan ve kötüler galip gelmiş olur.
Burada hassas ve mühim nokta şudur: İnsan soyu, Hz. Adem'in evlatlarından bir kız ve bir oğlan şeklinde üremesiyle bu hale gelmiştir. O yüzden yeni portal açıldığında da insan soyu, eğer oradan ileri geçebilirse, yine bu son halifenin iki evladından, bir kız ve bir oğlandan ileri doğru gider. Bir vahdet-i vücut olan halife vardır. Bir de onun iki evladı, bir kız ve bir oğlu. Eğer kötüler yakalarsa, Kutsal Bakire Hz. Meryem'i öldürüp, İsa'yı öldürüp, Hızır'ı yakalayıp insan soyunu daha ileriye geçirmeden insanoğlunun soyunu bitirmeye çalışanlardır. Eğer o son iki insan yakalanmaz da ileri geçebilirse ve Hızır da yardım ederse, insan soyu yeni bir hayat ve zaman daha kazanmış olur. O iki çocuğun babası olan kimsenin (yani Halife-i Rûy-i Zemin'in) olduğu yer, işte güneşin doğduğu yerden battığı yerdir. Ölümsüzlük suyu da oradadır. Çünkü onun soyu suyudur.
Yeni portal açıldığında, geçit kapısı açıldığında, eski dünya batar yok olur. Yeni kurulan dünyada orada bir akar su vardır. O'nu ilk bulan kimse, eğer iyilerden olursa, oraya bir işaret koyar ki orası başlangıç noktasıdır. Yeni portalda doğu o tarafta ve 180 derece karşısı batıdır. İnsanlığın soyunun ilerlemesi oradan başlar ve oradaki tepe yeni Arafat'tır. O suyun başlangıç noktası ise yeni Müzdelife'dir. İlk zifaf yeri, o yerde sevgililer buluşur. Yani iki sevgili birleştiği zaman, zifaf ettiği zaman insan soyu ileri gider. Ve orası Kabe'dir, yeni Kabe ilk ev. Ama yeni portalda orası belki de sevgililerin buluştuğu, kaynaştığı bir piknik yeri olur. Orada bir su vardır. İşte o su, önceki vahdet-i vücudun halifenin suyunun aktığı yerdir. Yani Zemzem suyu. O su ölümsüzlük suyudur. İnsanlık soyunu ileriye taşıyan su odur. Bu suyu eğer iyiler bulursa, Hristiyanlıkta vaftiz denilen çocuk doğduğunda yıkanılan su, o öz sudandır. Onu iyiler ele geçirirse, işte onlar o su ile yeni doğan çocukları belli günden sonra bir seremoni ile yıkarlar. O su ile yıkanan kimseler Hz. İsa'nın gerçek soyu ve suyudur. Son dönence olunca, o soy cennete, yeni portala geçen kimseler olacaktır. Daha sonra da onlar kiliseye geldikçe, o sudan birkaç damla ile üzerlerine serpinerek o suyla kutsanırlar. Hristiyanlar bu soyun sadece İsa soyu olduğunu iddia ederler. Biz ise, bütün peygamber soyunun o soydan devam ettiğini, İsa'dan sonra da peygamberimizle bu soyun devam edip, O'ndan sonraki gelen halifeler ile o soyun son ucunun ve son meyvesinin de Hz. Mehdi olduğunu iddia ederiz.
İşte en son kimse Hz. Mehdi Aleyhisselam'dır. Peygamberimizin rivayet ettiği hadis doğru ise, O'ndan (Halife-i Rûy-i Zemin Hz. Mehdi'den) sonraki üçüncü kimse başaramayacaktır. Çünkü birincisi oğlandır (Zeynel Abidin), insan soyunu devam ettiren. İkincisi ise kızdır (Zeynep). İnsan soyu üç ile devam etmez, üçüncüsü zina edilen kadının çocuğudur, yani Lusifer çocuğudur. Çünkü iki soy, iyiler ile kötüler birleşmiştir. Gece ile gündüz, yaz ile kış, doğu ile batı artık bir olmuştur. Dualiteden sonra kesret, suyun ve soyun karıştığı yerdir. Üçüncü (Lusifer) çocuk bayrağı aldığı zaman, onun yakalanıp öldürülme ihtimali vardır. Aynı Hasan Efendimiz'in öldürülmesi gibi, o çocuk hakikati tam anlayamayacağı için, has evlat olmadığı için, o çocuk kötüler tarafından yakalanıp öldürülmeden işte portalın açılıp insanlığın ileriye taşınması gerekir. Bu son kalan kimse, portalın veyahut da deltoidin açılma vaktinin geldiğini alametini gösterir.
Deltoid meselesine gelince; başlangıçta doğu doğuda, batı batıdadır. Güneş doğudan doğup batıdan batar. Daha sonra zamanla kutuplar yer değiştirir. Bu 180 derecelik çizgi kendi içinde bükülme yapar, "W" oluşturur. Ters köşesinde ise, önceki vahdet-i vücudun ya da önceki Mehdi'nin ölümsüzlük suyunun bulunduğu delta geçidinin köşesi vardır. Bunu masonlar en iyi şekilde hesaplarlar ve her zamandaki bükülme yerine bir "W" koyarlar. Bu mesela günümüzde bir Volkswagen otomobil servisidir. Dönem her dönence nereye gelmiş, ona göre güneş batıdan doğacağı vakit tam olarak ne zamandır hesaplarlar. Gelecek çocuğun (Hz. Mehdi'nin) kim olduğunu, hatta burcuna, annesinin ismine, nerede ne zaman geleceğini dahi bilirler. Kötüler de bilir, iyiler gibi hesaplar bilirler. İyiler ona yardım için çalışırlar, kötüler de onu yakalayıp insanlık soyunu yok etmek için gayret sarf ederler. Ve bu önceki vahdet-i vücudun ya da Mehdi'nin bulunduğu deltoidin köşesinden bir "V" harfi çizince, aynı Alman Volkswagen logosundaki gibi double "W ve V" içindeki deltoid sembolü portal merkezidir. Bunları bildiklerinden simgeleriyle mason kolları hep bir şeyleri anlatırlar. Bilmeyenler bilmez, sadece uyuyanlar bilmez. Onlar uyanıklar, hepsi bilirler ve yerlerini de almışlardır bu savaşta. Her zaman yerlerinde hazır nazır beklemektedirler, gelecek olan Hz. Mehdi ve kurtarıcı olan İsa soyunu ya da peygamber soyunu. Birisi öldürmek için, birisi de onu kurtarıp insan soyunu ileriye taşımak için.
Bu hikaye günümüzde Alan Walker isimli şarkıcının kliplerinde anlatılır. Hatta onlar o çocuğun burcuna varıncaya kadar bilirler. Son üçüncü çocuğu da bilirler. Onun vakti gelince ona yardım edenler aralarında parola olarak "Dul karının oğluna yardım edin" (Yeni Hz. Meryem'in İsa'sı) parolasını kullanırlar. Ey üçüncü çocuk, bu parolayı unutma başın sıkışınca. Onun özelliklerini de bilirler. O (Hz. Mehdi) geldiği zaman onu zaten alametlerinden tanırlar. Hani Peygamberimiz gelmeden önce de Peygamberimizi alametlerinden tanıdıkları gibi, o soy aynen yine aynı özelliği taşıyıp, o kimse gelmeden onun özelliklerini bilirler, o kimseyi hep ararlar beklerler. Geldiği zaman da onu aynen Peygamberimizin hadisinde dediği gibi "O'nu (Hz. Mehdi'yi) evlatları gibi iyi bilirler, ama söylemezler."
Burada biz zamanın sahibiyiz ve bizim burcumuz Başak burcu. Başak burcu kimse çok titiz olduğu için ve ben erkek, yani o soydan kalan son iki çocuktan oğlan olan olduğum için ve bir de Başak burcu olduğum için, bizim çiçeğimiz, bizim köyün söylemiyle "Taşaklı kaynana" yani kaynana dili çiçeği diye bir kaktüs vardır. Dil gibidir. Alt tarafa resmini koyacağız inşallah bu makalemizde. Dikenleri vardır, yani o masaya falan konulmaz, cam önüne konulur. Etrafını yaklaşanı dalar geçer, dikenini batırır geçer. Öyle dikenli, kendini koruyan vahşi batı çiçeği, bizim çiçeğimiz. Bizi ararsanız bir dahaki tarafta, vahşi batıda arayın. Yani o suyu yeni portal açılırsa, bilin ki kaktüs çiçeğinin olduğu yerde olacak. Kaynana dili kaktüs çiçeğinin olduğu yerde olacak, unutmayın. Bu size ışık tutacak. Bu kainat kapandı mıydı, o zaman portal açıldığında, bu vaazımıza ulaşan kimseler dilden dile, elden ele ulaştırsın. Ölümsüzlük suyunun aktığı pınar, kaynana dili kaktüsünün olduğu yerde olacak inşallah.
O'na kaynana dili denmesinin sebebi de "taşaklı kaynana" demek, erkek kaynana demektir. Yani her şeye karışan erkek, erkek olup da titiz olduğu zaman her şeye karışan adam: "Şunu şuraya koy, bu neye burada, şu yanlış yapıyor, bak yanlış adım attı, suratı kararmış bu kesin bir nane yemiş" gibi her şeye, herkese, her yanlış gördüğü olaya müdahale eden kimsedir. Yani düzelten, doğrultan adam Hz. Mehdi. O yüzden dili pabuç gibidir. İşte kaktüs kaynana dili kaktüsü bu demektir. Bir de dikenlidir, yanına yoluna gelene dikenini batırır, ısırır, dalar geçer.
Başak burcu işte titizdir. "Er-Rauf" ismini öğrenmeyen kimse, Allah'ın Rauf ismini talim etmemiş kimse, Başak burcu olarak doğamaz. Başak burcu ise Rauf ismi, yani raflama sistemi veya hiyerarşik dosyalar oluşturmak ve koyduğunu aradığı yerde bulmak demektir. Her bilgiyi böyle hiyerarşi şeklinde dosyalayan kimse, yani beyin ve ana hafıza kartı, İmam-ı Mübin (En Büyük İmam) hafızası, kuvvetli ve hatırlayabiliyorsa (çocukluğunu, olayları vb.) işte onun Rauf isminde mahir olduğunu gösterir. Koyduğunu aradığı yerde bulan adam. Çünkü düzenli koymuş, düzenli yaşamış. Düzenli bir yere bir şey bıraktığı zaman işaret koyan kimse. İşte ilk ölümsüzlük suyunun olduğu yere ulaşan kimse, oraya bir işaret koysun. Öyle bir işaret koysun ki ikinci deltoide giden yolu göstersin. Bir dahaki geldiğinde orayı bulsun, bilsin. Ta ki bu ilk deltoidden son deltoide kadar böyle olsun. Son deltoidin yanına kutsal mabed yapılıp (Norveç Ambarı) onun içine her şeyden bir şey koysun. Ve bu mektubumuzun fake olanını, kötüler gelince kolayca bulacakları yere koyun. Orijinal ve doğru olanını da zor bulunacak bir zulaya koyun. Kutsal kesenin yanına koyulan o işareti anlamayanlar anlamasın. Çünkü kötüler peşimizde, düşman insan soyunu yok etmek için her an peşimizde. Rabbim o'nu (o kötüleri) amelinde muvaffak kılmasın. Oraya ilk iyiler ulaşırsa, iyiler iyilerin anlayacağı bir işaret koysun. Kötüler ulaşırsa iş işten çoktan geçmiştir zaten. Kötüler o'nu son İsa'yı bilip bulup Meryem'i de İsa'yı da öldüreceklerdir.
İşte son çocuğun yakalanıp ölme ihtimali olduğundan, Peygamberimizden rivayetle Hz. Mehdi'den sonraki üçüncü çocuk ve son çocuk bunu başaramayacak şeklinde ifade etmiştir. Rabb'im o çocuğa yardım etsin inşallah. O gün geldiğinde, yani onun ölmesi de, kalması da, yakalanması da portalın açılmasına sebeptir. Eğer yakalanırsa ileriye geçemez insan soyu ve kıyamet kopar. Bütün sistem yok edilir. Bilgisayarda da bu sistem var. Yani dosyalar vardır. Düzenli kimse dosyalarını düzenli şekilde oluşturur ve bir şeyi aradığı zaman tam da aradığı yerde bulur. Bu da Başak burcunun özelliğidir. Son asker hep Başak burcu olur, Merkür burcu yani.
Önemli Not: Portal, o iki ters deltanın çakıştığı noktadaki deltoidde açılır. Yani Alan Walker'in logosundaki ortadaki deltoid veya Volkswagen logosunda deltoid olan yerde açılır. İyi bir matematikçi buranın neresi olacağını hesap edebilir. Bunu onlar da bilirler. Deltoidin olduğu yere kutsal mabet yapılacaktır. Günümüzdeki teknolojiden, her canlıdan, bitkiden, taştan, topraktan ve her millet insanından (73,5) bir gen haritası ve emanetler oraya konacaktır. Kalktıkları zaman ilk bulan emanetleri bulur. Eğer emanetleri ele geçirirse kötüler, insanlık suyu ve soyu biter. Yeni portal açılacak yere yeni mabet yapılmalıdır. Özel emanetler yine yeni açılacak deltoidin yerine, o zamanın sahibi vahdet-i vücudun işareti ile oraya saklanır, yeni nesle oradan ulaştırılır. Çünkü sağ kalanlar, ilk kalkacak olanlar oradakiler olacaktır. Yani sidredekiler, Kabeciğin yanındakiler.
Önemli Not 2: Bu yazının bir nüshasının yanlışları düzeltilmeyecektir. O da düşmanlarımıza kilit olsun. Okuyanlar erişenler, bu yazıya ileriki nesil iletsin de ölümsüzlük suyunu aradıkları zaman bulmacayı kendileri çözsün. Buradaki fake olanındaki kilit yanlışları kötüler kendileri düzeltlesin.
SELAM EY ASKER!
BİZ İNSANLIĞI BURAYA KADAR TAŞIDIK,
SEN BUNLARI (BU HEDİYELERİMİZİ) AL VE
DAHA İLERİ BİR CENNET'E KADAR TAŞI.
Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 9 Temmuz 2021 Cuma
Bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesi
Selamünaleyküm. Bu makalemiz bizden sonrakilere ışık tutacak inşallah-u Teala.
Masonlukta kalfalık makamına yükselen kimse zamanın Hiram ustasıdır. Yani geometri ile matematiği, sayıları birleştiren adam demektir. İslam'da da Masonluk'ta da bir şehir planı yapılırken, şehrin mimarisini oluşturan kimse, eğer masonlardan birisi ise, o şehirde doğanların ve ölenlerin ne tarafta olduğunu bilir. Mezarlığın, hastanenin ve doğum kliniğinin nerede olacağını ona göre inşa eder. Hastane ve doğum kliniği doğu tarafına, mezarlık ise şehrin batı tarafına inşa edilir. Doğanlar ve batanlar yani ölenler.
Ölümsüzlük suyuna gelince; Meryem'in kutsal kasesi, yahut o kaseden doğan çocuk, İsa'nın soyu ve suyu demektir. Masonlar iki gruba ayrılmışlardır. Birisi düşman takım, birisi dost takım. İşte 4 Haçlı askerinin Meryem annemize İsa'yı koruyacaklarına dair yemin edip söz vermiş olmaları üzerine onlar iyiler tarafındadır. Karşı taraf ise, İsa'yı ve Meryem'i yok edip insanlık soyunu tüketmeye çalışan, şeytan aleyhillane ile birlikte olan Lusifer soyu kötülerdir. İskender deli İskender ölümsüzlük suyunu aramış ömrü boyunca. O'nu da daha önceki vaazlarımızda, sohbetlerimizde ve makalelerimizde sanırım anlattık. İki suyun ve iki soyun birleştiği yerdir dedik. Hazreti Hızır ile Musa'nın ve Zuşa'nın buluştuğu yer, işte o iki soyun ve suyun birleştiği yerdir.
Bizim dinimizde peygamberler sülalesinde Hitamül enbiya olan, en son bayrak Peygamberimize verilmiştir. Peygamberimizin soyu Kerbela'da katledilmiştir. Sadece iki insan kalmıştır o soydan. Birisi Hasan Efendimiz'den olan Hz. Zeynep, birisi de Hüseyin Efendimiz'den olan Hz. Ali Zeynel Abidin. Bütün peygamber soyu artık bu iki çocuktan devam etmiştir. Onları Kerbela Faciası'ndan bir Türk anne kadın ta ki Ege Bölgesi'ne kadar kaçırmış gelmiş ve saklamıştır.
Peygamberimizden sonra halifelik sırasıyla Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali'ye geçtikten sonra, Ali'nin evlatları olan Hasan ve Hüseyin Efendimiz'den, Hasan Efendimiz halifeliği kabul etmemiştir ve O'na rağmen katledilmiştir. Hüseyin Efendimiz halifeliği yapmıştır. Toplam süreyi belli oranlar ile hesapladığımız zaman işte 1500 sene gibi bir seneye tevafuk eder. Bunu büyük bazda hesapladığımız zaman bu kadar sene eder. Ancak bunu masonlardan İrem Usta gibi birisi hesap edebilir, İslam alimlerinden de zamanın sahibi olan kimse hesap edebilir. Bu 1500 sene dolmaya yaklaştığı zaman, artık kutuplar çakışmış olur ve güneş doğduğu yerden batar hale gelir. Yani daha doğmadan ölen insanoğlu, o soyun ve suyun artık tükenmeye yüz tuttuğunu gösterir. İnsanoğlu sıfırı tüketmiş olur. Eğer oradan ileri geçemezse, şeytan ve kötüler galip gelmiş olur.
Burada hassas ve mühim nokta şudur: İnsan soyu, Hz. Adem'in evlatlarından bir kız ve bir oğlan şeklinde üremesiyle bu hale gelmiştir. O yüzden yeni portal açıldığında da insan soyu, eğer oradan ileri geçebilirse, yine bu son halifenin iki evladından, bir kız ve bir oğlandan ileri doğru gider. Bir vahdet-i vücut olan halife vardır. Bir de onun iki evladı, bir kız ve bir oğlu. Eğer kötüler yakalarsa, Kutsal Bakire Hz. Meryem'i öldürüp, İsa'yı öldürüp, Hızır'ı yakalayıp insan soyunu daha ileriye geçirmeden insanoğlunun soyunu bitirmeye çalışanlardır. Eğer o son iki insan yakalanmaz da ileri geçebilirse ve Hızır da yardım ederse, insan soyu yeni bir hayat ve zaman daha kazanmış olur. O iki çocuğun babası olan kimsenin (yani Halife-i Rûy-i Zemin'in) olduğu yer, işte güneşin doğduğu yerden battığı yerdir. Ölümsüzlük suyu da oradadır. Çünkü onun soyu suyudur.
Yeni portal açıldığında, geçit kapısı açıldığında, eski dünya batar yok olur. Yeni kurulan dünyada orada bir akar su vardır. O'nu ilk bulan kimse, eğer iyilerden olursa, oraya bir işaret koyar ki orası başlangıç noktasıdır. Yeni portalda doğu o tarafta ve 180 derece karşısı batıdır. İnsanlığın soyunun ilerlemesi oradan başlar ve oradaki tepe yeni Arafat'tır. O suyun başlangıç noktası ise yeni Müzdelife'dir. İlk zifaf yeri, o yerde sevgililer buluşur. Yani iki sevgili birleştiği zaman, zifaf ettiği zaman insan soyu ileri gider. Ve orası Kabe'dir, yeni Kabe ilk ev. Ama yeni portalda orası belki de sevgililerin buluştuğu, kaynaştığı bir piknik yeri olur. Orada bir su vardır. İşte o su, önceki vahdet-i vücudun halifenin suyunun aktığı yerdir. Yani Zemzem suyu. O su ölümsüzlük suyudur. İnsanlık soyunu ileriye taşıyan su odur. Bu suyu eğer iyiler bulursa, Hristiyanlıkta vaftiz denilen çocuk doğduğunda yıkanılan su, o öz sudandır. Onu iyiler ele geçirirse, işte onlar o su ile yeni doğan çocukları belli günden sonra bir seremoni ile yıkarlar. O su ile yıkanan kimseler Hz. İsa'nın gerçek soyu ve suyudur. Son dönence olunca, o soy cennete, yeni portala geçen kimseler olacaktır. Daha sonra da onlar kiliseye geldikçe, o sudan birkaç damla ile üzerlerine serpinerek o suyla kutsanırlar. Hristiyanlar bu soyun sadece İsa soyu olduğunu iddia ederler. Biz ise, bütün peygamber soyunun o soydan devam ettiğini, İsa'dan sonra da peygamberimizle bu soyun devam edip, O'ndan sonraki gelen halifeler ile o soyun son ucunun ve son meyvesinin de Hz. Mehdi olduğunu iddia ederiz.
İşte en son kimse Hz. Mehdi Aleyhisselam'dır. Peygamberimizin rivayet ettiği hadis doğru ise, O'ndan (Halife-i Rûy-i Zemin Hz. Mehdi'den) sonraki üçüncü kimse başaramayacaktır. Çünkü birincisi oğlandır (Zeynel Abidin), insan soyunu devam ettiren. İkincisi ise kızdır (Zeynep). İnsan soyu üç ile devam etmez, üçüncüsü zina edilen kadının çocuğudur, yani Lusifer çocuğudur. Çünkü iki soy, iyiler ile kötüler birleşmiştir. Gece ile gündüz, yaz ile kış, doğu ile batı artık bir olmuştur. Dualiteden sonra kesret, suyun ve soyun karıştığı yerdir. Üçüncü (Lusifer) çocuk bayrağı aldığı zaman, onun yakalanıp öldürülme ihtimali vardır. Aynı Hasan Efendimiz'in öldürülmesi gibi, o çocuk hakikati tam anlayamayacağı için, has evlat olmadığı için, o çocuk kötüler tarafından yakalanıp öldürülmeden işte portalın açılıp insanlığın ileriye taşınması gerekir. Bu son kalan kimse, portalın veyahut da deltoidin açılma vaktinin geldiğini alametini gösterir.
Deltoid meselesine gelince; başlangıçta doğu doğuda, batı batıdadır. Güneş doğudan doğup batıdan batar. Daha sonra zamanla kutuplar yer değiştirir. Bu 180 derecelik çizgi kendi içinde bükülme yapar, "W" oluşturur. Ters köşesinde ise, önceki vahdet-i vücudun ya da önceki Mehdi'nin ölümsüzlük suyunun bulunduğu delta geçidinin köşesi vardır. Bunu masonlar en iyi şekilde hesaplarlar ve her zamandaki bükülme yerine bir "W" koyarlar. Bu mesela günümüzde bir Volkswagen otomobil servisidir. Dönem her dönence nereye gelmiş, ona göre güneş batıdan doğacağı vakit tam olarak ne zamandır hesaplarlar. Gelecek çocuğun (Hz. Mehdi'nin) kim olduğunu, hatta burcuna, annesinin ismine, nerede ne zaman geleceğini dahi bilirler. Kötüler de bilir, iyiler gibi hesaplar bilirler. İyiler ona yardım için çalışırlar, kötüler de onu yakalayıp insanlık soyunu yok etmek için gayret sarf ederler. Ve bu önceki vahdet-i vücudun ya da Mehdi'nin bulunduğu deltoidin köşesinden bir "V" harfi çizince, aynı Alman Volkswagen logosundaki gibi double "W ve V" içindeki deltoid sembolü portal merkezidir. Bunları bildiklerinden simgeleriyle mason kolları hep bir şeyleri anlatırlar. Bilmeyenler bilmez, sadece uyuyanlar bilmez. Onlar uyanıklar, hepsi bilirler ve yerlerini de almışlardır bu savaşta. Her zaman yerlerinde hazır nazır beklemektedirler, gelecek olan Hz. Mehdi ve kurtarıcı olan İsa soyunu ya da peygamber soyunu. Birisi öldürmek için, birisi de onu kurtarıp insan soyunu ileriye taşımak için.
Bu hikaye günümüzde Alan Walker isimli şarkıcının kliplerinde anlatılır. Hatta onlar o çocuğun burcuna varıncaya kadar bilirler. Son üçüncü çocuğu da bilirler. Onun vakti gelince ona yardım edenler aralarında parola olarak "Dul karının oğluna yardım edin" (Yeni Hz. Meryem'in İsa'sı) parolasını kullanırlar. Ey üçüncü çocuk, bu parolayı unutma başın sıkışınca. Onun özelliklerini de bilirler. O (Hz. Mehdi) geldiği zaman onu zaten alametlerinden tanırlar. Hani Peygamberimiz gelmeden önce de Peygamberimizi alametlerinden tanıdıkları gibi, o soy aynen yine aynı özelliği taşıyıp, o kimse gelmeden onun özelliklerini bilirler, o kimseyi hep ararlar beklerler. Geldiği zaman da onu aynen Peygamberimizin hadisinde dediği gibi "O'nu (Hz. Mehdi'yi) evlatları gibi iyi bilirler, ama söylemezler."
Burada biz zamanın sahibiyiz ve bizim burcumuz Başak burcu. Başak burcu kimse çok titiz olduğu için ve ben erkek, yani o soydan kalan son iki çocuktan oğlan olan olduğum için ve bir de Başak burcu olduğum için, bizim çiçeğimiz, bizim köyün söylemiyle "Taşaklı kaynana" yani kaynana dili çiçeği diye bir kaktüs vardır. Dil gibidir. Alt tarafa resmini koyacağız inşallah bu makalemizde. Dikenleri vardır, yani o masaya falan konulmaz, cam önüne konulur. Etrafını yaklaşanı dalar geçer, dikenini batırır geçer. Öyle dikenli, kendini koruyan vahşi batı çiçeği, bizim çiçeğimiz. Bizi ararsanız bir dahaki tarafta, vahşi batıda arayın. Yani o suyu yeni portal açılırsa, bilin ki kaktüs çiçeğinin olduğu yerde olacak. Kaynana dili kaktüs çiçeğinin olduğu yerde olacak, unutmayın. Bu size ışık tutacak. Bu kainat kapandı mıydı, o zaman portal açıldığında, bu vaazımıza ulaşan kimseler dilden dile, elden ele ulaştırsın. Ölümsüzlük suyunun aktığı pınar, kaynana dili kaktüsünün olduğu yerde olacak inşallah.
O'na kaynana dili denmesinin sebebi de "taşaklı kaynana" demek, erkek kaynana demektir. Yani her şeye karışan erkek, erkek olup da titiz olduğu zaman her şeye karışan adam: "Şunu şuraya koy, bu neye burada, şu yanlış yapıyor, bak yanlış adım attı, suratı kararmış bu kesin bir nane yemiş" gibi her şeye, herkese, her yanlış gördüğü olaya müdahale eden kimsedir. Yani düzelten, doğrultan adam Hz. Mehdi. O yüzden dili pabuç gibidir. İşte kaktüs kaynana dili kaktüsü bu demektir. Bir de dikenlidir, yanına yoluna gelene dikenini batırır, ısırır, dalar geçer.
Başak burcu işte titizdir. "Er-Rauf" ismini öğrenmeyen kimse, Allah'ın Rauf ismini talim etmemiş kimse, Başak burcu olarak doğamaz. Başak burcu ise Rauf ismi, yani raflama sistemi veya hiyerarşik dosyalar oluşturmak ve koyduğunu aradığı yerde bulmak demektir. Her bilgiyi böyle hiyerarşi şeklinde dosyalayan kimse, yani beyin ve ana hafıza kartı, İmam-ı Mübin (En Büyük İmam) hafızası, kuvvetli ve hatırlayabiliyorsa (çocukluğunu, olayları vb.) işte onun Rauf isminde mahir olduğunu gösterir. Koyduğunu aradığı yerde bulan adam. Çünkü düzenli koymuş, düzenli yaşamış. Düzenli bir yere bir şey bıraktığı zaman işaret koyan kimse. İşte ilk ölümsüzlük suyunun olduğu yere ulaşan kimse, oraya bir işaret koysun. Öyle bir işaret koysun ki ikinci deltoide giden yolu göstersin. Bir dahaki geldiğinde orayı bulsun, bilsin. Ta ki bu ilk deltoidden son deltoide kadar böyle olsun. Son deltoidin yanına kutsal mabed yapılıp (Norveç Ambarı) onun içine her şeyden bir şey koysun. Ve bu mektubumuzun fake olanını, kötüler gelince kolayca bulacakları yere koyun. Orijinal ve doğru olanını da zor bulunacak bir zulaya koyun. Kutsal kesenin yanına koyulan o işareti anlamayanlar anlamasın. Çünkü kötüler peşimizde, düşman insan soyunu yok etmek için her an peşimizde. Rabbim o'nu (o kötüleri) amelinde muvaffak kılmasın. Oraya ilk iyiler ulaşırsa, iyiler iyilerin anlayacağı bir işaret koysun. Kötüler ulaşırsa iş işten çoktan geçmiştir zaten. Kötüler o'nu son İsa'yı bilip bulup Meryem'i de İsa'yı da öldüreceklerdir.
İşte son çocuğun yakalanıp ölme ihtimali olduğundan, Peygamberimizden rivayetle Hz. Mehdi'den sonraki üçüncü çocuk ve son çocuk bunu başaramayacak şeklinde ifade etmiştir. Rabb'im o çocuğa yardım etsin inşallah. O gün geldiğinde, yani onun ölmesi de, kalması da, yakalanması da portalın açılmasına sebeptir. Eğer yakalanırsa ileriye geçemez insan soyu ve kıyamet kopar. Bütün sistem yok edilir. Bilgisayarda da bu sistem var. Yani dosyalar vardır. Düzenli kimse dosyalarını düzenli şekilde oluşturur ve bir şeyi aradığı zaman tam da aradığı yerde bulur. Bu da Başak burcunun özelliğidir. Son asker hep Başak burcu olur, Merkür burcu yani.
Önemli Not: Portal, o iki ters deltanın çakıştığı noktadaki deltoidde açılır. Yani Alan Walker'in logosundaki ortadaki deltoid veya Volkswagen logosunda deltoid olan yerde açılır. İyi bir matematikçi buranın neresi olacağını hesap edebilir. Bunu onlar da bilirler. Deltoidin olduğu yere kutsal mabet yapılacaktır. Günümüzdeki teknolojiden, her canlıdan, bitkiden, taştan, topraktan ve her millet insanından (73,5) bir gen haritası ve emanetler oraya konacaktır. Kalktıkları zaman ilk bulan emanetleri bulur. Eğer emanetleri ele geçirirse kötüler, insanlık suyu ve soyu biter. Yeni portal açılacak yere yeni mabet yapılmalıdır. Özel emanetler yine yeni açılacak deltoidin yerine, o zamanın sahibi vahdet-i vücudun işareti ile oraya saklanır, yeni nesle oradan ulaştırılır. Çünkü sağ kalanlar, ilk kalkacak olanlar oradakiler olacaktır. Yani sidredekiler, Kabeciğin yanındakiler.
Önemli Not 2: Bu yazının bir nüshasının yanlışları düzeltilmeyecektir. O da düşmanlarımıza kilit olsun. Okuyanlar erişenler, bu yazıya ileriki nesil iletsin de ölümsüzlük suyunu aradıkları zaman bulmacayı kendileri çözsün. Buradaki fake olanındaki kilit yanlışları kötüler kendileri düzeltlesin.
SELAM EY ASKER!
BİZ İNSANLIĞI BURAYA KADAR TAŞIDIK,
SEN BUNLARI (BU HEDİYELERİMİZİ) AL VE
DAHA İLERİ BİR CENNET'E KADAR TAŞI.
Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 9 Temmuz 2021 Cuma
Kerahat Vakitleri Hangileridir?
Kerahat vakitleri üç ana vakittir:
Bu Vakitlerde Namaz Neden Kerih Görülmüştür?
Bu vakitlerin kerih görülmesinin temel sebebi, Mecusilerin (ateşe tapanlar) ve güneşe tapanların bu anlarda güneşe secde etmeleridir. Müslümanlar olarak onlara benzememek için bu vakitlerde namaz ve secde yasaklanmıştır.
Not: Hanefi mezhebinde secde esnasında parmakların açık tutulması da kerih görülmüştür. Çünkü Mecusiler secde ederken parmak aralarına mum alırlardı. Bu sebeple Hanefiler, başparmaklar hariç diğer dört parmağı bitişik tutarlar.
Kerahat Vakitleri Derece ve Açılarla Nasıl Anlaşılır?
Eski âlimler bu vakitleri “güneşin bir mızrak boyu yükselmesi” gibi ifadelerle tarif etmişlerdir. Günümüzde ise bu vakitler derece ve açı esas alınarak daha net hesaplanabilmektedir:
Kerahat Vakitlerinin Sağlık Üzerindeki Etkileri
Günümüz bilim insanları, bu vakitlerde güneşten gelen ultraviyole ve manyetik dalgaların insan vücudunda yorgunluk, bitkinlik ve halsizlik gibi etkiler oluşturduğunu tespit etmişlerdir. Sabah ezanında okunan:
"Essalâtü hayrun mine’n-nevm" (Namaz uykudan hayırlıdır)
ifadesi, aslında bu vakitte uykuda olmanın fiziksel olarak zararlı olabileceğine işaret etmektedir.
Ayrıca Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
"Güneş batarken uyuyan kimse belaya uğrar."
buyurmuştur. Buradaki bela, fiziksel bir zarardır; başa taş düşmesi veya köpek ısırması gibi değil, insan sağlığını olumsuz etkileyen dalgalara maruz kalmak anlamındadır.
Peygamberimiz (s.a.v.) Veda Hutbesi'nde şöyle buyurmuştur:
“Burada bulunanlar, söylediklerimi burada olmayanlara ulaştırsın. Zira belki sonra gelenler, bugünkülerden daha iyi anlayıp insanlara anlatırlar.”
Bugün fizik, biyoloji ve tıp alanındaki gelişmeler, bu hadislerin hikmetini daha iyi açıklamaktadır.
Kerahat Vakitleri Her Gün Aynı mıdır?
Hayır, kerahat vakitleri her gün değişir. Çünkü güneş her gün yaklaşık 2 dakika önce veya geç doğup batar. Bu nedenle kerahat vakitlerinin başlangıç ve bitiş saatleri de günlük olarak değişkenlik gösterir.
Seher Vakti ile Kerahat Vakti Arasındaki Fark Nedir?
Seher vakti, genellikle gece ile sabah arasındaki son dilim olarak bilinir ve kerahat vakti değildir. Seher vakti, tan yerinin ağarmaya başlamasıyla güneşin doğuşuna kadar olan mübarek zamandır. Bu vakit dua ve ibadet için en faziletli zamanlardan biridir.
Seher Vaktinin Zamanı Nasıl Hesaplanır?
Seher vakti, iki ana dilimde değerlendirilir:
Özet
Bu Bir Karaoğlan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesi
Kerahat vakitleri üç ana vakittir:
- Güneşin Doğuşu Anı ve Sonrası (İşrak Vakti)
Güneş doğduktan sonra ışınları yeryüzüne 45 derecelik açıyla ulaşıncaya kadar geçen süredir. Bu vakit, güneşin doğuşundan yaklaşık 45 dakika sonrasına kadar devam eder.
- Güneşin Tam Tepede Olduğu An (Zeval Vakti)
Güneş ışınlarının yeryüzüne 90 derece dik açıyla düştüğü andır. Bu vakit, güneşin tam tepe noktasında olduğu yaklaşık 15 dakikalık süreyi kapsar.
- Güneşin Batmaya Başladığı An (Gurub Vakti)
Güneş ışınlarının yeryüzüne 135 derecelik açıyla gelmeye başlamasından, güneş tamamen batıncaya kadar geçen süredir.
Bu Vakitlerde Namaz Neden Kerih Görülmüştür?
Bu vakitlerin kerih görülmesinin temel sebebi, Mecusilerin (ateşe tapanlar) ve güneşe tapanların bu anlarda güneşe secde etmeleridir. Müslümanlar olarak onlara benzememek için bu vakitlerde namaz ve secde yasaklanmıştır.
Not: Hanefi mezhebinde secde esnasında parmakların açık tutulması da kerih görülmüştür. Çünkü Mecusiler secde ederken parmak aralarına mum alırlardı. Bu sebeple Hanefiler, başparmaklar hariç diğer dört parmağı bitişik tutarlar.
Kerahat Vakitleri Derece ve Açılarla Nasıl Anlaşılır?
Eski âlimler bu vakitleri “güneşin bir mızrak boyu yükselmesi” gibi ifadelerle tarif etmişlerdir. Günümüzde ise bu vakitler derece ve açı esas alınarak daha net hesaplanabilmektedir:
- Sabah kerahat vakti: Güneş doğduktan sonra 45 dereceye ulaşana kadar olan süredir.
- Zeval vakti: Güneşin tam tepede olduğu 90 derece anıdır ve yaklaşık 15 dakika sürer.
- İkindi kerahat vakti: Güneş 135 derece açıyla batmaya başladığı andan itibaren 180 derece (tam batış) anına kadar olan süredir.
Kerahat Vakitlerinin Sağlık Üzerindeki Etkileri
Günümüz bilim insanları, bu vakitlerde güneşten gelen ultraviyole ve manyetik dalgaların insan vücudunda yorgunluk, bitkinlik ve halsizlik gibi etkiler oluşturduğunu tespit etmişlerdir. Sabah ezanında okunan:
"Essalâtü hayrun mine’n-nevm" (Namaz uykudan hayırlıdır)
ifadesi, aslında bu vakitte uykuda olmanın fiziksel olarak zararlı olabileceğine işaret etmektedir.
Ayrıca Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
"Güneş batarken uyuyan kimse belaya uğrar."
buyurmuştur. Buradaki bela, fiziksel bir zarardır; başa taş düşmesi veya köpek ısırması gibi değil, insan sağlığını olumsuz etkileyen dalgalara maruz kalmak anlamındadır.
Peygamberimiz (s.a.v.) Veda Hutbesi'nde şöyle buyurmuştur:
“Burada bulunanlar, söylediklerimi burada olmayanlara ulaştırsın. Zira belki sonra gelenler, bugünkülerden daha iyi anlayıp insanlara anlatırlar.”
Bugün fizik, biyoloji ve tıp alanındaki gelişmeler, bu hadislerin hikmetini daha iyi açıklamaktadır.
Kerahat Vakitleri Her Gün Aynı mıdır?
Hayır, kerahat vakitleri her gün değişir. Çünkü güneş her gün yaklaşık 2 dakika önce veya geç doğup batar. Bu nedenle kerahat vakitlerinin başlangıç ve bitiş saatleri de günlük olarak değişkenlik gösterir.
Seher Vakti ile Kerahat Vakti Arasındaki Fark Nedir?
Seher vakti, genellikle gece ile sabah arasındaki son dilim olarak bilinir ve kerahat vakti değildir. Seher vakti, tan yerinin ağarmaya başlamasıyla güneşin doğuşuna kadar olan mübarek zamandır. Bu vakit dua ve ibadet için en faziletli zamanlardan biridir.
Seher Vaktinin Zamanı Nasıl Hesaplanır?
Seher vakti, iki ana dilimde değerlendirilir:
- Sabah Seheri: Gece ile sabah arasındaki son dilimdir.
- İkindi Seheri: Güneşin batışıyla diğer yarım küredeki gün doğumuna denk gelen zaman dilimidir.
- Dünya üzerinde bir merkez noktası belirlenir.
- O bölgede ikindi vaktinin giriş açısı (örneğin 45 derece) baz alınır.
- Bu noktadan geçen bir çizgi, dünyanın diğer ucuna 180 derecelik bir çizgi olarak yansıtılır.
- Bu çizgi ile güneşin batış açısının oluşturduğu kesişimler, hem ikindi seherini hem de sabah seherini gösterir.
Özet
- Kerahat vakitleri: Güneşin doğuşu, tam tepe noktası ve batış anı olmak üzere üç vakittir.
- Bu vakitlerde namaz ve secde mekruhtur.
- Sebebi, ateş ve güneş tapanlara benzememek içindir.
- Günümüzde bu vakitler derece ve açı ile net olarak hesaplanabilir.
- Bu vakitlerde uyumak veya ibadet etmek, sağlık açısından da olumsuz etkiler taşır.
- Seher vakti kerahat vakti değildir, aksine en faziletli ibadet zamanlarındandır.
- Kerahat vakitleri her gün değişir ve coğrafi konuma göre farklılık gösterir.
Bu Bir Karaoğlan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesi
Hz. ALi Efendimizin isimlerinden Birisi Olan “HAYDAR-I KERAR” Ne Demektir?
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in sevgili kızı Hz. Fâtıma kendi işini kendisi görürdü. Bundan hiç şikâyet etmezdi. Fakat el değirmeninde un öğütmek ona zor geliyordu. Hz. Ali de kuyudan su çekmekten yoruluyordu. Zaman zaman Medine’ye harp esirlerinin geldiğini, Peygamber Aleyhisselâm’ın da bunları bazı ihtiyaç sahiplerine hizmetçi olarak verdiğini görünce bir yardımcı da kendileri için istemeye karar verdiler. Bir gün Medine’ye yeni bir esirin geldiğini haber alan Hz. Fâtıma kalkıp babasının yanına gitti. Fakat onu evde bulamadı. Ziyaret maksadını Hz Âişe’ye anlatarak babası eve gelince ona dileğini açmasını rica etti. O gün Resûl-i Ekrem Efendimiz eve biraz geç geldi. Kızının isteğini öğrenince, vaktin geç olduğuna bakmadan kalkıp onun evine gitti. Hz. Ali ile Hz. Fâtıma henüz istirahate çekilmişlerdi ki, Peygamber Aleyhisselâm’ın içeri girmek için izin isteyen sesini duyunca hemen buyur ettiler. Resûlullah Efendimiz onların yataktan kalkmalarına bile izin vermeden aralarına gelip oturdu. Doğrudan meseleye girerek o gün gelen esiri kendilerine veremeyeceğini, onun parasıyla Mescid-i Nebevî’de yatıp kalkan fakir müslümanların ihtiyaçlarını temin edeceğini söyledi. Sonra da onlara ondan daha hayırlı olan zikiri ve Haydar Kılıcını Hz Ali ile Fatmaya Verir (33 lü tesbih 33 lü tabanca 33 lü 33 lü cop 33 lü kılıç zeker defalarca ca 33 lüsünü kafirlere sokup çıkaran adam) hadisimizdeki duayı tavsiye buyurdu ve bu duayı okumanın onlar için bir hizmetçiden daha hayırlı olacağını belirtti. Böylece dünya sıkıntılarının gelip geçici, âhiret hazırlığı yapmanın daha önemli olduğuna işaret buyurdu. Bizim Zikir tesbihimiz ondan 99 lu değil 2×33 ve ortada 2×17=34 lüdür, tesbihatın sırası biz Türklerin okuduğu gibidir, fakat tesbihdeki yeri sağda ve başta sübahanallah, sonda elhamdülillah ve ortdakiler ilede Allahuekber zikredilir.
Hz. Fatıma’nın (s.a) Tesbihatı
(Arapça: تسبيح الزهراء عليها السلام), “Allahu Ekber” zikrinin 34 kere, “el-Hamdulillah” ve “Subhanallah” zikirlerinin ise, 33 kere söylendiği zikirlerinin bütününe denir. Nakledilen rivayetlere göre bu zikri, Hz. Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.a) Hz. Fatıma’ya (s.a) öğretmiştir. Hadis kaynaklarında günlük farz namazların ardından söylenmesi önemle vurgulanmıştır.
Müslümanlar namazdan sonra bu 99 lu yahut 3 33 lü (34. Hz Ali) zikre devam ettikce o Kılıç ve Hz Ali Sağ ve dimdik ayaktadır unutma müslüman.
Hz. Ali o günden sonra bu zikri hiç ihmâl etmediğini söylerdi. Bunu duyan biri, Hz. Ali’ye, hayatındaki en önemli olaylardan biri olan Sıffîn Savaşı’nı hatırlatarak:
– Sıffîn gecesinde de mi okudun? diye sordu. Hz. Ali:
– Evet, Sıffîn gecesinde de okudum, diye cevap verdi (Müslim, Zikr 80).
İşte ashâb-ı kirâm böyleydi. Resûlullah Efendimiz’in kendilerine bu yöndeki tavsiyelerini bir ganimet kabul ederlerdi. Hayatlarını dua ve zikirlerle mânalandırmaya çalışırlardı.
Hadisin bazı rivayetlerinde bu üç zikirden birinin otuz dört defa söylenmesi tavsiye edilmiş ise de, her birinin otuz üçer defa söylenmesine dair rivayet daha fazla yaygınlık kazanmıştır.
Tesbihatı Söylemenin Şartları
Hz. Zehra (s.a) tesbihatını söylemenin şartları vardır:
İlk olarak sayısında eksiltme ve artırma yapılmamalıdır. Şöyle ki sıralama ve sayı şu şekilde olmalıdır: ilk olarak “Allahu Ekber” 34 defa söylenmeli, sonra “el-Hamdulillah” 33 defa ve son olarak 33 defa “Subhanallah” denmelidir. Dolayısıyla müstahap bir amel olsa bile, sayısında eksiltme ve azaltma olmadan olduğu gibi söylenmelidir.
İkinci olarak: zikir söylendiğinde kalp huzuruyla bir seyir izlenmelidir. Önce “Allahu Ekber” ile manevi bir seyir takınılmalı, ardından “el-Hamdulillah” ve “Subhanallah” ile başka bir manevi seyir.
Üçüncü olarak: Tesbih namazdan hemen sonra olmalıdır. Şöyle ki namaz bittikten sonra, insan duruşunu değiştirmeden ve farklı bir hale geçmeden söylemelidir. Başka bir ifadeyle, teşehhüt ve selamla namaz bitirilmeli ve başka bir şeye geçmeden Hz. Zehra’nın (s.a) tesbihini söylemelidir. Sayıların sırrı ve tesbih zikrinin niteliğinin namaz bittikten hemen sonra olmasının, başka bir anda olmayan bir hesabı vardır. Bunun delili İmam Sadık’tan (a.s) nakledilen bir rivayette geçmektedir. İmam (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Kim farz namazlarda selam verdikten sonra, yerinden hareket etmeden Allah’ı “Fatıma tesbihi” ile tesbih ederse, Allah o kimseyi bağışlar. Tesbihe “Allahu Ekber” zikri ile başlamak gerekir.”
Dördüncü olarak: Hz. Zehra (s.a) tesbihinde muvalat (peş peşe gelmesi) şarttır. Şöyle ki zikirler ara verilmeden, kesintisiz olarak söylenmeli ve tesbih sırasında farklı şeylerin söylenmesi veya başka işlerle meşgul olunması, tesbihin arasına fasıla girmesine neden olur. Dolayısıyla bundan uzak durulmalı ve kaçınılmalıdır. Tesbihi birleşik ve ara vermeden söylemenin kendisine özgü sır ve şifresi vardır ki bu işin ehli onu bilmektedir. Nitekim Merhum Kuleyni (r.a) “Füru-u Kâfi” kitabında Muhammed b. Cafer’den şöyle rivayet etmektedir: “İmam Sadık (a.s) Hz. Fatıma tesbihini muttasıl ve aralıksız olarak söylemekte ve onu başka bir şeyle bölmemekteydi.”
Bu konuda internette şu makaleye de rastaldım ve alta ekledim
Haydar-ı Kerrar Ne Demek
Haydar-ı Kerrar Hz. Alinin en önemli vasıflarından birisidir. Kerrar, bir kelime olsa da, bir nitelik belirtilmek için Hz. Ali için kullanılmıştır. Kelime manası olarak ‘Tekrar Eden, tekrarlayan’ manasına gelir.
Geniş açarsak, Hz. Ali sürekli, geri adım atmadan, tekrar tekrar haklının yanında durmuştur. Yaşadığı tüm zamanlarda geri adım atmadan masum ve mazlumların yanında olmuş, kerelerce, yani defalarca haksızlıkla savaşmış olmasından dolayı ‘Haydar-ı Kerrar’ lakabını almıştır.
Haydar-ı Kerrar Manası
Haydar kelimesi ise ise üstün, cesur, yiğit, korkusuz anlamına gelir. Bütünlük içinde bakarsak Kerrar vasfının en üstünü gibi anlaşılabilir.
Haydar-ı Kerrar sıfatı da bir sıfat olarak Hz Ali’ye, bu vasıflarından dolayı Hz. Muhammed tarafından verilmiştir. birçok kaynakta Hz Muhammed Hayber Kalesinin fethinin son günü beyaz sancağı Hz Ali’ye vermiş ona bir zırh giydirmiş ve “”Allah, sana fetih nasip edinceye kadar savaş. Sakın arkana dönme.” Diye emretmiştir. Hz Ali bu sözün üzerine Hayber Kalesinin fethini gerçekleştirmiştir. Daha önce sancağı alarak kaleyi fethe giden ancak fethedemeden geri dönenler çok olduğu için bu fetihten sonra Hz Ali’ye “ Haydar-ı Kerrar ” denmiştir.
Bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesi
Schrems, 04.06.2021
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in sevgili kızı Hz. Fâtıma kendi işini kendisi görürdü. Bundan hiç şikâyet etmezdi. Fakat el değirmeninde un öğütmek ona zor geliyordu. Hz. Ali de kuyudan su çekmekten yoruluyordu. Zaman zaman Medine’ye harp esirlerinin geldiğini, Peygamber Aleyhisselâm’ın da bunları bazı ihtiyaç sahiplerine hizmetçi olarak verdiğini görünce bir yardımcı da kendileri için istemeye karar verdiler. Bir gün Medine’ye yeni bir esirin geldiğini haber alan Hz. Fâtıma kalkıp babasının yanına gitti. Fakat onu evde bulamadı. Ziyaret maksadını Hz Âişe’ye anlatarak babası eve gelince ona dileğini açmasını rica etti. O gün Resûl-i Ekrem Efendimiz eve biraz geç geldi. Kızının isteğini öğrenince, vaktin geç olduğuna bakmadan kalkıp onun evine gitti. Hz. Ali ile Hz. Fâtıma henüz istirahate çekilmişlerdi ki, Peygamber Aleyhisselâm’ın içeri girmek için izin isteyen sesini duyunca hemen buyur ettiler. Resûlullah Efendimiz onların yataktan kalkmalarına bile izin vermeden aralarına gelip oturdu. Doğrudan meseleye girerek o gün gelen esiri kendilerine veremeyeceğini, onun parasıyla Mescid-i Nebevî’de yatıp kalkan fakir müslümanların ihtiyaçlarını temin edeceğini söyledi. Sonra da onlara ondan daha hayırlı olan zikiri ve Haydar Kılıcını Hz Ali ile Fatmaya Verir (33 lü tesbih 33 lü tabanca 33 lü 33 lü cop 33 lü kılıç zeker defalarca ca 33 lüsünü kafirlere sokup çıkaran adam) hadisimizdeki duayı tavsiye buyurdu ve bu duayı okumanın onlar için bir hizmetçiden daha hayırlı olacağını belirtti. Böylece dünya sıkıntılarının gelip geçici, âhiret hazırlığı yapmanın daha önemli olduğuna işaret buyurdu. Bizim Zikir tesbihimiz ondan 99 lu değil 2×33 ve ortada 2×17=34 lüdür, tesbihatın sırası biz Türklerin okuduğu gibidir, fakat tesbihdeki yeri sağda ve başta sübahanallah, sonda elhamdülillah ve ortdakiler ilede Allahuekber zikredilir.
Hz. Fatıma’nın (s.a) Tesbihatı
(Arapça: تسبيح الزهراء عليها السلام), “Allahu Ekber” zikrinin 34 kere, “el-Hamdulillah” ve “Subhanallah” zikirlerinin ise, 33 kere söylendiği zikirlerinin bütününe denir. Nakledilen rivayetlere göre bu zikri, Hz. Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.a) Hz. Fatıma’ya (s.a) öğretmiştir. Hadis kaynaklarında günlük farz namazların ardından söylenmesi önemle vurgulanmıştır.
Müslümanlar namazdan sonra bu 99 lu yahut 3 33 lü (34. Hz Ali) zikre devam ettikce o Kılıç ve Hz Ali Sağ ve dimdik ayaktadır unutma müslüman.
Hz. Ali o günden sonra bu zikri hiç ihmâl etmediğini söylerdi. Bunu duyan biri, Hz. Ali’ye, hayatındaki en önemli olaylardan biri olan Sıffîn Savaşı’nı hatırlatarak:
– Sıffîn gecesinde de mi okudun? diye sordu. Hz. Ali:
– Evet, Sıffîn gecesinde de okudum, diye cevap verdi (Müslim, Zikr 80).
İşte ashâb-ı kirâm böyleydi. Resûlullah Efendimiz’in kendilerine bu yöndeki tavsiyelerini bir ganimet kabul ederlerdi. Hayatlarını dua ve zikirlerle mânalandırmaya çalışırlardı.
Hadisin bazı rivayetlerinde bu üç zikirden birinin otuz dört defa söylenmesi tavsiye edilmiş ise de, her birinin otuz üçer defa söylenmesine dair rivayet daha fazla yaygınlık kazanmıştır.
Tesbihatı Söylemenin Şartları
Hz. Zehra (s.a) tesbihatını söylemenin şartları vardır:
İlk olarak sayısında eksiltme ve artırma yapılmamalıdır. Şöyle ki sıralama ve sayı şu şekilde olmalıdır: ilk olarak “Allahu Ekber” 34 defa söylenmeli, sonra “el-Hamdulillah” 33 defa ve son olarak 33 defa “Subhanallah” denmelidir. Dolayısıyla müstahap bir amel olsa bile, sayısında eksiltme ve azaltma olmadan olduğu gibi söylenmelidir.
İkinci olarak: zikir söylendiğinde kalp huzuruyla bir seyir izlenmelidir. Önce “Allahu Ekber” ile manevi bir seyir takınılmalı, ardından “el-Hamdulillah” ve “Subhanallah” ile başka bir manevi seyir.
Üçüncü olarak: Tesbih namazdan hemen sonra olmalıdır. Şöyle ki namaz bittikten sonra, insan duruşunu değiştirmeden ve farklı bir hale geçmeden söylemelidir. Başka bir ifadeyle, teşehhüt ve selamla namaz bitirilmeli ve başka bir şeye geçmeden Hz. Zehra’nın (s.a) tesbihini söylemelidir. Sayıların sırrı ve tesbih zikrinin niteliğinin namaz bittikten hemen sonra olmasının, başka bir anda olmayan bir hesabı vardır. Bunun delili İmam Sadık’tan (a.s) nakledilen bir rivayette geçmektedir. İmam (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Kim farz namazlarda selam verdikten sonra, yerinden hareket etmeden Allah’ı “Fatıma tesbihi” ile tesbih ederse, Allah o kimseyi bağışlar. Tesbihe “Allahu Ekber” zikri ile başlamak gerekir.”
Dördüncü olarak: Hz. Zehra (s.a) tesbihinde muvalat (peş peşe gelmesi) şarttır. Şöyle ki zikirler ara verilmeden, kesintisiz olarak söylenmeli ve tesbih sırasında farklı şeylerin söylenmesi veya başka işlerle meşgul olunması, tesbihin arasına fasıla girmesine neden olur. Dolayısıyla bundan uzak durulmalı ve kaçınılmalıdır. Tesbihi birleşik ve ara vermeden söylemenin kendisine özgü sır ve şifresi vardır ki bu işin ehli onu bilmektedir. Nitekim Merhum Kuleyni (r.a) “Füru-u Kâfi” kitabında Muhammed b. Cafer’den şöyle rivayet etmektedir: “İmam Sadık (a.s) Hz. Fatıma tesbihini muttasıl ve aralıksız olarak söylemekte ve onu başka bir şeyle bölmemekteydi.”
Bu konuda internette şu makaleye de rastaldım ve alta ekledim
Haydar-ı Kerrar Ne Demek
Haydar-ı Kerrar Hz. Alinin en önemli vasıflarından birisidir. Kerrar, bir kelime olsa da, bir nitelik belirtilmek için Hz. Ali için kullanılmıştır. Kelime manası olarak ‘Tekrar Eden, tekrarlayan’ manasına gelir.
Geniş açarsak, Hz. Ali sürekli, geri adım atmadan, tekrar tekrar haklının yanında durmuştur. Yaşadığı tüm zamanlarda geri adım atmadan masum ve mazlumların yanında olmuş, kerelerce, yani defalarca haksızlıkla savaşmış olmasından dolayı ‘Haydar-ı Kerrar’ lakabını almıştır.
Haydar-ı Kerrar Manası
Haydar kelimesi ise ise üstün, cesur, yiğit, korkusuz anlamına gelir. Bütünlük içinde bakarsak Kerrar vasfının en üstünü gibi anlaşılabilir.
Haydar-ı Kerrar sıfatı da bir sıfat olarak Hz Ali’ye, bu vasıflarından dolayı Hz. Muhammed tarafından verilmiştir. birçok kaynakta Hz Muhammed Hayber Kalesinin fethinin son günü beyaz sancağı Hz Ali’ye vermiş ona bir zırh giydirmiş ve “”Allah, sana fetih nasip edinceye kadar savaş. Sakın arkana dönme.” Diye emretmiştir. Hz Ali bu sözün üzerine Hayber Kalesinin fethini gerçekleştirmiştir. Daha önce sancağı alarak kaleyi fethe giden ancak fethedemeden geri dönenler çok olduğu için bu fetihten sonra Hz Ali’ye “ Haydar-ı Kerrar ” denmiştir.
Bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesi
Schrems, 04.06.2021
Lokman Hekim Kimdir? Ne Yapmıştır? Kimlere Lokman Hekim Ünvanı Verilir?
‚Lokman Hekim‘ Kuranda Lokman Suresinde Geçen ve, Allahu Teala, Nasıl Süleyman Peygambere hayvanlarin dilini mucize olarak ögrettiyse, işte Lokman Peygamberine de, Bitkilerin dilini ögretmis, ve Lokman aleyhisselam, her bitki ile konusup, bizzat bitkinin keindisinden, o‘nun faydaları ve zarararları nelerdir, kendisi bizzat öğrenip tatbik etmiş, ve birde bunu gelecek nesillere aktarmak için de herbirini resmetmiş, ve anlatmış olan, ulul azim bir Peygamberdir, inbni Sina’nin kitabında yer alan bilgiler O‘nun kitabından alıntıdır sadece, ibni Sina kendisinin hastalıktan kurtaramyıp ölen birisidir O’nda lokmanlık olsa derdine derman bulurdu, O‘nun bilgileri lokman kitabından çalintıdır sadece. Ve dünyada bu gürevi üstlenmiş Allah dostları vardır onlar o peygamber Hz Lomanın misarsını devralmışlardır. Ve onlarda yani lokman gibi bitkilerin dilini bilirler yer yer keramet gösterip insanlara bu konuda faydalı olurlar. Bu kimselere Toplum arasında „Lokman Hekim„ Lakabı verilmiştir işte.
internet armamda Hürriyet gazetesinde bu kionuda şöyle bir makaleye rastladım ve bu konunun altına onu da ekliyorum.
Lokman Hekim kimdir? Lokman Hekim hakkında merak edilenler
Efsanevi bir kişilik olan Lokman’ın kimliği ile ilgili tefsir kitaplarında çok farklı anlatımlar tefsir yazarlarının değişik kaynaklardan duyumsadıkları görüşlerini yansıtır ve birbirlerinden farklı kimlik ve soy bilgileri bu kaynaklarda yer alır. İslami düşünür Muhammed Esed’e göre Lokman tıpkı Hızır gibi kurgusal bir kişiliktir. İşte, Lokman Hekim hakkında merak edilenler.
Lokman veya Lokman Hekim, Kur’an’da ve halk efsanelerinde bahsi geçen, hikmet sahibi olduğuna inanılan kişi. Lokman Hekim’in İslam’a göre peygamber olduğuna dair iddialar bulunmakla beraber İslam alimlerinin genel görüşü peygamber olmadığı yönündedir. Kur’an’da Lokman Hekim’den Lokman Suresi’nde bahsedilir.
Lokman’ın ölümsüzlük iksirini bulduğu ancak formülünü kaybettiğine dair efsaneler mevcuttur. Formülü nasıl kaybettiği ise değişik kaynaklarda değişik şekillerde anlatılır. Bir efsaneye göre içinde ölümsüzlük iksiri bulunan şişeyi köprüden geçerken düşürüp kaybetmiş, bir başka efsaneye göre ise eline yazdığı ölümsüzlük formülü yağmurda silinmiştir. Bir rivayete göre de iksir, Allah’ın emriyle Cebrail tarafından yok edilmiştir.
Bir rivayete göre Davud Lokman’a bir koyun kesmesini ve kendisine en iyi yerinden iki parça et getirmesini söyler. Lokman koyunun yüreğini ve dilini getirir. Başka bir gün Davud kendisine koyunun en kötü yerinden iki parça et getirmesini söyler. Lokman yine yüreğini ve dilini getirir. Davud neden böyle yaptığını sorunca Lokman şöyle cevap verir: “İyilik için kullanıldığında yürekten ve dilden daha iyi bir şey yoktur. Kötülük için kullanıldığında da yürekten ve dilden daha kötü bir şey yoktur.
Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems,25.05.2021
‚Lokman Hekim‘ Kuranda Lokman Suresinde Geçen ve, Allahu Teala, Nasıl Süleyman Peygambere hayvanlarin dilini mucize olarak ögrettiyse, işte Lokman Peygamberine de, Bitkilerin dilini ögretmis, ve Lokman aleyhisselam, her bitki ile konusup, bizzat bitkinin keindisinden, o‘nun faydaları ve zarararları nelerdir, kendisi bizzat öğrenip tatbik etmiş, ve birde bunu gelecek nesillere aktarmak için de herbirini resmetmiş, ve anlatmış olan, ulul azim bir Peygamberdir, inbni Sina’nin kitabında yer alan bilgiler O‘nun kitabından alıntıdır sadece, ibni Sina kendisinin hastalıktan kurtaramyıp ölen birisidir O’nda lokmanlık olsa derdine derman bulurdu, O‘nun bilgileri lokman kitabından çalintıdır sadece. Ve dünyada bu gürevi üstlenmiş Allah dostları vardır onlar o peygamber Hz Lomanın misarsını devralmışlardır. Ve onlarda yani lokman gibi bitkilerin dilini bilirler yer yer keramet gösterip insanlara bu konuda faydalı olurlar. Bu kimselere Toplum arasında „Lokman Hekim„ Lakabı verilmiştir işte.
internet armamda Hürriyet gazetesinde bu kionuda şöyle bir makaleye rastladım ve bu konunun altına onu da ekliyorum.
Lokman Hekim kimdir? Lokman Hekim hakkında merak edilenler
Efsanevi bir kişilik olan Lokman’ın kimliği ile ilgili tefsir kitaplarında çok farklı anlatımlar tefsir yazarlarının değişik kaynaklardan duyumsadıkları görüşlerini yansıtır ve birbirlerinden farklı kimlik ve soy bilgileri bu kaynaklarda yer alır. İslami düşünür Muhammed Esed’e göre Lokman tıpkı Hızır gibi kurgusal bir kişiliktir. İşte, Lokman Hekim hakkında merak edilenler.
Lokman veya Lokman Hekim, Kur’an’da ve halk efsanelerinde bahsi geçen, hikmet sahibi olduğuna inanılan kişi. Lokman Hekim’in İslam’a göre peygamber olduğuna dair iddialar bulunmakla beraber İslam alimlerinin genel görüşü peygamber olmadığı yönündedir. Kur’an’da Lokman Hekim’den Lokman Suresi’nde bahsedilir.
Lokman’ın ölümsüzlük iksirini bulduğu ancak formülünü kaybettiğine dair efsaneler mevcuttur. Formülü nasıl kaybettiği ise değişik kaynaklarda değişik şekillerde anlatılır. Bir efsaneye göre içinde ölümsüzlük iksiri bulunan şişeyi köprüden geçerken düşürüp kaybetmiş, bir başka efsaneye göre ise eline yazdığı ölümsüzlük formülü yağmurda silinmiştir. Bir rivayete göre de iksir, Allah’ın emriyle Cebrail tarafından yok edilmiştir.
Bir rivayete göre Davud Lokman’a bir koyun kesmesini ve kendisine en iyi yerinden iki parça et getirmesini söyler. Lokman koyunun yüreğini ve dilini getirir. Başka bir gün Davud kendisine koyunun en kötü yerinden iki parça et getirmesini söyler. Lokman yine yüreğini ve dilini getirir. Davud neden böyle yaptığını sorunca Lokman şöyle cevap verir: “İyilik için kullanıldığında yürekten ve dilden daha iyi bir şey yoktur. Kötülük için kullanıldığında da yürekten ve dilden daha kötü bir şey yoktur.
Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems,25.05.2021
Geri Döndüren Gök – Merkür Retrosu – Ümmü Seleme – Bir Kadının Lafına Bakan Geri Dönen Peygamber Muhammed
Muâhedenin bitmesinden sonra Süheyl, oğlunu alıp sevinç ve memnûniyet içinde Mekke’ye dönerken, Allâh Resûlü de ashâb-ı güzîne şöyle buyurdu:
“–Haydi, artık kurbanlarınızı kesiniz ve başlarınızı tıraş ediniz!..”
Fakat sahâbe-i kirâmdan hiç kimse bu emri yerine getirmek için yerinden kalkmadı. Onlar, sırrını çözemedikleri bir meselenin sisleri arasında mahzûn ve mağmûm idiler. Hazret-i Peygamber, emrini üç kez tekrarladı. Yine kimse yerinden kımıldamadı. Bu aslâ bir isyan değil, Kâbe’yi ziyâret iştiyâkının yürekleri yakması netîcesinde, daha yeni yapılmış bulunan ahitnâmenin iptâli için küçük bir ümîd bekleyişi idi. Yoksa her biri daha bir gün evvel:
“−Allâh Resûlü’nün gönlünde ne murâdı varsa, onun üzerine bey’at ediyorum.” diyerek Peygamber Efendimiz’e bağlılık ve itaat yemini etmişti.
Ashâbının bu hareketsizliği karşısında Allâh Resûlü son derece mahzûn oldular. Kederli bir şekilde kıymetli zevcesi Ümmü Seleme’nin çadırına gittiler. Durumu Ümmü Seleme’ye bildirdiklerinde mübârek annemiz, Allâh Resûlü’nü tesellî ederek şu sözleri söyledi:
“–Ey Allâh’ın Resûlü! Siz, ashâbınıza hiçbir şey söylemeden kurbanlarınızı kesiniz, tıraşınızı olunuz! Bu durumda, onlar kendilerine güç gelen bir ağırlığın altında mahzûn olsalar da, sizin yaptığınıza tâbî olacaklardır, onları mâzur görünüz!”
Bu istişâreden sonra çadırından çıkan Hazret-i Peygamber, konuşulduğu gibi hareket etti. Bu hâli gören ashâb, muâhedenin değişmeyeceğini anladılar ve hepsi Resûlullâh’nün yaptıklarına tâbî oldular. Kurbanlarını kestiler, saçlarını tıraş ettirdiler. Bu hâdiseyi müşâhede eden Ümmü Seleme:
“–Müslümanlar kurbanlıklara doğru öyle bir sıçradılar ki, birbirlerini ezeceklerinden korktum.” demiştir.
(Buhârî, Şurût, 15; Ahmed, IV, 326, 331; Vâkidî, II, 613)
Resûlullâh ile ashâbı kurbanlarını kesip tıraş olduktan sonra, Allâh Teâlâ bir kasırga gönderdi. Ashâbın saçlarını havalandırıp Harem içine savurdu. Sahâbîler, bunu umrelerinin kabûlüne bir işâret saydılar.[8] Bunun ardından da Medîne’ye hareket edildi.
Bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesi
Schrems, 17.05.2021
![[Resim: 1ec8c47d4f.png]](https://uploadpro.ra3.org/uploads/images/1ec8c47d4f.png)
Raşit Tuncan'ın Portfolyo Sayfası

https://ra3.org/
![[Resim: 72bb8aee16.png]](https://uploadpro.ra3.org/uploads/images/72bb8aee16.png)
Raşit Tuncan'ın WBB Woltlab Scriptli Forum Sayfası Denemesi

https://redpower.ra3.org/
![[Resim: 0de2b9ceb9.png]](https://uploadpro.ra3.org/uploads/images/0de2b9ceb9.png)
Raşit Tuncan'ın SMF Scriptli Forum Sayfası Denemesi

https://forum.ra3.org/
![[Resim: 9b0f09c251.png]](https://uploadpro.ra3.org/uploads/images/9b0f09c251.png)
Raşit Tuncan'ın sites.google.com daki Raşidi Yolu Sayfası
Raşidîn Yolu - Nedir

https://sites.google.com/view/rashidiyolu/
![[Resim: 724e998a89.png]](https://uploadpro.ra3.org/uploads/images/724e998a89.png)
Raşit Tuncan'ın rashidiyolu.hpage.com Sayfası
Raşidîn Yolu - Nedir

https://rashidiyolu.hpage.com/
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
MEVLANA'DAN

